Mü'mince Tavır


Yakup DÖĞER, Mü'mince Tavır

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Dünyada ve yaşadığımız ülkede hayat çok hızlı ilerliyor, bu hıza paralel olarak da, olaylar, gelişmeler adeta birbirini kovalarcasına çoğalıyor, yetişmek ise neredeyse mümkün değil. Her gün yeni bir hadise ve gelişme ile karşı karşıyayız, bir Müslüman olarak da, gelişmeleri değerlendirme, tahlil etmek ihtiyacı hissediyoruz.

Suriye kanayan bir yaramızdı, ardından Mısır çıktı, sonra Filistin gündeme geldi, kapasiteli bir Mü’mince bilince sahip olamadığımız için, her zaman yeni olan diğerlerinin önüne geçti. Tabi ki diğerlerini unutmadık ama, nedense unutmuş havası hakim oldu. Ama yenisinin derdiyle dertlenirken, diğerlerinde değişen hiçbir şey yoktu, bilindiği gibi katliam ve zulüm devam ediyor.

Suriye’de devam eden cihatta, Esed gitti gidecek derken birden yıllarca savunuculuğunu yaptığımız İran ve Hizbullah, Esed’den yana tavır koydu, Esed’in zulümde ortağı oldu, maddi manevi en büyük desteği sağladı. Durumu kafamızda bir yere oturtmaya çalışırken birden bire IŞİD fitnesi belirdi, silahını zalimlerden yana çevirmesi gerekirken, kardeşlerine doğrulttu, şaşkın ve biçare olarak izliyorduk. Bütün bunları takip edip, Mü’mince bir yaklaşım sergilemeye çalışırken, yaşadığımız coğrafyada temeli iktidar mücadelesine dayanan bürokratik savaşlar çıkmaya başladı, gücü gücü yetene bir savaş alabildiğine devam ediyor. Bazılarımız iktidardan yana taraf olmanın zaruret olduğu kanısına vardı. Şaşkınlığımız katmerlendi, batıldan taraf olan kardeşlerimiz şaşkınlık yarattı.

Mısır’da İhvana karşı zulüm ve şiddet alabildiğine devam ediyor, tutuklamalar idam kararları birbiri ardına, buradaki Müslümanlar olarak kardeşlerimize destek için, mitingler basın açıklamaları, kunutlar yaparken, Doğu Türkistan’da Çin zulmünün şiddetini artırdığı haberlerini alıyoruz. Sonra bazılarının İhvanı demokrasiye pirim verdiler diye eleştirilerine tanık oluyor, klavye mücahitlerini anlamaya çalışıyoruz. Birde duyuyoruz ki, Irak’ta bomba patlamış, bilmem kaç kişi hayatını yitirmiş.

Şöyle nete bir göz atlım diye baktığımızda, Arakandan yükselen feryatlar çıkıyor karşımıza, kan donduran zulmün karşısında, kan çanağına dönmüş gözlerimizle, görmeye alıştırıldığımız görsellerin karşısında ne yapacağımızı kestiremeden olduğumuz yerde sukutu hayal kalıyoruz.

Bir sabah uyandığımızda, İsrail’in Gazze’ye saldırdığı haberi geliyor, tonlarca bomba kardeşlerimizin başına boşaltılırken, iktidardakilerden meydanlarda hamasi nutuklar dinliyoruz. Ayetler, hadisler, tefsirler mevcut hakimiyetlerini güçlendirmek için siyasi mitinglerine malzeme oluyor. İslam’a ait değerler, İslam’a muhalifler tarafından alabildiğine kullanılıyor. Müslümanlar, sadece söylenen sözün peşinden, söyleyenleri takip ediyor, destek oluyor, daha da ötesi sahipleniyor, önemli olanın amel olduğunun farkına varmadan.

Bütün bunların sersemliğini yaşarken, abd ye mensup insansız hava araçlarının Afganistan ve Pakistan’da bilmem kaç aileyi şehit ettiklerini öğreniyoruz, Filistin, Mısır, Suriye için meydanlarda seslerini yükseltenlerin, alabildiğine nutuklar atanların, bir nato üyesi olarak bu katliamlara ortak olduğunun Müslüman cenah tarafından görmezden gelindiğine şahit oluyoruz.  Sonra bir gelişme daha yaşıyoruz, Milli Mücadele savaşı veren Taliban’ın, abde istedi diye terör listesine alındığını, mal varlıklarına el konulduğunu öğreniyoruz. Kendisi de bir zamanlar işgalcilere karşı milli mücadele veren bir halkın iktidarı, ülkesini işgal edenlerle giriştiği ve kendi kurtuluş savaşını icra eden diğer bir halkı (ki, bu halk zamanında kendisine olağan üstü yardımda bulunmuştur) topyekun terörist ilan ediyor.  Ayetlerle ve tekbirlerle açılışlar yapanların bu tavrının Müslüman zihinleri bulandırdığına, ciddi kırılmaların ortaya çıktığına tanık oluyoruz.

Bu yorgunluk ve şaşkınlıkla hayat devam ederken yıllarını, tağutlarla, müstekbirlerle, zalimlerle, mevcut resmi ideoloji ile mücadeleye adamış bir kardeşimizle rastlıyoruz. Derdimiz belli ya, iki kelam edelim derken, “eskiden bende öyle düşünüyordum” la karşılaşıyoruz. “Şimdi daha rahatız, bunu bunlar sağladı” diye mevcut iktidara karşı dünyalık iltifatlarla yüzleşiyoruz. Geçmişte yaptıklarını överek anlatanların günüyle nasılda çeliştiklerine şahit oluyor, geçmişinin yanlış olduğunu idrak eden bir insan, bugün o günlere ait hatıralarını anlatırken nasıl haz aldığını ise çözemiyoruz.

Alabildiğine hızlı ilerliyor gündem, gelişmeler çok yüksek irtifada. Şimdi bu günlerde seçim atmosferi hakim ve demokrasi kan tazeleyecek ve büyük ihtimal ki, maslahatın nassın önüne geçtiği anlayışa sahip muvahhit Müslümanlar, mevcut rejimin kan tazelemesinde kendi çaplarında etkin olacaklar.

Demokrasiyi ret ettiğini ve demokrat olmadığını, bu düzenle hiçbir bağının bulunmadığını zikredenler, yine sandık başına gideceklerini söylüyor. Sorguladığınızda ise, “Bu oylama başka, diğerlerine benzemiyor” diyor. İnkar ettiği ideolojinin ilkeleri ile Müslüman’ların sorunlarını çözmeye çalışacaklar. Bu duruma bakarak, demokrat olmadığını demokrasiyi ret ettiğini söyleyenlerin, oy kullanma ısrarını anlayamıyoruz, bunun da ötesinde egemen gücün hala cahili olduğunun unutulup, aşırı bir refleks ile savunmasının yapılması ise anlaşılabilir olması mümkün değildir.

Eleştirilerin asla yönelik olmasının zaruretinin unutulduğu zihin dünyasında, üstün körü usulden yapılmasının, maslahatında bu eleştirinin önüne geçmesinin, istikamette insanı yanlışa sürüklediğini bütün açıklığı ile görüyoruz. Sistem eleştirisi yerine kişilerin eleştirilmesi, sevilmesi, kişilere bağlı olarak egemen gücün yorumlanması, yeni bir anlam yüklenmesi, cahili sistemin zihinlerde meşruiyet kazanmasına neden olduğunu görmek belki de uzun yıllar sonra anlaşılacaktır.

“Ya sev ya terk et” mantığının mü’minler arasında da ağır basmaya başladığı, sistem eleştirisi yapanların, bulundukları coğrafyada, şehirde, sosyal yapıda hayat sürebilmeleri için, mevcut iktidarı sevmeleri gerektiği yada yüzyıllardır yaşadıkları toprakları terk etmeleri söyleniyor.

Bütün bunların içinde bocalamadan Mü’mince bir tavrın nasıl olacağının, nasıl bir tavır alınabileceğinin sürekli tahlilini yapıyor, her yerimizin kan revan içinde olduğu zaman diliminde, Kur’an okumalarının artık metin tahlillerine döndüğü, bir kelimenin bilmem kaç manaya geldiğinin tartışıldığı bir dönemde, zihnimizin yorgunluğunun bedenimizinkinden çok daha ağır olduğu bir dönem yaşıyoruz.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Hüseyin Alan
11.08.2014 17:07
-2-
Diyeceğim o ki sevgili Yakup, epeydir başımızdan bela eksik olmuyor. Şüphesiz ellerimizle yaptıklarımızın sonuçlarını yaşıyoruz.

Burada ne olup bittiğini, neden olup bittiğini anlamak bize düşenidir. Algılarıyla hareket edenlerden olmamalı, sürüler gibi kafirlerin başrol aldığı gündemlere takılıp onların istediği refleksleri vermekten sakınmalıyız.

Müslümana yakışanı, nasıl bir insan tipi-modeli; nasıl bir insan ilişkisi; nasıl bir örgütlenme modeli, ekonomik ve siyasi düzen istiyoruz?

Dünyayı sarıp sarmalayan burjuva-liberal kültür havzasında kafir bir medeniyet ve kapitalist bir düzen içinde yaşıyoruz, tamam. Müslümanlar dahil herkesin şikayet ettiği bir durum bu, bu da tamam. Buna karşı sol-sosyalist veya yapısalcı bir yol ve çıkış mı öneriyoruz? Bu halde asıl kavganın, çatışmanın ne olması gerektiğine dair bizim sözümüz ne? Biz ne istiyoruz?

Sorun burada ve Müslümanlar artık kurnaz siyasetçilerin zihinleri güncelle saptırmasından, aktüelin bizi esir alıp yolumuzdan ayırmasından kurtulmalıyız.

Bu işlerde kestirme, radikal çözümler yok. İlla başarıya ulaşacağız diye bir kural da yok. o halde sınandığımız bilinciyle istikametimize, ne yaptığımıza ve nerede durduğumuza dikkat etmeli, toplumumuz tarafından bilinir olmarak şahitliğimiz yapmalıyız. Her halükarda Allah'ın dediği oluyor. Ve biz hakettiğimiz sonuçlara katlanmalıyız.



Hüseyin Alan
11.08.2014 16:49

Erdoğan Türkiye'de gündemi kilitliyor, günlük gelişmelerle insanları sürekli meşgul ediyor. Burada Türkiye'nin oturmuş bir sisteme sahip olmaması ve iktidarın hala her şeyi belirleme özelliği de etkili tabii.

Müslümanların sorunları olması doğal. İki yüzyıldır başımıza gelenler, başımızın yerde olmasını doğuran, zillet halimizi açıklayan bu günkü duruma ışık tutuyor.

Müslümanlar günlük olayların peşinde sürüklenmekten, zihinlerini ve çalışmalarını günlük gelişmelere göre ayarlamaktan kurtulmalı. Bir an önce kurtulmalı.

Bunun için öncelikle nereye varmak istiyorsak, hangi hedefe kilitlenmek, hangi pozisyonda olmak istiyorsak açık ve bilinir olmalıyız. Bu dahi bu günün neden böyle olduğunu, bu günü hazırlayan dünü bilmeyi gerektiriyor. Gelecek tasavvuru sahibi olmak için tarih bilincine ihtiyacımız var.

Her şartta biz imtihan ediliyoruz. Müslüman olmaklığımızın gereği buna inanıyoruz. Bizim hesabımız istikametimizin ne olduğuna, "elimizden geleni" yapıp yapmadığımıza dair olacaktır. Bu hepimizi üzen, bazen aklımızı başımızdan alan gelişmelerin yaşandığı Müslüman topluluklar için de geçerlidir.

Biliyor ve inanıyoruz ki Müslümanlar olarak, her çağda ve yerde gerçekleşenler Allah'ın hükümleri dışında gerçekleşmiyor. O halde diğer insanlar, inançlılar ve toplumsal örgütlenme yapanlar gibi olmak yerine, bakalım biz kendi işimize ve gücümüze.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat