Peygamber Devleti-4 Modern Müdahene-uzlaşma çabaları


Yakup DÖĞER, Peygamber Devleti-4 Modern Müdahene-uzlaşma çabaları

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Modern Müdahene-uzlaşma çabaları

Modern Devletlerin İslam’la müdahene, uzlaşı yöntemleri, daha önceki cahili iktidarlarla mahiyet olarak aynilik gösterir. Farklılık, sadece kullanılan araçlarda ve gelişen fiziki atmosferdedir. Hz. Musa (as) zamanındaki Firavun’un iç dünyası Allahu Teala’nın dinine nasıl karşı duruşla duruyorsa, şimdiki modern muktedirlerin de duruşu aynıdır. Sonuçta İslam hakim olunca nasıl Firavu’nun saltanıtı yıkıldıysa, bugün içinde İslam egemen olduğunda modern muktedirlerin sonu gelecektir. Bu yüzden onlarda aynı tepkiyi farklı yöntemlerle göstermekten geri kalmıyorlar. Burada dikkat edilmesi gereken, zaman, mekan ve şahıslar değil, yapılmak istenendir. Yapılmak istenen bin yıl önce neyse bugün de aynı olduğu gibi, bin yıl sonrada aynı olacaktır. Dünya kurulup insanoğlu ikamete başladığından bu yana tevhid ve şirk mücadelesi aralıksız devam etmektedir.

Modern dünyada en çok rastladığımız uzlaşı yöntemi, Hakkı batıla karıştırma, batılı hak gibi göstermedir. Muhakkak bu daha öncede böyleydi (2 bakara/42), lakin cahiliye, değişen stratejik aklını, gelişen imkanlarla birlikte daha da akıllıca ve etkili kullanmayı başardı. Yaklaşık dört yüz yıldır dünyayı etkilemeyi başarabilen batı düşüncesinin artık dünya insanlığına söyleyecek bir sözü kalmamıştır. Bunun en belirgin göstergeleri kendi toplumlarında ortaya çıkan adaletsizlikler, insanlık dışı ilişkiler, aile kavramının ortadan kalkıp parçalanması, ekonomilerindeki kara delikler, paradigmalarındaki yırtılmalar, işsizlikler, çözümsüz probler, toplumsal çürümeler olarak ifade edilebilir.

İslam düşüncesinin kendisini yenileyemediğinden bahsedip duranlar ve bu sebeple sürekli İslam dininin ve O’nun kaynağı Kur’an’ın çağa göre yeniden yorumlanması gerektiği fikrinin gündem edilmesi boşa söylenmiş bir söz değildir. İslam Dini’ni temel paradigmasıyla yeniden tanımlamak ve yorumlamak, var olan dini bozmakla aynı manayı taşır. Bu gün yeniden yorumlanması istenen meseleler ameli konudaki fıkhi, içtihadi meseleler değil, bilakis dinin ve kitabın külli kaidelerinin kendisidir.

Bu düşüncenin sürekli gündeme getirilmesi, iktidar yanlısı aydın, entelektüeller ve akademisyenlerce piyasaya sürülmesi, İslam’ı protestanlaştırma girişiminden başka birşey değildir. Modernist düşüncenin etkilediği akademik zihin, batının çöken paradigmasını, batından devşirdiği zihin yapısıyla yeniden kurgulama peşindedir. Modernist düşüncenin paradigmasında, Allah’ın kelamı bile eski eskinin yanında yer alır, insanın dünyasının Allah’ın vaad ettikleriyle buluşmasını ret ederek sadece akılcı bir yaklaşım sergiler. Müslümanlar açısından bugünün en büyük olumsuz gerçeği, görmezden gelinsede asıl itibarıyla bu merkez üzerinden yürütülmektedir. Asıl konuşulması gereken bu merkez üzerinden ele alınmalıdır. Dikkat edilirse gösterilen çabaların sonucunda, İslam meşru alanı olan hayata şahitliğinden sürgün edilmekte ve mü’minler hayatın merkezinden taşraya itilmektedir. Kısacası İslam dini, dünyada bir işe yaramamaktadır. Kimbiler belki de, “Dünyada mekan ahirette iman” sözü bu sebepten söylenegelmiştir. Oysa iman dünyada lazım olan bir değerdir.

Amaçlanan asıl itibariyle, İslam’ın hayatın dışına itilmesi, bireysel bir inanca indirgenmesi, hayatın herhangi bir alanında müdahilliğinin kaldırılmasıdır. Yeniden yorumlama ve yeniden üretme düşüncesi eyleme geçtiği günden bu yana, yeni fikirlerin ortaya koyduğu yeni yorumlar, kitabi manada hayata, imana ve amale pratik olarak yansıyacak, dinin kişiler üzerinde şahiltliğini gösterebilecekleri yeni bir yol çizmekten öte, eleştirilen mistik yaşantının farklı bir versiyonu olarak karşımıza çıktı. Modern muktedirlerin cahili sistemlerine, onların düzen işleyişine, hiç dokunmadan şekilci bir dizaynla İslam yeniden ikame edilmeye çalışılıyor. Bu ikame, gücün karşısında dini susturma, faaliyet alanlarını daraltma, folklorik bir anlayışı indirgeme, sivil toplum kuruluşu nezdinde temsil edilme olarak tanımlanıyor. İslam’nı hukukuna, hadlerine, cezai müeyyidelerine, kamuya dair buyurgan tavrına sürekli kalem çekilerek, manastır rahiplerine benzeyen bir mü’min tipi ortaya çıkarma gayreti olarak görülüyoır.

İslam’ı yeniden yorumlamanın merkezine oturan gelenek eleştirisi, kitabın daha anlaşılır kılınması niyetiyle baştan sona sorgulanması, muhkem bir ayete yüzlerce soru sorulması, her sorunun ortaya çıkardığı sorunlara çözüm aranması, verilen her cevaba modernist bakış açısıyla bilimsel kılıf uydurulmaya çalışılması, dini bozmanın anlaşılmadan yapılma çabasıdır. Kitab’ın anlaşılması adına yürütülen bazı faaliyetler, tevile, tevilden tahrife uzanan bir seyir izliyor. Bu yeni girişimlerin fark edilmeyen amacı, ebedi ilkelerin zaman içerisinde ortadan kaldırılması, insanların Allah’ın kulu olmaktan çok devletin vatandaşı yapılma çabasıdır. Devletine ve devletinin yasalarına bağlı dürüst bir vatandaş ortaya çıkarma gayreti olarak da ifade edilebilecek yeni yorumlarda, vatandaş olan insanlar sadece devletin yasalarına karşı vicdani bir kaygı duyabilir. Yasaları yapanlar, akademisyenler, idareciler peygamberlerin yerini alan yeni yol klavuzlarıdır.

Geleneği eleştirilmesi ve indirilen dini ikame adına girişilen tecdid hareketleri, neredeyse yeni bir din uydurmaya varan sonuçlar ortaya çıkardı. Arif-ulemanın yerini alan aydın-entelektüel-akademisyen takımı, modern iktidarların finansmanlarıyla, İslam’ın devlet ve iktidar boyutunu yeni yorumlarından çıkardılar. İktidarsız bir İslam’ın olabileceğini, İslam’ın devlet talebinin olmadığını, Kur’an’da devlet kavramının geçmediğini sürekli dile getirerek, yeni bir din algısı için olağanüstü çaba harcamaktalar.

Dikkat edilirse, iktidar ve devlet boyutundan geleneği eleştirenler, Emevi’ye, Abbasi’ye, Selçuklular’a, Osmanlı’ya alabildiğine vurmaktadır. Bunların adaletsizliklerini, devlet yönetimindeki yanlışlarını, toplum üzerindeki baskılarını her fırsatta elinde sopa gavura vurur gibi vurularken, günün cahili egemenlerine karşı sessiz kalmaktalar. Saltanatın İslam’da olmadığını söyleyenler (ki doğrudur), günün laik-seküler-demokratik iktidarlarını İslam’la sentezlemekteler ve İslam Dini’nin en güzel yaşanabileceği rejimler olarak ifade etmekteler. Bütün dinlere eşit mesafede olması bakımından demokratik-laik rejimlerin ideal olduğunu savunmaktalar. Allahu Teala’nın dinini cahili rejimleri için bir dayanak ve iktidar malzemesi olarak kullananlara karşı hiç birses çıkarmamaktalar. İslam’ın bir iktidar talebi olmayışını dillendirenler, gücün ve paranın, dolayısıyla modern cahiliyenin iktidarına sessiz kalmaktalar.

Yeniden yorumlama adına yapılan okumalara hakim olan hava, modern düşünce felsefesinin aklı merkeze alan anlayışına dayanır. Bu, anlayış yorumcunun ‘kendi yorumunun doğru olduğu’ bir yaklaşımdır. Yeniden yorumlamak ve doğrunun başka türlü olmayacağı iddiasında bulunmak, yorumcuların müstağnileştiği anlamındadır.

Kur’an’da iblisin tuğyanı kıssasındaki anlatılara konu olan tavır, bugün modern aklın düştüğü hatayla benzerlik arz etmektedir. Burada, kendini yeterli görme (istiğna) neticesinde isyan ile haddi aşma; büyüklük taslamaya kalkışma (tuğyan) vardır. Rabbimizin bu noktada uyarısı, her ne halde olunursa olunsun sonunda dönüş yerinin (rücû) Allah’ın emrine olduğu yönündedir.

Modern düşüncenin asıl hedefi, İslam ile Müslümanların arasını açmaktır. Keza varılan noktada Müslümanların arasını açmak gibi bir hedef Batı tarafından çoktan aşılmıştır. Müslümanların İslamî kimlikleriyle bir daha ayağa kalkmamaları için İslam’ın temel prensiplerinden ve hatta İslam’dan şüpheye düşmeleri amaçlanmaktadır. Batı merkezli bütün teolojik üretme ve yönlendirmelerin arkasında bu kasıt yatmaktadır. Emperyal dünya hedeflerini gerçekleştirmenin imkânını içeren teolojik imkân arayışında görmektedir. Buna ulaşmanın en kestirme yolu ise Kur’an’ın genetik kodlarıyla oynama hadsizliğinde görülmektedir.

Yaşadığımız çağ, farklı yeni dinlerin ortaya çıktığı bir çağdır. Bu üretmelerde İslam’ın kavram ve ibadet şekilleri de kullanılmaktadır. Oluşan yeni batıl dinler, kendilerine ait kavram ağları, formları, ritüelleri ve hatta modern yüzleriyle tapınakları olan eklektik, plüralist (çoğulcu) karaktere sahiptirler. İlgili paradigmalar, inançsal tasarım olarak gizemci, bağdaştırmacı (senkretik) zeminde oluşmaktadır. Teolojik bir dil kullanan bu yaklaşımlar, siyasal hedefli olup ideolojik tavırlar sergilemekte ve çoğu kez gerçek kasıtlarını örtmektedirler. (Ramazan Yazçiçek-Çağımızın Fitnesi Ya da Siyasaldan Soyutlanmış Din Anlayışı)

Burada dikkat çeken hususlardan birisi, İslam dünyası ile ilgili tartışmalarda ve tartışmaların cereyan edişinde, hegemonik bir ilişkinin ön plana çıktığı ve bu ilişkinin bilimsel araştırmalara da aynen yansıdığıdır. Önce İslam Medeniyet’e uyar mı şeklinde başlayan tartışma, İslam-Bilim, İslam-Gelişme, İslam-Demokrasi ve İslam-liberalizm benzeri dikotomiler (ikilemler) halinde formule edilerek, Batı’da bulunduğu ve mutlaka alınması gereken şey olarak takdim edilen ikinci tarafın alınabilmesi için, birincinin bir engel olmaktan çıkarılması gerektiği üzerinde durulmuştur. Engel olmaktan çıkarma da genellikle, ‘uygun bir şekilde yorumlama’ şeklinde görüldüğü için, dinin yeniden yorumlanması tartışmaları, Batı ile İslam Dünyası arasındaki hegemonik ilişkinin bir neticesi olarak karşımıza çıkmaktadır. (Tahsin Görgün'Dinin Yeniden Yorumlanması' Meselesi Üzerine-Köprü Dergisi-2001 73.sayı

Dinin yeniden yorumlanması ve kitabın anlaşılması gerektiği iddialarını gündem edenleri geldikleri yerde akıllara zarar bir noktadır. Dini yeniden yorumlama ve kitabın anlaşılması adına çıkılan yolda, dünya ve ahiret kazancına karşılık gelmeyen, öyle olması ya da başka türlü olmasının itikadi ve ameli konuda herhangi bir kazancının olmadığı gözler önündedir. Hz. Adem’in (as) peygamberliğinin tartışılmasıyla başlayan süreç, Adem’in babasının da olduğu söylemine dayandı. Hz. Meryem’in İsa’yı (as) nasıl dünyaya getirdiği, haftalarca süren derslerde tartışıldı. Geleneksel manada, atasından babasından türbe ziyaretlerini görenler ve türbe ziyaretlerinde bulunanlar, şirk işlemekle itham edilirken, yeryüzünün en büyük türbesini ziyaret eden iktidar sahiplerine ses çıkarılmadığı gibi cevaz da verildi.

Bu konulardaki uzun ve gereksiz tartışmalarla burada ne kendimizi ne de okuyucuyu meşgul etmek doğru değildir. Bunlar konuya vakıf olan herkesin malumudur. Anlatmak istediğimiz bellidir. Batı düşüncesinin ürünü modern cahili iktidarların ne söylem olarak ne de toplumsal şahitlik olarak yapacak birşeyi kalmadı. Biliyorlar ki artık İslam, kendisini yeryüzüne egemen kılacak bir topluluk arıyor, bir avuç mü’min, bir avuç sabikun bekliyor. Bu gün için Allahu Teala’nın arzında Allahu Teala’nın kullarına kürsel emperyalistlerce yapılan ölçüsüz zulüm bundandır. Farkına vardıkları bir sonucu ellerinden geldiğince ertelemeye çalışıyorlar. Söylenen bir söz var; “Küfür egemen olur ama zulüm asla.”

Modern cahiliyenin, Müslümanlarla olmasa da, İslamla bir mudahene, uzlaşı çabası alabildiğine hızlı bir irtifada seyrediyor. Bugün cahili egemenlerin karşısında, Mekkeli muktedirlerin muhatap aldığı Hz. Muhammed (as)  ve O’nun tabileri gibi birileri yok. Bugün egemenler direk olarak Kur’an’ı Kerim’i ve İslam’ı muhatap alıyor. Müdahene çabaları, uzlaşma arayışları, ılımlaştırma, kendine uydurma girişimleri kitaba yeni bir yorumla ortaya çıkıyor. Aydın-entelektüel-akademisyenler dini yeniden formatlama, yeniden yorumlama adına çalışmalar yapıyor. Bu sebeple, isanlar hergün anlamak için Kur’an okusa bile demokrat Müslüman, laik Müslüman, milliyetçi Müslüman, modern Müslüman, kemalist Müslüman, liberal Müslüman vs. vs. olabiliyor. Bu algının tarihini bilen bilir yirmi-otuz yıl öncesini geçmez.

Kur’an okumaları öyle bir noktaya geldiki, artık ne okuyanda bir değişiklik, ne de okutanda bir farkındalık ortaya çıkarmıyor. Sürekli eleştirilen, anlamadan okunan geleneksel okumanın modern versiyonu, bugün için anlayarak okumak ama, eskisinde olduğu gibi okumanın sonucunda hiç bir değişim ve dönüşüm yaşanmamakta. Şurasıda bir gerçek ki, kitabı anlamadan süren geleneksel okumaların insanlar üzerindeki olumlu etkisi, her ne hikmetse, anlayarak okuyanlar üzerinde görülmemekte, insani ilişkiler boyutunda geleneğin yetiştirdiği erdemli toplumu mumla aratmakta. Tabiki bu sözlerimizden kitabın anlaşılmadan okunabileceği sonucuna varılmamalıdır, ifadelerimizde başka bir inceliğe işaret edilmeye çalışılmakta.

Burada dikkat edilmesi gereken başka husus, yeniden yorumlama ve kitabı anlama çabasının mücadelesini veren aydın-entelektüellerin, İslam Coğrafyasında Müslümanlara ve dünyanın diğer bölgelerinde insanların uğradığı insanlık dışı zulümlere karşı hiç seslerinin çıkmamasıdır. Medyatik ve ekran müptelası Kur’an yorumcularını bir sürede olsa takip edin, dünya üzerinde söz sahibi olan egemenlerin günahlarını asla gün yüzüne çıkarmazlar. Meseleleri hep Müslümanlar, mazlumlar ya da bin yıl önce yapılmış yanlışlardır.

Modern cahililerin yaptıkları sonucunda ortaya çıkan zulüm ve adaletsizlikten egemenleri sorumlu tutmazlar. Sonucu tartışıp, “biz tekfirci değiliz” deselerde, zalimlerin yaptıklarının sonucunda yanlış yapanı cehenneme gönderirler. Lakin bunlar neden böyle oldu diye meselenin aslına inmezler, inemezler. Yeryüzünü sömüren küresel cahili egemenler iktidarlarını, kan gözyaşı, ölüm, zulüm üstüne kurarak bekalarını sağlarken, bunun bedelini hep mazlumlara keserler.

Burada söylenmek istenen asıl mesele sanırım anlaşılmıştır. Her konuda olduğu gibi eleştiride de adaletli olmamız gerekmektedir. Geçmişin yanlışlarına vuranlar ve eleştirenler, sıra günün egemenlerinin, müstekbirlerinin, kapitalistlerinin, sömürgecilerinin uygulamalarına geldiğinde ağızlarını bıçak açmıyorsa, bir yanlışın olduğunu görmek için arif-ulema olmaya gerek yoktur.

Bu gün için modern cahiliyenin müdahene-uzlaşı çabası, elindeki gücü kullanarak dini bozmaya yöneliktir. Bu dini bozma girişimini de hem kendi resmi kurumu yoluyla hem de yeni bir din icad eden, İslam’ı bütün batıl ideolojilerle sentezlemeye çalışan aydın-entelektüellerin eliyle yapmaktadır. Modernist bakış açısına sahip yorumcular, kendi kavmine yabancı olan hayat tasavvurunu kitap üzerinden tanımlarken, o kitabın nebisini de mitsel bir kahramana dönüştürmektedirler. Yeniden yorumladıkları dine methiyeler düzenler, yorumladıkları dinin de kendilerine methiyelerdüzmesini sağlamaktadır. Kendi uydurduklarına yağcılık yapanlar, aynı yağcılığı uydurdukları dine de yaptırmaktadır.

Son dönemde popüler olan kutlu doğum kutlamaları, bilakis resmi ideolojinin desteği, finansmanı, organizesiyle yürütülmektedir. Bu çaba, İslam’ın direk olarak kendisiyle bir müdahene girişimidir. İslam hiç bir şekilde böyle sapkın akımlarla uzlaşmayacağı için, egemen güç, İslam’ı kendi uzlaşma alanında yeniden tanımlamaktadır. Burada dikkat çekici başka bir detay, bu kutlamlamaların gerçek peygamber tasavvurunu karşılamadığını kısık sesle dile getirenler, peygamber tasavvurunu bizzat bozan devlete karşı suspus olmalarıdır.

Bütün bunların ötesine, eğitimiyle, kapitalist ekonomisiyle, tüketim kültürünü topluma dayatmasıyla sömürü odaklı bir refah düzeyine çıkmayı hedefleyen günümüz egemenlerinin baskın karakteri, yeni yorumcuların hiç gündemine gelmemektedir. Yeni bir düşünüş ve söylemin üretilmesi gerektiği üzerine zarureti dillendirenler, bu tavırlarıyla sürekli bir müdahane anlayışına yeltenmektedirler.

İslam’ı ve O’nun kitabı Kur’an’ı en iyi kendileri anladıkları yönünde görüş beyan edenler, aynı zamanda okudukları kitaba kendilerinin açmazlarını da onaylatmaktan geri durmamaktalar. Karşılarında İslam’ı temsilen kurumsal bir yapının olmayışı, gücün ve iktidarın modern cahiliyenin elinde oluşu, şer odaklarını cesaretlendirmekte, dinin kural ve kaidelerini istedikleri gibi yorumlayarak, dini kendi görüşleri doğrultusunda yeniden dizayn etmekteler.

Modern cahiliye ile yönetilen dünyada, Müslümanlar egemenlerle iş tutan kanaat önderlerine dikkat etmelidir. Modern cahiliye olan modern devletin yanında durup eleştirmeyenler, sebepleri görmezden gelerek hep sonuç odaklı yorumlar yapanlar, ortaya çıkan sonucun neden çıktığını irdelemeyen arif-ulema, aydın-entelektüele dönüşmüştür.

Devletle iş tutanların, devletin tayin ettiği görevleri vardır. Onlar dine ait kavramları dönüştürerek, modern cahili devleti meşru bir zemine oturtmakla görevlidir. Bu tür ulema-aydın, dine savaş açmışlarla beraber, Allah’a ve O’nun Nebisine hasım olanlarla birlikte iş yapabilir, çalışabilir, poz verebilir, ilk kez keşfettikleri yeni yorum ve düşünceleri paylaşabilirler. Bunlara göre zalim hiçbir zaman egemenler değildir, zalim cahili egemenlerin ürettiği, ortaya çıkardığı, umut ticaretinin mağduru olan sıradan insanlardır.

Sonuç olarak kısaca denilecek olursa; egemen ideolojinin idari mekanizması olan devletle iş tutanlara karşı Müslümanlar uyanık olmalıdır, kanmamalıdır. Din tamamlanmış sahibi olan Allah tarafından kemale erdirilmiştir. Kavramların ne anlam içerdiği net olarak bellidir, kimin nerede durması gerektiği de nebilerin pratik uygulamalarında gösterilmiştir. Dinin ilk ve temelini teşkil eden kavramlarında “Vela ve Bera” nasıl olacağı, herhangi başka bir izaha gerek duyulmaksızın yine nebiler tarafından ve tarihsel süreçte ilkesel duruşlarıyla ortaya çıkan muvahhid şahısların örnekliğiyle ortadadır.

Bugün yol gösterici olarak ortaya çıkanları tahlil ederken, Müslümanlar bu kişilerin nerede durduğuna bakmalıdır. Kişinin nerde durduğu, kimden taraf olduğunu gösteren en bariz göstergedir.

Tekrar etmek gerekirse bugünkü modern müdahene çabaları, dinin aslıyla yürütülmekte, kitap yeniden yorumlanmakta, hassasiyet sırası değiştirilmekte, toplumun önelikle öğrenmesi gereken imani unsurlar törpülenmekte, soyutlatırılarak anlatılmakta. İslam’ın hayata müdahil olacak yönleri ne tv ekranlarında ne de yazılı görsel basında ilk sıralarda bulunmamakta, hatta yer bile almamakta. Müslümanların lügatlerinden, tagut, şirk, müşrik, zalim, zulüm, vela-bera çıkartılmaya çalışılmakta. Bu kavramların modern karşılığı olabilecek yeni kavramlar üretilerek asıl kastedilen gizlenmekte.

Özgürlük, eşitlik, insan hak ve hürriyetleri, sosyal paylaşım, ekonomik refah, gelir seviyesi, milli birlik ve braberlik, ülkü birliği gibi kavramlar üretilerek kendi paradigmalarında anlamlandırılmakta. Bu kavramlar için refarans alınan değerlerin ne olduğu sorgulanmadığı gibi, üzerinde İslami anlam dairesinde konuşulamamakta. Toplum yoğun bir şekilde reklam, propaganda, yazar-çizer gayretiyle modern müdaheneye alıştırılmakta.

Müslümanlar cahiliyenin kendilerine dayattığı her türlü düşünce, fikir, akım, yol-yöntem ve varsa hepsine nebilerin örnek tavrından yola çıkarak tavır koymalı, hiç bir uzlaşma arayışı içine girmemelidir.


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat