Nerede Eski Ramazanlar?


Yakup DÖĞER, Nerede Eski Ramazanlar?

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Toplumumuzun kadim bir serzenişi oldu artık, “Nerde eski Ramazanlar” demek. İnsanların, yitirdiği fıtri değerlerini tekrar geri kazanmaları bazen mümkün olmuyor, bazen de geri kazanmak için nesillerin değişmesi gerekiyor.

Dikkat edilirse, yenilenen yeni dünyada, her şeyiyle değişen yapıda, teknolojik ilerlemelere, bilimsel gelişmelere, ulaşımdaki baş döndüren hıza rağmen, insana ait duyguların hep eskisi aranır oldu. Hep eskiye özlem, hep eskiye nida edilir oldu. Yenilenen dünyadan memnun ve mutlu olanların nedense bir yanı hep eksik, bir yanı hep yarım, bir yanı her zaman buruk, bir yanı hep borçlu gibi varlığını sürdürüyor. “Hani eski insanlar, eski dostluklar, hani eski komşuluklar, hani eski ramazanlar” diyenler, yeni olana sahip olunca, insan olmayı erdemli kılan eski değerlerini yitirdi nedense. Kendi elleriyle kurban ettiklerini şimdi kırmızı dipli mumla arar oldu.

İnsanın en kadim hatalarından birisi de, unuttuğu ve görmediği en önemli husus, bir şeyi kazanırken başka bir şeyi mutlaka kaybettiğini bilmemesidir. İnsanlar, dünyalıklarını kazanırken, ahiretlerini kaybetmekte, mal,mülk para sahibi olurken, sağlıklarını kaybetmekte, en önemlisi de, fani olan dünyada yeni bir hayatı inşa ederken, insanı insan yapan değerleri kaybetmesidir. İşte, “nerde eski Ramazanlar” denmesinin sebeb-i hikmetide burada yatmakta.

Nerede eski Ramazanlar serzenişi, dün olmuş gelişmelerin bugünkü karşılığı değildir. Aslında bugün olan hiç bir şeyin evveli kısa zamanın sonucu da değildir. Her gelişmenin belli bir zamana ait geçmişi, o geçmiş içerisinde oluşan zemini vardır. Sonraki olanlar hep o zemin üzerine bina edilir. “Nerde eski ramazanlar” sözü, uzun yılların azar azar biriktirdiği insani kayboluşun tezahürüdür. İnsanın başına gelen her iyi hal, insanı yaratan Rabbindendir, kötü haller ise kendine ait hatalarından, savsaklamalarından, fıtratına mugayir davranışlarındandır.

Yeryüzü imar olacaksa da, ifsad olacaksa da bu insanın eliyle olacaktır, ilahi taktir böyledir, böyle karar klınmıştır. İnsan ya Rabbine dönecek, fıtratına uygun yaşayacak, yeni bir dünya kurarken fıtratını bozmayacak, ya da şeytan ve dostlarının vesvesesi, yönlendirmesi sonucu nefsine uyacak ifsad olacak, kendiyle birlikte yeryüzünü de ifsada sürükleyecek.

Hikayedir anlatılır; çocuk her akşam babasına kendisiyle oynaması için sürekli gelir yalvarır, babasının kendisiyle oynamasını istermiş. Baba yorgunluğun bahanesiyle çocuğunu her akşam ihmal edermiş. Baba her akşam kendisine sırnaşıp duran evladından nasıl kurtulayım diye çare ararken, birgün evde bir dünya haritası bulmuş. ‘Hah’ demiş ‘buldum çareyi’. Haritayı birçok parçalara ayırıp çocuğunu yanına çağırmış. Elinde harita parçaları olduğu halde çocuğuna, ‘bak bu bir dünya haritası, eğer bunu birleştirip dünyayı bir araya getirip düzeltebilirsen seninle oynayacağım’ diyerek parçalanmış haritayı çocuğa verip göndermiş. Çocuk bu ya, ‘baba eğer düzeltirsem gerçekten benimle oynar mısım?’ diye sormuş. Baba, ‘evet eğer düzeltirsen seninle her akşam istediğin kadar oynayacağım’ demiş. Çocuk da sevinerek haritayı düzeltmek için geçmiş odasına. Baba kendisinden emin, ‘çocuk haliyle parçalanmış bir dünyayı nasıl düzeltecek, mümkün değil’ diyerek elinde tv kumandası uzanmış divanına. Artık her akşam rahat edeceğinden emin, masum bir insanı sevmenin heyecanından uzak ruh haliyle kendince rahatlamış. Kısa bir zaman sonra çocuk çıkıp gelmiş, ‘baba dünyayı düzelttim, hadi oynayalım...!’ Baba şaşkın, ‘nasıl yaparsın, nasıl becerirsin, getir bakalım göreyim.’ Çocuk bir bilgenin zekasıyla, ‘baba, haritanın arkasında bir insan vardı, insanı düzelttim dünya düzeldi’ diyerek cevap vermiş.

Yeryüzünde bütün olumsuz gelişmeler, insanın bozulmasıyla ortaya çıkmıştır, bütün iyiliklerde insanın fıtratına uygun, Rabbiyle barışık olduğu zamanlarda zuhur etmiştir. İnsanın düzelmediği bir dünyada, dünyanın düzelmesi beklenemez.

Yaşı kırk ya da kırkın üstünde olan nesil şimdilerde ‘Nerde eski ramazanlar’ diyor, haklılar çünkü eski ramazanların ne sahurları, ne iftarları, ne gündüzleri ne de geceleri şimdikilere benzemiyor. Eski ramazanlarda yeryüzünün havası şimdilerdeki gibi enaniyet, kibir, şikayet, serzeniş, fesat, hased, ayrılık ve yalnızlık kokmuyordu. Akşam iftar vakti bütün yeryüzüne bir sükunet, bir ferahlık, bir uhuvvet iniyordu. Şimdiki ramazanlarda bundan eser bile göremiyoruz, herkesin dünyevi telaşı, iftar vaktinin kuşatıcı sakinliğini ortadan kaldırmış, hayat gündüzün aydınlık vaktindeki gibi sürüp gitmekte. Kim iftar ediyor, kim etmiyor, kim oruç tuttu kim tutmadı hiç de belli olmuyor.

Eski ramazanlarda eski insanlar, gündüzleri işinde gücündeyken, ramazanın verdiği sükunetle davranıp kırıcı olmuyor, koruyup gözetiyor, birbirine karşı merhametle davranıyordu. Oruç tutamayanların tutmadıkları belli bile değildi. Modern dünyanın modernleşmiş Müslümanım diyenleri, artık ramazanın bir oruç ayı olduğunu, kendileri tutamasa bile tutanlara karşı saygılı olunması gerektiğini, açıkta bir şey yiyip içilmeyeceğini unutmuş durumda. Unutmaktan öte, savunma modunda geçersiz bahanelerle tutamadıklarını, işlerinin güçlerinin müsait olmadığını, bir de pişkinlikle Allah’ın affedeceğini söyleyip, haşa orucu emreden Allah’a emrivakide bulunmaktalar.

Eski ramazanlarda, gece sahura kalkındığında, mahallede bütün evlerin ışıkları yanarken tatlı bir telaş aileleri sarar, geç kalma telaşından bazı kadınlarımız sahura kadar oturur muhabbetler ederdi. Sahur yemeğine evin en küçük insanı da kaldırılır, ‘tutmasada alışsın’ denilirdi. Uykusu mahmur, gözleri sürmeli kınalı kuzular bir ramazan boyunca her gece evlerindeki tatlı telaşa şahit olur, bir gün vakti geldiğinde aynısını kendisinin de yapacağını hayal ederek büyüyüp giderdi.

Şimdiki ramazanlarda, gelecek kaygısının insanları sardığı yaşam tasavvurunda, kazancını daha da artırma peşinde koşan mü’minler, kendileri dahi eskilerin yaşadığı tatlı telaşı unutmuş, çocuklarını ise bu ortama hiç şahit etmemekteler. Nedenleri se çok basit; nedenleri daha iyi bir hayat kurmak, daha çok kazanmak, çocuklarını daha iyi yetiştirmek, onları daha iyi okullarda okutmak. Ramazanın da eğitimlerini olumsuz etkilediğini düşünmeleri.

İnsana her zaman elinde var olandan biraz daha fazlası yetecekmiş gibi gelir ve bu hep böyle sürüp gider. Oysa insanın unuttuğu bir şey, ne kadar olursa olsun, elinde olan her zaman kendisine az gelir, sürekli hep biraz fazlasını ister. Taki ölüme kadar. Bir gün ölüm gelip kapısını çalınca, ‘eyvah bize’ der. İnsan böyle yaratılmıştır, bu arzularına gem vurması için imtihan edilmektedir. Yaşı yetmişi devirmişler, ‘nerede o eski günler’ der hep, eski günlerini ise bu günlerine gelmek için yok pahasına harcamıştır kendisinin bile haberi olmadan. Güç kudret sahibi olmak için, mal mülk para biriktirmek için oradan oraya koşarken, şimdi ‘nerede o eski günlere’ gelip dayanmıştır.

Aslında değişen dünya değildir, güneş, ay, gökyüzü, yıldızlar, sıra dağlar, denizler, hava,su, ateş ve toprak yani dünyanın kendine ait olanlar bilimsel ifadeyle milyonlarca yıldır aynıdır. Güneş hergün sabah doğar akşam batar, dünya milyonlarca yıldır hep aynı hızla güneş etrafında döner, su ilk günden bu zamana içilir, ateş ısıtır, soğuk üşütür, insanlar hasta olur ve ölür. Değişense baki kalacakmış gibi yaşayan lakin, “Küllü nefsin za’ikatül mevtin” muhatabı ölümlü olan insandır. İnsan değiştiği için her şey değişmiştir. Ve değişen insanın aslına rucu edip yeniden değişmesi gerekmektedir. Eskiye özlem asıl itibarıyle insanın eskisine, yalansızına, riyasızına, saflığına, ikili hesap yapmazlığına, içi dışı birliğine, dostluğuna güvenmekliğine, emanet ediliebilirliğinedir. Yoksa eskiye özlem, bir şehirden birine yaya veya hayvan sırtında gitmek değildir. Eskiye özlem, mum ışığında, kandilin titret alevinde, elektiriksiz susuz evlerde yaşama değildir.

İnsanın yeniden değişmesi, yeniden ihya edilmesi zarurettir. Her şey yeryüzünde insanla anlam kazanır ya da insanla anlamsızlaşır. İnsanı değiştirmeye aday insanlar gerekmektedir, ilk günkü haliyle varlığını koruyabilenler, ilk günkü gibi temiz, saf arı-duru niyetli, mücadele ruhunu kaybetmemiş, dünyaya yenilmemiş öncüler, şimdilerde her zamankinden daha önemlidir. İnsanın bir tek kalbi vardır, Allah bir bedende iki kalp yaratmamıştır, bir kalpte bir niyet olmalıdır, bir kalbi olan, bir niyeti olanların çabalama vakti geldi geçiyor.

Toplumun çürümüşlüğü üzerine belki de binlerce tahlil, tespit yapıldı, nerden nerelere gelindiğine değinildi, her analist kendi bakış açısıyla bir şeyler söyledi. Burada söylenenler de daha önce söylenenlerden farklı değil muhakkak. Ama nedense bir türlü ne yapılması gerektiği konusunda ne ciddi bir fikir ne de ciddi bir pratik çözüm üretildi. Genellikle kısa vadeli çözümler ciddi bir plan-programdan uzak olarak gerçekleşti, sonuca ulaşılamayınca da savrulmalar yaşandı.

Kanatimce insanı tekrar düzeltmeye, bozulduğu yerden başlanmalı. Bunun içinde geleneğin insanı insanca yoğuran hamuruna dönülerek, insani ilişkilerin yeniden inşasına gidilmeli. Tabiki geleneğin yanlışlarını, hatalarını ayıklayarak. İnsani ilişkilerin kurgusunu yeniden nesillerimize kodlayabilirsek, geleceğin merhametli toplumunu tekrar oluşturabiliriz.

Bunun için insanlar arasında olmak, topluma müdahil olmak, komşuluk ilişkilerimizi yeniden geliştirmek, kentleşmenin kuşattığı soğukluğu, inancımızın sıcaklığıyla ısıtabilmek gerekmektedir. Bu gün mü’minlerin şikayet ettikleri en büyük sorun, devasa apartmanlarda insanların birbirlerini tanımadığı, komşulukların yürümediği, gelip gitmelerin olmadığı-olamadığı üzerinde yoğunlaşmakta. Burada ilk adımı mü’minler olarak bizler atabiliriz. Gelen Ramazan’ı bu tavrımızla daha da bereketlendirebiliriz. Ramazan ayı, insanların kalplerine merhametin ilka edildiği, daha insanca davranmalarına vesile olduğu rahmet ve bereket ayıdır. Orucumuzun iftarını komşularımızla açabilir, bir tas çorbayı akşam sofralarına ikram edebiliriz.

Yapabileceklerimiz kolaydır. Yapabileceklerimiz dururken ne yapacağımızı konuşup durmak ise kaçak dövüşmenin adıdır. Bizler öncelikle elimizden gelen çabayı sergileyelim, bismillah diyelim, Allah önümüzü açacaktır. Allah Resulü (as), “Bildiğiyle amel edene Allah bilmediğini öğretir” demektedir. Allah (cc) Muhammed Suresi’nde, “Ey iman edenler, siz Allah’a yardım ederseniz, Allah’ta size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar” (47 Muhammed/7) demektedir. Gayemiz Allah’ın istediği gibi, dinini yeryüzüne yaymak ve Allah’ın yardımcıları olmaktır. (61 Saff/14). Birisi bir gün Allah’ın yardımcıları kimlerdir dediğinde, “Allah’ın yardımcıları bizleriz” (3 Ali İmran/52) diyebilmeliyiz.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Hüseyin Alan
17.06.2016 22:53
PARA
Bozulmaya değişik açılardan yaklaşılıyor, tespitler genelde doğru da oluyor ama düzelme konusunda pek bir şey söylenmiyor diyorsun ya, haklısın.

Öncelik, bu gün itibarıyla bozulma denen şeyin nereden başladığını doğru tespitte yatıyor. Bundan sonrası düzelmeye dair geçerlilik kazanır.

Modern çağa geçiş en temelde bir şeyi geçerli kıldı, ondan sonra tüm klasik (senin deyiminle eski ramazanlar) toplumsal biçimler tasfiye oldu.

Bir şey, her şeyi değiştirebilir mi, tecrübe edildi ki evet. O da ne: Para.

Modern insan, tarihte ilk kez bir şey yaptı, "pazar için üretim, ücretli emek, sanal tüketim." Bast gibi değil mi, hayır.

Modern çağın insanı, her şeyin ölçüsünü, her değeri "para" ya göre belirledi. Artık din, ahlak, kentli toplum, üretim, ticaret, sanat, siyaset vs, para ölçüsüne göre yeniden değerlendi, tanımlandı ve biçimlendi.

Hani Murat yazmış ya yeni makalesinde, egemenlik dediğimiz şey bir devletin egemenliği değildir, uluslararası bir sistemin egemenliğidir, iktisadi gücün (para) tanıdığı egemenliktir. Yani bir devletiniz olması yetmiyor.

Peki bu nasıl düzelecek? O kadar basit ki. İnsanlar bir şeye inanacaklar. Nedir o? "Para" değer değildir,. Ve bir şey yapacaklar, "ben para ile iş yapmıyorum". Hepsi bu. Bu kadar basit mi, elbette, hele bir düşün.

Tabii bunu sistematik hale getirmek gerekiyor ki işte o iş tastamam "iman etmiş, islam olmuş, ihsan derecesine ulaşmış" insan tipinin işi. Yani bu gün dünyada, toplumsal varlık alanında olmayan şey!
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat