Yarınları Elimize Almalıyız


Yakup DÖĞER, Yarınları Elimize Almalıyız

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


İnsanlığın kadim endişesi hep yarınları için olmuştur, her zaman yarınlarından endişeli ya da umutludur. Fıtraten buna müsait olarak yaratılan insanoğlu, günün arkasını düşünür hep. Allah’ta (c.c.) bu noktaya dikkat çekerek, insana yarın için ne hazırladığına bakmasını söyler, yarını için hazırlanmasını ısrarla tavsiye eder. “Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”(Haşr 59/18) der. Kur’an’ın bahsettiği yarın, ahret hayatı olarak çıkar karşımıza, ama bu dünyadaki yarınları da kapsayacak şekildedir.

İnsanın yarınını ellerine alabilmesi için, dünlerini de bilmesi, tahlil etmesi, düşünmesi, tekraren gözden geçirmesi gerekmektedir. Dünleriyle sorunlu olanlar, dünlerinden kopuk olanlar, geçmişini bilmeyenler yarınlarını dünya-ahret imar edemezler. Geçmişi olmayanların, geçmişindeki ulvi değerlere sahip çıkmayanların imarı eğretidir, dününün hasenatına sahip çıkmayanların yarınlarını ikame etmesi mümkün değildir.

Hayatın akıl almaz hızla ilerlediği dünyada, aynı şehirde, aynı mahallede, aynı caddede, aynı apartmanda ve dahi yaşadıkları evlerde bile yalnızlık çekenlerin varlığı, bugünlerin sıkıntısıdır. Yüzleri güldürmek, yetimleri sevindirmek, bütün erdemli davranışları sergilemek, Salih amelleri ihya etmek için, bu günden başlayan yarınları kaçırmamalı, hazzın ve hızın önüne geçmeliyiz. Yarınlara sahip olabilme mücadelesi, bizim ve gelecek nesillerimizin gerçek yarınının teminatı olacaktır.

İnsanlığın çağ itibariyle dünyalık olarak yarınları için akıl almaz bir mücadelesi, buna mukabil, esas yarını olan ahreti içinse aynı oranda ertelemeci bir tavrı vardır. Asıl olanın kaybolduğu bir dünyada teferruat, insanlığı benliğinden ufkuna bütün evrenini kuşatmış durumdadır. Bu dünyadaki yarınlarını ellerine almaya çalışanlar, peşinci çalışmayı ve peşinci olmayı hayatlarının vazgeçilemezi yapmıştır.

İnsan için, fani dünyanın yarınlarını ellerine alma mücadelesi, ebedi yarınların imarı adına olması gerekirken, ebedi yarınların dünyadaki yarınlarını kazanmak adına ellerinden kayıp gittiğini görememektedir. Oysa bu dünyanın yarınları kısa bir geçimlik olarak zikredilip, “Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.”(Ankebut 29/64) denilirken, ebedi olan yarınlar, sonsuza karşılık gelen mana içerir. Matematikteki kural, ebediliğin karşısında binlerce yılın bile hükmü sıfırdır, Rabbimizin dediği gibi, isterse bin yıl yaşanılsın.

Hazzın ve hızın bir hayat tarzı olduğu modern bir dünyada yaşıyoruz, ilahı beşer olan dinler zihinleri zorlamakta, tercihleri hususunda insanı yanıltmaktadır. Genel olarak insanlar yarınlarından endişeli, idrakleri kapalıdır. Yarınlara ait söz söylemekten, yarınlara ait iş kurmaktan, hesap yapmaktan Müslümanlar sorumludur. Geleceğini göz görerek elinden kaçıranlar, kaçmasına göz yumanlar, yarınlarının imarı için çalışmayanlar, ebedi yarınlarında da hüsrana uğrayacaklardır.

Bütün insanlığa söyleyecek sözü olanların, enerjisi tükenmiş dünyalık düşüncelerin karşısına dikileceklerin, yarınlarından vazgeçmesi söz konusu olamaz. İşte budur demek, bu günü kuşanıp yarına sahip çıkmakla olacaktır. Alemlerin Rabbi olan Allah(c.c)“Bizim uğrumuzda cihad edenlere, şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allah, ihsan edenlerle beraberdir.”(Ankebut 29/69) demektedir.

Çoğu zaman, yarınların önünde insan birbirine engel olarak da durur, birbirine çelme takar, isteyerek olmasa da, isteyerek yapmasa da, bu şeytanın bir dürtüsü olarak hoş gösterilen, zaman içerisinde kişi tarafından da hoş görülebilen bir davranıştır. Beraber yapması gerekenler karşısında, birbiriyle hasım olabilir, bazen de bu hasımlık, haddini aşarak, insanın bir biri üzerinden Allah’ı hasım olarak görmeye kadar gidebilir. Oysa Allah (c.c.) “Ey adem oğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır."(Yasin 36/60) buyurmaktadır.

İnsan birbiriyle sınanan, bir biriyle denenen, birbiriyle bir anlam ifade eden, “Ahseni Takvim” üzere yaratılmış “Eşrefi Mahlukattır”, geçmişte kimlerin ne yaptığından sorumlu değildir. Allah geçmişte yaşayanlar için, “Onlar, bir ümmetti, gelip geçti; onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz.”(2Bakara /141) diyerek, onların ayrı birer ümmet olduğunu, gelip geçtiklerini söylemektedir. Ama bugün birlikte yaşayanlar, ömürleri boyunca bir biriyle bağlı, birbirinden sorumludur. Sorumluluk bilincinde olmak, bu bilinci kuşanmak, bu bilinçle hareket etmek, bir oto kontrol sistemi olarak birbirini takip etmek, bugün beraber yaşayanların sorumlu olduğu bir davranıştır. Yarınları imar edeceklerse de, ifsadına göz yumacaklarsa da birlikte yapacaklar. Sonunda, birlikte yapıp ettikleriyle de ebedi yarında birlikte hesaba oturacaklar, birbirlerine şahitlik edip etmediklerinden sorulacaklar.

Esas itibarıyla bakıldığında, imtihanın temeli de, insanın birbiriyle olan ilişkileri ve birlikte yapıp edecekleri, beraberce birbirinden sorumluluk esasına dayanmaktadır. Yalnız yaşamanın mümkün olmadığı fıtri yaratılışta, sorumluluk duygusu, yeryüzünün imarı yalnızca insana verilmiştir. İnsan yapıp ettiklerinden sorumlu olandır, sorumluluk insandan başkasına verilmemiştir. İyiyi ve kötüyü, karanlığı aydınlığı, zulmü adaleti tercih sadece insana mahsustur. Ya Allah (c.c.) velisi olur, ya da İblis.

Yarınların elimize alınması, imar edilmesi, yarınlardan emin olunması, ebedi yarına hazırlanmak, bugünün çabasıyla mümkün olacaktır, buda insanın birbiriyle olan birlikteliğiyledir. Geç kalmış her çaba, yarınların elimizden kaymasının hesabına neden olacak bir boş vermişliktir. “Eşrefi Mahlukat” olan seçilmişliğin “Esfele Safiline” sürüklenmesinin önüne geçilemeyecektir. Geç kalmışlık, boş vermişlik, gelecek nesillerin yarınları içinde bizden hesabı sorulacak bir vebaldir. Acıların ve zulmün hüküm sürdüğü bir dünyada yarınların elimizden kayması daha şedit karanlıkların gelmesinin önünü açacak, neslimiz heba olacağı gibi, nesillerimizin nesilleri de aynı kaosu yaşayacaktır. Yaşanmasına sebep olunan her zulüm, bir öncekinin de üzerine konarak sorulacak bir hesabı önümüze koyar. “Kim, güzel bir iyiliğe aracılıkta bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim de kötülüğe aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. Allah her şeyin üzerinde koruyucudur.”(Nisa4/85). Yılanlar bin yıl yaşasın demek, olacak olumsuzluklara kapıyı aralamak, kötülüğe vesile olduğumuz her şeyin hesabından bizim hanemize de yazılacak anlamındadır.

Belki de yarınların önemini çok fazla kavrayamadığından insan, bugünün hemenci dünyasında kendisini avutmaktadır. Ya da, yarınları elimize almanın yükünü çekecek, bedelini ödeyebilecek, adanmışlığın yoksunluğundan dolayı, bilincinin devre dışı kalmasından kavrayamamaktadır.

 Yarınları elimize almamız için,  Allah’ın arzında bir şeyler yapıp etmeye başlamadan önce, Neden, Niçin yaptığımız sorusunu yanıtlamamız gerekmektedir. Ebedi olan yarınımız içinde, bu soruyu kuşandığımız kimliğimizin hudutlarında cevaplamamız, nasıl bir yarını istediğimizi ifade edecek, nasıl yapacağımızı da bize gösterecektir.

İnsanın bir şeyi nasıl yapacağından önce, neden-niçin yapacağı önemlidir. Neden-niçin cevabı hayatı baştan sona kuşatan, nasıllığın yolunu gösteren pratiğe aktarılacak olan bir tercihtir. Bu durum aynı zamanda, kimliğimizi de belirten bir ifade olacaktır.

Kendimize özgü bir dil, kendimize has bir yöntem, arınmış bir zihin, ümmice bir teslimiyet, teferruattan uzak bir yaklaşım ve bütün bunların nasıllığı, kimliğimizin bize gösterdiği yolla gerçekleşir. Bazen çok bilmek, çok şey kaybetmemize sebep olabilir, çok bilmenin dayanılmaz ağırlığını taşıyamayan omuzlar, yarınların imarı bir yana, kendi kayıplarını da artırabilir. “Ben” demek, ilk ünlemin konulduğu yerdir, sonrası için tedbir alınmazsa, ünlemsiz tehlikelerin önüne geçilemez. “İnsan kendini müstağni gördüğünden azar”(Alak 96/6-7)

İnsanlığın yarınlarından endişeli olduğu ahir zaman çağında, Müslümanların yarınları ele alması ve yarınları imar etmesi, kaçınılmaz görevidir. Müslümanların bile endişeli yarınlar yaşadığı bir dünyada, ideoloji çöplüğüne dönen Allah’ın arzı, tarihinde görmediği çapta buhranı an itibarıyla yaşamaktadır. Bunun önüne geçebilecek, yarınları ele alabilecek, yarınların emniyetini sağlayabilecek sadece Müslümanlardır. 

Biliriz ki, bu dünyayı ıslah, bu dünyayı imar görevi, ekini ve nesli korumak bizim işimizdir, yarınlarımızı inancımızın bize emrettiği şekilde yakalamamız, sürekli elimizden çalınan neslimizin emniyeti de bizi bekleyen ertelenemez görevlerimiz arasındadır. Bu görev kulluktur ve kulluğun, “Yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”(Hicr 15/99) denilerek, ölümün gelene kadar süreceğini göstermektedir.

Bugün nasıl yapılacağı hususunda yol-yöntem sıkıntısı çekmemiz, biraz bocalamamıza neden oluyor gibi dursa da, biraz akledilip ciddi bir emek sarf edilse, elimizdeki muhkem haberlerle geçmişimizden günümüze uyarlamalar devşirebiliriz. Her Nebinin, geldiği dönemde zamanımıza benzer sıkıntıları yaşamış olduğunu biliyoruz. Bizim yapmamız gereken, tarihte bunun pratik uygulamalarını yapmış olanlardan ders çıkarıp, bugünden başlayarak geleceğe ait projeler üretmek olmalıdır.

Nebilerin hayatı samimi bir niyetle sadece Allah(c.c.) için hassasiyetle tekrar gözden geçirilmeli, yaşadıkları toplumlarla kurdukları bağın kodları okunmalıdır. Aynı zamanda, geçmişin Sabikunlarının, bulundukları dönemlerde nasıl bir yol-yöntem izledikleri konusunda akademik çalışmalar, üst akıl sahibi bilenlerin tarafından araştırılarak, o günlerden günümüze ait bir dili devşirmeleri gerekmektedir. Allah (c.c.) kendisi için mücadele edenlere, “Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.”(33 Ahzab/21) diyerek önemli bir çıkış noktasına işaret etmektedir.

Yarınları elimize almalı, yarınlarımızı imar etmeli, yarınlarından emin bir dünya için, bugünlerimizi kaybetmemeliyiz. Geçmişimizle yıkılan köprünün yeniden imarıyla, geçmişimizin köklü, sahih, sağlam yanlarını da değerlendirerek, dünyanın yarınlarını, ebedi yarınlarımızın felahı için elimize almalıyız.

Çünkü bu iş Müslümanlara düşüyor.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
10.02.2015 13:31
selam ile..
Nisa/85 ''men yeşfeğ şefeaten haseneten/Kim, güzel bir aracılıkla aracılıkta/şefeatte bulunursa'' ve ''ve men yeşfeğ şefeaten seyyieten/kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa'' diye devam edip her ikisinde de kendilerine bir pay olduğunu söyleyen ilahi uyarı bizlere çok şey anlatmaktadır. Kur’an’da şefaat kelimesinin dünya hayatına dönük olarak tanımlandığı tek ayet budur.
Şefaat: Bir işe önayak olmak, çığır açmaktır, aracılık ederek bir işe vesile olmaktır. Yardımcı olmak, aracılık etme noktasında şefaat kavramının olumlanması, kişilerin ölmeden önce hidayetine vesile olarak kurtulmalarına önayak olmak, peygamberlerin, şehidlerin, alimlerin, mübelliğlerin, müderrislerin, salih evlatlar yetiştirilmesi için cehd eden anne-babaların ve genelde bütün mü’minlerin hayırlı bir işe-amele ön ayak olması ve çığır açması yönüyle şefaatleri-aracılıkları söz konusudur ve asıl dünya hayatına yönelik faydası/hayrı olan ve neticesinde ahiret hayatının kurtulmasına-kurtarılmasına yönelik şefaat budur.
Diğer şefaatle ilgili ayetler ahirete yönelik beklentilerle alakalıdır ve onların özeti de ''şefeatin tümü Allah'ındır'' 39/44 şeklinde tanımlanmaktadır.
Hem kendi yarınlarımız hem de nesillerimizin yarınları için güzel şefeatte/aracılıkta bulunarak cehd etmemiz gerekmektedir. Dünün tecrübesinden yararlanarak ve bugüne/yarına dair güzel örneklikler sergilemeliyiz. Nasihatlerin için Rahman razı olsun Yakup kardeşim. Selam ve dua ile.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat