Zamanın bir sermaye olarak kula verildiği bir dünyada, aynı zaman güneşte eriyen bir buz misali dünya hengamesi içinde fark edilmeden eriyip gidiyor.
Küre Medya / Haber Merkezi
Zamanın bir sermaye olarak kula verildiği bir dünyada, aynı zaman güneşte eriyen bir buz misali dünya hengamesi içinde fark edilmeden eriyip gidiyor. Geçen her günün bir sonrakine eklenip eklenmeyeceği bir meçhul olarak duruyor.
Fahrettin Razi Asr suresinde zamanı tasvir etmeyi nasıl yapabileceğini uzun zaman düşünürken, bir gün pazara çıkıyor ve buz satan birini görüyor. Pazarda buz satan tacir, “Sermayesi eriyen bu adama merhamet edin” diye sağa sola sesleniyor. Razi, “Tamam işte, zaman ancak bu kadar güzel anlatılabilir” diyerek zamanı güneşte eriyen bir buza benzetiyor.
Razi yine devamla, “İnsanın kalan ömrünün kıymeti yoktur, çünkü insanın kalan ömrü diye bir şey yoktur” diyor. Hesap kalandan değil, hep geçmiştendir bu yüzden, ve insan ömür merdivenlerinden ağır ağır çıkıyor, lakin yine hiç fark etmeden bir de bakıyor ki, ömür denen sermaye ellerinin arasından kaybolup, eriyip gitmiş oluyor.
İnsanın kaybedip de bir daha asla tekrar geri kazanamayacağı tek kaybının zaman olduğunu, nedense insan bir türlü anlayamıyor. Son demde akla gelen yapılmış hesabı verilemeyecek hatalar, geç kalmış tövbeler pişmanlığın amansız kuyularında kişiyi nefessiz bırakıyor. “Ah gençlik” demenin karşılığı, bomboş geçen ya da elle tutulur bir ahret kazancına tekabül etmeyen kaybedilmiş zaman olduğu anlaşılıyor.
Bedenini mamur eden insanlar, hep kalbini ihmal ediyor. Daha çok kazanma hırsıyla, hep yarınların gelmesini bekliyor… Oysa gelen yarınların bir daha geri kazanamayacağı bir kayıp olduğunu ise idrak edemiyor. Asıl kaybının Rabbinden uzak geçen ve eriyen giden zaman olduğunun farkına varamıyor.
Ve son durakta…
“Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”(Fatır-37) deniliyor.
Ahmet Haşim’in belki bizlere bir şeyler hatırlatır diye “Merdiven” şiirini paylaşıyoruz.
MerdivenAğır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak
Sular sarardı yüzün perde perde solmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta
Eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer
Bu bir lisân-ı hafidir ki ruha dolmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta
Yukarı Dön