Yılanlar Bin Yıl mı Yaşasın?


Yakup DÖĞER, Yılanlar Bin Yıl mı Yaşasın?

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


“Onlar ister ki; bin yıl yaşayalar”(2/Bakara 96)

Bizler önceleri, “Yılanın başı küçükken ezilir” deyimini bilirdik, “Her şeyin yavrusu sevimlidir ama yılanın ki sevilmez”, “Koynunda yılan besleme” denirdi, öyle öğrendik. Yılanın, kötülüklerin temsili bir figürü olduğunu ezberlemiştik, kötüler için, “Yılan gibi adam”, “Yılan gibi soğuk” derdik. Her kötülüğü ve fesadı yılan gibi görür, yılandan korkar gibi kötülük ve fesat işlemekten korkardık. Bu hataya düşmemek için, hep “Ben” den uzak, “Biz” olarak yaşadık. Biz olmak bizi, yılanlara karşı koruyan bir kalkandı.

Zaman akıl almaz hızla ilerlerken, hayat değişmeye, hayata bakışlarda, hayatı kurgulamada da değişiklikler oldu. Hayatımızı kurarken, artık “Biz” den “Ben” e geçen bir dönem yaşadık. Bir gün geldi, “Beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın” ı öğrendik. Hiç tanımadığımız bir deyim, geldi hayatımızın merkezine oturdu, oturmakla kalmadı, yaşam tarzımıza da yön verdi. Sadece Fatiha’da kalan “Biz” dağılırken, bireyselleşen “Benler” olurken, dağıldık parçalandık, “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” düsturunu da unuttuk. Dağılıp parçalanmayın diyen Rabbimizin emrini, gücümüzün gideceğini bilerek terk ettik. Yılanlarınsa ömrü uzamaya başladı.

Gün geldi, deyimlerimizde hayatımıza paralel değişmeye, pişmanlıkları ifade eden lügat bilgilerimize yenileri eklenmeye, “Meğer koynumuzda yılan beslemişiz” diyerek hatalarımızı ifade etmeye başladık. Biz günü birlik pişmanlıklarımızla harmanlanırken, yılanlar büyüyerek kirli ittifaklara girdiler.

Her yerden üzerimize zehrini akıtmaya başlayan kirli ittifak, Gazze’de bebekleri katlederken, Irak’ta, Sünni-şii diye aramıza nifak sokarken, sabah akşam Hindikuş Dağlarını bombalarken, kardeşlerimiz sahralarda eksi bilmem kaç derecelerde öz vatanın savunmak zorunda kalırken ve üstüne üstlük birde terörist yaftasını boynuna asarken, Bosna’da toplu mezarlarda medeni dünyanın gerçek yüzünü görürken,  “Beni sokmayan yılana” uzun ömürler diledik.

Bir yılanın değil, küçük bir böceğin, arının bile sokmasına dayanamadığımız evlerimizdeki yavrularımızla, dünyanın dört bir yanında, gözlerimizin önünde hayatları sönen kara gözlü mahzun kardeşlerimizi hep ayrı tuttuk, aynı hissiyatı yaşayamadık. Günü birlik öfkelerimizin ve anlık taşkınlıklarımızın, birden sönen cılız ateşinden sonra, vefasızca yalan dünyamıza geri döndük.

Yılanların ittifakı, bizlerinde yılanlara uzun ömürler dilemesi, bütün dünyayı fesadın ve fitnenin kaplamasına neden oldu. Benden uzak durması, bana zarar vermemesi, gündelik hesapların tezahürü olarak bana bu günlük fayda sağlarken, yılanların uzun ömürler sürmesi adına hanelerine yazılan bir kazanç oldu.

Yaklaşık iki yüz yıldır ümmetin var olduğu her coğrafya parçasında, her şehrinde, her caddesinde, her sokağında, her mahallesinde yılanların istilasına uğradık. Dilimizden de, beni sokmayan yılanın ömrünün uzamasını dilemeyi düşürmedik. Bu aslıda, kendimizi kardeşimizden daha değerli görmemiz, kendimizi korunması gereken en büyük değer olarak belirlememiz anlamından başka bir manaya gelmiyordu.

Bazılarımızda bir adım daha ileri giderek, yılanlara uzun ömür dilemesinin ötesinde, yılanlarla dans etmeye başladı. Muhkemlerin tevili tahrife uzanan bir yol açtı, zihinler bulandı kırılmalara varan bir manzara ortaya çıktı, yılanların iktidarları meşruiyet kazanan bir mana ile manalandırılmaya, mahsurlardan uzak bir anlayışın zihinlere oturmasına kadar vardı.

Fitnenin ve fesadın sadece zulmedenlere gelip çatmayacağı, yılanın başının küçükken ezilmesi gerektiği gerçeği sümen altı edilince, ulvi direncin meşru zemini de kayboldu. Afganistan’daki, Çeçenistan’daki, Filistin’deki, Mısır’daki, Bosna’daki, Orta Afrika’daki ve daha sayamayacağımız nice coğrafyalardaki yılanların zulmü, versiyon değiştirerek, şehirlerimize, caddelerimize, sokaklarımıza, evlerimize, ailemize, çoluk çocuğumuza kadar geldi dayandı. Bir kuş yavrusu gibi kapalı olan gözlerimiz, dünyalık işlerimizde, fal taşı gibi açılırken, toplumu saran fesadı görmez oldu.

Şimdi;

 Yaklaşık iki yüz yıldır koca bir ümmeti sokup duran, kimini öldüren, kimini hasta eden, kimini felç, kimini kör eden, bazılarını makam-mevki ile, bazılarını dünyalık kazanç ile, bazılarını kariyer-unvan ile satın alan yılanlar bin yıl mı yaşasın?  

Gözünün önünde bütün ailesi öldürülmüş, toprakları işgal edilmiş, kadınları tecavüze uğramış, beş nesildir aynı zulme maruz kalmış ve direnişe kalkmış, buna karşılıkta kardeşlerimizi terörist ilan etmiş, her türlü zulmü mazlum ve muztazaflara reva görmüş yılanlar bin yıl mı yaşasın?

 Hayata bakış değerlerimizi, ilkelerimizi, adalet tasavvurumuzu, iyi-kötü algımızı, kardeşlik hukukumuzu, sahih haber anlayışımızı değiştiren, değişenleri ödüllendiren, direnenleri baskı altına alan, insanları dünyalı olmaktan çıkarıp dünyacı yapan, paralı olmaktan çıkarıp paracı yapan yılanlar bin yıl mı yaşasın?

İş başına geçmek için her türlü hile ve yalanı kullanan, iş başına geçince de, nesli ve ekini bozan, yeryüzünde fitne-fesat çıkarmayın denildiğinde ise, biz ıslah edicileriz diyen, Allah’ın ise kendilerini, zalim, fasık, kafir, mücrim olarak nitelediği, iktidarlarının devamı için önlerine gelen ne varsa yıkıp geçen, haktan ve adaletten mahrum yılanlar bin yıl mı yaşasın?

Dünyanın süper güçleri tarafından ülkesi işgal edilmiş bir halkın Svat vadisi’nden doğup gelen direniş umudunu, benim kara gözlü, mahcup, mahzun kardeşimi, yeryüzüne terörist diye lanse eden, reklam eden, ağzı besmeleli, alnı secdelilere de kabul ettiren, bütün mal varlıklarına el koyduran, bunu da demokrasi ve insan hakları adına yapan yılanlar bin yıl mı yaşasın?

Özgürlük ve eşitlik adına bütün dünyayı kasıp kavuran, gittiği her yere ölüm, şiddet, korku götüren, çıkarcı mantığıyla insanları kendilerine bağlı köleler yapan, yerli işbirlikçileri ile her türlü kirli pazarlığa girişen, itaat edenleri ödüllendiren, itiraz edenleri cezalandıran, kundaktaki bebekleri bile katledenler bin yıl mı yaşasın?

Hayır, yılanlar bin yıl yaşamamalı.

Biz öyle iman ediyoruz ki; yılanlar bin yıl yaşamayacak. Bize bir yara dokunduysa onlara da dokunmuştur elbet. Bu Allah’ın bir yasasıdır, böyle günleri de insanlar arasında döndürüp duracaktır. Bu iman edenlerle sahtekarları ayırması için Allah’ın belirlediği bir kuraldır. Yenilgi yenilgi büyüyen bir zaferle müjdeleneceğiz bir gün, lakin Allah’ın şartı var.

“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır.”(24/Nur suresi-55)

Allah bizden öncekilere verdiği güç ve iktidarı bizlere de va’detmiştir, iman eden ve Salih amel işleyenlere, yalnızca kendisine ibadet edip, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayanlara. Hastalığımızda ortada, tedavisi de, teşhiste ortada ilacı da. Reddettiğimiz dünyevi dinlerin kurallarıyla kendimize çıkar yol aramadığımızda, bütün beşeri dinlerin müntesiplerine, sizinle bizim aramızda ebedi bir düşmanlık hasıl olmuştur dediğimizde, bir duvarın tuğlaları gibi saf bağlayarak mücadele ettiğimizde, bir kardeşimiz zulme uğradığında birbirimize yardımcı olduğumuzda, yılanların ömrü bitecektir.

Hep bizi Allah’tan başkaları ile korkuttular. İşin bozulur, ticaretin kesata uğrar dediler, makamını kaybedersin, sen memursun, sen amirsin dediler. Fazla etliye sütlüye karışma, siciline işlenir dediler, seni sokmayan yılan bin yıl yaşasın dediler. İnancımızla ilişik, ucundan tutarak yaşadık hep, fazla bağlanmayacaksın dediler, bizse inancımızdan başka her şeye bağlandık, Allah’tan başka her şeyden korkar olduk. Oysa Allah kuluna kafi değil miydi? Böyle iman etmiştik, tastikimiz de, ikrarımız da böyleydi.

Bir gün gelir, sahih manada iman eder, Salih ameller işler, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan sadece O’na ibadet edersek, Allah’ın va’di gerçekleşecektir.

“Bu, Allah'ın vaadidir; Allah verdiği sözden caymaz, fakat insanların çoğu bilmezler.”(30/Rum suresi-6)


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
25.08.2014 11:01
selam ile..
''Yılanların ittifakı, bizlerinde yılanlara uzun ömürler dilemesi, bütün dünyayı fesadın ve fitnenin kaplamasına neden oldu.'' demektesin. Aynen öyle oluyor/oldu Yakup kardeşim. Siyonist yahudi sözü olan ''bana dokunmayan yılan bin yaşasın'' ifadesi diğergamlığı/kardeşliği ve hatta insan olmayı bitiren aşağılık/zelil bir yaklaşımdır.
''Küfür tek millettir'' nebevi uyarısı yılanların her daim ortaklık yapacağı manasına gelmektedir, onlar geçici dünya menfaatı için her türlü ortaklığı yapmaktadırlar. Ahireti dikkate alan müslümanlar ise değil ortaklık yapmayı ortak paydalarda yardımlaşmayı bile becerememekteler. Tabi bu da yılanların ömrünü uzatmakta ve zehirlerini güçlü kılmaktadır.
Yüreği güzel kardeşim, yürekten gelen yazıların bizleri uyarmaya devam etmekte, kalemine sağlık, selam ve dua ile.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat