Eski Zaman İnsanlar


Yakup DÖĞER, Eski Zaman İnsanlar

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


En güzel ninnilerle büyüttü annem beni,uzun uzun söyler, içten ve samimi gülüşlerle uyuturdu küçük bedenimi. Uykumun saklığı ve inada binen yanı her zaman var ola gelmiştir. İşte o vakitler dedelerinden öğrendiği masalları çare görür,anlatırdı kendince.

En çok dinlediğim masal,beklide tek olan “tın tın kabacık,beni bırakan babacık”tı. Anladım şimdilerde annem sadece onu bilirmiş. Aslında beraber büyüdük desem yalan olmaz hani. Bana anlattığı  efsunlu ve gizem dolu çocukluk hayatı, masallardan daha cazibeli, daha manalı gelirdi.Yaşanmış ömrün tozlu yapraklarından hatıraların gözlerindeki yaşlarla endamını yanaklarda sergilemesi,samimiyete ait ne varsa bütün benliğimi kaplaması, masalları aşıyordu etki olarak.

Anlatırdı işte, hemde seksen yıl öncesinden. Derdi ki; benim babam muhtardı,bizim evde köyün ortasında. Eskiden pazarcılar gezer,katırlarla  köyleri dolaşır zamanın zaruret hasıl eden ihtiyaçlarını bunlardan alırdık diye.

Akşamları bizim evimiz misafirhane gibi olur,sofralar kurulur, yokluk yıllarının elde olanlarıyla herkes sessizce yemeğini yerdi. Herkesin üstünde yolun yorgunlundan ziyade birde mahzunluğun ve olgunluğun verdiği bir hava olurdu. Bu sessiz ama sıcak samimi havada yemek seçmeden,bulduğuyla  mutmain yürekler Rabbe dua ile kalkarlardı sofradan.

Sonra sofranın üstüne kurulan sıcak sohbet halkaları,uzun kış gecelerinin,çocuk yüzümüze yansıyan en masum yanıydı belki de.Her kes saftı,temizdi,anlayışlıydı. Herkesin yüreği yeryüzünde var olanları alacak kadar genişti. Kimse bir başkasının ardından önünden sohbete malzeme bulmaz,genelde konuşan pazarcılar, gördüklerini ve yol hatıralarını anlatırlardı.En çok taşınan ve en  çok değerli olan yük selamdı.Ne mektup vardı o vakitler nede araba.Kim nereye bir selam edecek,kime bir hasret iletecekse, bu gezen çerçilere selamı emanet ederek gönderirdi.

Anlatılanlar,eskilerden kalma çoğu evliya menkıbeleri,peygamber hayatlarıydı. Herkes dinlerdi herkesi, kim varsa olan mecliste,bir parçada yama vardı urbalarında, ayakkabıları delik,cepkenleri eskiydi.Hiç bir tüccar kimseyi kandırmaz, hiçbir insan yalan konuşmazdı.Urbaları yamalı, cepkenleri eskiydi belki,ama sevgi ve sıcaklıkları evreni kuşatıyordu.

Anam anlatır bazen,otururuz konuşuruz dertleşirdik beraber.Bir asra on beş kalan hayatından, zamanın ve çağın çok gerisinde olmasına rağmen,belki en temiz sayfalarından,birkaç kelam biraz fısıltı dökülür dudaklarından.

Bunca uzun ömrüne rağmen hayata olan yabancılaşmasından,uzun zaman ötede kalan hatıralarını yaad ederek elemli bir hüzün içinde gözleri yaşarrdı…Bizim çocukluğumuz diyerek başlar, anlatırken biraz dalgın geçmişin hatıralarına gülümseyerek bakar için için, iç çekerdi anam.

Bir sabahları birde akşamları çok güzel olurdu köyümüz derdi, engin çayın kıvrıla kıvrıla aktığı sarp kayaların altında. Sabahları köy yollarına dökülen hayvan sürüleri,artlarında  bıraktıkları ağıldaki yavrularının  sesiyle adeta zorla meraya gider,başında bekleyen çobanların çaldığı yanık yanık kaval sesleriyle meralarda yayılırlardı.

Sabahın seherinde horozların içli içli ötmesi özlenmeye ne kadar değer oğlum derdi arada bir. Yolların çamur deryası ve dar olması yüreklerimizin genişliğine engel değildi. Bütün çocuklar çobandı o vakitler, bütün çocuklar serbestti. Koşar adım giderken sürülerin ardından, bütün dünyanın varlığını da peşlerinden sürüklerlerdi.

Kimsenin içinde gizli kapaklı düşüncesi yoktu, kimse elinde olanı yalnız yemezdi. Öğlen vakti olduğunda büyük bir çınar ağacı vardı tam derenin kenarında,dalları eğilse suya değecek gibi duran. Her kes çıkının da ne varsa dökerdi ortaya, yeri geldiğinde yüreğindekileri döker gibi.

Mütevazi sofralar kurulur,ellerde birer dilim ekmek, yüzlerde ekmek kadar değerli tebessüm… Sanki sürülerde bilirdi bizim samimi olan insancıl duygularımızı, yalansız kardeşliğimizi,bir dilimi paylaştığımızı. Bizler yemek yerken, sürülerimizde sessiz sakin yatarlardı ulu çınar ağacının altında.

Bir vakit öyle geçer,herkes işinin  bilinciyle kalkar giderdi merasına doğru. Her küçük yürekte dünyaya sığmayan dünyalar vardı sanki, herkesin gözü biraz yokluk biraz kederle arada bir oynaşırdık dönüş vaktine kadar.

Boynumuzun büküklüğü,yokluğun verdiği mecburi teslimiyetle hayata razı olarak durur,yüreklerin muhabbeti her şeye rağmen onura yakışan sevecenlikle doluydu. Hatırlarım o vakitler,sanki yıllarca yol yürürde öyle varırdım gideceğim yere. Ama bilirdim ben hiç yorulmazdım o yolculuktan, hep Allah’a tevekkülle umuda adım attığım için.

Akşam vakti olduğunda yavaş yavaş yola koyulur, herkesin geçtiği yoldan kuzuların annelerini özlediğini  belirten melemeleri arasında girerdik köyümüze. Şimdilerde bu yaşımda özler oldum o kuzuların meleme seslerini. Koyunlar sağılmak için ağıllarına girer,büyüklerimiz yaylımın verdiği sütlerimizi sağarlardı.

Ahirzamandayız oğlum, o zamanki zaman şimdi kayboldu derdi. Şimdiki zamane çocuklarının asla duyamayacağı bir hissiyatla kendini ayan eder, benim buruk yüreğime biraz serinlik verirdi.

Akşam vakti olduğunda,yemek için sofra kurulduğunda Allah’ın nimetlerinden önümüze ne konursa yer, yemek sonunda babamın nasırlı elleri semaya açılarak Rabbe şükürederdik. Yemekten sonra ocaklığın ateşi tazelenir, eve toplanan büyüklerin samimi sohbetleri başlardı.

Uzun kış gecelerin,doyumsuz sohbetleri,günün beklide bitimine yakın en şen yanıydı.Samimi yürekler konuşur,anlatır, biz çocuklar sessizce pür dikkat dinlerdik. Gündüzleri bizim için yokluğun içinde çabalama vakti, lakin geceleri tanık olduklarımız  bize hayatı öğretir gibi gelirdi.Bizim büyüklerimizin yürekleri de büyüktü. Konuştukları zaman hiç ağızlarından laf olsun diye söz çıkmaz  şaka bile olsa birbirlerini alaya almazlardı. Şimdilerde oğlum,insanlar birbirinin yüzüne bakıp bakıp gülşüp alay eder oldular.

Konuşmalar uzar gider bizim puslu ama ışıl ışıl gözlerimize uyku kervanları yanaşırdı.Bizim için yatma vaktidir artık. Yoksulluğun sardığı yüreklerimize umutsuzluk uğramadı hiç. Yerlere yazılan çul yaygılar ekin sapından yapılmış yastıklar ve bizleri bekleyen deliksiz uykular. Artık bizim en huzurlu olma zamanımız gelmişti.

Ne istiyorsak edinirdik rüyalarımızda,neyi düşlüyorsak sahibiydik. Üzerimize örtülen çulun batan kıllarına aldırış etmeden,yastığın sertliğini bile hissetmeden,dalardık derin uykulara. Sanki kollarımıza güneşi sarar öyle uyurduk, biz hiç karanlık yaşamadık ömrümüzde,umutlarımızla uyur, sabah seheriyle uyanırdık. Lakin yaşadığımız yokluk,  yüreğimizden elbiselerimize kadar sinmişti.

Ben kaç yürek tanıdıysam,hep böyle temiz hep böyle içtendi. Şimdilere ağlıyorum yavrum,kime gitsen bitmez tükenmez bir hırsla dünyasını zindan etmiş kendine,ne saygı kalmış nede edep. Kime derdine dair bir kelam etsen samimiyetten uzak senden gayrı oluyor be oğlum. Daha sana anlatacaklarım çoktur da,sözün kifayeti bunca eleme kedere yetmez oldu.

On üçünde gelin olmuş bir Anadolu kadınıydı Rahmetlik anam, mekanı cennet olsun, daha çok şeyler anlattı bana,bende pür dikkat dinledim anacığımı. Öyle böyle değil, anlattıkları seksen yıl öncedendi, anamın seksen yıllık dostları vardı, seksen yıllık arkadaşları, seksen yıllık hiç gücenmedikeri, hiç boş vermedikleri, hiç unutmadıkları, hiç kırmadıkları vardı. Seksen yıldır birbirine gidip gelen yürekli yoldaşları vardı.

Eski zaman insanıydı bunlar, şimdilerde bizim gibilerin yabancı olduğu, bizim tanıyamadığımız hislerin sahibiydi. Eski zaman insanıydı anam giller, zaman zaman bana, gün ahir zaman oğlum dediğinde, ne demek istediğini yeni yeni anlıyor gibiyim.

Ahir zaman neydi sahi? Anam, zaman ahir zaman olanım derken ne diyordu? Anamın yanına seksen yıllık bir arkadaşı geldiğinde hele, yanlarında yokmuş gibi oturup onları dinlemek, onlara can kulağıyla kulak vermek nasıl bir öğretiydi anlatılamaz. İşte onların aralarındaki konuşmaları dinleyip de günümüze yasladığınızda, hah işte, olsa olsa ahir zaman anam gillerin konuştuklarında bulduklarımın şimdi olmayışı diyesim gelirdi. Hakikat o ki, anam doğru dermiş, zaman ahir zaman.

Şimdilerde rahmetlik anam gibi eski zaman insanlarından kaç kişi var eli öpülesi? Yakınlarınızda varsa ya da bir yakınınız varsa, hiç vakit kaybetmeyin, sık sık gidip dizinin dibine oturun dinleyin. Bir ziyeretinizden hem eski zaman insanı tarifsiz sevinecek, hemde siz bir cilt kitap okusanız o ziyaretten öğreneceğinizi öğrenemeyeceksiniz.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
28.03.2016 00:03
s.a
''Kimsenin içinde gizli kapaklı düşüncesi yoktu, kimse elinde olanı yalnız yemezdi. Öğlen vakti olduğunda büyük bir çınar ağacı vardı tam derenin kenarında,dalları eğilse suya değecek gibi duran. Her kes çıkının da ne varsa dökerdi ortaya, yeri geldiğinde yüreğindekileri döker gibi.'' diyerek hem hasbiliği hem de çınar ağacı örneği/bütünleşmeyi hem içten paylaşımı hatırlattığın için var olasın kardeşim.
Hele ''Kimsenin içinde gizli kapaklı düşüncesi yoktu'' değişin bana İbrahim Sadri'nin bir şiirindeki ''içimizdekini göstermekten utanmazdık/korkmazdık'' ifadesini hatırlattı, çünkü hasbilik ve mertlik komşuluk/arkadaşlık/dostluk ilişkilerinde öne çıkan özelliklerdi.
Gerçekten o günleri çok özledik, hasbi dostlukları çok özledik.
selam ve dua ile..
İlyas Metin
27.03.2016 12:31
Hatıraların canlanması
Yazıyı okurken taa çocukluğuma döndüm anlatılanları birebir yaşadım yazıyı okurken aslında çocukluğumu okudum ve o günlere özlem duydum
Allah razı olsun Yakub kardeş
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat