Zindandan ümmete serzeniş


Zindandan ümmete serzeniş

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 28 Haziran 2016 Salı 00:15


11 yıldır zindanda yatan Ümit Demir’in MUMDER’e gönderdiği mektubu Küresel Analiz için word haline getirdi. Mektubu gönderenin ricası mektubu okumanız ve çevrenizdeki Müslümanlara ulaştırmanızdır. Zindanlarda yatan Müslümanlar adına “size” yazılan bu mektup ile sizleri baş başa bırakıyoruz.

Küre Medya / Haber Merkezi
11 yıldır zindanda yatan Ümit Demir'in MUMDER'e gönderdiği mektubu Küresel Analiz için word haline getirdi. Mektubu gönderenin ricası mektubu okumanız ve çevrenizdeki Müslümanlara ulaştırmanızdır. Zindanlarda yatan Müslümanlar adına "size" yazılan bu mektup ile sizleri baş başa bırakıyoruz.



Zindandan ümmete serzeniş

Kimimiz zindan içindedir, kimimizin zindan içinde!

Allah’a hamd Rasul’üne salat ve selam olsun.

Müminler bir vücudun azaları, bir binanın tuğlaları gibidir diye buyuran bir peygamberin ümmeti olarak Ümmet-i Muhammed’e sesleniyorum! Ashab’tan biri itikâf için Mescid-i Nebevi’de huşu ve huzur içinde ibadet ederken bir kardeşinin mescidin içindeki üzgün ve durgun hali gözüne çarpıp gönlüne işler. Hemen kardeşinin yanına gidip niye üzgün olduğunu sorar. O da itikâfta olduğunu bildiği kardeşine durumunu söyleyip onu da üzmek istemez. Ancak çok ısrar ettiği için anlatır. Falancaya şu kadar borcum vardı ve borcumun günü geldiği halde ona verecek parayı bulamadım ve daha bir takım şey söyler.

İtikâftaki kardeşi bunu duyar duymaz “benimle gel” deyip ayakkabılarını alıp mescidin dışına doğru yürür. “Dur, dur!” der arkasından ama sözünü çok acele ile hareket eden kardeşine duyuramaz veya dinletemez. Zira onun sıkıntısını duyan kardeşi adeta “Kim bir müminin sıkıntısını giderirse Allah da kıyamet günü onun sıkıntılarını giderir” hadisini yeniden duyup pazarda kapışılan çok değerli bir nimete yetişircesine yayından fırlayan ok gibi fırlamıştı mescitten dışarı. “Hey, hey itikâfını bozdun” diyen ihtiyaç sahibi kardeşini duymuyordu bile. “Çabuk ol beni takip et” diyordu. Evet gerçekten de on günlük itikafının son günlerindeydi ama peygamberinin sözü kulaklarında yankılanıyordu. Evine girip hemen kardeşin borçlu olduğu miktarı kardeşinin eline tutuşturdu ve bu yaptığının o on günlük itikâftan daha değerli ve üstün olduğunu söyledi.

Hem bir kudsi hadiste Rabbimiz “Ben borçluydum… ihtiyaç sahibiydim… ben açtım… benim ihtiyacımı gidermedin” demiyor muydu? Rabbimiz bize mesaj veriyor ancak günümüzde maalesef, ümmetimiz bunu kulak ardı ediyor. İslam coğrafyasında Müslümanlar savaşla, açlıkla imtihan ediliyor. Kimi âlimler abluka altındaki müslümanlara kedi, köpek eti yeme fetvası veriyor. Kimileri ise ekranları başında bilmem kaç çeşit sofra nasıl kurulur, kaç çeşit yemek nasıl yapılır tarifini umursamazca takip ediyor…

Bunları niye mi anlatıyorum? Şöyle izaha başlayayım.

Ben Ümit Demir kardeşinizim. Ben on bir senedir Medrese-i Yusufiye’de (Yusuf a.s medresesi olan zindanlarda) bulunuyorum. Kırk iki yaşındayım, evliyim. Ayşenur, Ebubekir, Hasan Hüseyin, Ümit Yasin isminde dört yavrum var. On bir senedir benimle ve dışarıda ailem, çocuklarımla ilgilenen kardeşlerimden biri olan Ali Yaman abim bugün ziyaretime gelmişti. Onun ziyaretime gelmesine açıkçası ailemin gelmesinden çok sevindim. Zira Ali abi (MUMDER başkanı), bir dava adamı olduğu için onunla her geldiğinde İslam davasını konuşma fırsatını buluyorum. Bugün de Ali abiye dedim ki; “Abi dışarıda çalışmalar nasıl gidiyor, MUM-DER’in faaliyetleri nasıl gidiyor, kardeşlerimiz nasıl, ümmetin durumu nasıl?” epey soru sordum.

Ali abi önce sağlam bir iç çekti… Sonra anlatmaya başladı “Kardeşim inan ki omuzumuzdaki yük çok ağır, dernekte şuan cezaevlerindeki kardeşlerimizden gelen çok fazla mektup var. (Bunu söylerken elini yerden bir metre kaldırıp mektupların çokluğunu gösteren bir imada bulundu) Cezaevlerinde hem kendilerine, hem de ailelerine maddi olarak yardım etmemizi bekleyen çok sayıda kardeşimiz var. Ancak maddi olarak bunların çoğuna destek olamıyoruz. Allah razı olsun derneğimize destek olan birçok kardeşimiz var ama bu da yeterli olmuyor…”

Bende Ali abiye dedim ki “Abi ben derneğe bir mektup yazsam, bunu derneğin internet sitesinde ve İslami sitelerde yayınlayabilir misin?”.

“Evet, yayınlarım” dedi. Bende bu minval üzere başımdan geçen onlarca olaydan sadece birisini anlatıp Tevhid ehli bir mahpusun durumunu ortaya koyup üzerinize düşen payı almanızı ve bu ümmetin esaret ve kapalı kapılar, demir parmaklıklar ardındaki dirilerin kabrindeki bulunan kardeşlerimizin derdini ne kadar dertlendiğinizi sorgulamanızı istirham ediyorum…

Rabbimizin “İnnemâl mu’minûne ihvetun” ayetini emrini hücrelerimizde, ciğerinizde hissederek ve bu durum tamamen sizin başınıza gelmiş gibi hissederek okuyun.

Ben, 2005 yılında İslami camiânın içinde iken meşru olmayan bir alacak verecek davasından cezaevine girdim. Bayrampaşa cezaevinde bir ay kaldım. Kandıra F tipi cezaevine sevk edildim. Kısa bir zaman sonra İslam davasıdan yatan kardeşlerin yanına geçtim. Onların yanında uzun süre (7 sene) gece gündüz dersler gördüm. Akaid, siyer, fıkıh vs… Onlardan hem teorik, hem de pratik dersler aldım. Hayatım tamamen değişti. Birlikte kaldığım kardeşleri o kadar edepli, hayâlı ve o kadar tevekkül ehliydiler ki bu durumları benim gibi yüzlerce insanın tevhide yönelmelerine, hidayet bulmalarına vesile olmuştur. Allah onlardan razı olsun. Ben onlarla kalmaya başlayınca tüm geçmişimin meşru olmayan sayfalarını yırtıp tevhid üzere sayfalar açtım. Bunu yapınca bir anda maddi olarak dibe, manevi olarak ise Elhamdulillah zirveye talip oldum.

Elbette bu süreç içinde ailemi ve çocuklarımı da tevhide yönelttim. Şuan kızım ilmi (Arapça, vs..) eğitimi aldı… Cezaevinin ilk yıllarında aldığım bu radikal kararlarımdan dolayı nerede ise on kardeşimi de karşıma almıştım. Allah var sorun yok. Cezaevine girmeden önce otomotiv üzerine iki servisim vardı. Kullandığım bir Opel Vectra birde 5.20 BMW aracım vardı. Ama cezaevine girince bunları elimin tersi ile reddedip Allah’ın razı olmadığı şekilde alındıklarını söyledim ve evimin önüne dahi yaklaştırmadım. Oysaki arabalarımdan birinin parasının üçte birini banka kredisi ile tamamladığım için bu kredi kısmına bulaşan faizli parayı anaparadan ayırmış olsaydım geri kalan anaparanın temiz olduğunu sonradan öğrenmiştim. Ancak ben aslandan kaçan yaban eşeği misali bu arabayı, bu parayı elimin tersi ile itmiştim. Pişman mısın derseniz, asla değilim! Bilakis belki o ana paraya da haram karışmıştır düşüncesi ile isabet ettiğim kanaatindeyim.

Evet, bu süreçten sonra ciddi bir imtihanın içine girdiğimi fark ettim. Zira kısa bir zaman sonra ben ve ailem ciddi bir maddi sıkıntı içine girdik. Ben elimden geldiğince yanında birlikte kaldığım kardeşlere yük olmamak için kantinden alınan kahvaltılar ve meyve, sebze gibi yiyecekler sofraya geldiğinde, elimden geldiği kadar yememeye çalışıyordum. Kahvaltıya çağırdıklarında ya uyur gibi görünüyordum ya da mecbur kalıp sofraya oturursam idarenin verdiği zeytin ve peynirden başka bir şey yememeye çalışıyordum. Meyve vs… getirdiklerinde ise midemdeki problemi söyleyip yememeye çalışıyordum. (Bu arada gerçekten midemde problem vardı. Yalan söylemekten Allah’a sığınırım.) Ama Allah razı olsun kardeşler her seferinde bana “Bu alınanların hepsi senindir, sen bizim kardeşimizsin” diyorlardı. Ancak benim fıtratım gereği hiç kimseye yük olmak gibi bir yaratılışım yoktu. Onun için aç kalsam bile açım demem. Şuanda aynıyım...

Şimdi gelelim imtihanımın benim için en zor olanlarından birine.

Bu dönem sıkıntılar üzerime sağanak gibi yağıyordu. Hele bunlardan biri kişinin evladı ile imtihanı olunca eli ayağı birbirine bağlanıyor. Nefes alamayacak duruma geliyor. Ciğerine sanki bir hançer saplanır gibi oluyor. Ailem (eşim) ziyaretime gelip oğlumuz Hasan Hüseyin’in çok ciddi görme kaybı yaşadığını söyledi. Doktora götürdüğünü 9/10 görme kaybı tespit edildiğini, tedavi görmezse kör olabileceğini söyledi. Bunları duyar duymaz kulaklarım uğuldamaya, gözlerim kararmaya başladı. Bir an dişlerimi ve yumruklarımı sıktın. Az sonra “İnnâ lillâh ve İnnâ ileyhi Râciûn” diyerek bunun bir imtihan olduğunu hatırladım ve Rabbime isyan etmekten Rabbime sığındım. Eşime hiçbir şey diyemedim. Çünkü maddi tüm olanakları elimin tersiyle itip tertemiz bir sayfa açmıştım. Allah’a tevekkül etmesini, O’nun bizi asla zayî etmeyeceğini ve asla isyan etmemesini söyledim. Bunun bir imtihan olduğunu Allah en sevdiği kullarını böylesi zor imtihana tabî tuttuğunu söyledim. İnşallah bir kapı açılacağınız söyledim.

İmtihan zorlaştıkça zorlaşıyor dedim ya… Eşim ziyaretten gitmeden bana şuan evde yakacak hiç birşeyin olmadığını da söyleyerek yarama tam tuz basmıştı. Zira kışın en zor aylarından aralık ayının içindeydik. O senede kış, çok çetin geçiyordu. Evimiz sobalı evdi. O an ağzımdan şu sözler hiç tasarlamadan, hiç düşünmeden kendiliğinden çıktı… “(Eşine hitaben) Meryem, Allah’a yemin olsun ki biz Tevhid ehliyiz ve Rabbimiz kendi dinine yardım edeceğinin sözünü veriyor. Ve ayrıca dinine hizmet edeni, yardım edeni, yardımcısız bırakmayacağının sözünü veriyor. Şimdi eve git vallahi Rabbimiz ne beni nede sizi sahipsiz koymayacaktır.” dedim ve görüşme sona erdi.

Elbette şeytan hemen vesveseye başladı. Evde küçük çocukların aç, susuz, soğuktan donuyor sen hala helal haram peşindesin. Hemen kovulmuş şeytandan Rabbime sığındım. Koğuşa gidince abdest tazeledim. İki rekât iman nimetinden dolayı Rabbim’e şükür namazı kıldım…

Kardeşler moralimin çok bozuk olduğunu görünce ısrarla ne olduğunu sordular. Hasan Hüseyin’in durumunu anlattım. Üzüldüler, dua ettiler ve dışarıda Müslümanların derdini dert edinen kardeşlere haber verip. Hasan Hüseyin’in tedavisini yaptıracaklarını söylediler. Dışarıya haber gönderdiler.
Dışarıdaki bir kardeş ailemle irtibat kurup Hasan Hüseyin’in tedavisi için ellerinden geleni yapacağını söyleyip, şu gün Hasan’la sizi alıp hastaneye gidip gerekli kontrol ve tetkikleri yaptıracaklarını söylemişler. Ancak maalesef imkânsızlıklardan ve Müslümanların duyarsızlıklarından dolayı Hasan’ı hazırlattıkları halde gelip alamamışlar…

Bir düşünün dokuz yaşındaki çocuğu tedavi olacaksın diye sevindirip hazırlıyorsunuz ve bir anda bütün planı iptal ediyorsun. O çocuğun ruh halini bir düşünün hele o annenin hayal kırıklığı…

Aradan üç-beş gün geçtikten sonra Hasan’ın okul müdürü eşimi okula çağırıp, Hasan’ın tedavisini bir derneğin üstlendiğini söylemiş. Eşim çok sevinip Allah’a hamd etmiş…
[“Dikkatli Okuyun”] Hasan okulun en başarılı öğrencisiydi. Her dönem takdir ve teşekkür belgesi alıyordu. Bunu bilen okul yönetimi bahse konu dernekle irtibata geçip Hasan’ın durumunu ailesinin durumunu bildirmişler. Hasan’ın başarılarını gelecek vaat ettiğini vs.. anlatmışlar. Ertesi gün dernek özel aracı ile birkaç görevlisini okula gönderip Hasan’ı alıp hastaneye götürüp tüm tetkik ve tedavilerini yaptırmışlar. Bir hafta süren tedaviden sonra kaliteli bir gözlükle alıp Hasan’ı okula bırakmışlar. Dernek, bundan sonra Hasan’la yakından ilgileneceğini ve hatta özel bir okulda okutmak istediğini, aileye de her ay maddi yardım yapacaklarını söylemiş, okul müdürünü de aracı yapmışlar. Müdür eşimi okula çağırmış, eşim okula gidip müdürle görüşünce dünya başına yıkılmış. Müdür eşime “Meryem hanım, Hasan’ın tedavisini yaptıran dernek Rotary Kulübü (yani mason derneği) demiş. “Bugün buraya gelecekler. Öğleden sonra buraya gelirseniz hem teşekkür etmiş olursunuz, hem de sizinle görüşecekleri var” demiş ve eklemiş “Meryem hanım dernek hasan için ileriye dönük çok güzel şeyler düşünüyor. Aynı zamanda size de her ay maddi yardım yapacaklar. Gelirken bu üzerinizdeki çarşafı giymezseniz iyi olur” deyince eşim diyor ki o an başımdan kaynar sular döküldü. Hiç düşünmeden Hasan’ın elinden tutup gözündeki gözlüğü çıkarıp müdürün masasına fırlatıp “Müdür! Sen beni cahil mi sandın! Benim satılık ne imanım nede size yedirecek bir evladım var. Bu saatten sonra bu dinin hadimleri mücahidler ile muhattap olacaksınız.” deyip tehdit ederek ağlaya ağlaya eve gitmiş…

Müdür, bayan müdür yardımcısınız eve gönderip özür dilemiş. Eşimde durumu benden başka kimseye söylememiş. Bende durumu koğuştaki kardeşlere anlattım. Onlarda haddinden fazla üzüldüler. Masonlara inat Hasan medreseye başladı. O, okula gitmedi. Şuan hafızlığı bitirmek üzere. Ayrıca Hasan’ı okutan hocanın şu sözünü de sizinle paylaşmak istiyorum. “Allah’a hamd ediyorum ki Hasan Hüseyin gibi birinin hocalığı bana nasip oldu. Ben onun gibi ilim sevdalısı, zeki ve edepli bir çocuk şimdiye kadar görmedim.” İşte bu çocuk avâmın (sıradan insanların) elinde olsaydı şimdiye çoktan masonların elinde silah olup İslam’ın kapısına dikilirdi…

Kardeşler unutmayın biz mahpusların eli kolu bağlı.. Sizler bizim hâmimiz olmalısınız. Biz kardeşlerinizin derdi, derniz olmalı. Kardeşlerimiz içerde ise biz varız, onların emaneti emanetimizdir demeli değimisiniz?

Buna emin olun ki bu mekânlarda öyle çok sıkıntılı, dertli, kederli kardeşlerimiz var ki bunları anlatmaya yüzlerce sayfa yetmez. Ben çoğu zaman MUM-DER’e Ali abiye mektup yazıp ihtiyacım olsa bile “Abi bu ayda bana para yatırmayın. Şu, şu kardeşlere para yatırırsanız iyi olur” söylediğim kişilerde genellikle bu mekânlarda iman edip hidayet bulmuş öksüz, yetim ve mazlum kardeşler oluyordu… İnanınki Hristiyan misyonerler ve masonlar cezaevlerine müslümanlardan daha fazla önem verip yardım ediyor. Bizler, tevhîdi müslümanlar olarak bu durum karşısında kahroluyoruz. Sübhânallah bizim ümmetimiz hiç mi esaret fıkhını, kardeşlik vecibelerini okumuyor diyoruz.

Kardeşlerim bizler büyük bir ümmetiz. Bana, bize yardım edin demekten hicap duyarım. Bu mekânlardaki tevhid ehli kardeşlerimin tamamı benden daha edepli ve onurludur. Hiçbiri kolay kolay ihtiyaç sahibi olduğunu sizlere yazıp arz etmez. Ben kardeşlerimi temsilen yüzümü yere eğip bu vazifeyi üstlenmiş durumdayım. Ancak Allah şahidimdir ki ben hiçbir zaman Rabbimden ümidimi kesmedim ve Rızkım konusunda asla endişeye düşmedim. Ancak sizlerdeki hamiyet perverliğinizi ortaya koymanızı bu vesile ile kardeşlerim adına, mazlum mahpuslar adına istirham ediyorum. Bu konu ile alakalı mazlumlara daha fazla el uzatmanız, dua etmeniz kesinlikle kardeşlerinizin üzerinizdeki hakkıdır. Ben buradan size birçok ayet ve hadisle, âlimlerin görüşleri ile ilmi-fıkhi bir metin hazırlamak istemedim. Dilerseniz bu konuları çok rahat bir şekilde fıkıh kitaplarından bulabilirsiniz. Ben Kur’an ve Sünnet ile yeniden inşa edilen kalp kitabımdan bu sayfaları kaleme aldım. Sürç-i lîsan etmiş olabilirim hakkınızı helal edin. Biz mahpus, mazlum kardeşlerinize dua etmeyi ihmâl etmeyin.

Allah yâr ve yardımcınız olsun…

Allah’a emanet olun.

Not: Mektubumun 3. sayfasında bahsettiğim “evde yakacak birşey kalmamış” bölümünün devamını yazmayı unuttum. Eşim anlatıyor: “Ziyarette bana, üzülme muhakkak Allah bizimledir. O, bizi zâyi etmeyecektir sözü eve gidene kadar kalbimi öyle ferahlattı ki Allah’a tam bir tevekkül ve teslimiyetle evet gittim. Evin önüne geldiğimde kömürlüğün kapısının açık olduğunu gördüm. Gidip bakınca Sübhânallah dedim. Rabbimiz yıldırım hızı ile birilerini vesîle edip kömürlüğü torba torba kömürlerle doldurmuş olarak gördüm. Kime sorduysam getireni bilmiyordu…”

Eşim getirene değil gönderene bak demiş kendi kendine… Allah biliyor ki bir iki gün sonra İslami dava mensubu başka kardeşler de eve yakacak kömür vs.. bırakmak istemişler. Eşim yeterince kömür var deyip kardeşleri başka ihtiyaç sahibi ailelere yönlendirmiş.. Dedim ya Allah’a gerçek mânada tevekkül edeni Allah asla ama asla zâyi etmez…

“Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara, hayâlarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin saydıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. Sarfettiğiniz iyi bir şeyi Allah şüphesiz bilir.” (Bakara suresi, 273 ayet)

Kardeşiniz: Ümit DEMİR

Ümraniye E Tipi Cezaevi

D.18 Koğuşu (Medrese-i Yusufiye)

Ümraniye – İstanbul

Küresel Analiz


Not: MUMDER’e bağışlarınız için:

Telefon: 0216 419 00 04

KuveytTürk İban: TR53 0020 5000 0102 4485 5000 01

Posta Çeki: 2570619

www.mum-der.org

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat