Modernizmi Vuralım


Yakup DÖĞER, Modernizmi Vuralım

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


        Bugün İslam davetçilerinin en büyük sorununu, kitlelere ulaşamamak, davetini gereği gibi yerine getirememek, insanlara ve dolayısı ile evrene İslami değerlerin felaha götüren değerler olduğunu anlatamamak olarak görebiliriz. Davetçilerin ilim olarak, kapasite olarak, imkan olarak, davetçi fert olarak yeterli seviyede olduğunu ve bunun karşılığında davet edilecek kitlelerin bolluğunu da göz önüne alırsak, ulaşamama problemini ciddiyetle düşünmemiz, çözüm yollarını araştırmamız gerekmektedir.

              Başımıza büyük bir bela olarak görülen yeni yetme musibet diyebileceğimiz modernizmin, insanları akıl almaz bir hızla değiştirdiğini, toplumun genetik yapısını bozduğunu ve insanlarla aramıza duvar ördüğünü, kuşaklar arası köprüleri birer birer yıktığını görüyoruz. Bunun karşısında değişimi net olarak okuyamayan davetçiler bocalayarak neredeyse çaresiz kalarak, kendi bünyelerinde kendileriyle hem hal olur duruma geldiler. Oysa, “Kalk ve uyar” yaşadığımız toplumun tamamına yapılması gereken bir emirdir. Tabi ki kendi aramızdaki çalışmaların gereksiz olduğunu kesinlikle söylemiyorum, buda bir zarurettir yapılması gerekir.

             Alabildiğine tespitlerin, teşhislerin yapıldığı fikir dünyasında ne yazık ki çözüme yönelik çabaların yeterli olmayışı, herhangi bir tespitin ardından çözümünün de ortaya konmayışı bizi çıkmaza sokan nedenlerdendir. Her davetçi, kendi yaşadığı toplumda, toplumla ilgili birçok sorunu tespit etmiş ama bu sorunu nasıl çözeceğine dair yeterli çaba sarf etmemiştir. Sorunlar ancak, çareler üretince çözülür, çare üretilmeyen sorunları kendiliğinden çözülmesinin olasılığı yoktur. Davetçiler yaşadığı beldenin aynı zamanda birer tabibidir. İnsanların dünya ve ahrette nasıl mutlu olacaklarını, bunu yollarını insanlara öğretmek ve göstermek, yanlış algıları bertaraf etmek, doğrularını ikame etmek için ceht ederler, varlık sebepleri de budur. Dünya ve ahrette kendisini kurtaracak amel bu yoldan geçer.                   

           Bu gün benim tespitim, önümüzde akıl almaz bir hızla yaşanan hayatın ve değişimin doğru bir şekilde okunması, insanları yalnızlaştıran, tek başına olmaya iten, bütün değerleri yok sayan, yok saymanın ötesinde alay konusu yapan, insanları dünyevileştiren, sadece bu dünyalı yapan, kadim geleneğimize savaş açan modernizmin vurulmasıdır. Modernizmi vurursak, sorunu tamamen ortadan kaldıramasak da, hatırı sayılır bir ilerleme kaydedeceğiz. Hem de, modernizmin elimizi güçlendiren bütün mekanik kazanımlarını kullanarak, kadim geleneğimizin temiz yanlarını yeniden hayata geçirerek modernizmi vuralım.

         Öncelikle yaşadığımız mahallede, beldede, caddemizde, sokağımızda, apartmanımızda her gün karşılaştığımız insanlarla aramızı düzelterek başlayalım işe. Komşuluk ilişkilerimizi güçlendirelim, ziyaretlere gidelim, davet edelim. Bir biriyle bağı kopan ailelerin, aile içindeki insanların bağını yeniden kuralım. Geleneğimizin içinde var olan aşkın değerlerin kadrini bilerek bunları değerlendirelim.

           Biz davetçiyiz, asla dernek, vakıf binalarımızın dört duvarı arasına sıkışıp kalamayız, daveti kürsü ile mikrofon arasına sıkıştıramayız. Davetçi, muhatabının ayağına gidendir, ona inandığı değerleri iletendir.

         Geleneğimizin insan ilişkilerindeki kuşatıcılığını yeniden keşfedebilir, bunu hayatımıza pratik olarak uygulayabilirsek emin olun kayda değer sonuçlar elde edeceğiz. İşte bu, modernizmin bireyselleştirme çabasına karşılık, bizim yeniden birleştirme çabamız olacaktır. Ben şahsen, geleneğimizin içinde var olan bu sosyalliğin, kısa vadede olmasa da, orta vadede bize çok yararını olacağını tahmin ediyorum. Sanırım atladığımız noktalardan biri de, çabalarımızın sonucunu kısa vadede beklememiz, istediğimiz sonucu elde edemeyince de ya vazgeçmemiz ya da gevşememiz oluyor. Yani davetçiler olarak uzun yıllara yayılan planlarımızın olmayışı, hemen zafer odaklı beklentilerimiz bizi sıkıntıya sokuyor

 

         İşe komşularımızla başlayalım, bu davranışı çok ciddiye alarak yapalım. Kırk yıllık hatırı olan acı kahve geleneğini yeniden ihya edelim. En yakın komşumuz, en ideal muhataptır, kapısını çalıp, “Bir kahvenizi içmeye geldik” demek, emin olun ki bu insanlarda memnuniyetle karşılanacak bir durumdur.

        Komşularımızın hayatının içinde olmak onların hayatına müdahale etme olasılığı sağlayacaktır. Davetlerine icabet edelim, hastalıklarında ziyaret edelim, ölümlerinde doğumlarında, düğünlerinde derneklerinde yanlarında olalım. Kendi değerlerimizden ödün vermeden, karşımızdakine güven vererek, ilişkilerimizi ihya edelim.

      Bir köyü içine alabilecek apartmanlarda yaşayan davetçiler için aslında bunca insanı aynı yerde bulmak büyük bir lütuftur, bu lutfun kıymetini bilerek, işimizden, gücümüzden, vaktimizden fedakarlık yaparak acı kahve geleneğimizi yeniden gündemimize, hayatımıza sokalım.

          Komşularımızı evimize davet edelim, ikramda bulunarak, hal hatırlarını sorarak gönüllerini kazanalım. Kazandığımız gönle girmek daha kolay olacaktır. Özellikle hanım davetçi kardeşlerimizin bu noktada önlerinin çok açık olduğunu görüyorum. Kadınların bir araya toplanmaları daha kolay ve devamlılık açısından daha elverişlidir.

      Davetçiler birilerine bir şeyler anlatmak için saatlerce yol gidiyor ama elimizin altındakileri göremiyoruz çoğu zaman. Gidebileceğimiz her yere gidelim ama burnumuzun dibinde olan muhataplarımızı da unutmayalım. Bize yakın olanlara ulaşmak bizim için daha kolay ve daha olumlu sonuçlara varmaya elverişlidir.

       Şikayet ettiğimiz modernizmin başlıca hedefi, hatta tek gayesinin insan ilişkilerini bozmak ve kişileri yalnızlaştırmak, bireyselleştirmek olarak söyleyebiliriz. Descartes'ın, “Düşünüyorum öyleyse varım” sözünün üstüne kurulan modernizme inat, biz insanları bir arada tutan kuşatan değerlere sahip geleneğimizin harcını yeniden kararak, binlerce yıllık ateşin sıcaklığını yeniden yakarak, “Bizi” “Ben” yapan modernizmi vuralım.

           Çevremizi araştıralım, hasta olana geçmiş olsun, yeni evine taşınana hayırlı olsun, çocuğu olana yaşı uzun olsun, Allah analı babalı büyütsün dileklerimizle, gönül dolusu muhabbetimizle kadim geleneğimizin çekicini modernizmin başına vuralım.

              Komşularımıza sorumluluk duygusunu anlatalım, sorumlu oldukları Allah’a karşı görevlerini anlatalım, gerekirse ilk ziyaretimizde sadece sohbet edelim, hal hatır muhabbetiyle ilk ziyaretimizi gerçekleştirelim.

             Bu gayretimizi, “Bir insanı dirilten, bütün insanlığı diriltmiş gibi olur” düşüncesiyle var olan bütün samimi duygularımızı kuşanarak yapalım. Hayırlı ümmet olmamız, kurtuluşa ermemiz bizim yapacağımız davetle eş değerdir.

    Davetçi kardeşlerim bu konuyu biraz düşünsünler diyorum.              

        


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Hüseyin Alan
16.11.2014 16:51
-2-
O da ne demek diye bir dolu itirazın geleceğini biliyorum. O nedenle itiraz sahiplerinin basitinden şu bir kaç şeye ama önce kendine sorarak cevap vermelerini isterim:

Bize gelenekle kavga etmemizi kim söyledi? Kavganın biçimini, sınırsızlığını, muhtevasını kim tayin etti? Kuran'ın tek pratiği sünnet ve peygamber telakkisinin bu çatışmada boşa çıkartılacağını, dolayısıyla dinin soyut-kelami konulara hapsedilerek "Hristiyanlaştırılacağını" biliyor muyduk? Bu koroya dahil olurken galip geldiğimizi var saydığımızda varacağımız yer neresi olacaktı? Ya da nereye varmak için yaptık biz o kavgayı?

Biz Müslümanlar gelenekle kavga ederken modernizm yere sağlam basarak ilerliyor, hayatımızı yönlendiriyor, değerlerimizi değiştiriyor, kavramlarımızın içini boşaltıyordu ve bizse bunu fark edemiyorduk.

Aklı başında Müslümanın moderizmle, kapitalist medeniyetle çatışması, onu eleştirmesi ve çürüterek tarihin dibine havale etmesi gerekirdi. Bunu yapabilseydik bu arada geleneği aslına rücu ettirebilir, o kesime de öncülük edebilirdik. Ama süreç böyle ilerlemedi bildiğimiz gibi. Dolayısıyla biz, bize gösterilen yanlış" düşmanla" beyhude kavga edip durduk.

Kaygısını çektiğin sorunun fark edilmesi önemlidir. yaygınlaşması ve üzerinde derinleşilmesi gereken de budur zannımca. Gerisi bence kolay olanıdır. Çünkü sahih gelenekte, sünnette, dört halife döneminde hem referans, hem de örneklik vardır. Bakış açımızı bir değiştirelim yeter.

Hüseyin Alan
16.11.2014 16:29
BİR ŞEYİN ACISINI HİSSETMEK
Modernizmi, anlaşılma kolaylığı olsun diye, her tarafı kuşatmış haliyle ve somutlaşmış biçimiyle "kapitalist medeniyet" olarak okuyabilirsek şayet, neyi nasıl ve neden "öldürmemiz" gerektiğine dair sağlam bir yerden bakmayı becerebiliriz gibime geliyor.

Müslümanlar hariç olmak kaydıyla bütün dinler ve toplumlar kolaylıkla modernleşmeyi benimsediler. Modernleşmenin etkileyici ve büyüleyici sloganları olan ilerlemeyi, kalkınmayı, toplumsal refahı, maddi medeniyetin sağlayacağı konforu ve bireysel özgürlüğü bu sebepten sevinçle karşıladılar. Bunların yaratılışa, varlık alemine, dünya hayatına, evlilik ve komşuluktan toplumsal örgütlenmeye kadar kabul ettikleri temel görüşleri bu durumu kolaylaştırmaya zaten müsaitti.

Sorun Müslümanların sorunuydu ve modernleşme bu nedenle buralarda kör topal ilerlemeye devam etti. Bunda geleneğin, geleneksel hayat tarzının, toplumsal süreçle bağlantılı değerler sistematiğinin verdiği doğal karşılığın büyük rolü olmuştur. Buna rağmen geleneğin çeşitli sebeplerle bu işi tek başına becermesi mümkün olmadığı, yeni yetişen aydın-okumuş-kentli-orta sınıfı da kuşatamadığı için, nesillerin değişmesiyle modernizm galibiyeti olağanlaştı.

Toplumsal sürecin yeni ürünü neslin gelenekle kavgası, büyük çapta modern akledişin ve modernleşme sürecinin bir ürünüydü. Yanlış zeminlerde, yanlış yerde durarak ve yanlış düşmanla yapılan kavga elbette modernleşmeye yarayacaktı ve öyle de oldu. Senin farkedip dertlendiğin şey, bu durumun somutlaşmış halidir








Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat