Dünyevileşme ve Karşı Duruş


Yakup DÖĞER, Dünyevileşme ve Karşı Duruş

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


“Size verilen her şey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız?” (Kasas 28/60)

Yaşadığımız çağda genelde bütün insanlığın, özelde ise Müslümanların en büyük sorunlarından biri hatta başta geleni, dünyaya meyletmek ve dünyevi kazanımları nihai hedef olarak görmektir. Her şeyin sadece bu dünyadan ibaret olduğunu sanmak, lisanen bunu ikrar etmese de, yaşantı olarak öyleymiş gibi yaşamak, emanetçilik anlayışından sahiplenmeye geçmek, hiçbir zaman asli sahibi olamayacaklarına, ebediyen kendisininmiş gibi sarılmak, insanoğlunun bütün çağlar boyu yapa geldiği en büyük hata olmuştur. Bu hata çoğu zaman, dünyayı ahrete tercih etmesinden dolayı da sahibi şirke kadar götürmüştür. Şirkin temeline bakıldığında, asıl çıkış noktasının dünyayı ahrete tercih olduğunu aklı yeten her insan görebilir.

     Bu problemin günümüzde hat safhaya çıktığını, önüne geçilemez bir hastalık halini aldığını, kanaatin kalplerden silindiğini, israfın lügatlerden çıktığını, gelecek kaygısının insanın bütün evrenini kuşattığı modern dünyada daha net olarak görebiliyoruz. Artık insanlar, geçmişiyle kavgalı, geleceğiyle endişeli hallerinden dolayı, gününü yaşayamaz, gününü bile kurtaramaz durumdadır. Öyle bir ruh hali düşünün ki, yarınlarının kaygısından dolayı bu gününü heder etsin.

Olan hiçbir hadisenin, gelişen hiçbir olayın, Allah(c.c.) ile bağı kurulmadan değerlendirilmesi, imtihan olunabilineceğin şuurunun unutulması, sürekli geçim ve rızık endişesinin sonucunda Rezzak’la ve dolayısıyla Allah(c.c.) ile sorunlu bir hayat yaşaması, insanlığın kabusu olmuş, bu durumun Müslümanlar üzerindeki etkisi de görmezden gelinemez bir hal almıştır. Dünyevileşme, bu dünyalı olma, her şeyin karşılığını peşinen bekleme, aşkın beklentileri erteleme, Kıyamet Suresinde belirtilen dünyalık için acelecilik vasfının insanda tezahürünü görmek, ahret bilincinden uzak hayatın dinamiklerini oluşturmaktadır.

Babalarımızda var olan tevekkül ve teslimiyetin, zenginliğin kaynağı olan kanaatin, olduğu kadar paylaşmanın dayanılmaz hazzının, nasbimiz bu kadarmış demenin iç huzurunun, çocuklarının hayatında olmaması, bu kadar kısa zamanda nesillerin değişmesinin üzerinde uzunca ve ciddiyetle durulup düşünülmesi gerekir. Ne oldu da bu kadar kısa zamanda, bu kadar keskin bir değişimin, bu kadar dikey bir düşüşün, bu kadar pervasız, duygusuz, tevekkülsüz bir hayatın, bu kadar şüpheci ve tedbirci bir aklın sahibi olunuverdi?

Dünyevileşme insanın zehirlenmesidir. Dünyevileşme; İfsadın, fesadın, hasedin, ikiyüzlülüğün, cimriliğin, enaniyetin, biriktirmenin, yığmanın iktidar olduğu yaşam tarzıdır. İnsanın kendisini kendisine köle olarak atadığı, özgürlüğünü hiçbir zaman kendisinin olmayacak dünyaya feda ettiği bir anlayıştır. Kazanmanın bedelini, kazandığına köleliği tercih etmek olarak değerlendirilir.

Dikkat edilirse, dünyevileşmenin merkezi kalptir ve ilk hastalık oradan başlayarak gelişimini sürdürür. Kalbin marazlanması, hastalanması, süreç içerisinde tedavi edilmezse, bütün azaları sararak sonucu olumsuz amellere varan hayat tasavvuruna varır. Allah’ı(c.c.) hakkıyla zikretmeyen kalp, sevgi yoksunluğundan dolayı dünyevileşerek bu dünyalı olmanın şer’i deliline bile ulaşır.

Dünyevileşme, aynı zamanda bir zihniyet meselesidir. İnsan kazanmanın öncesinde zihniyetinde oluşan değişimden dolayı dünyevileşir, kalbindeki marazdan dolayı dünyevileşme yönünde tercihini yapar. Bir insanın varlıklı olması, gelir seviyesinin yüksekliği, refah seviyesi yüksek bir hayat yaşaması yani dünyalık sahibi olması onun dünyevileştiğini göstermez ama o yöne doğru bir kapı açma riski vardır. Kazancının Hududullah dairesindeki bedeline katlandıktan sonra sorun yoktur. Ama bir insanın yoksul olması onun dünyevileşmeyeceği anlamını göstermez. Kalbinde, aklında, arzu ve isteklerinde sürekli dünya ve onun içindekileri elde etmek, sahip olma hırsıyla mücadele etmek varsa yoksulluğu dünyevileşmesine engel değildir. O zaman emanetçilikten öte bedeli ne olursa olsun sahiplenme duygusu vardır ki, buda o insanın dünyevileşmesidir.

Müslümanların bütün olumsuzluklara karşı duruşu, bir dik duruşu vardır, olmalıdır. Çünkü Müslüman’ı diğer insanlardan ayıran bu duruş farkıdır, hayata, dünyaya, insanlara, maddeye karşı nasıl durması gerektiğini Rabbi kendisine öğretmiştir. Sakındırılan konular, karşı duruş gerektiren konulardır, farklı olunması gereken, farklı bakılması, uzak durulması ve oluşabilecek olumsuzluklara karşı tedbir alınması gereken konulardır. Allah(c.c.), yasakların yapılamamasından öte, onlara yaklaşılmaması konusunda kulunu uyarır. Yaklaşmak, sakındırılana yakın olmak, riskli bir alandır.

Dünyevileşme konusu da önde gelen öncelikli ve sakınılması gereken hassas bir konu olduğu için, Kur’an sıklıkla dünya hayatından bahsederek, onun bir oyun ve eğlence, birbirimizin aramızda öğünme nedeni olduğunu söyleyerek, ardından ahret yurdunun daha hayırlı ve devamlı olduğunu hatırlatır. Dünyadaki nasibini unutma derken, ahret yurduna hassaten dikkat çeker. Dünyevileşmenin nedenlerini anlatırken, bunun dünyayı ahrete tercih etmenin, ahreti verip dünya hayatını satın almanın(Bakara2/86) sonucu olduğuna işaret eder. Bu eksen üzere bir hayat kuranların çetin bir azaba muhatap olacaklarına da işaret ederek dikkatlerini bu yöne çeker. İnsanın dünya hayatındaki kazanımlarını hemen isterken, ahreti ise ertelediğini belirtir.(Kıyamet75/20)

Allah(c.c.), kulunun dünyaya karşı meyilli oluşunu fıtraten yaratılışının içine yerleştirerek bunu bir imtihan sebebi yapmış, insanın iradesiyle dünyevileşmeye karşı bir duruş sergilemesini, tercihlerinin tamamen ahret merkezli olması istemiştir. Ahret merkezli hayatta dünyadaki nasibini de unutmaması için ideal bir denge kurmasını öğütleyerek, çetin bir sınavla kulunu muhatap kılmıştır. Dünyalığının kişiyi dinine hizmetten alıkoymasının, yolunda gereği gibi mücadele etmemesinin karşılığını, elindekilerin Allah’tan(c.c.) ve Resulünden daha sevgili olmasından kaynaklandığını belirtmiş, çetin bir azabın böylelerini beklediğini işaret ederek, ayağını denk almasını istemiştir.

Her şeyiyle yalan olan bir dünyanın gerçek sahibinin sadece kendisi olduğunu hatırlatan Allah(c.c.), zenginliğin bile bir kulun sahip olamayacağı kazanım olduğunu (Fatır35/15), Gani ve övülmeye layık olanın sadece Allah(c.c.) kendisi olduğu hususunu vahyinde kayda geçirmiştir.

Dünya hayatının insana çekici gelmesinin inkar edenlerin bir hasleti olduğunu, (Bakara2/212), tedavi edilmez ise tehlikeli boyutlara ve sonuçta helake götürecek bir kazanım olarak hanesine yazılacağını Kur’an çok yerde bahsetmiştir.

Dünyevileşmenin, piyasaya değişik isim ve versiyonlarla servis edildiği modern dünyada, Kur’anın bahsettiği isim ve sıfatlardan farklı şekilde ama içeriği aynı olan isimlendirmelerle sunulması, insanları aldatmaya yönelik çabalardan başka bir şey değildir. Rızkın yerine ihtiyacın, geleneğin yerine kültürün, vasatın yerine daha iyinin, iyinin yerine mükemmelin, lüksün yerine ultra lüksün sürekli zikredilmesi ve gündemleştirilmesi, asla bir sınırı olmayan tüketime dönük hayat tasavvuru, kitabi bilgiden kopuk insanların alabildiğine dünyevileştirirken, kitabi bilgiye vakıf Müslümanları da sürekli tevile ve yoruma götürmektedir. Hatta bu teviller ve yorumlar bazen öyle ileri derecelere kadar gitmiştir ki, dünyalık sahibi olmak için enflasyon oranındaki faiz miktarı kadar kredi çekmenin, faize bulaşmanın mahsurlu olmadığının caizliğine dair fetva verilmiştir.

    Oysa her nefis ölümü tadacaktır. Allah(c.c.), insanın yarın için, yani ahret için ne hazırladığına bakmasını istemektedir. Kıyamet günü her nefis kendi kazancına bir rehin olarak hesaba oturduğunda, karşılığı eksiksiz olarak ödenecektir. Allah(c.c.), kulundan bütün günahlardan sakınması için bir karşı duruş beklerken, dünya hayatına karşı, dünyevileşmeye karşı kulunu hassaten uyarmaktadır.

Dünyevileşmenin en kötü yanlarından birisi de, insanın inandığı dini, kendi arzularına göre eğip bükmesi, Kur’ani deyimle, oyun ve eğlenceye almasıdır. Kesin olarak belirlenen sınırların, hoyratça ve pervasızca çiğnenmesi dünyevi kazancın ilk sıraya çıkmasından dolayı olmuştur.

Bu gün Müslümanların, dünyevileşme ile ilgili durumlarını ciddi bir gözden geçirmeleri, kendilerinde böyle bir haslet olmasa bile, her an olacakmış gibi temkinli ve dikkatli olmaları gerekmektedir. Samimi niyetlerle başlayan birçok olumlu çabanın, dünyalık edinime karşı arzu ve isteklerin, bir gün gerçekleşmesinden sonraki gelişmelerin çetin bir imtihanla devam edeceğini hiçbir zaman akıldan çıkarmamak gerekmektedir.

İnsan hiç gereği olmadığı halde bir söz söyler ve gün gelir Allah(c.c.) söylediği söz ile kulu imtihan eder. İnsanların dünyaya ait isteklerinin genelde gerekçesi daha iyi hizmet etmek, daha iyi yardımda bulunmak, daha fazla kişiye ulaşmak olarak tezahür eder, ama lutfedildikten sonraki gelişme, emanetçilikten sahiplenmeye doğru eksen kaymasına uğrar. Sahiplenme duygusu ise kişiyi, Allah’ın mülkünde kendisini Allah’a ortakçı gibi görmesine neden olur. Oysa göklerin, yerlerin ve ikisinin arasında olan her şeyin sahibi sadece Allah’tır.

Hz. Ömer’in(r.a.), İran’ın fethinden sonra dile getirdiği kaygısının, bugünün dünyasından bakıldığında ne kadar manidar ve yerinde olduğunu gösteriyor. Hz. Ömer, “Allah’ım, bunca dünyalık ve ganimet karşısında, Müslümanların fitneye düşmesinden çok korkuyorum” diyerek çok yerinde bir tespitle kaygısını dile getirmiştir. Tarih, Hz. Ömer’in ne kadar haklı olduğunu bütün açıklığıyla ortaya koymuştur.

Modern çağın endişeli insanı yarınlarından da endişelidir, ne yazık ki bu endişe Müslüman’ım diyenleri de kuşatmıştır. Bir evi olanların birde yazlığı olması, orta tüketimden lükse kayması, bütün mesaisini işine ayırması, sürekli akılcı davranarak tevekkülden uzak durması, bütün hadiseleri bilimsel olarak açıklama çabası, cemaatten uzak birey takılması, infaktan kesip israf derecesinde saçması, ben kazanıyorum harcamak hakkım diye kendisini savunması ve daha buna benzer birçok cılk olmuş savunma hazırlaması, tutulduğu dünyevileşme hastalığının belirtisidir.

Müslümanlarda, sakındırılan bütün amellere cephe alan bir karşı duruş olmalıdır. Net, tavizsiz, mütevekkil, aşkın, adanmış ve bedel ödemeye hazır. Her şeyin sahibinin Allah(c.c.) olduğunu söylerken, Allah’ın(c.c.) taktir ettiklerinin dışındakilere göz kırpması, “Kaldıramayacağımız yükü yükleme” diye dua ederken, dünyayı sırtına almaya kalkması, “Hem dünyada, hem ahrette ver” derken sadece dünyanın peşinden koşması, ileriye dönük hayatında onarılmaz hasarlar meydana getirir.

Tedavisi çok zor olan ya da mümkün olmayan hasarlardan korunmak için:

 "Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve Katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen." (Ali imran 3/8) diyelim.

 


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
24.11.2014 13:34
Çok hayati uyarılar...
''Ahret merkezli hayatta dünyadaki nasibini de unutmaması için ideal bir denge kurmasını öğütleyerek, çetin bir sınavla kulunu muhatap kılmıştır. Dünyalığının kişiyi dinine hizmetten alıkoymasının, yolunda gereği gibi mücadele etmemesinin karşılığını, elindekilerin Allah’tan(c.c.) ve Resulünden daha sevgili olmasından kaynaklandığını belirtmiş, çetin bir azabın böylelerini beklediğini işaret ederek, ayağını denk almasını istemiştir.'' diyerek, vahyin vasatı/dengeyi/ölçülülüğü istediğini çok güzel özetlemişsin.
Sahiplik ve emanet anlayışı, dünyada şahidliğin icrası ile dünyevileşmenin farklılığı, ahiret kalkış noktalı dünyada verilecek mücadele ile dünyaya meylin farklılığı, dünyada da ahirette de iyilik ver (2/201) anlayışıyla beklentinin salt dünyaya indirgenmesi ak ile kara kadar farklılık arzetmektedir.
Dünyevileşmenin karşılığı mal edinmek değil mala ''yamuk'' bakış açısıdır, edinilen malın nasıl kullanıldığı ya da kullanılmak istenildiğidir, dünyevileşme; dünyayı teslim almak değil teslim olmaktır, malı hizmet aracı kılmak değil mala hizmet etmektir.
Dünyayı zalimlerin at oynatacağı kabulünden/silikliğinden hareketle dünyaya sırt dönmek de, ahireti gözardı eden dünya yaklaşımından da şiddetle sakınmamız gerekmektedir.
İmtihan alanımız bu dünyadır ve ahiretimizi kurtaracak amellerin icra edileceği yerde burasıdır. ''Ahiretin felahı'' bu dünyayı zalimlere terk etmeyen müslümanca bir akledişin ve pratiğin sonucu olacağını bilmek zorundayız. selamlar.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat