Laik-Seküler Düzenden Adalet Beklenir mi?


Yakup DÖĞER, Laik-Seküler Düzenden Adalet Beklenir mi?

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Yaşadığımız şu günlerde birçok hukuksuz, adaletsiz uygulamalardan, göz altılardan, yargılamalardan sürekli bahsedilip durmakta, adaletten sapıldığı, özellikle İslami camianın yazar-çizer kesimi tarafından dillendirilip durmakta. Hemen hemen her gün ve birçok yayın-basın organında bu durum gündem edilmekte.

Her gün, hukuksuz olarak insanların ihraçları, yerinden yurdundan edilmeleri, görevlerinden atılmaları, cezaevlerine gönderilmeleri, sebepsiz tutuklama işlemlerinin yapılmakta olduğu, medyanın ana gündem maddesini oluşturmakta. İslami camianın kanaat önderleri, aydınları, entelektüelleri, akademisyenleri, her söze başlamalarında, adaletsizce davranıldığından, adaletten sapıldığından yakınıp durmakta.

Peki, bu yaklaşımlarda bir yanlışlık yok mu? Değerlendirme kriterleri, adaletin tanımı, adaletin ne olduğu, adaletten maksadın ne anlama geldiği, adalet deyince ilk akla gelenin “El Adil” olan “Allah” olması gerektiği düşünülüyor mu? Var olma sebebi zulme ve kaosa dayanan, şiddetin meşru kaynağı olan bir düzenden, nasıl bir adalet beklenir? Ya da böyle bir düzenden adalet beklenir mi? Sistemin kendisi, zulmü üreten, ifsadı yayan, tefrikayı körükleyen, insanlar arasına her türlü fitneyi sokan bir düzenden nasıl bir adalet beklenir?

Kanaatimizce, adalet üzerine yapılan değerlendirmeler ve adalet beklentileri, esasa tekabül etmeyen bir seyir izliyor. Adalet yanlış yerde aranıyor. Varlığının devamını zulme borçlu olan düzenden, adalet bekleniyor, bu beklenti sürekli olarak canlı ve taze tutuluyor. “Adaletten saptık”, “adaletten uzaklaştık”, “adaletsizce işler yapılıyor”, “adalet herkese gerekebilir” gibi sözler, öyle içselleştirilerek söyleniyor ki, sanki daha önce adaletle iş gören bir düzen varmış gibi bir izlenim ortaya çıkıyor. Peki, özellikle Müslümanlar nasıl böyle bir hataya düşebiliyor? Nerede yanlış yapılıyor? Bir Müslüman, cahili-taguti laik-seküler-kemalist düzenden adalet bekleyebilir mi? Zulüm düzeninden adalet isteyebilir mi? Ya da, zulmün üreticisi olan düzenler, insanlara adaletle davranabilir, adaleti tesis edebilir mi?

Modernist yorumcuların sürekli yerdiği, yerin dibine soktuğu İslam ulemasının ortak bir kanaatini hatırlatacak olursak, “Adaletten maksat İslam’ın hakim olmasıdır” derler. Biraz şerh edecek olursak, yaşadığınız devlet düzeninde İslam hakim değilse, adalet beklemek, kitleleri yanlış menzile yönlendirmek olacaktır. Laik-seküler düzenden sürekli adalet istemek, sanki bu düzenin insana adaleti getirebilecekmiş kanaatinin oluşmasına sebep olacaktır.

CHP’nin adalet arayışı, kendi paradigmasında tutarlı olabilir, çünkü onun atıf yaptığı adaletin kaynağı, kendi ideolojinin dünyevi ilahının sahibidir. Onların adaleti, kendi seküler değerleri, bu dünyanın ideolojileridir. Bu düzenden kedi tanımlarında adalet bekleyebilirler. Onlar için adalet, dinle, İslam’la, imanla, Allah ile Kur’an ile herhangi bir iletişim içinde olamaz.

Şunu unutmayalım ve sürekli hatırda tutalım. Müslümanlar için adalet, tevhidden bağımsız, Kitaptan kopuk olmadığı gibi, adalet ve tevhid, et ile tırnak gibidir. Biri, diğeri olmadan olamayacağı gibi, birinin yokluğunda, diğerinin de varlığından bahsedilemez.

Sürekli bu düzenden adalet beklentisi içine girmek yerine, bu düzenin doğasının zulüm üreten, fesad yayan, adaletsizliğin düzenin esas karakteri olduğu üzerine vurgu yapmak çok daha önemlidir. Modern devlet budur. Hiçbir sebep yokken bile, bir sebep üreterek iktidarını hissettirir. Gücünü gösterir, gücünü göstermek için ille de birilerinin bir şey yapmasına gerek yoktur. Bütün gelişmeleri siyasi hükümete bağlamak, devletin ne olduğunu bilmemekten ileri gelmektedir.

Bugün yaşanan kaos ve adaletsizlikler, Batı modelinin ve onu kuran ve haklı gösteren kültür modelinin iç mantığıdır.  Kaosun hakim olması, gerektiğinde düşman görülen herkesin yok edilmesidir. Bu mantık, modern devletlerinin bilinçli olarak uyguladığı bir politikadır, hatta varlık sebepleridir. Kaosu hakim kılanlar amaçsız toplumların savruk hareketlerinden istifade ederek, can çekişen toplulukların üstüne her türlü şiddet ile sökün etmektedir. Siyasal ve yapısal şiddet gösterileri, devletin ve egemen iktidarın ürünüdür.

Bugünlerde yaşanan zulümler bu düzenin kendisinin ürettiği, yönettiği, karar verdiği gelişmelerdir. Yaşanan birçok gelişme, devleti yöneten hükümetin üstündedir. Bu bağlamda, devlet iktidarını sınırlandıracak bir güç olamayacağı gibi, iktidar bireylerin ve toplumun iradelerinin üstünde mutlak güçtür. Hukuk ise siyasal iktidarın toplumu tek taraflı olarak kurmanın, egemenin iradesinin topluma dayatılmasının bir aracıdır. Asıl olan ister korku isterse ikna ile toplumun itaatinin sağlanmasıdır.

Laik seküler düzeni tanımak, onun nasıl bir işlevinin olduğunu-olabileceğini anlamak gerekmektedir. Eğer anlayamazsak, adalet beklentilerimiz, ileriki süreçte bizi daha farklı beklentilere yönlendirebilir. Egemen düzenin karakteri, kişilerden bağımsız düşünülmelidir. Kişiler gelip geçicidir, laik seküler cahili düzen ise, kişilerden bağımsız olan egemendir ve cahiliye hükümleriyle hükmeder.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
30.06.2017 22:19
selam ile..
Zihnine sağlık kardeşim, adaletin ancak tevhid'den neşet edeceğini bilenlerin laik rejimlerden adalet bekleme saflığına düşmesi söz konusu değildir.
Bu saflığa düşenlerin tevhid-adalet kavramlarını kavradıkları düşünülemez, en başa dönüp bu kavramların hakkıyla anlaşılması-anlatılması gerekmektedir.

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat