Yeni Bir Dünyanın İnşası İçin


Yakup DÖĞER, Yeni Bir Dünyanın İnşası İçin

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Çağın müstekbirleri  bir süredir Yeni bir Dünya Düzeni’nden bahsetmekteler. Henüz kurulanın eskiyip atılacağı kadar vakit geçmeden, yeni bir dünya düzeninden bahsedilmesi, üzerinden düşünülmesi gereken bir şeydir. Dikkat edilirse yeni bir dünyadan bahsedenler, eskisini kuranların da kendileridir. Kurdukları dünya düzeninin yeniden değişmesini, yeni bir düzenin tekrar kurulması gerektiğini öngörmektedirler.Dört yüzyıllık bir geçmişi bile olmayan eskimiş düzenin, yeniden ihyası ve inşasını düşünen kürsel Firavunlar, her değişimden, her dönüşümden kendilerine daha rahat hareket edecekleri bir alan ortaya çıkarmakta.

Kendilerinden başka toplumlara anayolda sol şeridi kapatan çağdaş Nemrutlar, kimsenin kendi önlerine geçmemesi için alabildiğine insanlık ihlali yapmaktalar. Ürettikleri popüler kavramlarla, yeni kutsallarını sürekli yüceltmekte, yücelttikleri kavramları dünya insanlığına dayatmaktadırlar. İslam dünyasının hayattan soyutlanması ve eidlgen olması da işlerini daha rahat yapmalarını sağlamakta.

Bu kadar cüretkar olmalarının nedeni nedir?

Modern müstekbirlerin uzun soluklu planlarının olması ve dolayısıyla da tarihe yön verecek çabalar göstermeleri, insan hayatını etkileyecek her türlü olanağa sahip olmaları, onları dünyaya yeni bir düzen kurabileceklerini inandırmış görünmektedir. Kendilerinde, yaptıklarının, yapacaklarına referans gösterecek derecede kanaat oluşturması bir özgüvene dönüşmüş, pervasızca hareket etmekteler. Yani bu dünyada bir şey yapılacaksa biz yaparız diyecek kadar azgınlaşmaları, zaman içerisinde yapıp ettiklerinin bir sonucudur. Karşılarında kendilerine karşı koyabilecek organize bir güç olmayışı, İslam Dünyası’nın dağınıklığı, Müslümanların günü birlik hesaplar içerisinde geleceğe dönük çabalarının olmayışı, bu azgınların azgınlıklarını daha da artırmıştır.

Müslümanların dünyadaki olağan üstü gelişmelere zihnen kendilerini hazırlayamamaları, kendilerine ait değerleri çağa uyarlayamamaları, müsait zaman Müslümanlığını tercih etmeleri, dünyalı olmanın ötesine geçerek dünyacı olmaları, zamanın cahili egemenlerinin işini kolaylaştırmıştır. Asırlar boyu Kur’an’ın ruhundan kopuk bir yaşamın ardından, seküler değerlerin zihinleri işgal etmesinden sonra iradesiz bir yapıyla Kur’anla buluşma, sayılamayacak kadar fırkalaşmayı da gündeme getirmiştir. Modern çağa ait çözüm önerilerinden öte eklemlenme sorunu yaşanırken, bir diğer sorunda Kur’ani paradigmanın sahipleri sadece eleştirel bir tutumla kendilerini pasifize etmiştir.

Kendileri, hiç bir şey yapmadan sadece eleştiri ve yargılama sathına mahkum olanlar, garip bir şekilde çağın insanının çıkmazda olduğunu, tüm dünya insanlığının İslam’ın aydınlık geleceğine, esenlik yurduna muhtaç olduğunu da vurgulamaktan geri durmamaktalar. Bu ifadeler yapılan yanlışların eleştirilmeyeceği demek değildir, lakin sadece oturduğunuz yerden vurun abalıya tarzını kuşanmanın doğru olmayacağı anlamına gelmektedir.

Hiç bir şeyi beğenmemek, yaşadığı toplumu ya gelenekçi ya modern, ya değerlerini satanlar ya da hayatın taşrasına mahkum edenler tarzında bir tutum asıl itibarıyla hayattan soyutlanmaktır. Mevcutlar içinde hiç birini beğenmemek bir yanlışlık değildir, yanlış olan her zaman yanlıştır ve beğenilmez. Asıl sorun doğru olanı yapma çabasından uzak durmak, yanlışın karşısına asıl olanı çıkarma çabası göstermemektir. Unutulmaması gereken, yanlışın yanlışlığını bilmek sonuç itibarıyla bir şeyi değiştirmiyor, farklı olanı ortaya koymak için doğru olanın yapılması gerekiyor. Yanlışın yanlış olduğunu bildiğimizde bu bizde saklı kalıyorsa, bu saklılık sadece sözlerimizle etkisini göstermeye çalışıyorsa yeterli bir çaba değildir. Önemli olan sözden fiile, durağandan aktive geçmektir.

Birçok bahanenin gündem edilmesi, hayatın değiştiğinin zikredilmesi, toplumla ilişkilerin kesilmesi, geleneğe sürekli hadsizce yüklenilmesi, fildişi kulelerden dünyanın seyredilmesi ve sadece konuşulması umutsuz bir travmanın yaşanma sahnesidir. Beklenen gelecek hayatın yani ahretin yani mutlu sonun, sadece konuşmak ve eleştirmekle mümkün olmadığını bilmemiz gerekiyor. Yaşamak istediğimiz güzellikler varsa bunun birde çabası olması, ödenesi bir bedeli olması gerekiyor, ertelenecek mutlulukların bulunması, vazgeçemeyeceklerimizin olmaması gerekiyor.

Dünyanın yanıp tutuştuğu bir zamanda, çağın küresel müstekbirleri istedikleri gibi at koşturdukları yeryüzünde, bütün kötülüklere dur diyecek, her şeye, herkese ve bütün kainata sözü olanlar sadece yazıp konuşmakla, oturup eleştirmekle yetinmemelidir.

Müslümanlar zor zamanların insanıdır, bütün nebiler insanlık tarihinde toplumların dibe vurduğu dönemlerde çıkıp, bütün efsaneleri, sahte ilahları, üretilmiş kutsalları, Firavun ve Nemrutları, Ebu Cehil ve Ebu Lehepleri sadece konuşup, yaptığınız yanlış deyip eleştirmekle yetinmemiş, eleştirilerinin ardından asıl doğruları hayata geçirerek kalıcı etkiler bırakmıştır.

Şehre, uzak diyarlardan iki elçi girer, şehirde ikamet eden biri de şehrin en uzak yerinden koşarak gelenlere yardım etmeye yetişir. Müslümanlar, bulundukları şehirlerde ya elçilik görevini yapacaklar ya da bu görevi yapmaya çalışanlar varsa onlara yardım edecekler. “Hüsnü Hatime”ye ermenin yolu varsa budur, başka yolu yoktur.

Sadece eleştiri odaklı bir strateji geleceğin Müslümanca inşasına bir katkı sağlamayacak, eleştiriyle birlikte doğru olanı yapma çabası gerçekleştirilmezse, eleştiriler zaman içerisinde anlamsızlaşacaktır. Zaman çok değerli ve telafisi olmayan bir kaybediştir, geri gelme ihtimali asla olmayacak tek kayıptır. Eleştiri, yanlışın söylenmesi ile birlikte doğru olanın yapılması kaydıyla tutarlılık arzeder, aksi ise sadece sözde kalan bir boş çabadır.

Eksen kaymaları, entegre olmalar, sistemi olumlamalar, İslam’ı beşeri ideolojilerle sentezlemeler elbette çok büyük yanlışlardır, bunlar asla mazur görülemez onaylanamaz. Bunların deklare edilmesi, bu duruma düşen Müslümanların uyarılması ilk öncelikle kardeşlik hukukuna dayanan görevdir, yapılması gerekir. Olumsuz olan taraf ise, bunun dışında bir şeyin yapılmamasıdır.

Eksen kaymalarından dem vuran, entegre meselesini sürekli gündeminde tutan ve şikayetkar sözlerle gündem eden bir çok Müslüman’ın dönüp dolaştıkları sonrada gedikleri yer aynı yer, eleştiri ve serzeniş. Bunun dışında ne yapılabilir üzerine kafa yorulmuyor ne yazık ki..

Taguta, tagut denmediğinden şikayet eden Müslümanlar olarak, bu düzenin taguti bir sistem olduğunu, cahiliyenin ne anlama geldiğini çevremizde, mahallemizde, sokağımızda, apartmanımızda, kahvelerimizde, düğünlerimizde kimlere anlattık düşünmek gerekiyor. Sistemle entegre olmuşların, görece özgürlükleri esenlik gibi görenlerin yeterince uyarılmadığı, yeterince Hakk kendilerine hatırlatıldığı kanaatindeyiz. Bilgimiz, ilmimiz, hareket kabiliyetimiz sadece entegre olduğunu söylediklerimizi eleştirmekle sınırlı kalmamalı, bunun dışında yapabilecek başka bir çabalarımız da olmalı.

Bu gün modern dünyanın yaşam tasavvurundan şikayetkar olan biz Müslümanlar, modern bir dünyada Müslümanca yaşamanın nasıl gerçekleşebileceğine dair net bir projemiz ve dayanışmamız ne yazık ki bulunmamakta. Basit bir ziyaretleşme, komşularımıza gidip gelme, ailelerimizle samimice ilgilenme, çocuklarımızı eğitme konusunda ufak çaplı yerel çabaların dışında bütün dünya Müslümanlarını kuşatabilecek bir eğitim programımız henüz çıkarılmadı ve karşılıklı dayanışma içerisinde sergilenmedi.

Müslümanların en büyük hatalarından biri de dünyanın tamamını hesap ederek iş yapamamaları, dünyayı bulundukları yerden ibaret sanmalarıdır. İnsan bulunduğu yeri dünyanın merkezi, kendi görüşünü de hayatın bütün olarak tasavvuru şeklinde algılamaya başladığında hatanın başlangıcına giriş yapmış demektir. Bugün Müslümanlar her ne kadar modernizmden yakınsalar da, modernist düşüncelerden, onun kavramlarından, hayata müdahil olan yaşam tarzından kendilerini alamamaktadır. Modern dünyayı eleştirip hayat tasavvurunu, ilişkilerini, ticari hayatını, düşüncelerini ifade ediş tarzını yakındığı paradigmadan bağımsız değrlendiremiyorsa, sözde kalan bir eleştiriden öteye geçemez.

Kapitalizmden yakınan Müslümanların hayatını kapitalist yaşam şekli kuşatmışsa, evleri, mahalleleri, alışverişi, tüketim alışkanlıkları, ilişkileri, işçi-patron münasebetleri şikayet ettikleri tarza paralel zuhur ediyorsa, burada biraz durup düşünmek gerekiyor. Kilometrelerce uzakta bulunan mazlum mustazaflara ilgi duyulurken, kendi komşularımızın dertlerinden, sıkıntılarından, hastalıklarından, ihtiyaçlarından, düğünlerinden, hayırlarından haberisizce çabalarımız çok verimli sonuçlar ortaya çıkarmayacaktır.

Dikkat edilirse devlet erki, sürekli olarak toplumsal mutabakattan bahsetmekte, yapacaklarının toplum tabanında geniş katılımlı bir karşılık görmesi gerektiğini sürekli olarak ifade etmektedir. Burası önemlidir. Kendilerince toplumsal barışın sağlanması, uygulamaların meşruiyet bulabilmesi, olabilidiğince geniş kitlelerin gelişmelere rıza göstermesine bağlıdır. Müslümlar modern paradigmanın hayata daha çok müdahil olmak için gösterdiği çabadan esinlenerek, kendi inançlarını hayata müdahil kılmak için bir yol-yöntem bulabilirler.

Müslümanların, yeni bir dünyanın inşası için daha çok çaba sarfetmeleri dünyaya yeniden bir düzen kurmak için sadece eleştirel yaklaşımlardan uzaklaşmaları, geleceğe yön vermek için uzun vadeli projeler üretmeleri, müsait olan davet ortamını titizlikle değerlendirmeleri gerekiyor. Davetin sadece kürsülerden, sosyal medyadan, yazıp çizmekten, okuyup konuşmaktan öte bir bir işelevinin olduğu idrak edilmeli.

Her şeyin birbirine giridiği bir dünyada, nasıl bir İslami yaşam tarzı kurulacak, nasıl bir İslami eğitim gerçekleştirilecek, toplumsal dönüşüm nasıl sağlanacak, geleneğin köklü etkisi ve modernizmin savuran rüzgarına karşı neler yapılacak uzunca düşünülerek plan-program oluşturulmalı. Küçük de olsa bulunduğumuz beldelerde bir alternatif toplum oluşturmaya, bize ait gündem belirlemeye, bize ait bir eğitim programı oluşturmaya, yetişen nesillerimizi cahiliyenin potasında eritmeden dönüştürmeye dair çabalarımız olmalı.

Geleneksellik nedir sorusuna bu gün için tahlile dayanan bir cevabımız bile yok. Bütün bildiğimiz sadece bize birileri tarafından söylenenler. Toplumun nelere önem verdiği, nelerden hoşlandığı, hassasiyetleri, ilişkilerinin nasıllığı yüzeysel bilginin ötesinde derinlemesine bir malumatı gerektiriyor. Hitap edeceğimiz kitlelerin karşısına onları tanımadan çıkmak bizi duvara toslatıyor ve sonuçsuz kalıyoruz. Sonuçsuz kalışımız başarılı olmaktan öte, davetin ulaşabilmesi olarak değerlendirilmelidir.

Çağı tanımak için gösterilen okuma gayreti, geçmişin de tanınması, üzerinde tahlil edilmesi, tarih bilgisinin yeterinde kavranılması, son dönem gelişmelerden sonra daha da zaruri bir durum arzetmektedir. Tarihte bir çok defa Müslümanlar böyle kaoslarla, sıkıntılarla, işgallerle karşılaştı ve hepsinden de Allah’ın izniyle kurtulmayı başardı. Kulaktan dolma ortalama bir tarih bilgisinden öte, okumaya dayalı, tahlil yapılabilecek tarih bilgisine ve geleneği tortularından ayırarak kuşatıcı harcını kullanabilmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Geleneğin yetiştirdiği ortalama bir insan tipi bile günün modern algısının çok üstünde kaliteye sahip anlaşılabilir, uzlaşılabilir tiplerdir. Bu ifadeler gelenekte ne varsa alalım şeklinde değil de, geleneksel bir ahlakla yetişmiş toplumun değerlendirilmesi olarak anlaşılmalıdır.

Yeni bir dünyanın kurulabilmesi için yeni bir insan tipinin ortaya çıkarılması gerekir. Yeni bir insan kişiliği ortaya çıkarmak, bu gün elinde muhkem kitabı, örnek bir nebisi ve nebileri olan Müslümanların işidir. Ortaya yeni bir eser çıkarmak, çaba isteyen, emek isteyen, fedakarlık isteyen, uykusuz geceleri, meşgul gündüzleri gerektirir. Bu gün yeni bir dünyadan bahsedecek birileri varsa o da Müslümanlar olmalıdır. Yeni bir dünya düzeninden bahsetmek, yeni bir hayat tasavvurunu gündeme getirmek, bütün saldırılara göğüs germek  için nelerin gerektiğini, bizi nelerin beklediğini, nelerle karşılaşabileceğimizi Kur’an haber vermiştir. Köklü düşünceler, devrimci projeler, dönüştürücü çabalar üstün bir gayreti gerektirir.

Sürekli konuşmak ve eleştirmek buna karşılık pratikten uzak olmak, düşüncenin de, sözünde, eleştirinin de asaletini ve çözücü etkisini ortadan kaldırır. Somut adımların atılması, yanlışın karşısına doğrunun inşa edilmesi sözün ardından eylemle olur. Modern devlete vatandaş olmaktan öte Allah’a kulluk, ifadenin ötesinde bir eylemin ortaya çıkaracağı somut göstergedir. Bunun beyanı gerek Müslümanların birbirleriyle olan ilişkileri gerekse toplumla olan münasebetleri önemlidir. İslamın egemenliğini için gayret gösterenler birbirleriyle olan bağlarını güçlendirmeli, birbirlerini dinlemeli, yapıcı bir niyetle karşılıklı konuşmalıdır. Yüz yüze samimi bir hava içerisinde konuşulmayan sorunların çözüme ulaşması mümkün değildir.

Aynı hassasiyet, geleneksel toplumla olan münasebetlerimiz açısından da önemlidir. Muhatabımız İslam’dan bi haber olanlar olması nedeniyle, bağlarımızın insani ilişkiler düzeyinde sıhhatli bir şekilde devam etmesi gerekir. Toplumun değer verdiği amellerin gayri İslami olmasını bilmemiz, İslami ilkeler doğrultusunda değerlendirmemiz bir değerdir. Bu değere sahip olduktan sonra asıl önemli olan sahip olduğumuz doğru değeri yerine ulaştırmak, kırıp dökmeden, rencide edici olmadan, bin yıllık geleneksel uygulamaların yanlışlığını anlatırken, düşünmeye sevk edici olmanın yolu bulunmalıdır. Dünyevi çıkarlarımız için sıradan insanlara gösterdiğimiz ilgi ve alaka, davetin gerçekleştirilmesi için de gösterilmeli, hassas olunmalıdır.

Müslüman, hayatın tamamını bir bütün olarak değerlendirir ve yaşam tarzını bu bütün içerisinde kurgular. Bugünse yüzlerce parçaya ayrılmış bir hayat tasavvuruyla karşı karşıyayız. Ne yazık ki insanlar her parçayı bütünden bağımsız değerlendirmekte, parçaları bütüne uyarlayamamakta. Hayatın bütününü kuşatan düşünce sadece Müslümanların sahip olduğu değerdir ve her şey bu değer etrafında anlamlandırılır. İyi bir insan olmak önemlidir, iyi bir insan olarak insanlarla olan karşılıklı ilişkiler daha da önemlidir.

Müslüman’ın kendi kendisini iyi olarak görmesinden öte, kendi dışındakilerin iyi birisi olduğunu ifade etmesi gerekir. Çok iyi bir insanda olsa, diğerleriyle her hangi bir irtibatı olmayanları ifade eden biz söz vardır, böylelerine “Ne kokar ne bulaşır” denir. Müslüman bireysel iyi olmaktan öte, bütün dünyayı kuşatabilecek bir iyiliğe sahip olmalıdır. Herkes İslam’ı din olarak kabul etmeyebilir ama herkesin İslam’ın dünya ve ahret hayatını kurtaran davetini duymaya hakkı vardır. Bu hak bilgisinin sahibi Müslümanlardır, Müslümanlarda bu hak bilgisini, hak sahiplerine ulaştırmakla yükümlüdür.

Yeni bir dünyanın inşası için, eğitimden sağlığa, geleneksellikten modernizme, bütün çağdaş üretilmiş kavramların yakıcı etkisine karşı, herkesin her kesimin nasıl birlikte yaşayacağına dair plan projelerimiz olmalı. Kur’an bir işi bitirince hemen diğerine yönel diyerek yol yöntem göstermekte, bize ışık tutmakta. Müslümanlar bilgi seviyesi olarak önemli yerlere geldi, birikim sahibi oldular, değerlendirebiliyor tahlil yapabiliyorlar. Hastalıklar teşhis edilmiş, yanlışlar ortaya çıkarılmış, hak olanla batılın kritiği yapılmış durumda. Bocalamaların nedeni ise aynı yerde durmaya devam etmek.

Artık uzun soluklu planlara, nesillerimizi kuşatacak çalışmalara, torunlarımızı dönüştürecek çabalara girişmemiz gerekiyor. Sağlıklı bir eğitim projemiz oluşturulmalı, dünyanın hepsini hesaba katarak paslaşmalı, yardımlaşmalıyız. Modern eğitimden yakınmayan hiç kimse yok, gerek bilinçli Müslümanlar gerekse geleneksel toplum, hemen herkes çocukların yetişme tarzından ve okullarda verilen öğretiden rahatsız olduğunu açıkça ifade ediyor. Eğitim konusuna Müslümanlar el atmalı. Sadece kendi çocuklarımız değil, mahallemizi, kasabamızı, çevremizi de hesaba katarak. Nasıl mı olacak..? İşte önemli olan da bunun nasıl olacağı üzerine kafa yormak, bir yol bulmak için düşünme ve karşılıklı yardımlaşmayı hayata geçirmek.

Yeni bir dünyanın inşası için modern algının hayata hakim kıldığı bütün tezleri çürütmek, asıl olanın İslam’da, şimdi var olanların ise sonradan üretilen tasavvurlar olduğunu, ifsada sebebin bu algının egemen olmasından kaynaklandığının deklare edilmesi gerek.

Müslümanların acil eylem planları çıkarmaları, heba olan nesillere ve tüm insanlığa reçeteler sunması gerekiyor. STK’laşmak, hizipleşmek, gruplara ayrılmak kaçınılmaz ise, en azından bu durumu lehte kullanmanın yolları aranmalı. Ortak paydalarda, en üst değerde buluşarak topyekün bir mücadele yöntemi sergilenmeli. Öyle çalışmalıyız ki, samimi bir niyetle Müslümanlara çözüm için baş vuranlar, kalbi mutmain olarak İslam’ın çözüm önerilerine teslim olmalı.

İslam’ın aydınlık dünyasını yeryüzü insanlığının tümüne ulaştırmak bütün Müslümanların boynuna ödenmesi mecbur bir borçtur. Müslümanların ödenmesi gereken böyle bir borcu varken, dipsiz kuyulara kendilerini hapsedemezler. Sözün mutlak bir ağırlığı vardır, ama amelle birleşirse bu etki gün yüzüne çıacaktır. Yapmayacaklarını söylemek, söylediklerini ise yapmamak Allah’ın azabına neden olan davranıştır. Bütün sıkıntıların çaresinin İslam’da olduğunu bütün Müslümanlar söyleyebilir, asıl önemli olan, bu çarelerin neler olacağını ve küresel dünyada nasıl uygulanacağını ortaya koymaktır.

Öncelikle sıkıntıların ve zaafiyetlerin tesbiti daha sonra çözüm önerileri, Müslümanların zihninde, amellerinde şekillenmeli hayata müdahil olmalıdır. Karanlıklar içine gark olduğu söylenen dünyanın, aydınlık yarınları için çalışması gerekenler sorumluluk sahibi Müslümanlardır. Tekrarlarımızın fazlalığı konunun önemine dikkat çekmeyi amaçlamakta, hassasiyete işaret etmeyi gütmektedir. Bu öyle bir hassas noktadır ki, Araf Suresinde (164.ayet) işaret edilen, hesap günü bizi kurtaracak olan elimizde bulunması gereken burhanın kendisidir.

Müslümanlar gayretle ve samimiyetle inançlarının gereğini yaptıklarında, zalimlerin aleyhine yeryüzünde her zaman bir yol çıkacaktır. Küresel zalimler kendilerine hiç kimsenin güç yetiremeyeceğini sanarak hareket eder, tuzaklar kurar, lakin Allah’ta onlara karşı tuzak kurmaktadır.


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat