Ömer Bin Hattab’tan Ebu Musa El Eş’ari’ye


Yakup DÖĞER, Ömer Bin Hattab’tan Ebu Musa El Eş’ari’ye

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


İnsanlığın yeryüzüne teşrifiyle birlikte ilk sırada her zaman tevhid ve adalet birinci gündem olmayı sürdürmüş, sürdürmeye de devam etmektedir. Bütün nebilerin ilk önceliği vahyin doğrultusunda Allah’ın ilahlığını birlemeyi gündeme getirmek olmuş, daha sonraki aşamada tevhidin referansında adaletin nasıl’lığı şekillenmiştir. Adalet kavramının mahiyeti ve işlevi ne zaman Allah’ın kastından bağımsız işlemeye başladıysa, Allah’sız bir adalet anlayışı hakim olduysa, adalet yerine zulüm hakim olmuştur.

Bugünde yaşadığımız çağda her izm ve ideolojinin adalet anlayışı, tanımı, mahiyeti işlevi kendi paradigmasında şekillenmekte, bütün dünya görüşleri gerçek adaletin kendilerinin egemenliğinde gerçekleşeceğini savunmaktadır.

İslam tarihinde ya da Müslümanların tarihinde “adalet” ve “sıra dışı uygulamalar” denilince ilk akla gelen şüphesiz ki İslam aleminde olduğu gibi, bütün dünyada da aynı isimdir. O’na adaletin timsali olarak bakılır ki, bu kişi Hz. Ömer’dir. Hz. Ömer (ra), Emirül Mü’minun olmasıyla birlikte, tevhid ve adalet konusunda kuşandığı tavır ve hassas uygulamalarıyla, o günden bugüne zirvede yer almış bir örnek önder-liderdir.

Görevlendirdiği bütün memurlarına işlerini adilce ve düzenlice yapmaları hususunda sürekli nasihatlerde bulunarak, bu hususta denetlemelerini sürdürmüştür. Geceleri şehirde mahalle aralarında dolaşmış, insanların sıkıntılarını öğrenmek için çaba sarfetmiştir. İşte Hz. Ömer’in (ra) bu uygulamalarından biri de, Basra valiliği ve hakimliğine getirdiği Ebu Musa el-Eş'ari'ye (v.42/662-63) gönderdiği, yargılama usulü ile ilgili yazdığı meşhur mektuptur. Ebu Musa el-Eş'ari bu vesikayı muhafaza etmiş ve torunu Said b. Ebi Bürde'ye miras olarak bırakmıştır. Serahsi (v. 483/1090) söz konusu mektubu el-Mebsut'unun Edebü'l-Kadı bölümüne girişte kısaca açıklamış, İbn Kayyım el-Cevziyye (v. 751/1350) İ'lamu'l Muvakki'in adlı eserinin birinci cildinde uzunca bir şekilde şerh etmiştir.(1) 

Mektubun kaynaklarda geçen Türkçe tercümesi şu şekildedir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Allah'ın kulu, müminlerin emiri Ömer'den Abdullah b. Kays'a (Ebu Musa el Eş'ari):

Allah'ın selamı üzerine olsun.

İmdi; yargılama, sağlam bir farz (fariza-i muhkeme) ve uyulması gereken bir sünnettir. Sana bir dava getirildiğinde onu iyice anla. (Sence haklı haksız belli olunca kararını verip uygula). Çünkü uygulanmayacak bir hakkı söylemenin (sadece hüküm vermenin) faydası yoktur. Duruşmada taraflara verdiğin yer ve duruşma sırasındaki bakışlarında insanlara eşit davran ki, güçlü kendisini kayırabileceğin beklentisine kapılmasın, güçsüz de adaletinden ümit kesmesin.

Beyyine (delil/ispat yükü) getirmek davacıya, yemin etmek ise davalıya düşer. İnsanlar arasında sulh yapılabilir, ancak haramı helal veya helali haram kılan bir sulh un yapılması caiz değildir. Dün verdiğin, sonra üzerinde tekrar düşünüp doğruya ulaştığın bir yargı kararı, seni hakka dönmekten alıkoymasın. Çünkü hiçbir şey, hakkı iptal edemez. Bilesin ki, hakka dönmek, sonuna kadar yanlışı sürdürmekten hayırlıdır.

Kur'an ve Sünnette hükmü bulunmayan ve vicdanen kesin bir kanaate varamadığın davaları iyice anla ve düşün. Emsal olayları araştır ve benzerlikleri bulmaya çalış. Sonra bunları birbirine kıyas et. Bulduğun sonuçlar içinde Allah katında en sevimli ve senin kanaatine göre hakkaniyete en yakın olan hükmü ver.

Kim bir hak iddia ederse ona iddiasını ispat edebilecek kadar bir süre ver. Eğer delil getirirse hakkını alır, getiremezse aleyhine karar verirsin. Müslümanlar şahitlikte adildirler, ancak haddi gerektiren bir suçtan dolayı celde cezası infaz edilen, yalancı şahitlik yaptığı görülen, akrabalık veya vela bağı sebebiyle töhmet altında olan kimse hariç. Şüphesiz Allah sırları bilmeyi üzerine almış ve delillere dayanarak hüküm verdiğiniz takdirde sizden sorumluluğu kaldırmıştır.

Hak arama yerlerinde (mahkemelerde) sakın kızına, sesini yükseltme ve taraflar(ın davranışları) sebebiyle canını sıkma. Zira Allah bunlara katlanmaya karşılık mükafat verir ve ahiret azığını güzelleştirir. Kimin Allah'la arasındaki ilişkilerde niyeti iyi olursa, Allah da onun diğer insanlarla ilişkilerini iyileştirir. Kim dünyevi amaçlar için riyakarca insanlara şirin görünmeye (bugünkü deyimle popülist görünmeye) çalışırsa Allah onu küçük düşürür. Çünkü Allah kullarından sadece kendisi için yapılan amelleri kabul eder. Sen Allah'ın dünyada vereceği rızkı ve ahirette rahmet hazinelerinden ihsan edeceği mükafatı tahmin edemezsin!

Vesselam.(2) 

Hz. Ömer’in yargılama hukukuyla ilgili olarak Ebû Mûsâ’ya gönderdiği mektup İslâm hukuk tarihinde önemli bir yere sahiptir. Hz. Ömer bu mektubunda kazânın muhkem bir farîza ve uyulan bir sünnet olduğunu belirttikten sonra kadının tarafsızlığı, tarafların delil getirme yükümlülüğü, barışma, hâkimin hatalı karardan dönmesi gibi yargılama hukukunun temel meselelerine temas etmektedir. Ayrıca Kitap ve Sünnet’te bulunmayan hususlarda kıyasa başvurulması, yalancılığı sabit olmadıkça bütün Müslümanların dürüst birer şahit sayılması gibi meseleler üzerinde durmaktadır. Bu mektubun özellikle tarafsızlığa önem vermesi, kanunî-maddî delilleri bugünkü hukuk anlayışına uygun bir biçimde ortaya koyması ve eski hukuklarda rastlanan keyfî delilleri kaldırması, maddî delillerin bulunmadığı durumlarda yemin gibi dinî-ruhî delilleri onların yerine ikame etmesi, hukuk tarihinde ileri bir anlayış olarak kabul edilmektedir. Bu mektup, sonraki dönem İslâm hukukçuları tarafından yargılama hukukunun esasları ortaya konurken kendisine sıklıkla başvurulan temel bir kaynak olmuştur.(3) 

Bu gün akla dayalı çözümler öneren modern hukukun adalet anlayışı ile Allah’ı merkeze alan İslam hukukunun adalet anlayışı ve pratik uygulamaları arasındaki farkı görmek için, sadece Hz. Ömer’in (ra) bu mektubu dikkate alındığında bile, bütün insanlık için acil çözüm önerilerinin sunulduğu görülmektedir. İslam Hukukunda adalet sadece Allah’a iman edenler için varolagelmiş değildir. İslam Hukukunda adalet bütün insanlara şamil bir teori ve pratik içerir.

Yaşadığımız dönemde özellikle adaletin Kaf Dağında Zümrüd-ü Anka olduğu düşünüldüğünde, mevcut uygulamaların nasıl bir kaos ve zulüm doğurduğu gözler önüne serilmektedir. En basit bir davanın bile yıllarca sürmesi, delilli-ispatlı suçları işleyen suçluların, suçlarının sabit olmasına rağmen uzun süre mahkemelere gidip gelmesi, adaletin zulme dönüşmesidir. Suçu sabit olduğu halde, suçlu olanların salıverilmesi, kayırmacılıkların ayyuka çıkarak adalet zannedilen hükümlere hiçbir zaman itimat edilmeyecek şekilde şüphe uyandırmasına yol açacak uygulamaların olması, egemenlerin mevcut yasalarına bile sadakat göstermemesi, kokuşmuşluğun ne derecede olduğunu göstermektedir.

Her topluma bir Hz. Ömer (ra) lazım olduğu kesindir, lakin öncelikle Hz. Ömerlerin lazım olduğu toplumun, Hz. Ömerleri hak etmesi Sünnetullah’ın gereğidir.

Sözümüzü Hz. Ömer’den bir uygulamayla bitirelim: Bir defasında halife Hz. Ömer ile anlaşmazlığa düşen Ubey b.Ka'b, onun aleyhine dava açmıştı. Duruşmada kadı, Zeyd b. Sabit’tir. Hz. Ömer’in duruşmaya gelmesiyle Zeyd Bin Sabit yerinden kalkınca, Hz. Ömer’in canı sıkılır ve Sabit’e, “Bu senin ilk adaletsizliğindir” diyerek davalısı Ubey Bin Kab’ın yanına oturur. Ubey Bin Kab’ın delili yoktur, Hz. Ömer’de iddiayı reddettiği için davacı Hz. Ömer’den yemin etmesini ister. Kadı Zeyd Bin Sabit, dava edilenin Emirül Mü’minin makamında olması nedeniyle, Ubey’den bu hakkından feragat etmesini ister. Bu talebe çok canı sıkılan Hz. Ömer Zeyd’e hitaben, “Eğer senin nazarında Ömer ile herhangi bir adam eşit değillerse kadılık makamına layık değilsin" der.

Dipnotlar

1-Abdusselam Arı-Hz. Ömer'in Ebu Musa El Eş'ari'ye Gönderdiği Mektubun Yargılama Hukuku Açısından Önemi İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sayı: 2, 2003, s.BS-99
2-a.g.m.
3-(M. Yaşar Kandemir "Ebu Musa el-Eş'ari DİA X, 191)


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
16.08.2017 21:46
selam ile..
ÖMER-ÜL FÂRUK olmak böyle birşey Yakub'um, ''Her topluma bir Hz. Ömer (ra) lazım olduğu kesindir, lakin öncelikle Hz. Ömerlerin lazım olduğu toplumun, Hz. Ömerleri hak etmesi Sünnetullah’ın gereğidir.'' diyerek konuyu özetlemişsin kardeşim. Okurken sanki o tarihlere gitmiş ve havasını teneffüs etmişim gibi geldi bir an. Zihnine sağlık dostum.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat