Darbe Girişimi İslami Camia ve Toplum


Yakup DÖĞER, Darbe Girişimi İslami Camia ve Toplum

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Darbe Girişimi İslami Camia ve Toplum

Allah’ın izin vermemesi sonucunda alçakça, canice ve insalığını yitirmiş pervasızlarca yapılmaya çalışılan darbe girişimi gerçekleşmedi. Öncelikle bütün toplum olarak bu noktada Allah’a, böyle bir belayı başımızdan def ettiği için sonsuz hamd ve şükürlerimizi sunmalıyız. Darbe gerçekleşseydi neler olurdu insan tahmin etmek bile istemiyor, tahmin etmeye kalktığında tüyleri diken diken oluyor.

Ben genelde toplumun özelde ise sisteme “la” diyen Müslümanların meydanlara çıkmasının, alçak darbecilere direnmesinin, karşı koymasının çok yerinde bir direniş olduğunu, bugün de böyle bir şey olsa aynı refleksi göstermeleri gerektiğine inanıyorum. Zorbalara direnen kardeşerimi tebrik ediyorum. Sadece Allah rızası için çıkıp hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum.

Yanlış anlaşılmasın sakın, ilk geceden sonraki gecelerde ortaya çıkan manzarayı, düzenin ve medyanın toplumsal kalkışmayı demokrasi nöbetine devşirmesini ve ekranlardan sürekli olarak demokrasi şehitlerinin ve demokrasi nöbetlerinin dillendirilmesinin meşruluğunu savunuyor değilim. Ben derdi olan bir Müslüman olarak daha önemli gördüğüm, bana lazım olan işaretlere dikkat çekmek istiyorum. Dikkat çektiğim noktalar kanaatimce, dertlenen her Müslüman’ın zaruret derecesinde ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Tabiki bunlar benim kanaatlerim, tartışılır, kale alınır alınmaz orası başka mesele. Lakin sorumluluk sahibi bir Müslüman olarak bunları dile getirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Öncelikle gerek sosyal medyada gerekse yazı ve makalelerde darbeyi engellemek için meydanlara inen toplumun sürekli aşağılanmasının, gizli-açık ifadelerle devamlı toplumun müşrik olup olmadığının zikredilip durulmasının, sadece Allah rızasını gözeterek zalime karşı durmak için meydanlara çıkan Müslümanların tekfire yakın söylemlerle ve harici bir zihinle ötekileştirilmesinin yanlış olduğunu düşünüyorum.

Bu arada kendi çıkarımlarımlarıyla sadece İslami endşelerinden dolayı ben karışmam, sistem içinde bir iktidar mücadelesi veriliyor diye yorumlayanlar da olabilir. Tabi bu merkezde düşünenlerinde kendilerince gerekçeleri vardır. Bu yönde hareket eden kardeşlerimizide yanlış yaptılar diyerek kınayacak değiliz. Allah herkesin niyetine göre muamele edecektir.

Toplumun genel geçer vasatının imanla bağının ne derece olup olmaması, bizim sorumluluklarımızı ortadan kaldırmadığı gibi, tam aksine artırmaktadır. Sosyal medyada, “Bu toplum müşriklerin inancına sahip” diyerek bir paylaşım yapıp iki yüz elli beğeni almanın, hesap gününde herhangi bir özgül ağırlığı yoktur.

Toplumun itikadi yapısını bütün İslam davetçileri bilmektedir, durum ortadadır, hal bu haldir ve bu hal yeni de değildir. Raşit Halifelerden sonra başlayan süreç bugüne kadar böyle gelmiş bilinen bir vakıadır. Hal böyleyken hiç bir şey yapmadan, insanlara ulaşma çabası vermeden toplumun sürekli olarak aşağalanıp cehennem yolcusu olduğunu kasteder bir dil kullanmak vakıa-i şerriyyedir. Derdi olanlar buralara dikkat etmek zorundadır. Neden mi? Çünkü bizim muhatabımız bu toplumdur ve bizler bu toplumla imtihan edilmekteyiz.

Buradan değinmek istediğimiz asıl meseleye geçelim ve kanaatimce bize lazım olanları düşünelim.

Tarihsel süreçte gördüğümüz gibi yaşadığımız son olaydan da anlaşılacağı üzere, sadece gücü ele geçirmeniz, ordu, silah, uçak, para, dış destek elde etmeniz sizi başarıya götürmek için yeterli değildir. Bunların tamamına sahipte olsanız da emellerinize ulaşamayabilirsiniz. Burada en etkin ve belirleyici rol toplumun tavrıdır. Kalkışılan herhangi bir mücadelede, bu mücadelenin hak ya da batıl olması önemli değil, önemli olan hak ya da batıl bir mücadelede toplumun hangi taraftan olduğu belirleyicidir.

Gerek Hz. Adem’le (as) başlayan, nebilerin vahiy eksenli mücadelesinin tarihsel sürecinde, gerekse son Nebi Hz. Muhammed’den (as) sonraki tarihsel süreçte, ideallerin hedefe ulaşması için mutlak surette toplumsal dönüşüm zaruridir. Bu zarureti öncelikle Müslümanlar dikkatlice düşünmeli, her açıdan değerlendirip kendilerince dersler çıkarmalıdır. Kur’an’da bu noktaya dikkat çekmekte, ancak bir topluluğun kendisini değiştirmesi sonucunda Allah’ı o toplumu değiştireceği belirtilmektedir.

Bir topluluk ya da ulus yada kavim ya da halk, ne deseniz deyin, kendi kendine değişmediği değişemeyeceği için Allah rahmetinin göstergesi olarak her kavme nebiler göndermiş, kavmine gönderilen Nebiler kavimlerin Allah’a doğru dönüşümü için mücadele etmiştir. Hz. Muhammed’le (as) taclandırılan Nebiler zincirinden sonra da, Kur’an’ı toplumla buluşturma görevi Müslümanların en başta gelen vazifesidir. Müslümanların yeryüzüne geliş gayesi bellidir, neden geldikleri muhkem haberlerle belirtilmiştir, ne yapması gerektiği de ifade edilmiştir. “Hakkı tavsiye, münkeri men” etmek vazife-i asliyedendir.

Son yaşanan olay karşısında açığa çıkan en önemli mesele, Müslümanların gerek bireysel gerekse cemaat formatında hiçbir şeye hazırlıklı olmadıkları, yaşanan hadise karşısında ne yapacaklarını bilemez bir duruma düştükleridir. Hem ne yapacaklarını bilmez durumuna düşmeleri, hem de hadise sonrası birbirlerine karşı akıl almaz tutumları hadisenin vahim olan başka bir boyutunu da ortaya çıkardı. Tevhidi duruşun farklı olarak manalandırılmaya başladığı bu süreç içerisinde, sanki mekteplilerle alaylılar arsında anlam kargaşasını ortaya çıkaran bir uçurum oluştu. Bu anlam kargaşası ise, davetin muhatabı olan toplumu da dışlayarak, daveti neredeyse muhatapsiz bırakacak bir seyir içerisine girdi.

Oysa tevhidi duruş sahipleri, yaşadığı toplumun sorunlarını, dertlerini, acılarını, hassasiyetlerini gözardı ederek, kendi söylemini soyut ideallere yükleyip yaşadığı toplumdan uzaklaşırsa, toplumsallaşma idealini kaybederek yalnızlaşacaktır. Yaşadığı kavmini basit birer sürüden ibaret görüp, nereye sürersen giderler şeklindeki toplum tanımlaması ne yazık ki yanlış içtihatların yol açtığı aydın-entelektüel ve akademik bir yaklaşımdır.

Son yaşanan hadise ortaya koydu ki, toplum neye ikna edilirse ikna edildiğine sahip çıkıyor. Bu hal bugüne mahsus olmayıp, Sünnetullah’ın tezahürüdür. Toplumun dönüştürülmesi, dönüştürülme çabasının verilmesi kendilerini tevhidi duruşun sahipleri olarak görenlerin birincil görevidir.

Tevhidi duruş sahipleri, bulundukları toplumun içinde yaşamaya ve onlarla hem hal olmaya mahkumdur, başka seçenekleri de yoktur. Sadece dikkat edilmesi gereken, toplumu sahip olduğu değerleri bütünüyle kabullenmekten ictinap edecekleri gibi, hiç bir realiteyi ifade etmeyen, üstten okumalarla soyut ideallerine bakarak da halkın acılarına, sıkıntılarına yüz çevirmemelidir. Bu ikisi arasında bir denge kurmayı derdi olan Müslümanlar bir an önce sağlamalıdır.

İslami Davet konusunda derdi olanlar, yaşadıkları toplumun acılarına, kederlerine, sıkıntılarına sessiz kalmayı bırakarak, yaşadıkları toplumun hem dertleriyle dertlenmeye ayı zamanda da onların eksiklerini, yanlışlarını giderme konusunda cehd etmelidir. Toplumun eksiklerin, yanlışarını onlardan uzak durarak sağlayamayacağımız gibi, bu uzak duruşumuz soyut olan ideallerimizin de insanlar nezdinde şahitliğe, ete kemiğe bürünmesine mani olacaktır.

Davetçilerin eğer, İslam’ı yeryüzüne hakim kılmak gibi bir idealleri varsa, toplumsal dönüşümü sağlamak için var güçleriyle mücadele etmeleri gerekmektedir. Dönüşüp dönüşmemeleri başka bir şey, sonuçtan ziyade bizim gayretimiz bize sorulacaktır. Müslümanlar her gelişmede sürekli olarak savrulanlar üzerine strateji belirleyip hicvetme sendromundan kurtulmalı, bu kadar kolaycılıkla sorumluluklarının altından kalkabileceklerini sanmamalıdır.

Elbette ki birbirimizi eleştirecek ve doğruyu, doğru bildiğimizi nasihatleşeceğiz, bizi diri tutan budur. Ama bunu yaparkende merhamet dilinden uzaklaşıp hem de bütün zamanımızı alabildiğine sürekli olarak eleştiri üzerine tüketir, strateji kurarsak buda eleştiri sahiplerinin eleştirilerini zaman içerisinde anlamsızlaştırarak, eleştirdiklerimizle aramızda onarılmaz hasarlar meydana getiren bir hal alır ki an itibarı ile böyle olmaya doğru gidilmektedir.

Zaman çok değerli ve telafisi olmayan bir kaybediştir, geri gelme ihtimali asla olmayacak tek kayıptır. Eleştiri, yanlışın söylenmesi ile birlikte doğru olanın yapılması kaydıyla tutarlılık arzeder, aksi ise sadece sözde kalan bir boş çabadır. Daha önceleri yaşanan savrulma ve entegre gibi meselelerin şokundan çıkmadan, şimdi de darbe merkezli savrulma eleştirileri mü’minler arasındaki uçurumun sürekli açılmasına neden olmaktadır.

Sokağa kimin çağrısıyla çıktın-çıkmadın, sokağa neyi korumak için çıktın-çıkmadın gibi sonu gelmeyen anlamsız tartışmalar aramızdaki uhuvveti de yok ediyor. Eleştirel yaklaşımları sürekli gündeminde tutan ve şikayetkar sözlerle gündem eden bir çok Müslüman’ın dönüp dolaştıkları sonrada gedikleri yer aynı yer, eleştiri ve serzeniş. Bunun dışında ne yapılabiliriz noktasında kimsenin sesi soluğu çıkmıyor.

Şurası kesindir ki, meydanlara çıkan Muvahhid kardeşlerimizin kesinlikle bildikleri, yapmak istedikleri, bir gayeleri vardır. Olmasa ne meydanlara çıkarlar ne de meydanlarda bulunurlar. Bizler bu konuda birbirimize güvenmeli, eğer yardımcı olabileceğimiz yerler varsa birbirimize yardımcı olmalıyız. Kendi çevresiyle, kendi ekibiyle Allah için bir çaba sergileme gayretinde olanlar mutlaka ecrini alacaklardır.

Elbette yanlış olana yanlış, taguta tagut, zalime zalim, müstekbire müstekbir diyeceğiz, bunlarla işbirliği yapanları, olumlayanları, onlarla aidiyet bağı kuranları merhamet diliyle uyaracağız ama sadece bu kadarla kalırsak, sadece bu kadarla kalmış olacağız. Bu kadarla kalmamak içinse başka bir şeyler yapmak gerekiyor. İşte esas nokta da burası, ne yapmak gerekir bunun üzerinde yoğunlaşmalıyız. Yoksa bir ömür eleştiri ne başkasını düzeltir, ne de bize bir kazanım sağlar. Tabi bir şey yapmak gerekir derken gücümüz neye yetiyorsa, dahasını değil. Birbirimize karşı olan eleştirilerimiz bütün dünyanın gözü önünde olmaktan öte, belli mahrem sınırlar dahilinde yerine getirilse sanırım daha isabetli davranılmış olacak.

Darbe girişimi hepimiz biliyoruz ki bu ülkenin Müslümanlarına karşı yapıldı ve başarısız oldu. Lakin bu girişim sonrası öyle bir tablo ortaya çıktı ki, sanki darbe girişimi sistemi deviremedi ama bir avuç Müslüman üzerinde etkili ve başarılı oldu. Sadece Allah rızası için darbeye direnenler yokmuydu meydanlara inenlerde? Şimdi böyle bir durumun varlığı kesin iken, tutup böyle bir tavır sergileyenleri, şeytan sağdan yaklaşarak kandırdı demenin ne mantığı var? Suriye gibi olmadığımız için sevinip Allah’a hamd edeceklerine, darbe girişimine direnen Müslümanları taguti düzeni ayakta tutmakla yaftalamanın hangi gerekçesi İslami? Eleştirirken neredeyse tekfire varan yaklaşımlardan öte, söyleyeceklerimizdeki uslup Kavl-i Leyn olmalıdır.

Vahdetten, birlikte olmaktan, beraber olmaktan bahsedildiğinde, ütopya ve nostalji olduğu söyleniyor, bu ortamda mümkün değildir deniliyor, bir başka yerde parçalanmaların, dağılmaların olduğunu görüyor ve buna mukabil eksen kaymaları üzerine eleştiriler ise hiç hız kesmeden devam ediyorsa, bir arızanın olduğu açıktır.

Ayrışmaların ve parçalanmaların büyük oranda nefsi olduğu bütün açıklığıyla ortadayken, anlamsız küsmelerin sebebi bulunamıyorsa, kendilerinin en ufak bir eleştiriye bile tahammülü olmayanların, kendi dışındakilerini alabildiğine eleştirmesinin tutarlı bir yanının olmadığı ortadadır.
Sadece yazılardaki satırlara dayanan eleştirinin çokta gerçekçi olmadığı sanırım aşikardır. Bazen insanın kendisini de eleştirmesi şart oluyor. “Eleştirdiklerim bir yol tutmuş gidiyor, peki ben ne yapıyorum” şeklinde öze dönük, samimice kendimizi de eleştirmemiz gerekiyor. Sürekli olarak birilerini hedef tahtasına oturtmak çokta akıllıca  bir iş değildir.

İnsanları ayırmadan, nedenlerini sorgulamadan köktenci mantıkla suçlayarak cehenneme gönderemeyiz. Şefkat ve merhamet duygularımızdan yoksun olarak hareket etmeyeceğiz. Sonuçta insanız, şaşar, düşer, yanılır hata yapabiliriz, fıtraten buna müsaidiz, böyle yaratılmışız.

Klavye başında sadece yazılır, alabildiğinize gaddar, alabildiğinize keskin, alabildiğinize radikal, alabildiğinize merhametli, alabildiğinize hoşgörülü olabiliriz, ama daha ilerisi ise asla mümkün değildir. Daha ilerisi için klavyenin başından kalkıp sokaklara çıkmamız, evlerin kapısına dayanmamız, ihtilaflı kardeşlerinizle konuşmamız gerekmektedir. Kardeşlerimizle konuşurken sadece fikrini öğrenmek için değil, nasıl beraber olabiliriz derdiyle dertlenerek konuşmamız gerekir.

Yani kısaca şunu demek istiyorum, ideali olanlara ilanen, gökyüzü kadar geniş, gökyüzü kadar büyük, gökyüzü kadar engin hedefi olanlara; sadece eleştirmekle bir hedefe varamayız, sadece birileri bu sisteme entegre oldu, sentezlemeler yapıyorsa, bunun karşılığı baştan sona eleştiri değildir. Eleştiri bu durumu yeterince karşılamaz, eleştiri üzerine kurulan strateji bu durum karşısında başarısız kalır, zaman kaybettirir. Başka şeyler yapılmalıdır, entegrasyon pratik bir durumdur, eleştiri ise teorik, teori pratiğin karşılığı değildir. Pratik olarak ne yapılmalı artık bu yazılıp konuşulmalıdır.

En tutarlı eleştiri, kendi doğru bildiğinizin hayata dahil edilmesiyle mümkünleşir, aksi ise sade sözde kalan, zaman içerisinde hiçbir etkisi kalmayacak olan davranıştır.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Bilal Songür
16.08.2016 20:54

allah razı olsun yakup kardeşim eline yüreğine kalemine sağlık ...
Kemal Songür
03.08.2016 13:48
önemli uyarılar 2
Yakub kardeşimin şu hayati uyarısını da öne çıkarma adına hatırlatmakta fayda var; ''Müslümanlar her gelişmede sürekli olarak savrulanlar üzerine strateji belirleyip hicvetme sendromundan kurtulmalı, bu kadar kolaycılıkla sorumluluklarının altından kalkabileceklerini sanmamalıdır.'' diyerek uzun zamanlardır çözüm üretme yerine içine girilen girdabın fotoğrafını doğruca çekmektedir.
EVET VE NE YAZIK Kİ GERÇEK OLAN; ''Müslümanlar her gelişmede sürekli olarak savrulanlar üzerine strateji belirleyip hicvetme sendromundan kurtulmalı'' nasihatine kulak vererek çözümlemeye odaklanmalıdırlar.
Hele bir bakalım ''DİK DURUŞ'' adına sürekli ötekileştirmelerin/itibarsızlaştırmaların ve 'adeta' davetin ''biricik'' kalkış noktası haline getirilerek söylenip yazılanların kahir ekseriyetine ve de buradan hareketle nice kardeşliklerin ve yardımlaşmaların rafa kaldırıldığına,
medeni vasatta bile selamlaşmaların cari kılınamadığına, büyük ölçüde benzer düşünülmesine rağmen küçük faklılıkları öne alarak ve büyüterek kendi ayaklarına sıkıldığı gerçeğine, hısımlarla uğraşmaktan hasımlarla mücadeleye vakit bulunamayan acı/acınası duruma düşüldüğüne, kendi özgül ağırlıklarına bak(a)madan İhvan/hamas/cemaati islami gibi yapılara ayar verip çemkirmeye ve hiçe indirgemeye, hayrın üretilmesine/götürülmesine odaklanmak yerine (İHH-YARDIMELİ vs), hayrı ulaştıranlara pervasızca höyküren hastalıklı zihinlere, hülasa; Yakub kardeşimin uyarıları dikkate alınır ümidiyle diyelim.
Kemal Songür
02.08.2016 19:42
önemli uyarılar..
''En tutarlı eleştiri, kendi doğru bildiğinizin hayata dahil edilmesiyle mümkünleşir, aksi ise sade sözde kalan, zaman içerisinde hiçbir etkisi kalmayacak olan davranıştır.'' diyerek çok önemli bir yere uyarı mührünü basmışsın Yakub kardeşim.
Yapmayacağınız/yapmadığınız şeyi niye/neden söylersiniz?
Allah hepimizi bu duruma düşmekten muhafaza etsin..
Ümmet deyip tefrikayı körükleyenlerden,
Kardeşlik deyip ihtilafı pervasızca tefrikaya/nizaya dönüştürenlerden,
Sol-sosyalitslere gösterdikleri tebessümü müslümanlardan esirgeyenlerden,
Halka daveti götürmeliyiz deyip halkı genelleyerek ve sırıtarak yumuşak tekfir edenlerden,
Dik duruş selfie'leri çektirip her yöne çemkirenlerden,
Kavram fetişizmini ve mazoşist ruh halini muhataplarına dayatmak isteyenlerden,
Hülasa, yapmadığını/yapmayacağını dillendirip ve yapılan her hayırlı amele burun kıvıran ve dahi beğenmezükçü hastalığına düçar olanlardan/olmaktan Allah hepimizi muhafaza etsin.
Kalemine sağlık Yakub kardeşim, selam ve dua ile.


Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat