Şecaatini Arz Ederken Sirkatini Söylemek


Yakup DÖĞER, Şecaatini Arz Ederken Sirkatini Söylemek

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Şecaat Arz Ederken Sirkatini Söylemek

Atalarımızdan sadır atasözleri, bazen öyle kısa ve veciz ki, kısacık bir deyim, size üç-beş sayfa kompozisyon yazdıracak kadar muhteva içerir. Yerine zamanına göre söyledikleri bir söz mutlaka bulunur, taşı gediğine koymak da bu minval üzere söylenmiş vecizelerdendir.

Şecaat arz ederken sirkatini söylemek sözü de bir insanın kendisini kısacık bir cümleyle özetler cinstendir. Kendini, yaptıklarını anlatırken, kendi kendine övgülerde bulunurken, o rüzgarla kendini açığa çıkarması, yapıp ettiği bir çok iyi şeyleri de bir anda ortadan kaldırması, hükümsüzleştirmesi demektir. Birden etkisiz eleman olmak, bütün anlattığı yaptıklarını, bir anda tüketmektir, şecaatini arz ederken sirkatini söylemek.

Yaşadığımız şu günlerde bu durumun çok çarpıcı, dikkat çekici ruh ve beden halini yaşayan insanları görüyoruz.  Özellikle demokrasinin hayatta kalma mekanizması olan seçimlerin yaklaştığı, seçim propagandalarının zihinleri iğdiş edercesine yaygaraya dönüştüğü zaman diliminde, bütün politikacıların istisnasız hepsi, şecaatlerini arz ederken sirkatlerini söylüyorlar. Öyle bir söylemek ki, sirkatleri, şecaatlerinin üstünü tamamen örtüyor. Ağızlarından çıkan sözleri kesinlikle kulakları duymuyor, iktidar hırsı, makam mevki hırsı, kazanma hırsı akıllarını başlarından almış. Hangi birisini söyleyelim ki, hepsi al birini vur ötekine cinsinden.

Birisi seküler özgürlükler için dine savaş açıyor, insanları özgürleştirmek adına hayvanlaştırıyor, daha da aşağılara çekiyor aynı zamanda da din ve vicdan, inanç hürriyetinden bahsediyor. Bir diğeri eşitlik adına, haysiyet ve şereften yoksun bir sınıf türetmeye çalışıyor, alenen propagandasını yapıyor, destekliyor, velev ki …..z diye pankartların altında insan hakları savunuculuğu yapıyor.

Her şeyi parayla çözmeye çalışanlar, her kese ekonomik rahatlık vaat edenler, maaşlara zam yapacaklarını sürekli dile getirenler, bol keseden bolca atanlar, her şeyin sadece bu dünyadan ibaret olduğunu avazı çıktığınca haykırıyor. Bu durumda şunu da görüyoruz ki, artık sorunların çözümü siyasi olmaktan çıkmış sadece ekonomik olan çözüme dönmüş. Çözüm; ekonomik refah seviyesinin yükselmesiyle, maaşların artmasıyla, ek ders ücretlerinin zamlanmasıyla, emeklinin sıkıntılarının giderilmesiyle, tokinin dar gelirliye kira öder gibi ev sahibi yapacağını söylemesiyle, yatırımların devam edeceğinin ilanıyla, çiftçiye verilen müjdelerle, üniversitelilere bursların yükseltilmesiyle, v.s. v.s. mümkün olacağı üzerine kurgulanmış durumda. Bu dünyaya aitin dışında başka hiçbir şeyin gündeme gelmemesiyle çözümün sağlanacağı anlayışı sürüp gidiyor.

Bütün bunlar söylenirken, meydan meydan konuşanlar, şecaatlerini arz ederken sirkatlerini söylediklerini görmüyorlar, fark etmiyorlar, anlamıyorlar, ya da anlamak istemiyorlar. Burada bütün politikacıların neler söylediğini hatırlatmak değil gayem, neler söyledikleri de beni ilgilendirmiyor, ama bir şeyleri görmek için de çok önemli işaret taşları, söylenenlerde gizli.

Hatiplerin söylemlerinde iki şey vardır, biri söyledikleri, diğeri de söylemek istedikleridir, asıl olan söyledikleri değil, söylemek istedikleridir, alenen söyleyemediklerini satır aralarına saklayarak, avazı çıktığınca bağırmasıdır. Hani derler ya, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” diye, işte bu politikacıların söylemek istedikleri de tam budur. Söylem analizi yapabilenler bu asıl söylenmek istenenleri çok rahat fark edebilirler.

Bu söylenenlerin ve söyleyenlerin içinde en akılda kalanı, insanı en çok üzeni, en çok vah ettireni, en çok başını önüne eğip düşündürteni, en çok, “ne oldu da böyle oldu” dedirteni, şecaatini arz ederken sirkatini söylüyor sözünü hatırlatanı, sanırım Davutoğlu’nun aşk ve şevkle ekonomiyi metih ederken sarf ettiği sözleri olmuştur. Çok değil, yirmi yıl öncesindeki söylemlerinin tam aksi istikamette, savunmacı mantığında ötesinde, sahiplenici bir eda ile kredi kullanımında konusunda söyledikleridir.

Bu nokta, eleştirinin ötesinde düşünülmesi gereken bir noktadır, bu noktadan sonrası eleştiriyi aşan, eleştiriyi işlevsiz bırakan bir hal-i pür melal durumudur. Allah’a ve resulünü bir savaş açma hali olan faizcilik ve faizcilikle iştigali, yine yasaklayan Allah’tan bereketlendirmesini isteme ruh hali nasıl bir izaha muhtaçtır?

Haramı koyandan, haramın bereketlendirilmesini istemek, haram sahibine en büyük saygısızlık değil midir? Hiçbir tevil götürmeyecek kadar açıkça, pervasızca, korkusuzca, edepsizce, haramlığını ortadan kaldırırcasına sözler sarf etmek hangi akıl tutulmasının ürünüdür?

Günahların en büyüğü olan faizin bereketlendirilmesinin dilenmesi, Allah’a ve resulüne iman ettiğini söyleyen, namaz kılan, hanımı tesettürlü olan, bir kısım Müslüman camiada sempati bulan, maslahat güdülerek desteklenen birinin böyle bir sahiplenmeyle sahiplenmesi, izahı na-mümkün bir durumdur.

İşte tam burası, “şecaatini arz ederken, sirkatini söyleme” noktasıdır. Kendini metih ederken, içindekileri, istenmeyenleri, iç dünyasını, aslında neleri anlatmak istediğini, hedefinin neler olduğunu saçıp dökmesidir. İlk vukuatı değil elbet, daha önce de, “Biz can güvenliğimizi Allah’tan, egemenliği de milletten aldık” dediği de vardır. Göklerin Rabbinin yeryüzüne müdahalesini ret eden bir anlayış, saçılıp dökülmüştür dilinden.

Buna keza, cumhurbaşkanı olacak zat, elinde Kur’anı, miting meydanlarında bir koz gibi, nense gibi, politik bir malzeme gibi, seküler anlayışını meşrulaştırmak için kullanırken, laik-demokrat anlayışın, özgürlüklerin çıtasının kendi zamanın da ne kadar yükseldiğini avazı çıktığı kadar seslendirmektedir.

Bunlar, politik çıkarları için, Allah’ın dinini, Allah’ın kitabını, Allah’ın peygamberini laik anlayışlarına payanda yapmakta, yasalın dışında, halkın gözünde ilahi olandan meşruiyet bulma çabası gütmektedirler.

Dinin aslını muhafaza etmek, tahrifini önlemek, politik malzeme yapılmasını engellemek için, bu zevatlara ulaşabilen Müslümanların bu kişileri kesinlikle uyarmaları gerekmektedir, bu uyarı zarureti,  iletişim halinde olan Müslümanların boynuna borçtur, vebaldir. Uyarmaları ve bu ifadelerden beri olduklarını söylemeleri, bunu da kamuoyuyla paylaşmaları şarttır.

Dileriz ki, kendileri yaptıklarının yanlış, haram, yasak veya hangi kelimeyle telaffuz edilecekse farkına varırlar, tövbe ederler, tövbelerini de meydanlarda gezerken ifade ederler. Bu hal üzere giderlerse, sade kendilerinin değil, peşinden gidenlerinde helakine sebep olacaklar.

Buradan bizde kendilerine, Allah’ın dinini eğip bükmemelerini, iktidar hırslarına Müslümanların değerlerini alet etmemelerini, kitabın politik bir malzeme olmadığını, faizin kesinlikle haramlığını, bereketlendirilmesini dilemenin dinden çıkmakla karşılık bulduğunu, yaratmanın da, hükmetmenin de Allah’a mahsus olduğunu hatırlatıp, tövbeye davet edelim. İnşallah geç olmadan, hem kendileri, hem de kendilerine gönül desteği verenler tövbe edip pişmanlık duyarlar. Şecaatlerini arz ederken, sirkatlerini söylediklerinin farkına varırlar.

  


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

İlyas Metin
23.05.2015 00:13
Selamun Aleykum
Bunların yaptığı Kur'an'ı mızrak ucuna takan Muaviye mantığından ne farkı var.
Unutmayalım Allah ıslah olmak isteyeni ıslah eder, Hakkı bilip koltuk için ondan yüz çevirenleri değil herhalde
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat