Montelenmiş Modern Devlet ve Muktedir olamayan İktidarlar


Yakup DÖĞER, Montelenmiş Modern Devlet ve Muktedir olamayan İktidarlar

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Montelenmiş Modern Devlet ve Muktedir olamayan İktidarlar

Doğu, kendini kaybetmesinden ve asıl kendisine ait olandan uzaklaşmasının ardından, edilgel bir yapıya bürünmüş, esen bütün rüzgarlardan kendi aleyhine etkilenmiştir. Yaklaşık bin yıldır batıya doğru akan bir nehir, yaklaşık iki yüzyıldır tam tersi bir istikametle, adeta tersine dönmüştür.

Batıdan doğuya yönelen bu dönüş, doğunun öncelikle geleneğinden kaynaklanan bütün erdemlerini olumsuz etkileyerek, kendine ait değerlerine yabancılaştırmış, başka bir elbise olmayacak bedene zorla giydirilmiştir.

Batı kendisini merkeze koyup bütün dünyayı bölgelere ayırarak, militarist ideolojilerini, yeni hayat tarzını bölgelerin yapısına göre montelemeye başlamıştır. Batı üst aklı, her bölge için değişik modelleri yerli işbirlikçileriyle birlikte toplumların üzerine baskı ve şiddetle giydirmenin bir yolunu da bulmuştur.

Yaşadığımız topraklarda da, Osmanlı dağılıp hilafet kaldırılınca, bu topraklardaki ihanet şebekeleri aracılığıyla akıl almaz zulümlerin sonunda Batının istediği hayat tarzı ve yönetim anlayışı hakim kılınmıştır. Öncelikle egemen güç olan devlet yapısı tamamen değiştirilerek, Fransız modeline göre yönetim erki kurularak, bütün idari faaliyetler kontrol altına alınmıştır.  1900’lü yılında Fransız bir vekilin Fransız Meclisinde yaptığı bir konuşmada, “Artık gökteki ışıkları bir daha yanmamak üzere söndürdük” sözü, T.C.’nin kuruluşunda, yeni kurulan düzenin hangi referansa dayandığının da bir göstergesi olmuştur. Referansın alındığı yer, “Kabe Arap’ın olsun, Çankaya bize yeter” denilerek teyit edilmiştir. Yeni kurgulanan yapıda, geçmişin yıkılması, insanın yaratanından koparılarak yalnızlaştırılması esas alındı.

Ümmetçi bir devlet anlayışından, Ulusalcı modern devlete geçen yeni düzenin yeni iktidarları, kendi halkı içinde hem iktidar hem de muktedir olurken, dış dünyada kendilerine model olarak aldıkları batının karşısında hiçbir zaman muktedir olamamıştır. Kendi halkı için muktedir olmaları da yine batının istediği doğrultuda gerçekleşmekte, aksi bir gelişmeden bahsetmek mümkün değildir.

Bunun böyle olduğu, son on beş-yirmi yılda daha net olarak görülmekte, modern devlet kurgusunun dayandığı temel dinamikler gözden geçirildiğinde daha iyi anlaşılmaktadır. Üçüncü dünya ülkelerine monte edilen modern iktidarlar, her zaman kendi halkı için gerektiğinde muktedir ve güç yetirebilir olmasına karşı, dış dünyaya asla güç gösterecek cesareti bulamamıştır. Bulamadıkları gibi, kendi halklarının aleyhine bile olsa, devşirilen ulusalcı modern devlet modeli içerisinde, ulusalcı olduklarını söylemelerine rağmen, asla ulusalcı bir cesareti de kuşanamamışlardır.

Bol keseden atmaların, sözde ona buna sataşmalarının, halkın önünde başka konuşurken, konuşmalarının tamamen aksini yapmaları, iktidar ve muktedir olmanın aslında ne olduğunun farkına varamamalarını da göstermektedir. Bu yaklaşımların sadece son dönem siyasi yapılanmayla alakalı olmadığını da söylemek isterim. Çünkü bu hep böyle olmuştur, gerçek olan da budur.

Peki neden böyle olmakta?

Öncelikle böyle olmasının nedeni, üçüncü dünya ülkeleri diye adlandırılan toplumların kendilerine ait devlet yapısının neredeyse bin yıllık eski birikiminin bırakılıp, kendi geçmişinde var olan değerleri ve toplumsal hassasiyetleri göz ardı edilerek kurulan, kurulmaktan öte monte edilen modern devlet yapısıdır. Bu yapı bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinin kendi ürettiği değil, batılı aklın ürettiği modern devlet anlayışının ve milyarlarca insanın birlikte olacağı değerlerin parçalanarak yok sayıldığı, daha rahat ve sorunsuz kontrol edilebileceği bir anlayıştır. Nitekim de böyle olmuş, üç kıtaya yayılan bir devlet, parçalanarak, her parçasına bir ihanet şebekesi çöreklenmiş, emperyalistler tarafından daha rahat sömürülmüştür, sömürülmektedir.

Üçüncü dünya ülkelerine zorla montelenen ulusalcı modern devlet yapısı, bütün işlevini ve sistemin işleyişini batılı mücitlerinin beyanları üzerinden gerçekleştirdiği için, ulusalcılığı da söz konusu olmadan, ulus devlet olduklarını sürekli ifade edip durmuşlardır. Bu gün Osmanlı’dan bölünen topraklar üzerindeki devletçiklere bakın hiç birisinin kendisine ait ürettiği sıradan bile olsa bir ürün, kazanç sağladığı, dünya piyasasına sürdüğü her hangi bir şey yoktur. Ulus devlet olduklarını söylemelerine rağmen, kendi uluslarının refah seviyesini yükseltecek hiçbir çabaları olmamıştır.   

Bunun böyle olmasının normal olduğu, sağlık düşünebilen akıl sahipleri için açıktır, aksini düşünmek kıt akıllılıktır. Size başkaları tarafından montelenmiş her şey, monteleyenlerin istediği şekilde işlev görecektir. Size montelenen modern devlet modeli, iktidar olabileceğinizi ama asla muktedir olamayacağınızı, istediğiniz gibi at koşturamayacağınızı, sizi sadece bu elbiseyi giydirenlerin prova edebileceği düşüncesi üzerinden kurgulanmıştır.

Atalarımıza ait devlet geleneğinde, yönetim tarzında birçok sıkıntılar olsa bile, gökteki ışıklar hiçbir zaman sönmemiştir. Her zaman, gerek kendi halkınızla ilişkilerinizde, gerekse dış dünya ile ilişkilerinizde, sizin yolunuzu aydınlatacak, hiçbir zaman karanlıkta bırakmayacak ışıklar her zaman var olmuştur. Bu ışıklar, hem cesaret kaynağı, hem rehber, ham yol gösterici hem de muktedir olmanızı sağlamıştır.

Üçüncü dünya ülkelerine montelenen modern devletin önünü aydınlatan ışık her zaman batılı aklın elinde bir fener olarak var ola gelmiştir. Size sadece bir adım önünüzü gösterir, asla ufkunuzu görebileceğiniz bir ışığın yeterli şavkını hizmetinize sunmaz. Gökteki ışıkları da devleti monte ederken bir daha yanmamak üzere söndürdüğünüz için, o şıklardan da yararlanamazsınız.

Montelenen modern devletler ve onların iktidarları, her zaman uzaktan kumandayla çalışan, kumandası da karşı tarafın elinde olan bir aygıt gibidir. Asla bağımsız ve istediği yöne gidebilecek iradeleri yoktur. Bu tür devletlerin ve halklarının İhtiyaçları, maliyetinin hesaplanamayacak katları üzerinden sömürgeciler tarafından karşılanır. Hiçbir teknolojik ilerleme kaydedemezler, kendilerine kazanç sağlayacak hiçbir ürün üretemezler. Ürettikleri bir şey varsa o da ellerinden alınır. Ta ki şimdi olduğu gibi, içecek sularını bile kendi topraklarından şişelenmiş olarak satın alırlar.

Montelenmiş modern devletin iktidarları, yol yaparlar, kanalizasyon yaparlar, köprüler, oteller, hava limanları, yat limanları, metrolar v.s. v.s. yaparlar. Bu yatırımlara onlarca milyar dolar bütçe ayırırlar ama bütün bu yatırımların ihalelerini uluslararası kapitalist sermaye alır. Gariban halkından topladığı vergileri, ulusalcı olduğunu söyleyen modern devlet, kendi ulusuyla alakalı olmayan hatta kendi ulusunun boğazını sıkan küresel kapitalist kuruluşlara aktarır. Yüz milyarlarca dolar yatırım yaparken, kendi halkının emekçisi, kendisinin tespit ettiği yaşam sınırı istatistiklerinin bile altında bir ücretle çalışmaya zorlanır.

Montelenmiş modern devletin iktidarları, uluslararası arenada hiçbir zaman muktedir olamazlar, olmaları da beklenemez. Yüzde kaçla gelirse gelsinler bu kurgusu gereği böyledir. Dünya ölçeğinde durum bundan ibaret olmasına rağmen, kendi halkının karşısında konuşurken, dünyanın sahibi gibi konuşurlar. Kendi halkının mustazaf kısmına istediği gibi davranmakta özgürdürler. Daha ileri bir muktedirlikleri yoktur.

Bunun böyle olduğu son dönemde daha net olarak görülmüş, gün yüzüne çıkmıştır. İslami kesimin bile desteğini alanların, aslında kendilerine uymayan modern devlet yapısında yapabileceklerinin ne kadar sınırlı olduğu ortadadır.

Buranın görülmesi gerekmektedir. Hem iktidar hem muktedir olmak için öncelikle, bize ait vahyi bilinci kuşanmalı, tek iktidarın yeryüzünde de gökyüzünde de Allah’a ait olduğunu aynel yakin olarak fark etmeliyiz. Modern devlet yapısının kurgulanmasında, Allah tamamen saf dışı bırakılmıştır. Allah’ın saf dışı bırakıldığı bir devlet yapısı getirilip, her işini Allah’ın rızasına göre yapmak isteyen toplumlara zorla monte edilmiştir. Yöneticilerin sabah akşam, Allah’ın büyüklüğünü, azametini, kudretini, her şeye hakim olduğunu söylemesi, bu sistem içerisinde Allah’ın yasalarının hayata müdahil olabilmesi açısından hiçbir şey değiştirmez. Montelenmiş modern devlette, insanlar devletin vatandaşı olarak ifade edilir ve bireye indirgenir. Vatandaş, devlet egemenliğinin sınırları dahilinde, kendi özgürlüğünü birey olarak yalnız yaşar. Artık vatandaş olan birey, Allah’ın bir kulu olamaz. Kul olmakla vatandaş olmak çok farklı sonuçlara çıkan iki farklı yoldur.

 Modern devlet, vatandaşlarını eğitmekten öte dizayn eder, şekil verir istediği normda insanlar üreten fabrikalar gibi çalışır. Bu çalışmanın sonucunda düşünemeyen, idrak edemeyen, kıyaslayamayan, sağlıksız bir toplum ortaya çıkarır. Aslında istedikleri de tam böyle bir toplum ortaya çıkarmaktır.

Montelenmiş modern devletin iktidarları muktedir olamadığı gibi, bireye indirgeyip vatandaş olarak nitelendirdiği insanda asla muktedir değildir. İnsanın hayatı hep bir diğerine bağlı, hep bir başkasına bağımla olarak sürer. Bu durum bir zincir gibi en alttan en üste kadar birbirine bağlı olarak gelişir. İşçinin yaşama şansı patronuna, patron ürettiğini alacak müşterisine, müşteri çalıştığı yerin insafına bağlıdır. Hiç kimse kendi hayatıyla ilgili gelişmelerde kendi başına bağımsız bir tercih yapamaz.

Bu halkayı bireyden devlete doğruda çıkarabiliriz. Size bilmediğiniz bir yönetim kurgusu sunarak değerlerinizi yok sayıp yeniden terbiye ediyorlar. Dizayn ediyorlar, tercihinizin olmadığı, kumandasının da başkalarının elinde olduğu bir sistemi dikte ediyorlar. İnandığınız iman ettiğiniz bütün değerler eski olarak tanımlanıyor, hatta birliğine iman ettiğiniz, ikrar ettiğiniz Allah bile eski olarak ifade ediliyor. Modern devlet kurgusunda, Allah inancı sadece kendi kalbinizde saklayabileceğiniz, devletin hiçbir eylemine katkı sağlamasına müsaade edilmeyen geleneksel bir algı olarak yer bulur. Allah’ı kalbinizde ve mabetlerinizde saklarken, devlet karşısında sadece bir vatandaş olarak varsınızdır. Montelenmiş modern devletin peygamberleri ise, devletin ideologlarıdır.

Modern devletin kendi vatanı olarak adlandırabileceğimiz batı, bütün değerlerini tamamen aklın ışığında ve materyalist düşünce üzerine kurduğundan dolayı, bu durum batının insanı için herhangi bir sorun teşkil etmez. Bizde inancımızın gereklerini yapmanın herhangi bir sorun teşkil etmediği gibi. Ama inandığımız değerlerle, yaşamak zorunda kaldığımız hayatın sürekli çatışması, her köşe başında çelişmesi, sağlıklı bir dünya kurmamıza müsaade etmediği gibi, sağlıksız yaşadığımız hayatı da anlamsızlaştırmaktadır.

Müslümanlar maslahata dayanan yüzeysel çözümlerden öte, ilkeleri olan köklü çözümlere yönelmelidir. Kısa vadeli olmayan uzun zamanları kuşatacak planlar yapmalı, nesiller yetiştirme çabasıyla, kendine ait değerlerin ışığında hayata müdahil olmanın mücadelesini vermelidir. Yeryüzündeki bu ifsat ve bozgunculuk, beş-on yılın sonucu olmadığı gibi, çözümde öyle beş-on yılda gerçekleşemeyecektir.

Bu gün mevcut sistemin zulmünden yakınarak, şurasını düzeltelim, burasını yamayalım, evrensel değerlere kulak verelim gibi yaklaşımlar ve çözüm önerileri, kesinlikle bizi tatmin edecek seviyede değildir. Nihai hedefimiz, bozgunculuğunu meşrulaştıran ve akılcı yaklaşımlarla kendine meşruiyet sağlayan cahili devlet yapısını tamamen ortadan kaldırarak, adaletinde kaynağı olan İslami yapıyı ikame etmek olmalıdır.

Bu gün yeryüzünde küresel bozguncular istediği gibi at koştururken, her gün bütün dünyanın gözü önünde, binlerce insanı gözünü kırpmadan öldürürken, adı Müslüman olan iktidar sahipleri hiçbir şey diyemiyor ve bunları engelleyemiyor, engellemek için hakiki manada bir çaba gösteremiyorlarsa, birer kukla oldukları ortada demektir. İktidar kullanılmak için elde edilir, gerektiğinde kullanılmayan iktidarın sahipleri muktedir değil demektir. Sadece kalplerine ve mabetlerine gömdükleri Allah’a güvenmedikleri için de, ilahi olan yardımı hak etmemekteler.

Sorun kişilerden kaynaklanmamaktadır, sorun kişilerin üstünde sistemin kendisindedir. Kim gelirse gelsin düzen nasıl işliyorsa öyle iletecektir.

Son dönemdeki gelişmelerden en çok üzülecek olanlar mevcut siyasi iktidara destek veren İslami kesim olacaktır. Devletin ne olduğunu çözemeyenler, iktidar olmakla birçok şeyin çözüleceğini düşünmüştür. Oysa mesele öyle basit değil, aksine çok derinlemesine kirli ilişkileri içerisinde barındıran yapının kendi kurgusu içerisinde sağlıklı olarak işlemesidir. “Reel politik” söylem ve “hayata gerçekçi bakmak” deyimi, bütün dünyayı hesaba katarak, dünya egemenlerinin isteği doğrultusunda hareket etme mecburiyeti, bütün ulvi değerlerin üstündedir.

Kişilerin çok dürüst olması, inançlı olması, halkına yakın olması, batı standardında bir hayat tarzının kurulması, bireysel özgürlüklerin sağlanması, modern devletin kendi bekası için mecbur olduğu, yapmak zorunda kaldığı gelişmelerdir.

Kısacası, bize giydirilen devlet yapısı, kurgusu gereği başkalarının güdümünde olmak mecburiyetini getiren bir yapıdır. Müslümanlar bütün dünyaya dur diyebilmek için kendi ideallerindeki, kendi ilkelerinden oluşan devletini kurmak zorundadır. Laik seküler yapıya sahip modern devleti desteklemek için harcanan enerji, yazma çizmeler, konuşmalar ve propagandalar, kendimize ait devletin ikamesine gidecek yolda toplumsal dönüşüm için kullanılmalıdır. Bu çok uzun soluklu bir çabadır, onlarca yıl alabilir ama sonuçta yeryüzündeki bütün insanlığa adaleti, erdemi, hakikati gösterecek güce sahip bir devletimiz oluşacaktır.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
23.11.2015 21:29
selam ile
Allah'a sığınan, sadece O'ndan korkan ve hayatı ilahi öğretiye göre dizayn etme cehdinde olan salih kulların eliyle kurulacak bir devletin yeryüzüne adalet getirebileceği gerçeği tartışmadan varestedir. Bu uğurda cehd eden Müslümanlara selam olsun.
kalemine sağlık Yakup kardeşim.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat