Siyasal İktidarlar Açısından Yasallık ve Meşruiyet


Yakup DÖĞER, Siyasal İktidarlar Açısından Yasallık ve Meşruiyet

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Halkı Müslüman, yönetimi Laik Seküler olan ülkelerde siyasi iktidarlar tarafından Müslümanların güvenini kazanabilmek için ustaca kullanılan önemli bir kavram vardır. O kavram “Meşruiyettir”.Herhangi bir yaptırımın seküler düşünce temelli yasallık ile dini ve geleneksel mahiyeti içeren meşruiyetin farklı olduğunun bilincinde olan iktidarlar, bu inceliği ustaca kullanırlar. Yasal olmak başka bir şey, Meşruiyet kazanmak başka bir şeydir.

Yasal olmak, Meşruiyet kazanmayı da beraberinde getirmez, içerdiği mana itibarıyla da bunu sağlayamaz. Yasal, modern ideolojinin ürettiği bir kavramdır, Meşruiyetinse geleneksel manada bile olsa dinin manalandırdığı mana ile yüklüdür, bundan dolayı geldikleri yer itibarıyla tamamen birbirinden faklı anlamlar içerirler.

Anayasa: “Bir devletin kuruluş ve işleyiş esaslarını, organlarını, bunların görev ve yetkilerini, fertlerin sahip oldukları hak ve hürriyetleri belirleyen ana kanun ve prensipler.”olarak tarif bulur.(D.V.İslam Ans.Anayasa mad.) Anayasaya uygunluk da yasal olarak ifade edilir.

Laik, seküler devletlerde Anayasa hazırlanmasında modern düşünceler ve akıl, seküler anlayış, referans olarak alındığından dolayı, dini ilkelerle herhangi bir bağından, atıfta bulunulmasından söz edilemez. Yani tamamen rasyonalist bir yaklaşımla, hayatın tamamını kuşatma iddiası güder. Meşruiyetini aldığı referans insan aklıdır ve hiçbir zaman asli manasına tekabül etmez. İnsan aklının yetebildiğince, hayatı, doğayı, evreni, ilişkileri, tanımlamaları ve manaları kendince anlamlandırır, kendine hasım gördüğü kavramları dönüştürür, içini boşaltır, kendince manalandırır. Dönüştüremediklerini, içini dolduramadıklarını yok sayar.

Referansı akıl olan laik-seküler anayasalar, batıda dini kiliseye, halkı Müslüman ülkelerde camilerin dört duvar arasına mahkum eder. İbadethanelerin dört duvarı arasına sıkıştırılan inanç, azami nokta olarak bireysel hayata taşınabilir. İnsan aklıyla oluşmuş ve yorumlanmış anayasalarda, dinin hayatta olmasına kesinlikle müsaade edilmez. Bu müsaade edilip edilmeme siyasi oluşumla alakalı olmayıp, bilakis kendi şahsına münhasır bir durumdur.

Tesettürlü olmanızın, namaz kılmanızın, oruç tutmanızın hiçbir mahsuru yoktur. Ama bütün bunları yaparken, merkez bankasında ya da devlet dairelerinde gecikmiş ödemeler için faiz hesapları yapmaya, okullarda çocukların beynine dünyevileşmeyi aşılayan müfredatı uygulamaya, çağın Sanem ve Vesenlerini kutsamaya, İslam Dünyasının üzerine her gün bombalar yağsa da, her gün yüzlerce insan ölse de, Cuma hutbelerinde orman haftasını kutlamaya devam edersiniz.

Yasal çerçeve içerisinde dinin politik hayata müdahalesi yasaklanmıştır. Ezilen, horlanan, katledilen, sömürülen, asgari ücretle yaşama mücadelesi veren yani hayatın pratiğinde var olan bütün aksaklıklar, dinin değil mevcut siyasi oluşumun ilgi alanındadır. Din sadece laik düşüncenin oluşturduğu kurumlar aracılığıyla, devletine, hükümetine, yasalara uygun davranacak ahlaklı birer insan olmak gerektiğini vaaz etmek, insanların manevi ve ruhi olarak rahatlamalarını sağlamak, cenazelerini kaldırmalarında, oluşturdukları din adamları kadrosuyla yardımcı olmak için kullanılır.

Size devletin anayasasında belirtilen bütün haklarınızı özgürce kullanabileceğiniz, kişisel haklarınızı talep edebileceğiniz, kendilerince içini doldurdukları “Hak” kavramının kapsadığı haklarınızı arayabileceğiniz söylenir. Bunların hepsi laik-seküler bir ülkede yasaldır, yani insan akılının referans alınarak yapılan anayasalarda sınırlar tayin eder, ama bütün bunlar hiçbir zaman meşruiyet kavramının asıl anlam dairesinde değerlendirilemez. Çünkü meşruiyetin bunların çok ötesinde anlam içeren, referans noktası ilahi olan derinlikli bir manası vardır. Seküler anlayışın meşruiyeti kendi aklıdır, bu kavramı da asıl köklerinden koparır ve kullanır.

Modern, seküler, laik batılı toplumlar da, mevcut iktidarlar yasallık dairesinde bütün işlerini rahatça halledebilirler, kendilerini yasal oldukları hususunda savunup, tabilerini ikna ederek egemen oldukları toplumda iktidarlarını sürdürebilirler. Onların meşruiyet gibi bir sorunları yoktur, yani halkı Müslüman olan ülkelerdeki mananın içerdiği karşılıkta yoktur. Onların seküler anayasalarındaki maddelere ve onun ışığındaki yasalara uyumluluk kendi meşruiyetlerinin karşılığıdır.

Kilise geçmişte işlediği cürümlerin ve sabıkasının kabarık olmasından, herhangi bir inandırıcılığı, hayata söyleyecek sözü de kalmadığından dolayı hayattan dışlanmış, bundan dolayı da kendi kabuğuna çekilmeyi kabul etmiştir. Batının yaklaşık dört yüz yıldır gelenekten kopuk köksüz oluşu, geçmişine ait değerlerden yoksunluğu, geleneksel manadaki meşruiyetin etkinliğini ortadan kaldırmıştır. Onlar için önemli olan sadece bu dünya ve bu dünyadaki refahlarıdır, kendilerine bu refahı sağlayacak kim olursa olsun mantalitelerince meşruiyet dairesindedir. Kendi ülkelerinden binlerce kilometre uzakta olan yerleri asimile eden iktidarları, üçüncü dünya ülkeleri diye adlandırdıkları bölgeleri sömürmeleri, halkın yaşam standartlarını yükselttiği için, siyasi iktidarlarının kendilerince anlamdırdıkları meşruiyet dairesinde hareket ettiklerini savunurlar.

Haz-hız, üretim-tüketim üzere yaşayan ruhun öldüğü toplumlar da,  meşruiyetin kaynağı sosyologlar, psikologlar, rasyonalistler toplum mühendisleridir. Toplum kör, sağır, idraksiz kaldığından dolayı, canları isterse haftada bir kilise de okudukları İncil’le, günahlarından arınmak için gittikleri papazla anlık huzuru yakalamaya çalışırlar. Ardından kaldıkları yerden hayatları devam eder. Batının bizdeki karşılığı olarak ete kemiğe bürünmüş meşruiyet diye bir kavram bilinci yoktur.

Müslüman topluluklarda ise, meşruiyetin kaynağı her zaman geleneksel de olsa dinleri olmuş, bu konuda hassasiyet gösterilmiştir. Bu manada meşruiyetin arandığı toplumlar, halkı Müslüman, devleti-siyasi idaresi laik seküler olan toplumlardır. Dolayısıyla idareye talip olanlar da Müslüman’dır, hem Müslüman, hem de laik olduklarını, demokrat olduklarını söyleyenlerdir. Müslüman bir topluluğu, gavurun diniyle yönetmeye, idare etmeye çalışmak, çabalamak, mücadele etmek için manası kendine münhasır olan“Meşruiyet” onlar için en lazım olan malzemedir. Kalmaları veya gitmeleri, başarıları veya başarısızlıkları, becerileri-beceriksizlikleri, yanlışlarını örtmeleri, bilerek dahi yaptıkları yanlışları, doğru gibi göstermeleri, kendilerine desteği artırmaları, uzun yıllar iktidarda kalmaları, halkın gözünde geleneksel anlayışta da olsa dinin manalandırdığı meşruiyeti en azından ritüel derecesinde sağlamaları gerekir.

Modernizm ve sekülerizmin bütün dünyayı etkisi altına aldığı her ne kadar söylense ve bunun gerçeklik payı inkar edilemeyecek derecede olsa da, halkı Müslüman olan doğu toplumlarına istediği şekilde henüz nüfuz edememiştir. Ya da, doğu toplumlarının kendisine istediği gibi entegrasyonunu başaramamıştır. Sahih din algısının, gelenekle yer değiştirmiş olmasına rağmen bunu sağlayamamış, insanların asla vazgeçemeyecekleri bir ucu inançlarına dayanan gelenek ve göreneklerinin şekillendirdiği meşruiyet bu akımların önünde en büyük engel teşkil etmektedir.

Geleneğin hakim olduğu, özellikle Müslüman toplumlarda, meşruiyet ilhamını ve gücünü dinlerine dayanan gelenekten almakta, geleneğin verdiği enerji ile canlı olarak sahada işlev görmektedir. Bu yüzden, Müslüman’ı gavurun diniyle yönetecek olanlar, meşruiyete önem vermiş, sadece meclislerinde çıkardıkları, referanduma sundukları, böylece meşruiyet aradıkları yasaların kendilerine yeterli olmayacağını dikkate alarak, halkın anladığı manada ki meşruiyeti önemsemişlerdir. Gelenekten beslenen, içerisinde dini motiflerin yoğunlukta olduğu meşruiyet kavramını çok iyi değerlendirerek, üzerinde akademik çalışmalara yapıp hassaten durmuşlardır. Bu inceliği dikkate alan-almayan politikacıların iktidar süreleri, geçmiş tarihimizde yaşı altmış olan herkesin malumudur.

Türkiye’de, toplumu sadece seküler anayasa ve yasalarla yönetmeye kalkan siyasi yapıların mezarlığı olduğunu az biraz tarih bilgisi olanlar bilirler. Meşruiyetini, seküler düşüncenin ürettiği anayasalarla ve onun gölgesinde çıkardıkları yasalarla arayan siyasi iktidarların ömrü uzun olmadığı gibi, bir daha iktidar fırsatı da bulunmamışlardır. Bunun en çarpıcı ve ciddi ispatı, CHP zihninin otoriteryen anlayışının iflas etmesi ve bir daha hiçbir dönemde hükümet olamamasıdır. Son dönem kendilerine dönük öz eleştirilerinin temelinde, geçmişte görmezden geldikleri Müslümanların anladığı manadaki meşruiyeti anlamamaları yatmaktadır.

CHP Genel Başkanı Kılıçtaroğlu anlattığı bir anısında: ““Siyasete yeni girmiştim, Ankara’nın bir ilçesine gittik. Küçük bir ilçe, parti otobüsü geçti, biraz uzakta indik kasabanın dışında yürüyerek toplantının yapılacağı yere gidiyoruz. Parti büyüklerimiz en önde, elleri cebinde, küçük dağları ben yarattım diye gidiyorlar. Ben biraz arkada durdum, esnafa merhaba desek diye. Sonra bir dükkanda “merhaba nasılsınız” diye el sıktım. “Siz kimsiniz” dedi. “CHP’liyiz”. “E niye bize bir merhaba demiyorsunuz” dedi. Yani böyle gidiyorsunuz. Şimdi böyle kimseye ben olsam oy vermem. Orada panel düzenlemek yerine köyün kahvesine gitsek veya kasabanın kahvesine gitsek çay, kahve içsek, “nasılsınız” desek.” diyor. Bir selamın bile, Müslüman halkın anlamlandırdığı meşruiyeti oluşturmada ne kadar önem arz ettiğini buradan da görebiliyoruz.

Yukarıda da demiştik, geleneksel toplumlarda, meşruiyet kaynağını her ne kadar içerisine birçok yozlaşma girse de bir ucu inançlarına dayanan kadim geleneğinden almıştır, geleneksel anlayış içerisindeki potada eriyen birçok kavram, asli kimliğini yitirse de, bu değerler kendi künhüne vakıf birer kavram anlamı kazanmıştır. Meşruiyette bunlardan biridir. Kitabi karşılığıyla nizami olarak örtüşmese de, genel olarak kapsadığı manasının içerisinde kitabi değerlerde mevcuttur, kitabi değerlerden de referans almıştır. Geleneksel bile olsa, içerisinde sadece dinden değerler barındırdığı için toplumun değerlerini görmezden gelmek, meşruiyetin sağlanmasını engelleyen bir anlayıştır.

Halkı Müslüman olan toplumlarda dine aykırı olmayan ama dinin şekillendirdiği biçimde de işlev görmeyen birçok sosyal faaliyet günümüz itibarıyla işlev görmektedir. Komşu ziyaretleri, sosyal yardımlaşma, köylerde imece, misafirlerin köy evlerinde konaklaması, insanların birbirleriyle selamlaşması, doğum-ölüm gibi halkın birlikte, birbirleriyle kurdukları iletişimde dine aykırı fiillere rastlanmasa da, yeni moda evlenme, nişan, düğün-dernek, özel günlerin kutlanması gibi etkinliklerin İslam Hukukundaki varlığının sabitliği, lakin işlevsel olarak modern paradigma yönteminin kullanılması dinin istemediği yöndür.

Bu gün Türkiye’de AKP’nin nasıl olup da bu kadar uzun süre iktidarda kaldığının nedenlerini uzunca araştırmaya gerek yoktur diye düşünüyorum. Seküler anlayışın manalandırdığı yasallığı sağlamakla birlikte, Müslüman halkın zihninde şekillenmiş meşruiyeti de sağlamayı başarmıştır. Bu nasıl olmuştur dersek, Müslüman’ım diyenlerin, kitabi bilinçten yoksun olması, geleneklerini din olarak algılaması, adetlerin ibadet, ibadetlerin adet gibi olması,  dinin aslına dair bilgilerinin olmaması, seksen yıldır halkın cahilleştirilme politikalarından yararlanmaları, bunun üstüne Müslümanların gün geçtikçe dünyevileşmeleri, siyasi iktidarın kendilerine ekonomik çıkarlar sağlamaları gibi sebepler söyleyebiliriz.

Parti liderinin sürekli olarak halktan biri olduğunu söylemesi, halkı gibi konuşması, doğal tepkiler göstermesi, ramazan iftarlarını varoşlardaki mahallelerde açması, mahalle camilerinde cemaatle saf tutması, ev ziyaretlerine, hasta ziyaretlerine gitmesi, kendi politik iktidarı için geniş tabanlı bir meşruiyet kazandırmıştır. Bu noktadan sonra, kendilerine halkın anladığı manada meşruiyet sağlayan yöneticiler, inandırdıkları halkın hayatına tamamen seküler manada istedikleri gibi müdahale etmektedirler.

Bu realite, bir üst aklın ortaya koyduğu ve uyguladığı, içerisinde dinamizm, etkenlik, kabul edilirlik barındıran, bunları göz ardı eden rakipleri tarafından karşı konulamaz icradır. Hakim siyasi gücün en tepesi, bir ülkenin başbakanı, başını kaldıramayacağı kadar iş yoğunluğunda, arabasını yol kenarında durdurup, yol üstündeki köye uğrayıp, yaşlı bir çiftin ayranını içip, meyvasını yemişse, küçük dağları ben yarattım edasıyla dolaşan diğer siyasi oluşumun, bu tutum karşısında var olabilme şansı yoktur.

Fiziksel var oluşunu seküler anlayışın tanımladığı yasala değil de, dinin manalandırdığı meşruiyete dayandıranlar, ikna ettikleri toplumda derinlemesine kabul görürler. Hayata müdahaleleri de, fiziksel olarak var olmalarına vesile olan anlayışın tam tersi olarak gerçekleşir. Derinlemesine ilgi gördükleri toplumda, yüzeysel tepki görürler. Toplum kabul ettiklerinin hata yapmayacağını, yapsa da önemli olmadığını savunur. Bu durum, nefret ettiklerimizin hiçbir tutumunu nefretimizden dolayı beğenmediğimiz gibi, sevdiklerimizi de, sevgimizden dolayı eleştiremediğimiz gerçeğinin her zaman ortaya çıktığını gösterir.

Geleneksel paradigmadan meşruiyet sağlayanların eleştirel muhalefeti de zaman içerisinde zayıflayarak, ya susmakta, ya sisteme entegre olmakta ya da marjinal kalmaktadır. Gelenekten meşruiyet sağlayanların yapıp ettiklerini, maslahata dönük faydacı yaklaşımlarla yorumlayanlar zaman içerisinde entegrasyona girmekte, ilkesel olarak yaklaşanlar, iktidar tarafından marjinal, pragmatist yorumlayanlarla yaklaşanlar tarafından hayatın taşrasında yaşayanlar olarak değerlendirilmektedir.

Diyanetin hazırladığı İslam Ansiklopedisinde bir paragraf gerçekten önemli bir husus da izah eder niteliktedir.

Kamu vicdanını rahatsız edecek bir karar kanunî de olsa meşrû sayılmaz. Toplumun adalet anlayışının aynası olan mâşerî vicdan bir anlamda meşruiyeti belirleyen en önemli unsurdur. Dolayısıyla bir kanun mâşerî vicdanın sesini temsil ederse meşruiyet temeli kazanır.”(TDVİA cilt: 29; sayfa: 379)

Tabi sistemin bünyesinde olan Diyanet gibi bir kurumun, “Kamu vicdanı”, “Maşeri vicdan”, “Toplumun adalet anlayışı” ne demektir, adaletin mahiyeti, çıkış noktası neresidir gibi açıklamalarda bulunması, laik seküler sistemin sorgulanmasına sebep olabileceğinden, “Kanunlar, yasalar, İslam Şeriatına aykırı olamaz diyemeyecektir.

Bu inceliği kullanabilen günümüz iktidarı, gerçekten çok akıllıca davranmakta, belli bir seviye sahibi, akıl ve bilgi gücü olanların da aklını karıştırmakta, meşruiyetin asli hüviyetine taban olarak zıt olan yönetim biçimine istedikleri desteği sağlayabilmektedirler. Şekle dokunmayan yönetim, mahiyete sürekli müdahale ederek, bütün değerlerin içini boşaltmaktadır.

Bu gücü eline geçirenlerin, toplum gözünde meşruiyetini sağlayanların, neler yapıp ettiklerine yakinen şahit oluyoruz. Eleştirilemez, yargılanamaz, yanlış yapmaz, her yaptığı doğrudur, ya da, yanlışları olsa da, olur böyle şeyler türünden geçiştirmelerle karşılaşıyoruz. Öyle ki; yokluk içinde yüzen bir halkın bir bakanı, yüz binlerle ifade edilen saati koluna takabiliyor, Müslümanlardan da hiçbir ciddi tepki görmüyor.

Sanırım birçok kavramımızın asli hüviyetinden sıyrılıp seküler olarak manalandırıldığı bir dönemde yeniden gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi zaruret arz eden önemli kavramlarımızdan biri de meşruiyettir. Seküler anlayışla manalandırılmasına karşılık, ilkesel olarak tekrar tanımlanması gerekmektedir.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
01.02.2015 22:32
selam ile..
Meşruiyet/meşru terimi bütünüyle İslam şeriati demektir, çünkü türediği şer'i teriminin kalkış ve varış noktası İslam şeriatidir. Hayatın hangi alanı olursa olsun bir hususun meşru sayılması/İslama uygun ya da muarız olmaması anlamındaki meşruluğu müslümanları ilgilendirir ve bağlayıcıdır.
Meşru olan İslam hukukunu tanımayan ve kendi hevaları ile kanunlar koyan seküler yönetimlerin uygulamaları ''kendilerince'' yasal olarak tanımlanmasına rağmen asla meşru değildir. Örneğin; kumar, içki, faiz, zina vs seküler sistemler için yasal olarak görülebilir ve onların tercihidir(çünkü azap da bir tercihtir), ancak islamın/müslümanın nazarında asla meşru değildir.
İslama 'bariz' aykırı olan her ne varsa ''meşru'' terimiyle tanımlanamaz, ''meşru olmayanların'' kavramlarımızı çalmalarına/kullanmalarına asla rıza göstermemeliyiz.
Önemli bir konuya değindiğin için kalemine sağlık Yakup kardeşim. selam ve dua ile.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat