Peygamber Sünnetinden Yeni Bir Dünya


Yakup DÖĞER, Peygamber Sünnetinden Yeni Bir Dünya

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Yeryüzünde değişik coğrafyalarda yaşayan Müslümanların zihinleri bulanık olduğu gibi, kendi ülkemizde yaşayan Müslümanların da zihinlerinde karışıklık mevcut. Biz meseleyi genelden özele indirgeyip kendi ülkemize dönecek olursak, son dönem zihin karışıklıkları, teviller, yeni yorumlamalar, siyasi oluşuma maslahatçı yaklaşımlar açısından Müslümanların gerek fikirlerinde gerekse eylemlerinde İslam’ın metodolojisine uymayan davranışlar görülmektedir. Bu yeni bir tespit değildir, var olanın tekrar zikridir. Bu yazı aynı zamanda çözüme dair bir önerisidir de.

İslam Allah’ın katından Resulü aracılığıyla, ebedi saadete ermek için insanlığı kitabıyla birlikte indirilmiş son dindir. Nasıl iman edileceği, nasıl amellerde bulunulacağı detaylarıyla anlatılmış, hiç bir eksik bırakılmamıştır. İmanın nasıl olacağı, amellerin nasıl yapılacağı da yine bu dinin Resulü Hz. Muhammed (as) arafından iman edenlere en ayrıntılı yanına kadar gösterilmiştir. Mü’minler buna sünnet demektedir. Yani hayata bakış açımızdan, hayata müdahil olmaya kadar ki süreçte, Resul nasıl davranmış, nasıl bir yol yöntem izlemiş ve göstermişse, mü’minler de aynı Resul gibi yol, yönteme, usule uymakla Resulün sünnetine tabi olurlar. Burasını anlamak, en az Kur’anı anlamak kadar önemlidir, bazı noktalarda daha da öne geçebilir.

Konuya tarihi bir vakaadan bahsederek devam edelim. Hz. Ali, haricilerle konuşması, haricileri uyarması için elçisi İbni Abbas’ı onlara gönderirken şöyle tavsiyede bulunuyor: “Haricilerle konuşurken sakın Kur’an’dan ayet okuyup delil getirme.” İbni Abbas şaşırıyor ve, “Niçin Mü’minleri emiri? Ben Kur’anı onlardan daha iyi bilirim. Kur’an bizim evlerimizde nazil oldu?” diye itirazda bulunur. Hz. Ali, “Doğru söylüyorsun, ancak Kur’an ayetleri çok anlamlı bir yapıya sahiptir. Buna göre sen bir ayet okursun, onlar da kendi davalarını destekleyecek bir ayet okur. Sünnetlerden delil getir, peygamber olsa ne yapardı diye onları düşünmeye sevk et. Sünnetlerden delil ve te’vil yoluyla kaçamazlar.”Der. Hz. Ali, olaylara nasıl müdahil olunacağını, kritik zamanlarda çıkışın ve sağlıklı kararların nasıl verileceğini de bu vesileyle ümmete göstermiş oluyor.

Sahabeden bir rivayette şöyle: “Peygamberimiz ile birlikte oturduğumuz sırada biri gelip ‘Hanginiz Muhammed`dir?’ diye sordu. Allah’ın Resulü ashabı arasında dayanmış oturuyordu. ‘İşte dayanmış olan şu beyaz kimsedir.’ dedik. Adam ‘Ey Abdü`l-Muttalib`in oğlu!’ diye hitâb etti. Peygamberimiz ‘Seni dinliyorum.’ buyurdu. ‘Ben sana bazı şeyler soracağım. Amma soracaklarım (pek) ağırdır. Gönlün benden incinmesin.’ dedi. Peygamberimiz ‘Aklına geleni sor.’ buyurdu. ‘Senin ve senden evvelkilerin Rabbi aşkına (söyle) bütün halka seni Allâh mı gönderdi?’ dedi. ‘Evet.’ buyurdu. ‘Allâh aşkına (söyle) namaz kılmayı sana Allâh mı emretti?’ dedi. ‘Evet.’ buyurdu. ‘Allâh aşkına (söyle) oruç tutmayı sana Allâh mı emretti?’ dedi, ‘Evet.’ buyurdu. (yine): ‘Allâh aşkına (söyle) zenginlerimizden alıp yoksullarımıza dağıtmayı sana Allâh mı emretti?’ dedi. Peygamberimiz (buna da) ‘Evet.’ buyurunca adamcağız: ‘Sen ne getirdin ise ben ona îmân ettim dedi.”

Bir örnek de bugünlerde gerçekleşmiş bir hadise üzerinden verelim. Avrupa’dan bir papazla Türkiye’deki tarihselci bir profun son dönemin popüler konularından “salat namaz mı değil mi?” üzerinde tartışmaları oluyor. Papaz profa salatın ne olduğunu soruyor. Profesör papaza, salatın namaz olmadığını, çeşitli manalara geldiğini, yardım istemek, anmak, zikretmek gibi manalar içerdiğini anlatmaya başlıyor. Profun salat üzerine uzunca izahlarından sonra papaz şöyle bir soru soruyor: “Peki Muhammed size salatı böylemi öğretti?”

Yine bir profesöre oy vermekle ilgili bir mesele soruluyor. Bu profesörün en önemli özelliği, hangi konuda soru sorulursa sorulsun, hemen önündeki Kur’an’ı açıp, birkaç ayet bularak cevap verme çabasıdır. Ama soru siyasi ve özellikle de oy meselesi olunca, açık olan Kur’anı kapatıp, konuyla hiç ilgisi olmayan bir cevap veriyor. Ama Profesörümüz, nikahla, talakla, mirasla, beş yüzyıl önce verilmiş fıkhi hükümlerle, Emevilerle, Abbasilerle ilgili sorular sorulduğunda, Kur’an’ı açıp cevap vermekle mahir bir insandır. Lakin bugüne ait, bugüne dokunan, bugün söylendiğinde bir karşılığı olacak meselelere ise dokunmuyor.

Hasan-ı Basri’nin bir sözü: “Eğer Allah’ın Resulü’nün ashabından biri şu mescidin kapısından içeri girerek yanımıza gelseydi, kıblemiz hariç, hiçbir şeyimizi tanımazdı.”

Bu dini peygamberinden koparırsanız, peygamberin sünnetinden bağımsız değerlendirirseniz, hem harici zihniyetlerle hem de modernist zihniyetlerle hiç bir şekilde başa çıkamazsınız. Zamanın popüler söylemi “indirilen din”, aslında bir bakıma dile getirenler tarafından yeniden uydurulan bir din olarak ortaya çıkıyor. Peygamber sünnetinden koparılmış, peygamberi olmayan, istediğiniz gibi tevil edebileceğiniz yeni bir din anlayışı piyasaya servis ediliyor. Ne yazık ki, “uydurulan dine” karşı, yeni bir dini “indirilen din” diye uydurmaktan çekinmiyorlar. Bu din, siyasetten kopuk, ekonomiden kopuk, sosyal hayattan kopuk, devlet yönetiminden kopuk, yöneticiye karışmayan, meclise karışmayan, putların önünde saygı duruşuna ses çıkarmayan bir din, yani peygamberi olmayan bir din.

Sünnet, peygamberin hayatın içerisinde sergilediği imana bağımlı davranışlar olarak tanımlanırsa, bugün için indirilen dinin yorumcuları ve mucitleri, hayatın içinden peygamberi çıkarmışlardır. Peygamberin olduğu yerler ise sadece, modern devletin kamusal alanının dışındaki yerlerdir.

Neyse buraları geçelim, ama şuna dikkat edelim ve uyanık olalım çünkü burası önemli, indirilen dinin satıcıları bizi kandırıyor kanmayalım. Sanki dinin sahibi kendileriymiş gibi davranıyorlar. Biz bugüne dair, Hz. Ali’den gelen örmeklik dahilinde bir çıkış yolu arayalım.

Sistemle varılan mutbakat sonucu adına savrulma, entegre, eksen kayması, aynileşme gibi kavramların kullanıldığı ülkemizde, varılan sonuçlara, peygamber olsaydı varır mıydı? Şeklinde bir soruyla yol arayalım. Aslında çok basit ve kolay bir çözüm gibi görünüyor. Bu soruyu zihnimizde ümmice cevaplayabilirsek, herkes kendi kalbinde bir sonuca varacaktır. Sadece bu konuda değil, hayatın içerisinde yaşarken, yapacağımız her türlü davranış ve hareketin peygamberce nasıl yapılacağı konusunda düşünülmesi aslında bize kolaylık sağlayacak, önümüzü açacağı gibi, ufkumuzu da genişletecektir.

Namazın, abdestin, Hz. Adem’in ilk insanlığının, kovulduğu cennetin yeryüzüde mi gökyüzünde mi olduğunun, Hz. Meryemin bitki gibi oluşunun, laik seküler devletle ilişkilerin, velanın, beranın bile tartışma konusu olduğu bugünlerde, peygambere ne kadar ihtiyaç var. Peygamber böyle durumlarda nasıl davranırdı ne yapardı diye bir araştırma yapmaya, peygamber örnekliğinde konum belirlemeye ne kadar muhtacız. Kur’an İslamcılığı’nı savunup duranlar ve indirilen dinin yorumcuları, sürekli Kur’an’dan okuyup durdukları “nebide sizin için en güzel örnekler vardır” ayeti çerçevesinde, resulü hayatın içerisinde değerlendirseler olmaz mı? Neden resulsüz olarak indirilen bir dinden bahsediliyor, neden resulün olmadığı bir devletten yana tavır alınıyor? Maslahattır, merhale fıkhıdır, davetin yeni dilidir diye piyasaya sürdükleri fikirlerle zihin karşıklığına sebep olanlar, hayatı yorumlarken, hayatın içerisine resulü de alarak yorumlayamazlar mı?

Kur’an’ın bize bildirdiği, resuller direk olarak kötülüğün kaynağına, ifasadın merkezine hitap etmişlerdir. Son nebi de böyle yapmıştır ve bu konuda mü’minlere sünnetiyle örnektir. Bu öyle bir örnekliktir ki, hayatın hiç bir safhasında boşluk bırakmamıştır. Boşluk bıraktığı yerler bellidir, onlarda içtihada açık alanlardır ki, bu alanların nereler olduğunu ümmetin tamamı bilmektedir. Süküler  düşüncenin bize dayattığı hayat tasavvuruna karşı Allah kitabında, "Andolsun ki Allah, müminlere büyük bir lütufta bulundu; zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara, kendi içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, kendilerini temizleyen ve kendilerine Kitap ve hikmeti Öğreten bir Peygamber gönderdi" (Âl-i İmrân, 3/164) demiyor mu?

Hz. Ali’nin o gün elçisine yaptığı tavsiyenin, şimdiki mevcut durum üzerinden bakıldığında ne kadar önemli olduğu anlaşılabiliyor. Evet, Muhammed (as) olsa sizin yaptığınızı, bizim yaptığımızı yaparmıydı?

Müslümanların, yeni bir dine yeni bir peygambere ve yeni bir kitaba ihtiyacı yoktur, din tamamlanmış, resulün örnekliğinde hayata müdahil olmuştur. Uydurulmuş dine karşı indirilmiş dini gündeme getirenler, kendileri de peygambersiz bir din uydurmaktadır. Kitabı da kendi uydurdukları dine göre tevil etmekte, yeniden yorumlamaktadır. İndirilmiş dinin mucitleri eğer sözlerinde samimi iseler, indirdikleri dine dinin peygamberini de dahil etmeliler.

Kur’an her şeyden evvel Hz.Peygamber’i “bizden biri” (Bakar 2/151) olarak tanımlamaktadır. Buna göre bizim en iyi, en doğru ve en kolay bir şekilde anlayıp uyabileceğimiz örnek, bizimle aynı ihtiyaçları, aynı zaafları paylaşan Hz.Peygamber’dir. Dolayısıyla onun Kur’an’ın gölgesinde yaşadığı bir hayatı anlamak ve onu taklit etmek ona iman edenler için zor olmayacaktır. O da tıpkı bizler gibi hayatın çeşitli aşamalarından geçti. Bundan dolayı Yüce Allah, kullarına mesajını, aralarında seçtiği bir peygamber vasıtasıyla iletmiştir.

Hz.Peygamber’in bizden biri olarak gönderilmesi, bizlerle bütünleşmesi ve O’nu örnek alabilmemiz açısından önemli bir işlev görmektedir. Başka bir âyette “Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülüklerden nehyedersiniz, Allah’a iman etmektesiniz” (Ali İmran 3/110) şeklinde peygamberin ifa ettiği vazifeyi yerine getirecek bir topluluğun ümmetin içerisinde çıkması gerektiğine işaret edilmiş olması, Hz.Peygamber’i örnek alarak onun örnekliğinde bir hayat sürdürecek bir topluluğun ümmetin içinde bulunacağı Kur’an’la sabittir. Yani bu din iman edenlerin kendileri gibi olan peygamberiyle ve onun sünnetiyle hayata müdahildir.

 Burada asıl söylemek istediğimiz, her ne konuda olursa olsun, hangi amaçla olursa olsun, dinin peygamberinin mutlaka sürece müdahil olması gerektiğini ifadedir. Bu gün gerek bireysel hayatımızda, gerek toplumsal hayatımızda, gerekse egemen devlet anlayışımızda açmazlarımızın üstesinden gelemiyorsak, bu gibi durumlarda peygamberin ne yaptığının gündem edilmemesidir. Bize örnekliğinin kıyamete kadar devam edeceğine iman ettiğimiz resul, ne yazık ki devre dışı bırakılmaya çalşılmakta, bu yüzden de ihtilafların çözümü bulunamamakta, sorunlarımızı çözmekte tıkanmaktayız.

İslam Dünyasına tuzak üstüne tuzak kuran dahili ve harici düşmanlar en büyük başarıyı, bu dinin peygamberini hayatın dışına atmakla elde ettiler. İçerisinde peygamber olmayan bir hayat, nasıl yaşanırsa yaşansın, hükümleri nasıl uygulanırsa uygulansın, dostluklar ve düşmalıklar nasıl kurulursa kurulsun, her türlü tevile, yoruma açıktır. Peygamberi hayatın dışına itilen dinin metodu, günün sosyologlarına ve toplum bilimcilerine kalır. Devlet anlayışı, seküler zihinlerin belirlediği reel politik çıkarımlara göre şekillenir. Yöneticilerin vasıfları, modern tasavvurun kimliksiz kişiliksiz tanımlarıyla anlam bulur. Siyaset, seküler/dünyevi çıkar merkezli kapitalist düzenin ekonomik rahatlık ve refah seviyesi düzleminde değerlendirilir. Peygamberi olmayan bir sosyal hayata razı olanların, komşusunun aç olarak yaşaması, ya da açlıktan ölmesi hiçbir şey ifade etmez.

Peygamber ne yapardı? Peygamber nasıl yapardı? Demek birçok sorunun çözümünü hemen sunacak olan yol-yöntem-usuldür. Peygamber ne yapardı sorusunun cevabına en çok ihtiyacı olanlar Müslümanlardır, bu sorunun cevabını kafirler zaten bilmekte, bu cevabın karşılığına göre konum, tavır, fikir ve eylem belirlemekteler.

Öyle görülüyor ki, emperyalist dünya, yeryüzünün küresel zalimleri ve modern hayat tasavvuru Müslümanların zihin yapısını çözdü. Bu çözüm üzerinden analizler, tespitler ardından da uygulamaları başlattı. Dikkat edilirse, Müslümanların kendi içinde konuşup tartıştığı meseleler bile artık ortalık yerlere saçılıp konuşulmaya başlandı.

 Müslümanlar uyanık olmalı. Bu dinin hayat içerisinde yaşayarak sünnetini icra eden peygamber, “Mü’min bir delikten iki kere sokulmaz” buyurmuştur. Peygamberini dinlemeyen Müslümanlarsa yaklaşık iki yüzyıldır aynı delikten binlerce kez sokulmuş ve halen sokulmaktadır.

Müslümanlar kuracakları yeni dünyayı Kur’an merkezli Peygamber sünnetinden kurmalıdır. Hayatın her safhasına peygamberlerinin müdahil olduğu bir hayat tasavvuruyla, insanı ve evreni yeniden tanımlayıp, kuracakları esenlik yurdunu kendilerine ait değerler üzerinden inşa etmelidir. Peygamberimiz bize hayatın içerisinden bir şeylere işaret ederek küfür tek millettir demiştir. Bugün küfrü temsil eden modern algı, hayatı parçalara ayırmış ve her parçayı bütünden bağımsız değerlendirmemizi sağlamıştır. Aynı tanım içerisinde yer alan bir çok alan ve tasavvur, sanki kendi başına bir anlam içeriyormuş gibi hissedilmekte, bütünden ayrı değerlendirilmesine neden olmaktadır.

Parçalarla uğraşırken bütünü görmekten acze düşüyoruz. Dolayısıyla her parçanın bize kaybettirdiği zaman, küfrün bütün olarak değerlendirilmesine mani olduğu gibi, köklü çözümler üretmemize de engel oluyor. Aynı bütünün içerisinde yer alan düşünce ve tasavvurlara ilk baştan karşı çıkmak yerine onların ıslahıyla meşgul oluyoruz. Onmaz hastalıkların ıslahı, tedaviye engel oluyor.

Küfrün tek millet olarak görülmesi Müslümanlar açısından önemli bir sonuçtur, bir çok batıl hakkında ve her biri için ayrı ayrı kafa yormasını engellemektedir.Dolayısıyla onlarla ünsiyet peyda etme imkânı ortadan kaldırılmış olmaktadır. Bu mesafeli duruş, Müslümanları, küfrün ahlâk dairesine girmekten de korur. Küfrün tek millet olduğunu bilmek, kâfirlerin arasında ortak bir vasfın bulunduğu, hepsinin de kafir olduğunu kabul etmektir. Peygamberimiz küfür tek millettir demiştir, bize böyle öğretmiştir.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

İlyas Metin
14.07.2016 15:34
...
Eyvallah yaren
Allah razı olsun seninle hemfikirim
Yakup Döğer
11.07.2016 17:34
Şöyle ki -II-
Şim di ne yapacağız bu durumda Cemal kardeş? Yıllarını Kitaba adamış adamlar anıtkabire gidip tazimde duranlar için, "Kalbiniz kaymasın yeter" diyor. Şimdi hayatını kitaba adamış adamlar çıkıp, "salat namaz değildir" diyor, "cennet de cehennem de ebedi değildir" diyor. Alimiz diye adamlar çıkıp, "İndirilmiş din" diye kendi uydurdukları dinde laik-seküler devlete meşruiyet sağlıyor. Adam alimim diye çıkıp, dini protestonlaştırıyor. Biz de demeyeli mi, "bu durumda peygamber ne yapardı" diye. Peygambersiz bir din uydurmaya çalışanlara Mü'minler olarak iki çift sözümüz olmalı elbet.

Kısaca Nebi ve Resul meselesine de değinelim. Hz. Muhammed (as) vahyi alması hasebiyle Nebi, aldığı vahyi muhataplarına ulaştırması hasebiyle de Resuldür. Bütün peygamberler böyledir ve bütün peygamberler hem nebi hem de resuldür.

Bence sizin yapmanız gereken yazıda bahsedlen konu ve kişilere bir şeyler söylemenizdi. Bahsedilen konu ve kişiler hakkında sanırım sizin de bilginiz vardır. Sizi tanımıyorum, belki sizde yazıda bahsettiğim kişiler gibi düşünüyor olabilirsiniz.

Biz Mü'minler her zaman, her olayda ve her konuda, "Peygamber olsa ne yapardı" diye sormamız sonuca göre davranmamız gerekir. Kitap ve resul birbirinden bağımsız değerlendirilemez, arasını açarsanız, dünya ile işi olmaayn bir dinin sahibi olursunuz.

Selam ve dua ile.
Yakup Döğer
11.07.2016 16:49
Şöyle ki ! -I-
Cemal kardeşim, aslında yazılanlardan asıl işaret edilmek istenenin direk olarak Kur'an olduğunu kavramanız gerekiyordu. Çünkü Resulullah (as) Kur'an'ın dışında herhangi bir davranış ya da tercihte bulunamaz. Ya siz anlayamadınız ya da ben meramımı tam anlatamadım. Resulullah hayatında Kur'an'ı canlı olarak yaşamıştır, nasıl yaşanması gerektiğini de bizlere öğretmiştir. Kur'ana uymayan hiç bir şey peygamber sünneti değildir. Gerek Hz. Ali döneminde gerekse bugün, her okuyan Kur'an'ı çok iyi anladığını söylüyor, sizin de iddia ettiğiniz gibi. Ama anladıklarını iddia ettikleri kitaptan amel etmeye gelince nedense hiçte peygambere benzemiyorlar. Asıl dikkat çekilmeye çalışılan nokta burası.

Şimdi misalen sizde bende bir konuda kitabı okuyor ama ilkesel konularda farklı çıkarımlar yapıyorsak, burada peygamber ne yapardı, nasıl davranırdı diye sormak benim hakkım değil midir? Ali İbni Abbas'tan Kur'anın dışında delil getirmesini istemiyor, ihtilaflı konularda peygamber nasıl davranırdı, nasıl hüküm verirdi diye insanları düşünmeye sevk ediyor.

Evet, bir topluluk Kur'anla ikna olmayacaksa neyle ikna olacak? Sizce neyle ikna olacak? Olmuyor işte, sizi bir ayet okuyunca karşınıdakide size başka bir ayet okuyor. Kim kimi ikna edecek? Namaz varlığı yokluğu tartışılırken, peygamber kılmışmıdır diye sormayalımmı? Ya da peygamber bize salatı nasıl öğretti demeylim mi?

Şimdi yıllarını Kur'an'a adamış adamlar, Mekkeli Müşrik ekabirlere ustalık yapacak zalimlerle beraberler.

Cemal Şimşek
11.07.2016 15:55
kur'anı devre dışı bırakmak
malesef bazı kişiler sözde peygamberi devre dışı bırakanlara karşı çıkarken kur'anı devre dışında bıraktıklarının farkındalar mı? bilmem
yakup döğerin bu yazısındada onu gördüm. kendiside çok iyi bilirki Allahın Resulu muaz bin cebeli yemene gönderirken ne ile hükmedeceksin ya muaz diye sorduğunda öncelikle Allahın kitabıyla daha sonra senin sünnetinle ondada bulamazsam kendi re'yimle diye cevap verir. ve peygamberde bu duruma çok sevinir. bu rivayet meşhurdur ve herkesçe hemen hemen bilinmektedir.
Ancak hz.Ali ibni Abbası haricilere gönderirken sakın onlara kur'andan delil getirme onları bu şekil ikna edemezsin vs diyor yakup döğer. şunu düşünmüyoruz kur'anla ikna olmayan bir toplum bu hangi toplum olusa olsun başka neyle ikna olur acaba Allahın kitabı birilerine yetmiyorsa başka ne yetebilirki üstelik Allah resulünün tek görevi sadece bu Allahın Kitabını bütün insanlara tebliğ etmesi gerekirken ve sadece kendisine vahyolunan bu kitaba tabi olmuşken, ve yine bildiğimiz hz.Ali Allah ve Resulüne tam teslim olmuşken nasıl olurda ibni Abbası Kur'anın dışında başka bir şey delil getirmesini nasıl isteye bilir. Sünnet: peygamber tarafından Kur'anın uygulnması değilmidir, sünnetin kur'anın dışında birşey olduğunumu sanıyorsun. ayrıca yazınızda diyorsunuzki kuranda okuyup durdukları "nebide sizin için en güzel örnekler vardır" bu ayetin doğru meali nebide değil Allahın
Resulünde sizin için güzel örnekler vardır.şeklindedir.kuranda resul ve nebi kavramları farklı şeyler çünkü.
Huseyin Şaşmaz
11.07.2016 11:34
Bakış açısı...

İnsanda eşya olduğuna göre ....
Bakmamız gereken açı...

Buna göre bizim en iyi, en doğru ve en kolay bir şekilde anlayıp uyabileceğimiz örnek, bizimle aynı ihtiyaçları, aynı zaafları paylaşan Hz.Peygamber’dir. Dolayısıyla onun Kur’an’ın gölgesinde yaşadığı bir hayatı anlamak ve onu taklit etmek ona iman edenler için zor olmayacaktır. O da tıpkı bizler gibi hayatın çeşitli aşamalarından geçti. Bundan dolayı Yüce Allah, kullarına mesajını, aralarında seçtiği bir peygamber vasıtasıyla iletmiştir.
Alattin Ova
10.07.2016 08:50
Güzel bir yazı
Esselamu'aleykum. Yakup Kardeşimizin yukarıda çok önemli bir meseleye değinmiş. Sünnetsizler son zamanlarda, özellikle facebook'ta, sünneti inkar eden neo-hariciler cirit atmakta. Yaptığımız tartışmalarda beyinleri yahudi müsteşrik İgnaz Goldzhier'in kitabını tercüme eden Mustafa İslamoğlu ve yandaşlarının fikirleriyle yıkanmış bir sürü SÜNNET düşmanlarıyla karşılaşmaktayız. Bunların çoğu İslam'ın esaslarını bilmedikleri gibi, SÜNNETİ savunanlarada müşrik diyorlar. Aslında kendileri Kur'an'ı savunduklarını zannetmekte, ama aslında yahudi müsteşrik İgnaz Goldzhier'in fikirlerini savunmaktalar. Bunları da ikna etmek hemen hemen zor. Facebook'u kendilerine mekan edimişler ve her gruba ve herkesle arkadaş olup bu fikirler aktarma operasyonu yapıyorlar bunlara dikkat edin. Hadislere hemen tepki verirler ve hadisleri savunanlara da müşrik derler. Bunlar sahte isimlerle her gruba girip, kendilerini Kur'an savunucuları olarak gösterip, fikirlerini yavaştan yaymakla meşguller. Bunlarla facebook'ta falan tarışmak zaman kaybına yol açıyor.
Huseyın Şaşmaz
09.07.2016 14:36

İnsanda eşya olduğuna göre ....
Bakmamız gereken acı...
Buna göre bizim en iyi, en doğru ve en kolay bir şekilde anlayıp uyabileceğimiz örnek, bizimle aynı ihtiyaçları, aynı zaafları paylaşan Hz.Peygamber’dir. Dolayısıyla onun Kur’an’ın gölgesinde yaşadığı bir hayatı anlamak ve onu taklit etmek ona iman edenler için zor olmayacaktır. O da tıpkı bizler gibi hayatın çeşitli aşamalarından geçti. Bundan dolayı Yüce Allah, kullarına mesajını, aralarında seçtiği bir peygamber vasıtasıyla iletmiştir.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat