Postmodernizm-Mikro Parçalanmışlık –I-


Yakup DÖĞER, Postmodernizm-Mikro Parçalanmışlık –I-

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Giriş

Bu makalede Postmodern düşüncenin mikro düzeydeki parçalanmışlığına dikkat çekilmeye çalışılacaktır. Her şeyiyle tamamen değişen bir dünyada, her şeyiyle tamamen değişen evrende ve insanda, bugünün popüler ve dahi küresel denebilecek postmodern düşüncenin etkisini görmemek mümkün değildir. Bireyden (insandan) başlayan ve akla gelebilecek her alanda ve olguda kendisini hissettiren postmodern düşünce, bu düşüncenin dayattığı hayat tasavvuru, geleceği alabildiğine karanlık bir tarihe işaret etmektedir. Herhangi bir düşünceye, ideolojiye, inanca, ideale sahip iki insanın bile herhangi bir konuda bir karara varamaması, bu kararların bilimsel konularda bile ortaya çıkmaması, nasıl bir anaforun içinde olduğumuzu görmemize yardımcı olabilir.

Ünlü İngiliz tarihçisi Arnold Toynbee, "modern dönem Birinci Dünya Savaşı ile son bulmuştur. Bundan sonraki dönem Post-modern dönemdir ve iki dünya savaşı arası bu dönemin başlangıcı olmuştur" der. Postmodern ve postmodernizm terimleri de ilk Toynbee’nin kullanımıyla literatüre girmiş olur. Post modern ve bu anlayışı ya da düşünce tarzını benimseyen postmodernizm, bir akım olarak 1950'lerin sonlarında kendinden söz ettirmeye başlamışsa da, bilindiği gibi esas yaygınlığını, günlük yaşama girişini 1980'Ierin başlarına borçludur.(1)

Modernizm

Burada öncelikle şunu açıklamak gerekmektedir, postmodernizmden önce modernizmin ne olduğunun kavranması, postmodernizmi anlama açısından önemlidir. Bir öncesi çözülemeyen kavramların ardışığının da anlanması, çözümlenmesi elbette zor olacak, karşı bir savunma ya da yok sayma düşüncesi kurgulanacaksa yeterince isabetli olmayacaktır. Bu bir bakıma bir hiyerarşiyi içeren etkileşim olarak değerlendirilebilir. Yani bir merdivenin basamakları gibi de algılanabilir. “Her ne kadar aralarında kopukluk olduğundan söz edilse de aslında, modernizm ve postmodernizm yahut modernite ve postmodernite zannedildiği kadar birbirinden o kadar kopuk değildir. Her ne kadar modern olan için, her şeyi yeni olarak kurduğu yahut postmodernizm için geçmişten gelen şeyleri yeniden güncelleştirdiği ve teknik bir şekilde bunları bir arada topladığı söylense ve postmodernizm yeni bir durum gibi görünse de, sonuçta şöyle veya böyle postmodernizmin ortaya çıkışı yapısalcılık-sonrası ile alakalıdır.” (2)

Avrupa’da 17. yüzyılda meydana gelen teknolojik birikim ve ekonomik büyüme, toplumları, adına modernleşme denilen kurumsal ve kültürel bir değişim sürecine soktu. Bu olgu, etkileri dünya çapında görülen yeni bir hayat tarzı ve sosyal örgütlenme biçimi meydana getirdi. “Modern” olmak, artık düne ait olmayan ve eskisinden farklı yöntemlerle ele alınması gereken bir dünyada yaşamak demektir.(3)

Modernizm, Avrupa’nın kendi tarihsel, toplumsal ve sosyolojik şartlarında ortaya çıkardığı, bunun sonucunda Avrupa’nın sadece kendisine sağladığı avantajlar sayesinde, kendi dışındaki coğrafyalara efendiliğini dayattığı bir tasavvur olarak düşünülürse, bu tasavvurun aynı zamanda Avrupa merkezli bir modern medeniyet projesi olduğu görülecektir.

Sözlük anlamı itibariyle; çağdaşlaşma, asrileşme ve yenileşme gibi anlamlara gelen modernleşme,(4) geri kalmış bir medeniyetin kendinden ileri seviyedeki bir medeniyete erişebilmek için gösterdiği çabaların ortak adıdır. Bu yönüyle bakıldığında modernleşme, kendiliğinden veya dış etkenlerin zorlamasıyla ortaya çıkan geniş kapsamlı bir toplumsal değişme sürecidir. Böyle bakıldığında Batı modernliği bir değişim devrimi olarak düşünmüş ve yaşamıştır.(5)

Toplumsal değişmeyi, toplumsal yapıyı oluşturan ilişkiler ağının ve bu ilişkileri belirleyen kurumların değişmesi olarak tanımlayabiliriz. Toplumların sosyo-ekonomik değişmeleri de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Toplumsal değişme başka bir tanımda ise, “toplumu meydana getiren kurumlar başta olmak üzere toplumsal ilişkilerde ve toplumsal yapıda mevcut durumdan yeni, başka bir duruma geçişi ifade etmektedir.” Şeklinde tanımlanmaktadır. Sosyologlar tarafından ileri sürülen bu doğrultudaki tanımların “içerisine yeni normlar, değerler, maddi kültür unsurları ve sembollerde meydana gelen değişmeler girer.” “Buna göre toplumsal değişme toplumun yapısında izlenebilen ve gözlenebilen bir değişmedir.”(6)

Evrensel anlamda, farklı medeniyetler arasında birbirini etkileyen, karşılıklı ya da tek taraflı alış-verişler söz konusu olduğundan; modernleşmeyi, kültür değişmesi olarak tanımlayanlar da vardır. Kültür Değişmesi, bir toplumun maddi ve manevî medeniyetini bir tipten baka bir tipe dönüştüren süreç olarak tanımlandığına göre toplumun birçok alanına, değişik oranlarda ve şekillerde etki etmesi kaçınılmazdır.(7) Kültürün tüm tanımları belirli bir gruba ya da topluluğa gönderme yapar. Dolayısıyla kültürel değişim, gönderme yaptığı grubun ya da topluluğunda değişmesi anlamını taşımaktadır. Toplumun kendisi, kültürü belirleyen ve oluşturan en önemli unsurdur. “Kültür sözcüğü, kökeninde ‘ekmek, üretmek’ demek olsa da ve zaman içinde kazandığı anlamlardan biri kişiye ilişkin bulunsa da, terim ya da kavram olarak toplumsal bir olguyu yansıtmaktadır.(8)

Her şeyden önce kendisini kutsal bir vahye ya da ulusal bir öze uygun olarak örgütlemek ve bu yönde eyleme geçmek isteyen bir toplumu modern olarak nitelemek olanaksızdır. Modernlik salt değişim ya da olaylar silsilesi değildir. Akılcı, bilimsel, teknolojik ve idari etkinliğinin ürünlerinin yaygınlaştırılmasıdır. İşte bu nedenli modernlik toplumsal yaşamın çeşitli bölümlerinin giderek artan farklılaşmasını içerir. Bu bölümler ise siyaset, ekonomi, aile yaşamı ve din olarak(9) kendisini gösterir.

Modernizm kadim kültürlerin ortadan kalktığı; her şeyin değiştiği, ilerlediği ve bir hesaba bağlandığı bir dönem olarak ortaya çıkmıştır. Bu dönemde geleneksel hayatı yaşama, kültürel varlıkları muhafaza etme, günceli, sanatı ve estetiği yaşama, bireye odaklı kahramanlıklar sergileme anlayışları yerini akılcı tutumlara, rekabete kendini ve başkalarını yönetme endişelerine bırakmıştır. “Modern Medeniyet” tasavvuru aslına bakılırsa bir “laf kalabalığından” başka bir şey değildir.(10) Bu nedenle modernizm hem bilim ve ilerlemenin dönemi olmuştur hem de egemen aklını mensuplarına dayatmak suretiyle, topluma, doğaya ve gelecek tasarımlarına akılcı esaslarla yaklaşma mantığını geliştirmiştir.(11) Bireyden topluma ilişkileri yeniden kuran modernizm, ilişkileri doğal seyriyle değil, bir sebebe bağlı olarak tasarlamıştır. Geleneksel toplumun, bir bakıma cemaatin temel vasfı, insanlar arasındaki ilişkilerin "duygusal" bir temele dayanması ve doğal bir seyir izlemesidir. Geleneksel ilişki sisteminde, ilişkiler belli bir amacın gerçekleştirilmesi için değil; doğal ve kendiliğinden kurulmakta ve devam ettirilmektedir. Geleneksel toplumun (cemaatin) aksine modernizmde ise ilişkiler akılcı nedenlerle kurulmakta, ilişkiler belli bir amaca yönelik ve nesnel olmaktadır.(12)

Toplumsal alanda modernlik, standartlar, ümit ve suçlulukla ilgilidir. Standartlar, cezbeden, ayartan ya da kışkırtan fakat sürekli uzayan, kovalayanlardan daima bir adım önde olan ve her halükarda peşindeki avcıdan biraz daha hızlı giden tasavvurdur. Her zaman için yarının bugünden daha iyi olacağını vaat eder. Yarın daima bir sonraki gün olacağı için bu vaadini her zaman canlı ve temiz tutar.(13) İnsanı sürekli olarak bir hedefe doğru yönlendirirken, yönlendirdiği hedefe asla ulaşamayacağı bir rotayı da kendisine dayatır. Sürekli olarak akılcı ve realist bir öngörüyü sanki terki imkansız bir düstur olarak betimlerken, aklın çözemeyeceği yol ayrımlarında da koşullandırdığı insanı boşlukta bırakır.

Aslında insan için imkansız bir misyonun belirlenmesi olarak da algılanabilecek olan modernizm, var olanın sürekli değişimiyle, insan yazgısının üstünde bir çabanın yorgunluğunu muhatabında hissettirir. Hissettirdiği bu yorgunluğu da esas itibarıyla bireyi özgürleştirdiği söyleminin üzerine inşa eder. Özgürlük aldatmacasıyla kim olduğunu unutan insan, yaktığı ateşle önce kendi ellerini yakmıştır.(14) Bu yüzden modern tasavvur, öncelikle etki altına aldığı toplumsal yapının merkezine Allah’ın yerine yine kendi tanımladığı modern bilimi koyarak, dini hayatın dışında bırakmayı ya da en iyimser tabirle dini yaşantıyı bireylerin özel hali olarak tanımlayarak, hayatı tam orta yerinden ikiye bölmeye özen göstermiştir. Bundan sonra modernite ile tam bir dünyevileşme meydana gelir ki, “bu durumda sonsuzluk, dünyevi kültür içinde "işe yarar" ve insani kullanıma açık hale gelir.”(15)

Modernizm Maneviyatı ve dini kutsalları, bazen alanını daraltarak, bazen de külliyen göz ardı ederek, onun önemini inkâr ettiğinden modernleşmenin merkezine oturtulan pozitivizm, tabiatı anlamada ve hayatı belirlemede, tecrübe, müşahede ve aklı yeterli görmüştür.(16) Bu dünya görüşünün iki temel niteliği vardır: yenilikçi ve ilerlemeci, akılcı ve evrenselci olduğunu iddia etmesi. Modernliğin bu niteliği, yenilikçi-gelenekçi ya da ilerlemeci-gerilemeci ikiliğiyle tartışılıyor olsa da, asıl tartışılan ve eleştirilen ikinci niteliği, yani akılcı ve evrenselci olduğunun iddiası üzerinden sürmektedir.(17)

Dinden ve dini olandan uzaklaşmak dünyevileşmek gerektiğinin savunmasını da yaparken sebebini, dinin değişmez kurallarının, kendi öngörülerine direndiğini ileri sürerek yapmaktadır.(18) Geleneksel toplumlarda din yaygın değer olarak günlük yaşamın bütün kodlarını etkilemekte ve toplumsal kurumlar dine göre organize olmaktadır. Dinsel inançlar ve insanın davranışlarında etkili olan din, özü itibariyle nihaî, mutlak ilkeleri bünyelerinde taşıdığı için, modernizmin değişim dayatmasına karşı durabilecek enerjiye ve güce sahip tek değerdir.(19) Dinin değişmez olarak kabul edilen ilkeleri, dinin sahibinin sonsuzluk vasfının tabi bir sonucu olarak ortaya çıktığı için, gerek dinin sahibi olan Allah, gerekse Allah’ın dininin değişmezleri, her bakımdan sonsuz, değişmez ve mutlaktır. Genellikle değişme bir eksikliğin, bir ihtiyacın; dolayısıyla kendi kendine yetmezliğin bir sonucu olarak ortaya çıkar.(20)

Çıktığı yer olan Batı’da modernlik yaklaşımı derin etkiler ortaya çıkarmış, özellikle akılcılığın geleneksel olarak adlandırdığı toplumsal bağlar, duygular, görenek ve inançlar, geniş aile yapısı, köklü birliktelikler çözülmüştür. Aklın egemen olduğu modernizmde öncelikle, kul fikri ve fikrin dayanağı olan Allah’ın yerine başka bir şey konmuştur. Modernizm muhataplarına ilahi olabilecek hiçbir şeyin karşısında boyun eğilemeyeceğini dayatır.(21) En önemli kavramları ve dayanak noktaları akılcılık ve bireycilik olan bu iki kavram, modernizmin iki yüzüdür. Aklı merkeze koyarak bir tasavvur oluşturan modernizmle insanlar yalnızlaştırılır, bireysel başarılar öne çıkarılır. İnsana önemli olan sensin denir ve yalnızlaştırılan birey daha kolay yönlendirilir. Toplum böylece atomize olur, parçalanır ve yutulur. İnsanlara ulaşmaları için hedefler koyulur. Birey kendisine yaslanır, sorumluluk gereken kararlar verdiğini düşünür. En önemlisi Ortaçağ’ın baskıcı dünyasından sonra özgür kaldığını düşünür.(22)

Modernizmde akıl “varlığı” düşünceden türeterek, doğru ve yanlışa ilişkin nihai hükmün kaynağına kendini yerleştirdi ve bilimsel faaliyette bilgiyi sadece bu dünyadaki hayatın önemine ve insanın ihtiyaçlarına tabi kıldı. Öte yandan hakikatin akıl merkezli tanımı, ister istemez insanı da hakikatin merkezine taşıdı; kazandığı yeni mevkiinden dolayı “modern akıl” aynı zamanda tarafsız ve/veya nötr varsayıldığından, evrensel olduğu savunulmaya başlandı.(23)

Ancak kabul edileceği gibi, insanın evrensel olarak konumlanması ya da kavramların biçimselleşmesi bunların insanî içeriklerinden de koparıldığı anlamına gelir. Biçimsel veya ‘evrensel’ insan kavramına dayanan modernizm belirleyen tavrıyla, evrensel ve tahakkümcü bir dünya görüşü sunmuştur. Bu dünya görüşü amaçlarının gerçekleşmesi için, akla öyle geniş ve büyük bir nüfuz alanı vermiştir ki, o, hiçbir şeyi dışarıda bırakmamıştır.(24)

Evrensellik iddiası; modern bilgi/bilimin ve teknolojinin desteğiyle; dünyanın Avrupa dışındaki insan ve kültürleri tarafından kolayca kabul edilebilir hale getirilmiş oldu. Öte yandan evrensellik iddiasının, diğer dini/kültürel geleneklerce kabul görmesinde önemli bir husus bulunmaktaydı; modern akıl insanın dışında yeni bir “hakikat” tanımı yaparak dini, bu hakikatin kaynağı olarak kabul ettiği tabiata bağımlı hale getirdi. Bunu, semavi dinlerin asla kabul etmediği bir ayrımda bulunarak yapmaktaydı; ve çelişkili bir şekilde ilk defa dini, insanı ve tabiatı birbirlerinden ayrıştırmış oldu. Ayrımın tabii hasılası olan vahye dayalı dinin tabiat merkezli “rasyonel din” ile yer değiştirmesi; aynı zamanda yeni hakikat tanımının diğer dinlerin müminleri için kabul edilebilir hale gelmesi demekti.(25)

İnsan ve varlık parçalanması olarak da algılanabilecek olan modernizm, aklın egemen olduğu hayat tasavvurunda dini ve dine ait olanları da devre dışı bırakılarak aydınlanma düşüncesiyle özdeşleşen akılcı kurgunun insan üzerindeki egemenliği anlamını da taşımaktadır. Modern bilimin belirmesini sağlayan bu yöntemsel değişimle aklın var olan dünyanın belirleyicisi haline gelişi, insani pratiğin de tek yargıcı kılar.(26) Dinin ve dini olanın da içinde yer aldığı ve kendi dışındaki her şeyi karşısında görerek dışlayan bir algının tanımı olarak modernizm, insanı kendi aklının çıkmazına mahkum etmiştir. Bu çıkmaz aynı zamanda modernizm tarafından yeniden kurgulanan topluma, bir “risk toplumu” olma yolunu da açmıştır. Bu gün için Modernleşmenin en gelişmiş aşamasında olduğu söylenirken belirsizlik ve denetlenemezlik sorunları ortaya çıkmıştır.(27)

İnsana, topluma, dünyaya, evrene, canlı-cansız bütün varlıklara ait kadim değerlerin ortadan kalktığı bir yaşam tasavvuru olarak da tanımlanabilecek olan modern algı, her şeyin ilerlediği ve sürekli bir hesap üzerine yapıldığı suni bir idealin yeryüzünde vücuda gelmesidir. Karşısına aldığı insan birlikteliğini ve geleneğin birleştirici hamuruna sürekli su katarak sulandıran ve anlamsızlaştıran modernizm, akılcı dürtüsüyle insanı bireye indirgeyen ve birey olarak yeni bir hayatı kurgulayan tasavvurun merkezini teşkil etmektedir. İnsan için geçer akçe olan “bulunduğu anı,” gelecek kaygısıyla sürekli olarak değersizleştirirken, ulaşılması bir ütopya olacak planlamalarında hesaplarını yapmaktadır. Tamamen rasyonalist yaklaşım sergileyerek her şeyi akılla meşrulaştırmaya çalışan modernizmin akıl merkezli doğruluk iddiasının temeli, Grek felsefesine kadar gitmektedir.(28)

Modernizm bilim ve ilerlemenin dönemi olurken, egemen aklını da mensuplarına dayatmak suretiyle, topluma, doğaya ve gelecek tasarımlarına akılcı esaslarla yaklaşma mantığını geliştirmiştir. “Şimdiki zaman”ın paradigması olmasına rağmen şiddetle geleceğe odaklı bir dünya görüşü olmaya mahkûm olmuştur. Modern akılcı bilim, kesin gerçeklere ulaşma hedefiyle kurulmuş ve vizyonunu ideal bir toplum tasarımıyla birleştirerek genişletmiş olması nedeniyle, modernist yaklaşımda toplum bir “oluş” biçimi olarak değil akılcı bir “tasarım” olarak değerlendirilmiştir.(29) Baştan sona kendisine has kurgusuyla bir itirazı gerektirecek olan modernizm, küreselleşme ile kapitalist ideolojinin taşıyıcılığını da üstlenmiştir.

İnsanın ve yaşadığı toplumun, inancın, kültürün, geleneğin tarihine ait bütün birikimler modern algıda bir tortu olarak görülür ve bütün bu tortular akıl ve bilim kriterlerinden geçilerek dışarıda bırakılıp yeniden kurgulanır. Her şeyden önce bir yaşam tarzı olarak düşünülen modernizm, öncelikle hümanist ideolojinin gösterdiği doğrultuda insanı bir sorun olarak görür. Sorun olan insan her türlü ilahi bağlarından ve geleneksel insan ilişkilerinden koparılmalı, birer özgür birey olmalıdır. Bu bakımdan modernleşme özünde bir insan ve toplumsal kültürün değişimini barındırır.

 Her dönemin tarihî koşullarından etkilenen‘ Modernlik’ ve ‘Modernleşme’ye yönelik çeşitli yaklaşımlar, konuyla ilgili farklı toplum kuramlarının oluşmasına neden olmuştur. Sonuçta modernleşme sürecinin etkileriyle, düşünce hayatımızı da şekillendiren birbirinden farklı modernlik algılamaları ortaya çıkmıştır. Ayrıca, modernleşme sürecinin çözümlenmesine yönelik ortaya atılan bu kuram ve yaklaşımlar, büyük oranda ortaya çıktığı dönemin siyasî ve sosyal şartlarından beslenen hâkim ideolojilerin etkisi altında, zihinsel bir işleyişle geliştirilmiştir.(30)

Batı dünyasında kendi şartları içerisinden doğan modern algı, kendi toplumunda beklenen gerekli işlevi fazlasıyla görmüştür. Batı’nın aydınlanma düşüncesinin ürünü olan bu tasavvurun yerleşik kalabilmesinin sağlama üçüncü dünya ülkeleri için sorun oluşturmuştur. Özellikle kendi ülkemizde dayatılan “muasır medeniyet seviyesi” söylemiyle sağlanmaya çalışılan modernleşme, halka rağmen halk için, askeri-bürokratik vesayetçi bir şekilde tepeden inme gerçekleştirilmiştir.(31)

Modernizmin Getirdikleri

Modern tasavvurun akla, bilime ve somut verilere dayandığını, maneviyata dair olanları ise ret ettiğini daha önce söylemiş, bir insan ve evren parçalanması olduğuna değinmiştik. Buradan hareketle modern algı, akıl ve bilim referanslarında öncelikle insandan başlayarak var olan her şeyi parçalamıştır. Küresel düzeyde yüzyıllarca birlikte yaşayan birçok kavmi birbirinden kopararak ırkçılığı gündeme getirip uluslaştırmıştır. “Oysa ulus hayal edilmiş bir topluluktur. Kendisine aynı zamanda hem egemenlik hem de sınırları belli sınırlarla sınırlı hayali bir cemaattir. Hayal edilmiştir, çünkü en küçük ulus üyeleri bile diğer üyeleri tanımayacak, onlarla tanışmayacak çoğu hakkında hiçbir şey işitmeyecektir.”(32) Çünkü tarihsel süreçte “yerküre her zaman, bugünkü dünya haritalarında görmeye alıştığımız gibi, her ülkenin farklı bir renge boyandığı kırkyamalı bir bohça değildi. Ülkelerin keskin sınırlarının olduğu, ‘kuşbakışı’ haritaların çizilmesi, modern bir uygulamadır.”(33)

Onun ardından yüzyıllarca belli bir geleneğin içinde belli bir inanca sahip toplumun ve insanların, inandığı değerleri, ilkeleri, bu değerler üzerine kurduğu dünyasını ötekileştirerek değersizleştirmiştir. Ümmet birliğini parçalayan modern akım, İslam Ülkelerinde yaptığı oryantalist çalışmalarla, ümmeti kendi içerisinde fırkalara ayırarak, mezhebi ve etnik parçalanmaları sağlamıştır.

Modernizm varlıkları, yaratılmışları küresel çapta tamamını kendi içinde parçalayarak yeniden bir anlam yükleyerek tanıtır. Devasa imparatorluklardan ırkçılığa dayalı ulus devletler üretmiştir. Küresel inanç bağlarını parçalayarak ürettiği ulus devletlerin sınırları içerisinde yeniden konumlandırmıştır. Bir soya bağlı olarak büyüyen ve geniş aileleri oluşturan gerek nesebi bağa bağlı, gerekse cemaat yapısı içinde olanları birbirinden olabildiğince koparmıştır. Ürettiği ırkçılık fikriyle her ırkı kendini kutsar tavra sokmuştur. “Modernliğin ürettiği çok yönlü asimilasyon projesi, takındığı tavırla kendi mezar kazıcılarını ortaya çıkarmıştır.”(34)

Bir bütün halinde ümmet ve cemaat olarak yaşamakta olan İslam Dünyasında, ümmet ortadan kaldırılırken, cemaat anlayışı sivil topluma dönüşmüştür. Modernizmin ürettiği Laik Modern Ulus Devletlere denk düşen, cemaat değil Sivil Toplumdur. Laik Modern Ulus Devletlerde, devleti sivil toplumdan bağımsız ele almak mümkün değildir.(35) Bu sebepten bulunduğu ülke genelinde yapılanmış cemaatler sivil toplum olmaya dönüşürken, aynı zamanda kendi aralarında fırkalara ayrılmıştır. Fırkalaşma aynı zamanda görecelik kavramı üzerinden çoğulculuğu da popüler kılmaktadır.  Bu parçalanmışlık dünyevileşmeyi, dünyevileşme de beraberinde çoğulculuğu getirirken, çoğulculukta dünyevileşmeyi beslemektedir.(36)

 Hayatı din ve dünya diye ikiye bölerek, iki bölüm arasındaki hukuku kendi içlerinde farklı kurallarla yönetilir kılmıştır. Modernizm, dinin gücünü dolaylı ya da dolaysız olarak azaltmak ve zamanla hayattan soyutlamak için rasyonellik kavramını gündeme getirdiğinden, düşüncenin aklileştirilmesini, yani dünya hakkında düşünürken dini duyguların işe karışmasından kişiyi sakındırmaktır. Dünyaya ait kurgunun rasyonel bir zemin üzerine oturması, fertlerin ve toplumun dini inançlarını da, dolaylı ya da direk olarak zayıflatmıştır. Dinin her şeyi düzenlediği düşünce ve yaşantısından, “din işi”, “dünya işi” olarak birbirinden ayrı iki düşünce yaşantı ortaya çıkmıştır. Biraz daha ilerleyen süreçte, adı Müslüman olanlar tarafından,  “Allah’ı bu işe karıştırma” denilebilecek düzeye gelinmiştir.

İnsan öncelikle insan olarak varlığını sürdürüp bir aidiyet hissiyle yaşarken, insanı birey yaparak aidiyetini unutturup feodal yapıyı bozmuş, çekirdek aileye indirgemiştir. Ardı-önü, sözü-özü bir olan insanı, sunduğu birçok nefsi ayartıcı tekliflerle faklı bir ruh haline sokarak, birçok kimlikli kişiliksiz birer nesneye çevirmiştir. İnsanlar Doğu’da ya da Batı’da yaşasa da hep iki dünyalı bir hayat anlayışına sahip iken, yine sunduğu nefsi kışkırtıcı dünyevi hazlarla bu dünyaya razı etmeyi başarmıştır. İlahi değerlerin sorgulanması ve reel yaklaşımlarla kendi tasavvurunda kategorilere ayrılması modernizmin getirdiği değişikliklerdendir.

Burada zikretmeye çalıştıklarımız algının ne olduğuna dönük genel bilgiler olarak değerlendirilebilir. Mesele derinlemesine olmaktan uzak, genel olarak ilerleyen süreçte ifade etmeye çalışacaklarımızın anlaşılmasına katkı sunmayı amaçlamaktadır.

Dipnotlar

1-Prof. Dr. Sıtkı M. Erinç-Postmodernzim’in Tanımı

2-Ali Akay Posrmodern Görüntü sayfa 54

3-Seyfettin Aslan-Abdullah Yılmaz Modernizme Bir Başkaldırı Projesi Olarak Postmodernizm C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 2 sayfa 93

4-TDK Büyük Türkçe Sözlük

5-Alaın Touraıne Modernliğin Eleştirisi sayfa 28

6-Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yazıcı-Toplumsal Değişim ve Sosyal Değerler Turkish Studies Yaz 2013 sayfa 1492

7-Murat Baran- Avrupa'da Gelişen Modernlik ve Modernleşme Anlayışları ve Bu Anlayışların Türkiye'ye Yansımalarına Tarihi ve sosyolojik Açıdan Bakış Turkish Studies 2013 sayfa 55

8-Hülya Doğan-Küreselleşme Sürecinde Kültürel Değişim ve Medya Yüksek Lisans Tezi sayfa 9

9-Alain Toraine-Modernliğin Eleştirisi sayfa 25

10-Zygmunt Bauman Postmodernizm ve Hoşnutsuzlukları sayfa 8

11-Arş. Gör. Dr. Metin Gültekin-Charles Baudelaire ve Modernizm Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi  Kış -2007 C.6 S.19 sayfa 82

12-Doç. Dr. Bünyamin Solmaz-Modernlik ve Modernleşme Kuramlarına Yöneltilen Eleştiriler Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 32, 2011, sayfa 40

13-Zygmunt Bauman Postmodernizm ve Hoşnutsuzlukları sayfa 105

14-S. Hüseyin Nasr, İslam ve Modern İnsanın Çıkmazı Çev. Ali Ünal Birey ve Toplum Güz 2012 cilt 2 sayı 4 sayfa 145

15-Özgür Taburoğlu-Dünyevi ve Kutsal Modernlerin Maneviyat Arayışları sayfa 258

16-Yrd. Doç. Dr. Hasan Gümüşoğlu-Modernizmin Din Politikalarına etkisi ve İtikat Açısından Sonuçları Ekev Akademi Dergisi Yıl 17 Sayı 57 Güz 2013 sayfa 296

17-Özge Özaydın-Modernliğin Akılcılık ve Evrenselcilik İddialarının Felsefi Kökeni Doğuş Üniversitesi Dergisi, 12 (1) 2011, sayfa 74

18-Yrd. Doç. Dr. Erkan Perşembe-Modernlik ve Postmodernlikte Din Problemi sayfa 163

19-Ahzab 33/62, Fetih 48/23, Fatır 35/43

20-Prof. Dr. Mehmet S. Aydın Din Felsefesi sayfa 140

21-Alaın Touraıne a.g.e. sayfa 28

22-Sümeyra Canbaz Aklını Kaybeden Modernizm

23-Abdurrahman Arslan-Modern Dünyada Müslümanlar sayfa 111

24-Arş. Gör. Dr. Aliye Çınar Evrensellik ve Yerellik Arasında Bir Teoloji Arayışında Fiilî İrfanın Önemi Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi cilt 15 sayı 1 2006 sayfa 216

25-Abdurrahman Arslan-a.g.e. sayfa 111

26-Yrd. Doç. Dr. Ahu Tuncel Yöntem Ya da Eleştiri Yetisi Olarak Aydınlanma Akılcılığı sayfa 72

27-Suat Soydemir-Modernizmin Karanlık Yüzü: Risk Toplumu Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi cilt 3 No 2 2011 sayfa 177

28-Muhammed Kutup-Çağdaş Fikir Akımları III sayfa 97

29-Dr. Metin Gültekin-Charles Baudelaire ve Modernizm Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi Kış -2007 C.6 S.19 sayfa 82

30-Murat Baran- Avrupa'da Gelişen Modernlik ve Modernleşme Anlayışları ve Bu Anlayışların Türkiye'ye Yansımalarına Tarihi ve sosyolojik Açıdan Bakış Turkish Studies 2013 sayfa 55

31-Yrd. Doç. Dr. İlyas Söğütlü-Cumhuriyet Türkiyesi’nde Modernleşme ve Bürokratik Vesayet Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (19) 2010 / 1

32-Benedict Anderson Hayali Cemaatler çeviren İskender Savaşır sayfa 20

33-Craig Calhoun Milliyetçilik Çeviren. Bilgen Sütçüoğlu sayfa 18

34-Zygmunt Bauman Modernlik ve Müphemlik sayfa 219

35-Ramazan Yelken Cemaatin Dönüşümü sayfa 193

36-İsmail Ekinci Sekülerleşme ve Din sayfa 16


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat