Hayrettin Karaman Ne Yapmak İstiyor?


Yakup DÖĞER, Hayrettin Karaman Ne Yapmak İstiyor?

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Prof. Dr. Sayın Hayrettin Karaman, 18-10-2015 tarihinde Yeni Şafak’taki köşesinde, “Niçin Ak Patiye oy vermeli?” başlıklı bir yazı kaleme aldı ve alenen AKP’nin desteklenmesi hususunda pragmatist yaklaşımlarla AKP’nin propagandasını yaptı. Hiçbir ilkesel yaklaşımın olmadığı Ak Partinin desteklenmesi gerektiğini ifade ettiği yazısında, zikredilenlerin tamamı bu dünyalı ve bu dünyaya ait çıkarımlar.

Öncelikle şunu ifade etmekte fayda görüyorum. Hayrettin Karaman ve onun gibi, devletin akademisyenlerinin asla İslam’ın temel ilkelerini referans alarak topluma İslam Dinini ilkesel olarak anlatamayacaklarını, bunun mümkün olmadığını söylemek gerekiyor. Bunların içinde istisna olan varsa ben bilmiyorum. Neden İslam’a ilkesel olarak yaklaşamazlar denirse bunun birçok nedeni söylenebilir, bu ayrı bir konudur. Ben Sayın Karaman’ın kısaca destekleme sebeplerinden birkaçını zikredip onlar üzerinde durmaya çalışacağım.

Sayın Karaman yazısında genel ifadelerle AK Parti’nin desteklenmesi gerektiğini ve bunun neredeyse mecburiyet olduğunu ifade etmeye çalışıyor. Bireysel manada gelinen rahatlamanın ve refahın tamamen AKP tarafından sağlandığını yazıyor. Yani bu refah seviyesinin ve özgürlüklerin AKP tarafından gerçekleştirildiğini söylüyor.

Burada yazdıklarımdan dolayı herhangi bir yanlış anlaşılmaya fırsat vermemek için öncelikle şunu ifade etmek isterim. Bu rahat ortamdan rahatsız değilim, bilakis memnunum. Müslümanların lehine olan bütün gelişmeler olumludur. Ama bu rahatlamayı ve olumlu ortamı, bir siyasi oluşumun lütfu olarak değil, Allah’ın bir nimeti olarak görüyorum.

Sayın Karaman’ın AKP’ye dizdiği bütün methiyelerin hepsini ele almak mümkün, ama mesele çok uzayacağı için birkaç tanesine değinmekte fayda var.

Öncelikle ilk girişte eşsiz medeniyetimizin ihya edilmesinden bahsediliyor. Burada durup düşünmenin gerektiğine inanıyorum. Müslümanların eşsiz medeniyetinin ne olduğunun tekrar tefekkür edilip, bugün yapılanlarla nasıl bir benzerlik kurulabileceğine bakılması gerekiyor. Öncelikle modern cahiliyenin egemenliği hüküm sürerken, Müslümanlar için kabul edilebilecek eşsiz bir medeniyet kurulabilir mi? Modern dünyada ya da Kur’an diliyle İslam dışı ne varsa cahiliye olarak adlandırılan ve günümüzde de çağdaş versiyonu olan seküler bir devlet hakim iken, Müslümanların medeniyetinin ihyası nasıl mümkün olacaktır? Demokratik Laik Devlet egemen iken İslam Medeniyetini ihya ve inşa mümkün mü?

Sayın Karaman, bir zamanlar seçildiği halde başörtüsünden dolayı meclisten kovulan milletvekiline değiniyor ve devamla, artık sadece mecliste değil her yerde başörtülü insanların olduğundan bahsediyor. Allah’ın dinine muhalif yasalar çıkaran, İslami literatürde “Darun Nedve” olarak adlandırılan bir mecliste başörtülü ya da başörtüsüz bulunmanın Müslümanlara nasıl bir kazancı olur? Bunu yeniden düşünülmesi gerekiyor.

Artık her yerde başörtülülerin olduğuna değiniyor Sayın Karaman, bu tabi ki güzel bir şey. Geçtiğimiz günlerde uğradığım bir banka şubesinde tesettürlü bir bacımızın çalıştığını gördüm, sonra bir türlü bu sahneyi zihnimde bir yere oturtamadım. Allah’a ve Resulüne savaş açan bir müessese de pür tesettür çalışmak nasıl bir zihin yapısıyla izah edilir, nasıl tevil edilir sıhhatlice düşünülmesi gerekir. Serbestçe ibadet etme özgürlüğünü elde ettikleri için beş vakit namaz kılarken, Kur’an halkalarında hatimler ederken, Müslümanları devlet adına fişleyenlerin, aslında ne yaptıklarını kendilerine sormaları gerekir diye düşünüyorum.

Sayın Karaman; “Ülkemizin en seçkin yerlerinde yükselen minareleri teşvik ettiği, özellikle Çamlıca'da ve Ak Saray'da yaptırdığı camiler için” AKP’nin desteklenmesi gerektiğini söylüyor. Çamlıca ve Ak Saray’da ki camiler İslam Hukukunda hangi statüdedir? Dini sadece kendi bekası için kullanan ve insanları sürekli din üzerinden aldatan dinsiz bir devletin yaptırdığı camiler, ibadetlerin sıhhati açısından ne kadar elverişlidir? Bu noktanın da düşünülmesi gerekiyor. Ayrıca şunu da söylemek gerekir, ülkemizin dört bir yanın da yükselen minareler, Müslüman halkın aralarında bir lira, bir lira toplayarak kendi parasıyla yapılmaktadır. Hatta Diyanet müessesesi kendine lazım olan komplekslerin, yurtların parasını bile Cuma çıkışlarında toplayarak halkı sömürmektedir. Bu bahsedilen konu desteklemek için ne kadar ilkeli bir yaklaşımdır? Bunun bir daha düşünülmesi gerekiyor.

İsrail’e kafa tutulmasından, onlara katil denilmesinin öneminden bahsediyor ve bunun da destek için bir sebep olduğuna değiniliyor. Doğrudur, İsrail’e kafa tutmak, onun bir katil olduğunu haykırabilmek önemlidir. Lakin bu tepkilerin sadece sözde kaldığına, gelişen karşılıklı ticaret hacminin, İsrail’e verilen teknolojik ihalelerin, şu anda Filistin’i yakıp yıkmasına sessiz kalınmasını sağlayanın hangi sebep olduğunun yeniden düşünülmesi gerekiyor. Bu sessizliği reel siyasetle izah mümkün değildir onu da söylemek gerekir. İsrail’e asli manada tepki veren Filistinlilerin an itibarıyla çektiklerini göz önüne getirmeli, tepki ne demek ve nasıl gerçekleşir, asıl manada tepki gerçekleştiğinde neler olur, Gazze’de yaşananlara bakılarak yeniden tanımlanmalıdır.

Sayın Karaman’ın AKP’yi desteklemekle ilgili önemli değinilerinden biri demokratik kazanımlar üzerine. Sayın Karaman “İnsan hak ve özgürlüklerine dayalı demokrasiyi ikmal etmek üzere önemli reformlara imza attığı için” AKP desteklenmelidir diyor. Demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerinin dayandığı merkez olarak ifade ediyor. Bu sebep aslında başlı başına uzun bir makale konusu, ama üzerinde çok yazılıp çizildiği için tekrara gerek yok. Bizim düşünmemiz gereken, demokrasi üzerinden elde edilen kazanımlar ne kadar Müslümanca bir kazanımdır? Demokratik kazanımlar bize bahşedilirken(!), Müslüman olduğumuz için mi, yoksa demokratik hakkımız olduğu için mi verilmekte? Tekrar gözden geçirilmesi gerekir.

Sayın Karaman, AKP’yi desteklemenin nedenlerini sayarken, demokratik bir anayasa sevdasından vazgeçmediği için desteklenmelidir diyor. “Demokratik Anayasa sevdası” literatüre yeni giren bir kavram olacak sanırım. Şimdi bu noktanın çok iyi düşünülmesi gerekiyor. Müslümanın zihin yapısında, Demokratik Anayasa Sevdasının yeri nedir? Bu sevda ilkesel bir yaklaşımla değerlendirildiğinde nasıl bir tanım gerektirir? Çok sakin ve derinlemesine tefekkürle düşünülmesi önem arz ediyor.

“Demokratik Anayasa Sevdasını bir namus meselesi olarak telakki ettiği ve millet imkan verdiği taktirde…” diye kurulan bu cümle, “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ifadesinin başka bir versiyonudur. Bu ifadelerin ne kadar İslami olduğunu herkesin düşünmesi gerekmektedir. Kelimelerin oluşturduğu cümlenin, Kur’an nezdinde kritiği yapılmalıdır. İslam’da içtihada açık konular olduğu gibi, üzerinde hiçbir görüş belirtilemeyecek muhkem naslar vardır. Hakimiyet konusu bunların başında gelir. Bir Müslüman için hakimiyetin kayıtsız şartsız kaynağı göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin Rabbi olan Allah’tır. Müslümanlar buna böyle iman ederler.

Daha birçok neden var Karaman’ın saydığı. Bunlar benim öncelikli olarak gözüme çarpanlar, önemli gördüklerim. Şu unutulmamalıdır, mesele sadece basit bir oy vermekten, herhangi bir partiyi desteklemekten ibaret değildir. Meselenin içerisinde daha köklü ve daha derinlemesine yatan sorunlar vardır. Asıl gözden kaçırılmaya çalışılan konu, egemen cahiliyenin ayakta durmasına Müslümanlarında yardımcı olmasını sağlamaktır.

Burada dikkat çekmek istediğim başka bir konu var, mesela iyiliğin kaynağı gibi. Müslümanlar son dönemde gelinen refah seviyesini, elde edilen özgürlükleri, maddi kalkınmaları mevcut egemenlerden bilmeye başladı. “Bunlar bizi rahatlattı, bunlar özgürlükleri getirdi, bunlar ekonomik seviyeyi yükseltti, bunlar şunu yaptı, bunu yaptı” demeye başladılar. Bu söylemde bazen o kadar ileri gidildi ve gidilmekte ki, sanki iyiliğin kaynağı günümüz cahili egemenler olarak lanse edilmeye başlandı. Algı böyle gelişince de, ortaya minnet duygusu çıktı.

Oysa Müslümanlar için ortaya çıkan bütün olumlu gelişmeler Allah’ın bir lütfudur. Allah Müslümanlara lütufta bulunmak istediğinde kimi isterse onu vesile kılar. Öncelikle Allah’a ve Resulüne düşman bir egemen güçten Müslümanların iyiliğine, hayrına bir şey beklemek en hafif ifadeyle ahmaklık olur. Cahili egemenler eğer bir şeyler yapıyorsa bu İslam ve Müslümanlar için değil, kendi bekaları içindir. Burası önemlidir, unutulmamalı, hafife alınmamalıdır.

Burada iyiliğin kaynağının Allah olduğunu ayetler zikrederek anlatmaya gerek yoktur, bütün Kur’an okuyanlar bunun böyle olduğunu bilir. İyilik Allah’tandır, kuluna iyilik dileyen Allah, kimi isterse onun vesile kılar. Firavunun sarayında bir Musa (a.s.) yetiştirir. Mekke’de Müşrik bir amcaya, nebisini himaye ettirir. Bizans saraylarında bolluk içinde bir avuç Müslüman genci barındırır. Allah dilediğini yapar, dilediğini dilediği şekilde yönlendirir, lütfeder, cezalandırır, iktidar yapar, alaşağı eder.

Müslümanların yapması gerekense, Laik demokratik sisteme entegre olmadan, Allah’ın lütfettiği bu rahat ortamlarda dinlerini tebliğ etmek, insanları Allah’a davet etmektir. Müslümanların başlarına gelebilecek musibetler, sıkıntılar, baskılar ortadan bir nebze de olsa kalktıysa bu Allah’ın lütfudur. Müslümanlar bu lütfun karşılığını, Allah’a olan mesuliyet bilinciyle çalışarak ödemeli ve Allah’tan başkalarına minnet duymamalıdır.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Hakkı Sever
28.10.2015 11:48
kavramlar karmaşası...
Kemal Songür bey
Seküler aydın olmaz da,muhafazakar demokrat olur mu ya da sosyalist müslüman...Bunlar kabul edilebilir mi?!
Kemal Songür
27.10.2015 08:32
Muradi bey!
Kendi ifadenle ''yoksa onun yaşam biçiminin İslam'dan ayrı olduğunu falan iddia etmiş değilim'' dediğin bir muhataba SEKÜLER AYDIN diyemezsin. Bunu dersen hem bühtan etmiş hem de zulmetmiş olursun.
Edirne'den Hakkari'ye okur yazar olanlar üzerinde ''seküler aydın'' nedir neye tekabul eder neyi çağrıştırır sorusuna yönelik istatistlik yapılsa alınacak cevap; hayatı la dini okuyan ve yaşayan kişi olarak tanımlanarak cevap verilir.
Yok eğer literatür ve insanların genel kabulü beni ilgilendirmez diyerek ''seküler aydın'' yaftasını bir müslümana/müslümanlara boca etmeye devam edeceğim dersen indallahda hesabı verecek olan sensin. Bizden uyarması.
Muradi
26.10.2015 23:28
sekülerlik
Hayreddin Karaman Hocaya seküler aydın nitelendirmesini yapmam demokratik katılıma dayalı olarak yaptığı çağrılara bir tepki olarak anlaşılmalı. Yoksa onun yaşam biçiminin İslam'dan ayrı olduğunu falan iddia etmiş değilim. Ancak dediğim gibi bir Müslümanın 'Allah'ın dinde izin vermediği şeyleri insanlara yasa yapan ortaklar...'(Şura-21) nitelendirmesine muhatap olanlara açıkça destek açıklamaları yapması devlet ve siyaset konularında seküler düşüncenin etkisinde kaldıklarını gösterir.
Bu sadece Hayreddin Hoca için değil bu çağrıları çekinmeden yapan herkes için geçerlidir.
Muradi
26.10.2015 14:05
Sekülerlik
sizin dediğinizin doğru olmadığı bugünkü Avrupa toplumlarından bellidir. Avrupa toplumları sekülerdir. Ancak onlar hıristiyanlığı bütünüyle yok saymamışlardır. Hayattan uzaklaştırmışlardır. Dolayısıyla Karaman Allahın hükümleriyle hükmetmeyen bir anlayışa destek çıkarak bu akımın etkisinde kalmıştır. Burada tekfir etme yoktur. O sizin aşırı görüşünüzdür. Eğer böyle bir destek olabilir diyorsanız da o size kalmış. Baştada dediği gibi Karamanın yapması gereken asıl demokrasinin sekülerliğe dayalı bir sistem olduğudur. Bunu yapmıyorsa bizim de eleştiri hakkımız vardır.
Kemal Songür
25.10.2015 16:43
Muradi bey'e -3-
İşte Muradi bey, sekülerizmin literatürdeki karşılığı budur, şimdi Ak partiye destek olunması gerektiğini (kendince sıraladığı nedenlerden ya da kurguladığı maslahatlardan dolayı) söyleyen Hayrettin Karaman ve benzeri islami hassasiyetleri görünür olan bir dolu müslüman cenahı SEKÜLERİZMLE itham etmek vicdansızlıktır ve bana göre apaçık tekfir etmek demektir, Bu yaklaşımınız hangi vicdanın ürünüdür, hangi bilgi ve bilincin ürünüdür. Bir insana seküler demeden önce o insanın hayat tarzını, özlemlerini, yazıp/söylediklerini, kısaca hayat serüvenini bilmek ve adil şahidlikle dile getirmek müslümanın şiarıdır, en azından erdemli insanın vasatıdır.
Hayrettin Karaman'ın ve dahi diğerlerinin eleştirilecek/uyarılacak bir çok yönleri vardır, lakin bühtan etmeden ve zulmetmeden yapılması gerektiğini unutmadan.
Maalesef kanaatim odur ki, ''radikaller''imizin kahir ekseriyetinde vicdanlı, iz'anlı, insaflı yaklaşımlar azalmakta ve ümmet şuuru erozyona uğramakta ve dahi kardeşlik kriterleri indi çıkarımlarla alabildiğine daraltılmaktadır.
Kemal Songür
25.10.2015 16:37
Muradi bey'e -2-
İnsan, Tanrı ve kâinatta ilişkin olarak sekülerizmin nihai hedefi, kâinattaki kutsal sembollerin büyüsünün bozulması, siyasetin kutsallıktan kurtarılması ve değerlerin kutsanmasına son verilmesidir. Bu yönüyle sekülerizm, ahlâkâ değerlerin ûlviliğini ve evrenselliğini (aşkınlığını) kabul etmemekle birlikte ateistik bir tavrın dışa vurumu olarak da idrâk edilmektedir.
Siyasi, felsefi ve sosyolojik anlamları bulunan sekülerizm sahip olduğu düşünce yapısı nedeniyle “dünyacılık” olarak da anılmıştır.
Avrupa’nın karanlık uykusundan uyanmasını sağlayan “Aydınlanma Hareketi” esnasında şekillenmeye başlayan bir kavram olan sekülerizm, dogmatik inançları tanımaz. Nedensellik ve deneyciliğin ön planda tutulduğu sekülerizmde doğaüstü olayların nedenlerinin din ve tanrı ile bağdaştırılmasının dünya yaş[küfür] herhangi bir katkı sağlamayacağı görüşü hakimdir. Yani seküler/sekülerizm; bütünüyle la dini olan ve siyasal, sosyal, ekonomik, ailevi ve kişisel kabullerde dini tamamıyla yok saymaktır.
Kemal Songür
25.10.2015 16:35
Muradi bey'e -1-
Sekülerizm kelimesini ilk defa kullanan George Jacob Holyoake, sekülerliği, inançtan kaynaklanan bütün düşüncelerin dışlanmasını esas alan doktrindir diye tarif etmiştir.
Sekülerleşme, ilkesel olarak kâinatı materyalist-pozitivist bir zeminde tahlilini esas almakla birlikte insanın aklı ve nutku/düşüncesi üzerindeki dinsel ve metafiziksel denetimlerin arınmasını savunmaktadır. Bu son ifadeyle sekülerleşme, düşüncenin, dilin, aklın, hayatın, toplumun, hukukun, evliliğin ve varoluşun dinden, metafizikten ve teolojiden arındırılması ve insanda tekâmül edilmesidir. Bu bakımdan sekülerleşme, hümanizmanın sloganını esas alarak ‘insanın ilâhlaştırılması ve Tanrı’nın da insanlaştırılmasını’ önermektedir. Hıristiyan teolog Harvey Cox’un da ifade ettiği gibi sekülerizm, insan düşüncesindeki dini ve metafizik koltuk değneklerinin yok edilmesi ve onların yerine kendi ayakları üzerinde durabilmesine düşünsel anlamda imkân sağlamaktadır. Bu bakımdan sekülerizm, insanın zikir algısını, maneviyatını, felsefesini, fiziki hayatını ve kültürünü pozitivist ilkeler üzerine inşa eden ve kutsal olana karşı konumlandırılmış ideoloji olarak görülmektedir.
Muradi
25.10.2015 15:38
sekülerlik
Hayreddin Karaman eğer bir İslam alimi ise laik sistemin tepesindekilere destek vermeye çağırmak yerine onları Allah'ın hükümlerine uymaya davet etmeye çağırması gerekirdi. Ancak o tam aksini yaparak hem iktidardakilerin İslam dışı uygulamalarını görmezlikten geliyor hem de onlara destek veren kitleleri doğru yaptıkları konusunda yanılgıya düşürüyor. Dolayısıyla bu durum seküler düşüncenin Müslüman aydınlardaki izdüşümünden kaynaklanıyor. Halbuki cahiliyye hükmü mü tercih edilecek yoksa Allah'ın hükmü mü? Asıl bu konuda tercih yapabilme hususunda insanları bilinç sahibi yapacak bir çaba içinde olmalıydı.
Muradi
25.10.2015 03:50
sekülerlik
sekülerlik dinsizlik değil dini demokrasinin izin verdiği kadar benimsemektir. hakla batılı birbirine karıştırmaktır. Karamanın demokratik anayasa konusundaki ölçüsüz fikirlerinden dolayı bu tanımı yaptım. her kim demokrasiye çağırıyorsa onun sekülerlikten bir payı var demektir.
Kemal Songür
23.10.2015 18:25
selam ile..
Yakub kardeşim, senin ne kadar vicdanlı ve ümmet duyarlılığını öne çıkaran ve dahi hakikate sadakat gösteren bir dostum olduğunu dile getirerek genel uyarılarda bulundum.
Doğrular doğru söylemlerle ve hele de muhataplar kardeşlerimiz ise daha bir titizlikle dillendirildiği takdirde hayırlar doğuracağı umulabilir.
Dahası biz bize yakışanı yapalım ve kardeşçe uyaralım, müslimliğine ve mücadelesine şahid olduğumuz nice kardeşlerimiz bu rüzgardan etkilenmekte ve yanlış yapabilmektedir. Buradan hareketle bütün kızgınlığım tekfircilere ya da sırıtarak ''yumuşak tekfir edelim'' diyenlere veya tekfir cümlelerini ustalıkla kurup ''tekfirci değilim'' kılıfıyla gizleyip vicdanı sürgün edenleredir.
Kardeşlerimizi kolaylıkla harcayan yaklaşımlardan azade olduğumu ifade etmeliyim. selam ve dua ile Yakup kardeşim.
Yakup Döğer
23.10.2015 17:03
Aleyküm Selam
Öncelikle ikaz ve uyarılarınız için teşekkür ederim Kemal abim. Bazen insan kastını tam olarak ifade edemeyebiliyor. Yazdıkları asıl söylemek istediğine tercüman olamayabiliyor. Kesinlikle kastımı aşan bir şey söylemekten ve yazmaktan, ötekileştirmekten ve hakaret etmekten Allah'a sığınırım. Bu yazımda da böyle ifadeler varsa hemen düzeltmeye ve özür dilemeye hazırım.

Benim muradım, kritik bir dönemde insanların akademisyenler tarafından yanlışa yönlendirilmelerine dikkat çekmek, bu konuda zikredilen sebeplerin bir daha gözden geçirilmesini vesile olmaktır. Başka coğrafyalarda yaşayanların burayı nasıl gördüğünü, nasıl değerlendirdiğini bilemiyorum. Sanırım sizinde bahsettiğiniz gibi onlarında kendince nedenleri vardır.

Hain, rantiyeci, satılmış gibi ifadeleri iktidar mensupları için bile kullanmış biri değilim. Amacım, iktidardakileri de kapsayacak bir Hakkı ifadeyi gütmektir. Benim yazdığım, beni okuyan üç-beş kişiyi etkiler, lakin akademisyenlerin yazıp söyledikleri, toplumları dönüştürüyor.

Biz muhakkak ki yazıp söylediklerimize dikkat edeceğiz, itici, karalayıcı, ötekileştirici olmaktan kaçınacağız. Bunu yaparken de gücümüz nispetinde Karaman gibi akademisyenlerin söylediklerini eleştirmekten geri kalmamalıyız diye düşünüyorum.

Mesela bahsettiğiniz şahıslardan birisi hitaben, "Hangi taraftasınız?" diye soruyor ve savunduğu tarafta olmayanları neredeyse aşağılayıcı bir dil kullanıyor. Tabi ki bu onun sorunu. Ama buna da iki kelam etmezsek olmaz diye düşünüyorum.
Kemal Songür
23.10.2015 16:30
selam ile -3-
Tabi ne yazıkki ''radikallerin'' çoğunda muhatapları tasvir ederken ölçüsüz-adaletsiz-dengesiz-iz'ansız-vicdansız ve bühtan dolu yaklaşımlarına da şahidlik etmekteyim. Örneğin; Muradi bey profilindeki ''radikallerimiz''in Hayrettin Karaman'ı ''SEKÜLER AYDIN'' olarak niteleyebilmesi akla zarar misallerdendir.Bir insana seküler demek onu tekfir etmek demektir, çünkü sekülerizm la dini olanı resmeder, H. Karaman la dini olan bir hayatı mı onaylamaktadır. Mesela, Mustafa İslamoğlu, Hamza Türkmen ve benzerleri, Hamas/İhvan, Aliya İzzet Begoviç ve ümmet coğrafyasında bulunan nice hareket ve öncüleri salt bu konudaki (bize göre) yanılgılarından hareketle bütünüyle ötekileştirmek hangi ümmetçi yaklaşımın ürünü ya da hangi kardeşlik duyarlılığının yansıması olacaktır.
Bize düşen hakikati dillendirmektir ve bunu hayatın içinden hayata yansıtmak ve dahi örneklikleri çoğaltmaktır. Hayatı kuşanmalarıyla, cehdleriyle, islami sistem olması gerektiğine hücrelerine kadar iman ettiklerini resmeden yazı ve söylemleriyle, ortaya koymaya çalıştıkları cehdleriyle tanıyageldiğimiz kardeşlerimizin yanılgılarını dile getireceğiz vefakat bühtan etmeden ve dahi vicdanı sürgün etmeden yapacağız. Yoksa zulmü meslek edinmiş kafirlerin at oynattığı bu demde kendi ayaklarımıza sıkmaya düçar olacağız. selam ve dua ile.
Kemal Songür
23.10.2015 16:27
selam ile -2-
Bunların kahir ekseriyeti samimi ve cehd sahibi cenahlardır. Bunu da tıpkı Hayrettin Karaman'ın öne sürdüğü ve daha da artırılarak dile getirdikleri 'kendilerince okudukları' gelişmelere ya da nedenlere bağlamaktadırlar.
İşte burada yapılması gereken vahim de olsa yanılgı içinde olan muhatapları/KARDEŞLERİMİZİ ''hain, rantiyeci, dinini satan, hele de müşrik/kafir/münafık'' gibi pervasız ve de insafsız nitelemelerle kodlamaktan şiddetle kaçınılması gerekmektedir. Sen ve senin gibi kardeşlerin vicdanlı/insaflı yaklaşımlarına ve bu nevi bühtanlardan kaçındıklarına, hakikati EĞİP BÜKMEDEN ve tabi ki merhamet diliyle dillendirdiklerine şahid olmaktayım.
Kemal Songür
23.10.2015 16:26
selam ile -1-
Değerli Yakup kardeşim; ''devletin akademisyenlerinin asla İslam’ın temel ilkelerini referans alarak topluma İslam Dinini ilkesel olarak anlatamayacaklarını, bunun mümkün olmadığını söylemek gerekiyor. Bunların içinde istisna olan varsa ben bilmiyorum.'' demektesin. Oysa, benim tanıdığım onlarca ve tanış olmadığım yüzlerce akademisyen ve
''dr'' ünvanı olanlar vardır ve dahası ''devletin memuriyeti'' diyebileceğimiz sayısız (din dersi öğretmeni ve muadili olan imamlar dahil) öğretmen, mühendis, doktor, mimar ve bilumum devlet kademelerinde çalışan kardeşlerimiz vardır.Tevhidi anlatmayı ya da anlatılabilen sahaları 'adeta' pazarcıya, esnafa, ya da devlet ile ''görece'' işi olmayan bağımsız muhataplara indirgemenin doğru olmadığını düşünmekteyim.
Genel uyarılarına katılmaktayım ve bu uyarıların adil şahitlik üzerinden ve titizlenerek yapılması gerektiğine inanıyorum. Kemalist/seküleristlere, siyonist ve esed severlere, bırakın dini tasavvuru yerli bile olmayan batıcı mankurtlara, ulusalcı/faşist/ırkçılara ve dahi bilumum bariz İslam düşmanlarına karşı Tayyip Erdoğan'ın desteklenmesi gerektiğini (sistemin gayri islami olduğu gerçeğini teslim etmelerine rağmen) dillendiren hem bu coğrafyada hem de ümmet coğrafyasında nice islami hareketlerden cemaatlere ve öncülere rastlanılmaktadır.
Muradi
23.10.2015 00:11
Dejenerasyon
Karaman gibi kişiler ortaya çıkan rahatlık! ortamının nimetlerinden bahsederken, bu ortamın kişilerin İslamlaşmasıyla değil, sekülerleşmesiyle devam ettiğini gözden kaçırıyorlar. Eğer şartlar İslamlaşmaya yol açsaydı sistem kısa bir zamanda bu sürece son verirdi. Ancak dindarlaşma her türlü kötülüğe de sessiz kalma şeklinde geliştiği için bu durum sistemin işine gelmektedir.
Dolayısıyla sürekli artan kötülükler, Karaman gibi seküler aydınların umurunda da değildir. Çünkü onlar meselelere Kur'an'i açıdan bakamıyorlar.
Kötülüklere itiraz etmedikleri gibi sürece destek çıkarak bir nevi onlara olan desteklerini de dolaylı yoldan da olsa göstermiş oluyorlar.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat