Olağanüstü Hal Fıkhı


Yakup DÖĞER, Olağanüstü Hal Fıkhı

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Müslümanlar tarihleri boyunca içinde bulundukları haller ile ilgili fıkıhlarını, itikadi ve ameli olarak belirlemek için sürekli gayret sarf etmişlerdir. Külliyatlar şeklinde ortaya çıkan ciltlerce eser, ulemanın daha iyi bir “İslami yaşam” adına ortaya koydukları çabalarının eserleridir.

Fıkıh, Şamil İslam Ansiklopedisinde Bilmek, anlamak, bir şeyin bütününe vakıf olmak, Istılahta bir kimsenin leh ve aleyhindeki hükümleri bilmesi anlamıyla tanımlanmaktadır. Başka bir tarife göre fıkıh; kişinin ibadetlere, cezalara ve muamelelere ait şer'î hükümleri mufassal delilleriyle bilmesidir. Ayrıca, söz ve fiillerin amaçlarını kavrayacak şekilde keskin ve derin anlayış diye de tarif edilmiştir.

Fıkıh kısacası, Müslümanın bulunduğu ve mesul olduğu sorumluluğunun, mazi, hal ve istikbale dair gereklerini yerine getirecek donanıma sahip olması gerektiği şeklinde de anlaşılabilir. Modern kavram ve tanımlarda bu mananın karşılığı yoktur. Fıkhetmek, Allah’ın rızasını kazanmanın yollarını detaylı olarak öğrenmektir. Müslümanların leh ve aleyhlerindeki sorumluluklarını öğrenmesi ise farzlar zümresinde yerini alır.

Tarihsel süreçte fıkıh Müslümanlar için en önemli bilinçlenme ve amel yönünden en iyiye ermenin gayretini simgeler. Yaşanan sürece binaen, her dönem ulema fıkhederek ümmeti bilinçlendirmiş, nasıl davranacakları yönünde tavsiyelerde bulunmuştur. Olumlu ya da olumsuz yanları ayrıca tartışılır, burada dikkat çekilmeye çalışılan konu başkadır.

İslam’ın esasa dair ilkeleri tartışmalardan uzaktır, bellidir, naslarla dinin sahibi Allah tarafından sınırları çizilmiştir. Esasların dışındaki konular istişare ve içtihatlarla belirlenir. Günün fıkhını oluşturmak, esas olanların gösterdiği referanslar dahlinde gerçekleşir.

Bugün için gördüğümüz, yeryüzünü sömüren bütün emperyalistlerin, zalimlerin, zamane Firavunlarının silahları, ateşli-ateşsiz, düşünce-eylem, maddi-manevi, ekonomik-kültürel, yazılı-görsel medya olarak Müslümanların üzerine çevrilmiş, sürekli çalışmaktadır. Bunu özellikle son dönemde ülkemize yönelik küresel emperyalist çabaların varlığı bütün aleniyetiyle ortaya koymaktadır. Yani genelde İslam Coğrafyasında özelde kendi ülkemizde olağanüstü bir hal vuku bulmaktadır. Devletin OHAL’inden bahsetmiyorum, yaşamakta olduklarımız ve ileride yaşamamızın muhtemel olacağı halden bahsediyorum. Buna binaen Müslümanlar bir  “Olağanüstü Hal Fıkhı” geliştirmelidir.  

Sadece Müslüman olmanın ve akidevi ilkelerin üst çatı olarak birlikteliği sağlayabileceği, olağanüstü hallerde ortak hareket edilebilecek bir fıkıh, çok geçmeden oluşturulmalıdır. Dünya genelinde ama özellikle coğrafyamız, gelecek günlerin daha yaman olacağı gelişmelere gebe. Bu durumdan da en büyük zarar görecek olanların, günümüz popüler deyimiyle İslamcıların olacağı ayandır. Her kesimin, her grubun, her derneğin-vakfın, her hizbin kendi çapında çalışmaları devam etmesiyle birlikte, olağanüstü hallerde birlikte hareket edebilecekleri bir paradigma, yol-yöntem ortaya çıkarılmalıdır.

Bunun bir ütopya olma durumu, gün itibarıyla tartışılmaya müsait olsa bile, yaşanan ve yaşanabilecek hadiseler göz önüne alındığında anın vacibi olarak algılanabilir. Bu konuda kapasitesi müsait olan, önde duran abiler, hocalar, imamlar, alimler gerekli girişimlerde bulunmalıdır. Bunun nasıl olacağı gündem olarak değerlendirilmeli, kritikleri yapılmalı, bugün için bir vahdetin gerçekleşme ihtimalinin mümkün olmadığı göründüğünden dolayı, en azından olağanüstü hallerde istişare merkezli ortak bir çatı oluşturma gayreti gösterilmelidir.

Allah (cc) iman edenlerin ortak özelliklerinden bahsederken, Mü’minlerin zulme karşı durma hususunda birbirleriyle yardımlaştıklarını belirtmektedir.(Şura 42/39) Şunu unutmamak gerekir ki, bir zalime karşı durmak, diğer bir zalimden yana olduğumuz anlamına gelmemektedir. Zulmünde küreselleştiği dünyada, küresel zalimlere karşı koyabilmek için, bütün ihtilafları aşan bir zihin yapısıyla, zulme karşı direnmek, ortak hareket etmek, idealinde yeni bir dünyanın inşası olan Müslümanların acil olarak yapması gerekenlerden bir gerekliliktir.

Allah Resulü (as) bir hadislerinde, “Mü’minin ferasetinden korkun” demektedir. Allah Resulünün (as) bu sözü, Müslümanlara komplo kuranlara, onlara tuzaklar hazırlayanlara karşı söylediği de düşünülebilir. Yine Allah Resulü (as) başka bir hadislerinde, “Mü’min bir delikten iki kere ısırılmaz” diyerek, önemli bir inceliğe işaret etmektedir. Sonuçta Müslümanlar, Allah’ın nimeti olan iman nuruyla hayatı okumakta, imanlarının gerektirdiği gibi bir dünya kurmanın gayretini gütmektedir. Müslümanlar Feraset ve basiret sahibidir. Feraset, anlayış, sezgi, seziştir. Basiret, doğru görüş ve uyanıklıktır. Ferasetin zıddı ahmaklık, basiretin zıddı, hatalı davranış ve uyuşukluktur.

Kanaatimizce, “olağanüstü hal fıkhı” bir an önce Müslümanların gündemine gelmeli, gerek ulema gerekse ümera konumunda olanlar konu ile ilgili çabalar sarf etmelidir.  


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Yakup Döğer
27.04.2017 17:21
Ütopya olarak görülse de...
Eyvallah Kemal abim. Durum ütopya gibi görünüyor. Lakin senin de dediğin gibi umutsuzluk bize yakışmaz. Biz acizane kendimizin de muhatap olduğu iyiliğe-hayra dönük uyarı ve düşüncelerimizi sürekli dillendirelim inşallah.
Kemal Songür
27.04.2017 14:44
selam ile..
Ah Yakub'um ah!! ne de güzel yazmış ve uyarmışsın, Bu coğrafyanın ''tevhidi'' bilince sahip müslümanları dahi normal/mutat mücadelede yardımlaşma/dayanışma fıkhının hakkını yada duyarlılığını gösteremezken, ehemleri mühimlere kurban ediyorlarken ''olağanüstü hal fıkhı'' uyarılarına kulak kabartılsın ya da masaya yatırılsın!!!
Yine de asla umutsuz değiliz ve olamayız, inşaallah ölmeden nesillerimize güzel örneklikler bırakacak elle tutulur-gözle görülür pratikleri hayata taşıyabiliriz.

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat