Savrulmalar Üzerine Strateji Belirlemek


Yakup DÖĞER, Savrulmalar Üzerine Strateji Belirlemek

Yakup DÖĞER


A+ | Normal | A-


Bir deyim vardır dilimizde, aynı şeylerin çok fazla gündeme gelmesi, sürekli konuşulması, hep aynı noktadan dem vurulmasına binaen söylenir, “Gına geldi” denir, “Temcid pilavı gibi” denir ve bıkkınlığı anlatır. Duyan kim olursa olsun ne denmek istediğini anlar bu sözden.

Son dönemde, özellikle referandum sürecinden sonra İslami camianın kalem sahipleri arasında da böyle bir durum gündeme geldi maalesef. Savrulma ve eksen kaymasına dayanan eleştiri ve serzeniş furyası. Son dönem yazı, makale, söyleşi, yorum ve ne varsa adlandırılabilecek tamamen bu minval üzere sürdürülmekte, bütün enerji eleştiri odaklı olarak tüketilmektedir.

Elbette ki birbirimizi eleştirecek ve doğruyu, doğru bildiğimizi nasihatleşeceğiz, bizi diri tutan budur. Ama bütün zamanımızı alabildiğine sürekli olarak eleştiri üzerine kurarsak buda eleştiri sahiplerinin eleştirilerini zaman içerisinde anlamsızlaştırarak, eleştirdiklerimizle aramızda onarılmaz hasarlar meydana getiren bir hal alır ki an itibarı ile böyle olmuştur.

Zaman çok değerli ve telafisi olmayan bir kaybediştir, geri gelme ihtimali asla olmayacak tek kayıptır. Eleştiri, yanlışın söylenmesi ile birlikte doğru olanın yapılması kaydıyla tutarlılık arzeder, aksi ise sadece sözde kalan bir boş çabadır.

Eksen kaymaları, entegre olmalar, sistemi olumlamalar, İslam’ı beşeri ideolojilerle sentezlemeler elbette çok büyük yanlışlardır, bunlar asla mazur görülemez onaylanamaz. Bunların deklare edilmesi, bu duruma düşen Müslümanların uyarılması ilk öncelikle kardeşlik hukukuna dayanan görevdir, yapılması gerekir. Olumsuz olan taraf ise, bunun dışında bir şeyin yapılmamasıdır.

Eksen kaymalarından dem vuran, entegre meselesini sürekli gündeminde tutan ve şikayetkar sözlerle gündem eden bir çok Müslüman’ın dönüp dolaştıkları sonrada gedikleri yer aynı yer, eleştiri ve serzeniş. Bunun dışında ne yapılabilir kimsenin bu konuda sesi soluğu çıkmıyor.

Taguta, tagut denmediğinden şikayet eden Müslümanlara sormak gerek, bu düzenin taguti bir sistem olduğunu, cahiliyenin ne anlama geldiğini çevremizde, mahallemizde, sokağımızda, apartmanımızda, kahvelerimizde, düğünlerimizde kimlere anlattık? Sistemle entegre olmuşları, görece özgürlükleri esenlik gibi görenler yeterince uyarılmadı mı, yeterince Hakk kendilerine hatırlatılmadı mı? Bilginiz, ilminiz, hareket kabiliyetiniz sadece entegre olduğunu söylediklerinizi eleştirmeye mi yeterli, bunun dışında yapabilecek başka bir çaba yok mudur?

Vahdetten, birlikte olmaktan, beraber olmaktan bahsedildiğinde, ütopya ve nostalji olduğunu söyleniyor, bu ortamda mümkün değildir deniliyor, bir başka yerde parçalanmaların, dağılmaların olduğunu görüyor ve buna mukabil eksen kaymaları üzerine eleştiriler ise hiç hız kesmeden devam ediyorsa, bir arızanın olduğu açıktır.

Ayrışmaların ve parçalanmaların tamamen nefsi olduğu bütün açıklığıyla ortadayken, anlamsız küsmelerin sebebini bulamıyorsa, kendilerinin en ufak bir eleştiriye bile tahammülü olmayanların, kendi dışındakilerini alabildiğine eleştirmesinin tutarlı bir yanının olmadığı ortadadır.

Sadece yazılardaki satırlara dayanan eleştirinin çokta gerçekçi olmadığı sanırım aşikardır. Bazen insanın kendisini de eleştirmesi şart oluyor. “Eleştirdiklerim bir yol tutmuş gidiyor, peki ben ne yapıyorum” şeklinde öze dönük, samimice kendimizi de eleştirmemiz gerekiyor. Sürekli olarak birilerini hedef tahtasına oturtmak çok akıl karı bir iş değildir.

Elbette yanlış olana yanlış, taguta tagut, zalime zalim, müstekbire müstekbir diyeceğiz, bunlarla işbirliği yapanları, olumlayanları, onlarla aidiyet bağı kuranları uyaracağız ama sadece bu kadarla kalırsak, sadece bu kadarla kalmış olacağız. Bu kadarla kalmamak içinse başka bir şeyler yapmak gerekiyor. İşte esas nokta da burası, ne yapmak gerekir bunun üzerinde yoğunlaşmalıyız. Yoksa bir ömür eleştiri ne başkasını düzeltir, ne de bize bir kazanım sağlar.

Oy vermemek gerekiyorsa (ki öyledir), bunu demokratik sisteme asla oy vermeyerek göstereceğiz, bunu gösterir iken de bilenlerde çok bilmeyenlere neden vermediğimizi anlatacağız. Sistemin nimetlerinden (!) yararlanan Müslümanları eleştirir iken, biz asla yararlanmadan göstereceğiz, böyle de yaşanabileceğinin, takdirin Allah’a ait olduğunu, verenin de alanında O olduğunun canlı örneği olacağız.

İnsanları ayırmadan, nedenlerini sorgulamadan köktenci mantıkla suçlayarak cehenneme göndermeyeceğiz. Şefkat ve merhamet duygularımızdan yoksun olarak hareket etmeyeceğiz. Sonuçta insanız, şaşar, düşer, yanılır hata yapabiliriz, fıtraten buna müsaidiz, böyle yaratılmışız.

Yani kısaca şunu demek istiyorum, ideali olanlara ilanen, gökyüzü kadar geniş, gökyüzü kadar büyük, gökyüzü kadar engin hedefi olanlara; sadece eleştirmekle bir hedefe varamayız, sadece birileri bu sisteme entegre oldu, sentezlemeler yapıyorsa, bunun karşılığı baştan sona eleştiri değildir. Eleştiri bu durumu yeterince karşılamaz, eleştiri üzerine kurulan strateji bu durum karşısında başarısız kalır, zaman kaybettirir. Başka şeyler yapılmalıdır, entegrasyon pratik bir durumdur, eleştiri ise teorik, teori pratiğin karşılığı değildir. Pratik olarak ne yapılmalı artık bu yazılıp konuşulmalıdır.

Çıta asla aşağılarda olmamalıdır, çıta yüksekliği Alemlerin Rabbi tarafından gösterilmiştir, bu da bütün yeryüzünün İslamlaşması Müslümanlaşmasıdır. Bunun için de birlik olmak, beraber olmak gerekmektedir. Sürekli eleştirilenler birlik ve beraberlik içindeler, demokratik sistemin ve demokratikleşmenin arkasında olduklarını yüzlercesi bir araya gelerek deklare ediyor, sürekli eleştirip duranlarda, nefislerinden kaynaklanan ve asla şer’i bir delili olmayan parçalanmalara gidiyor. Neden mi? Çünkü ortada eleştiri dışında hiçbir şey yok, kafalar bu yönde çalışmıyor, ne yapılabilir konuşulmuyor, kendi gibi düşünmeyenlerin nasıl tolere edilebileceği bile konuşulmuyor. “Ben senin gibi düşünmüyorum” bir ekol oldu artık. Kendin gibi düşünmeyen senden olmuyor hali, sonuç olarak eleştiri kültürünün kucağına itiyor maalesef.

Klavye başında sadece yazılır, alabildiğinize gaddar, alabildiğinize keskin, alabildiğinize radikal, alabildiğinize merhametli, alabildiğinize hoşgörülü olabilirsiniz, ama daha ilerisi ise asla mümkün değildir. Daha ilerisi için klavyenin başından kalkıp sokaklara çıkmanız, evlerin kapısına dayanmanız, ihtilaflı kardeşlerinizle konuşmanız gerekmektedir. Kardeşlerinizle konuşurken sadece fikrini öğrenmek için değil, nasıl beraber olabiliriz derdiyle dertlenerek konuşmanız gerekir.

Nefsimize hiçbir pay çıkarmadan sade Allah için, yeryüzünün imarı, ekinin ve neslin ihyası, vahdetin inşası için, Bakara 213, Ali İmran 19, Casiye 17, Şura 14. Ayetleri hep göz önüne alarak samimice dertlenmemiz, samimice konuşmamız gerekmektedir.

En tutarlı eleştiri, doğru olanın hayata dahil edilmesiyle mümkünleşir, aksi ise sade sözde kalan zaman içerisinde hiçbir etkisi kalmayacak olan davranıştır.


Yukarı Dön

Yorum yap yorum

Yorumlar

Kemal Songür
15.09.2014 10:50
önemli uyarılar...
''Eleştiri, yanlışın söylenmesi ile birlikte doğru olanın yapılması kaydıyla tutarlılık arzeder, aksi ise sadece sözde kalan bir boş çabadır.'' diyerek eleştirideki tutarlılığı güzel özetlemişsin.
Ayrıca, eleştirilerdeki vicdansız/iz'an'sız benzetmeleri de buna ilave etmek lazım. selamlar.
Mustafa Çolak
15.09.2014 07:30

Yakup kardeşim kalemine yüreğine sağlık. Müslümanların kendilerini gönüllü hapsettikleri bir zindan bu bahsettiğin durum. Hatta öyle ki şeytan taşlamaktan, salavat getirmeye ne zamanımız ne de mecalimiz kalıyor.
Bilvesile Bartın'dan selamlar...
Yorum yap yorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat