Cahili Güç Anlayışı


Yakup DÖĞER, Cahili Güç Anlayışı

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


“Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç-onu tatmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi, 249)

Tarihte bütün insanlığı ilgilendiren bir güç ve üstünlük anlayışı dünya tarihi boyunca sürekli gündemde kalmış, kavimlerin, orduların, ülkelerin düşmanlarına karşı üstün gelebilmek için gerek sayıca gerekse teçhizatça üstün olma gayreti sürüp gitmiştir. Üstünlüğün fiziki güçle olacağı kanaati genel olarak kabul gören bir görüş olmuştur. Bu görüş İslam’dan uzak yaşayan ve Allah’ın Rabliğini kabul etmeyen cahiliye düşüncesi olarak kafirlerin üstün gelmek için sarf ettikleri bir çabadır,  sayıca ve teçhizatça üstünlük kazanmaya sebeptir düşüncesi cahili bir güç anlayışıdır.

Bu düşünceden yola çıkan geçmiş zamanların imparatorlukları, karşılıklı savaşlarda yüzbinlerle ifade edilen orduların sahibi olarak savaş meydanlarında boy göstermiştir. Kendisi gibi düşünen ve cahili güç anlayışına inanan ordular karşı karşıya geldiğinde biri diğerini yenmiştir. Ama ne zamanki karşılarına Allah’ı birleyen ve Allah’tan başka ilah tanımayan İslam ordusu çıkmışsa ya yenilmiş, ya teslim olmuş ya da geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Dünya tarihi bunun birçok örnekleriyle doludur. Allah’ın orduları, cahili güç anlayışını geçersiz kılarak, iman edenlerin yardımcısının Allah olduğunu ve üstün gelecek olanında Allah’ın taraftarları olduğunu uygulamalı olarak bütün insanlığa göstermiştir. Tarihte bunu örneklerini okuduğumuz gibi Kur’an’da bize birçok yerde bunun böyle olduğunu belirterek, cahili güç anlayışının geçersizliğini muhkem ayetlerle bildirmiştir. Yukarıda geçen ayette nice az toplulukların çok kalabalık olanlara üstün geldiği açık olarak ifade edilmekte başka bir ayette de, “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” (Ali imran-139) denilerek üstün gelmemizin iman edenlerden olmamıza bağlandığını görüyoruz.

Eğer iman etmiş isek mutlaka üstün gelecek, cahiliyenin kendine özgü güç anlayışını alt üst edeceğiz. Çünkü iman edenlerin yardımcısı Allah’tır, her türlü karanlıktan kaostan korkudan, sıkıntıdan ve çaresizlikten kurtarıp kullarını aydınlığa kavuşturacaktır.(Bakara-257) Kafirler hangi güçle gelirse gelsin üstlerine, nasıl ordularla saldırırsa saldırsın, ne kompleler yaparsa yapsınlar, zafer inananlarındır.

Bunun örneklerini geçmişte gördüğümüz gibi yakın tarihimizde de yakinen gördük, bizim gördüğümüz gibi cahili güç anlayışına saplanan zamane Nemrutları da gördü ve birçok yerde çaresiz ne yapacaklarını bilemez olarak şaşkın kaldılar. Onların hesap edemedikleri karşılarında imandan emin Müslümanların olması ve imanlarının kendileri için en büyük imkan olmasıydı. “Derler ki, "Andolsun, Medine'ye bir dönecek olursak, gücü ve onuru çok olan, düşkün ve zayıf olanı elbette oradan sürüp-çıkaracaktır." Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resûlü’nün ve mü'minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar." (Münafikun Suresi, 8), Medine’nin münafıkları bilmiyordu, şimdi de zamanın tagutları bilmiyor, onlar girdiği her yeri cahili düşünce ve güvendikleri fiziki güçleriyle işgal, talan, yağma ve sömürmek istiyor, bunun için yeryüzünü toptan ifsada sokacak bombalar, füzeler, ağır bombardıman uçakları imal ederek İslam topraklarını kendi sömürgeleri yapmak için her yere saldırıyorlar. Ama bilmiyorlar, üstünlüğün sadece fiziki güçle olmayacağını.

Başaramadıkları işgallerden ders çıkaramıyorlar, başarısızlıklarını çeşitli bahanelerle saklamaya gizlemeye, medya ayaklarıyla insanları yanıltmaya çalışıyorlar. Karşılarında imandan kaleleri olan Müslümanların cennete dair düşkünlüklerini anlayamıyorlar ya da anlamak istemiyorlar. Cahiliyenin cahili güç anlayışı iflas ediyor işgaller karşısında. Ve üstünlük iman edenlerin oluyor her zaman. Çünkü iman edenlerin yardımcısı Allah’tır, bunu anlayamıyorlar.

“Ey iman edenler, eğer siz Allah'a (Allah adına İslam’a ve Müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.” (Muhammed Suresi, 7)

Allah yardımının şartını bildiriyor, Allah’ın dinine yardım. Eğer biz bütün enerjimizi, çabamızı, çalışmalarımızı, imkanlarımızı Allah için seferber edersek, Allah’ın dinini yeryüzüne hakim kılma mücadelesi verir isek, muhakkak ki Allah bizlere yardım edecek ve bu yolda ayaklarımızı sabit kılacaktır. Bu Allah’ın vadidir, “İman edip salih amellerde bulunanlar, Biz onları altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Bu, Allah'ın gerçek olan va'didir. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?" (Nisa Suresi, 122) Allah bizleri bütün cahili güçlere, cahili güç anlayışlarına, cahiliyenin demode ve modern bütün versiyonlarına karşı kendi yardımıyla müjdeliyor, bizler yeter ki gereğince tavır almasını, saflarımızı ayırmasını ve hasım olarak görmesini bilelim. Asla meyletmeden, uzlaşmadan, seçilmişlik şuuruyla mücadele azmini kuşanalım. Zaafa ve korkuya kapılmadan, cahiliyenin fiziki gücünün büyüklüğünden, teknolojik üstünlüğünden, cahili güç anlayışının etkisinde kalmadan, gücümüzün kaynağının imanımızı olduğu bilinciyle bütün cahili güçlere karşı gerek cephede gerek sahada mücadelemizi sürdürelim.

Bugün cahiliyenin görsel gücü, yeryüzünde olan her şeyi, bütün olayları, gelişmeleri ve yükselmeleri, işgalleri ve direnişleri, gelişen toplumsal olayları, halk ayaklanmalarını ve buna benzer birçok şeyi Amerika ve Avrupa’dan bilme anlayışı maalesef Müslümanları da etkisi altına almış görünmektedir. Nerede bir olay olsa Amerika’dan bilme, nerede bir olumlu gelişme olsa Avrupa’ya mal etme düşüncesi aslında fark etmeden yeryüzünde onları tasarruf sahibi gibi gösterme, otorite konumuna sokmaktadır.

Oysaki,“Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır." (En'am Suresi, 59) buyurarak bizlere ne olursa olsun sonuçta Allah’ın bilgisi dahilinde olduğunu, kendisinden habersiz bir yaprağın bile düşmeyeceğini Rabbimiz bildirmektedir.

Son zamanlarda ki gelişmeler sonucunda, sanki yeryüzündeki toplumsal olayların, devrimlerin, uzaydaki ilerlemelerin, insanların yönlendirilmelerinin ve buna benzer bütün gelişmelerin tamamen yeryüzü müstekbirlerine bağlanması bu yönde yorumlar yapılması, cahiliyenin çok güçlü olduğu, Müslümanların bu durumda ne Amerika ile nede Avrupa ile başa çıkamayacağı anlayışımuteber bir yer edinmiştir. Bu tür konuşmalar başladığında itiraz edilse de, “ Tamam ama durumda meydanda…” denilerek olumsuz kanaat bildirilmesi, zalimleri gereğinden fazla gözümüzde büyütmekten başka bir işe yaramamaktadır.

Günümüzün hiçbir müstekbiri, Hz. Musa’nın karşısındaki Firavun kadar, Hz. İbrahim’in karşısındaki Nemrut kadar, Talut’un karşısındaki Calut kadar, Bedir’de Müslümanların karşısındaki Ebu Cehil kadar, Mute’de Halid bin Velid’in karşısındaki Bizans ordusu kadar güçlü değildir. Ama maalesef biz günümüz Müslümanlarının imanları da, tagutlara karşı pervasızca tavır koymaya yetecek kadar muhkem değil. Bizanslı bir komutanın, kralına, “Yemin olsun ki, ben bu zamana kadar, ölmek için bunca arzuyla bakan hiçbir göz görmedim” dedirtecek bir pervasızlık vardı bizansa karşı savaşan İslam Askerlerinde. Ve Hz. İbrahim’in, “Hadi benim Rabbim güneşi doğudan çıkarır, sende batıdan çıkar” diyecek bir cesareti vardı. Cahiliyenin bütün değerlerini, kriterlerini, cahili güç anlayışını alt üst eden bir anlayış ve tavır vardı bize örnekolanlarda.

Bizlerin, fiziksel güce, ordulara, füzelere, ağır bombardıman uçaklarına, atom bombalarına değil, öncelikle Allah’ın yardımına ihtiyacımız var. “Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, O’ndan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler." (Ali İmran Suresi, 160)

Allah’a sonsuz tevekküle ihtiyacımız var, bizlerin dostu Allah’tır (Ali-İmran-68) Eğer biz Allah’ın dostluğunu kazanabilirsek, Yüce Allah bizlere, gereken bütün fiziksel gücü de vermeye kadirdir. “Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, herşeye güç yetirendir." (Ali İmran Suresi, 189)

Direniş bilincini kuşanmak,  günümüz dünyasında global şer odaklarına karşı tavır almak, cahili güç anlayışından uzaklaşmamızı sağlayacak en büyük etkendir. Bizi diri tutacak, aktif kılacak, cesaret verecek, mücadele azmimizi güçlendirecek en büyük tercihimiz, olmakta olan her şeyin Allah’ın bilgisi dahilin de olduğunu kavramak, bütün olanları Müslümanların bir imtihanı olarak görmektir.

Ebrehenin ordusunu gagasında ki taşlarla bozguna uğratan kuşların Rabbi, daha vahiy yeni gelmeye başladığında Müslümanlara doğunun ve batının anahtarlarını vadeden Peygamberin(sav) Rabbi, Hz. İbrahim’i yakmayan ateşin Rabbi, Hz. Musa’ya  Yarılıp yol açan Kızıl Denizin Rabbi, yüzlerce yıl uyutup tekrar uyandırdığı Ashab-ı Kehf’in Rabbi, ateşten hendeklerde yanmalarına karşı imanlarından dönmeyecek metaneti verdiği Asha-ı Uhdud’un Rabbi, bizimde Rabbimiz.

Bütün gücü elinde bulunduran Yüce Allah(c.c.), hiçbir cahili güçten korkmadan sadece kendisinden korkmamızı (Nahl-51) emretmekte, cahili güç anlayışından bütünüyle kurtulmamızı istemektedir. Bugün dünya çapınca cihad eden Müslüman kardeşlerimiz, cahiliyenin ne kadar teknolojik silahlara sahip olsa da, üzerlerine bomba yağdırsa da, tankı ile, topu ile orduları ile Müslümanların üzerine yürüse de, aslında bir iğnelik balon olduklarını cümle aleme göstermişlerdir.

Kafasındaki cahili güç anlayışını yıkmış, modern silahlar ve teknolojiye karşı Yüce Allah’a tevekkülle elinde var olanla savaşan bütün mücahitlere selam olsun. Onlar ki, emperyalist sömürgecilere karşı nasıl mücadele edeceğinin hesaplarını yapıp duran, yapacakları dururken, yapabileceklerini konuşan, bu konu üzerinde saatler günler, haftalar harcayan biz Müslümanlara örneklik teşkil etmekte, namazda kaldırdıkları şehadet parmaklarını cahiliyenin gözüne sokmaktadırlar.

Selam olsun Çeçenistan’a, Afganistan’a, Gazze’ye ve daha adını bilmediğimiz yerlerde üzerlerine binlerce plan yapılıp tonlarca bomba yağdırılan İslam Topraklarının şehadet erlerine, onlar ki, sömürgeci cahiliyenin gücünün bir hiç olduğunu, asıl güç ve izzetin Allah’a ait olduğunu pratik olarak hem dünya Müslümanlarına hem de emperyalistlere göstermiştir. Yeryüzünün global cahiliye mensupları, Müslümanlar üzerine tuzaklar kurarken, Allah’ta(c.c.) kafirlerin üzerine tuzaklar kurmaktadır.(Enfal-30) Şeytan bizleri kendi dostlarından korkutmak istiyor oysa Allah(c.c.), şeytanın dostlarından değil yalnızca kendisinden korkmamızı istiyor ve “Eğer mü’minler iseniz” diyor.(Ali İmran-175).

Bizler Müslümanlarız ve yalnızca Yüce Allah’tan korkarız, cahiliyenin teknolojik gücü ne olursa olsun.

"Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara Suresi, 250)


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Yakup Döğer
23.07.2014 01:54
Eyvallah
Eyvallah Hüseyin abi.

Eğer Müslümanlar,rızıkla ilgili endişelerini bir gün halladebilirse, Rezzakla olan problemini dolayısı ile Allah ile olan sorununuda halledecektir.

Müslümanlar bir gün, Allahtan geldik ve ona döneceğiz sözünü kalplerinin tam ortasına yazabilirlerse ölümle ilgili sorunuda halledeceklerdir.

Dediğin gibi abim,ölümden ve rızıktan ve bunlardan neşet korkulardan berii olduğumuzda,(daha çok fırın ekmek yememiz gerekiyor bunuda bilelimde) kim tutar bizi be abim.
Hüseyin Alan
21.07.2014 14:17
KORKU ÜZERİNE
Bilinir ki insanoğlu gerçekte iki şeyden korkar: "açlık ve ölüm"

Açlık zillet halidir. Başkalarına muhtaç olma, aşağılanmadır. Horlanma, suçlanma, dışlanmadır. Hele sorumluluk taşıyan veli, vasilik varsa.

Yaratılış gereği hiç bir insan düşmek istemez bu duruma. İnsan bu nedenle, bu duruma düşmemek için satar dinini de, namusunu da. Değerlerini de. Korku budur.

Dini matematiksel bilim eşliğinde düşünüp soyutlamazsak şayet empati yaparak anlayacağımız bir durumdur bu. Onaylamasak da...

Ölüm, hülyaların sonudur. Dünya hayatındaki nefes almak gibi, gün gibi, güneş gibi, sen ben gibi hakikat ne idiyse yeniden dirilişin ve hesaba çekilmenin de hakikat olduğunun görülmesi, yaşanmasıdır.

İnsanoğlu oyun ve eğlenceyle, mal ve evlat yarışıyla, statü ve güç arayışıyla geçirdiği dünya hayatından ölümle ayrılır. Oysa gitmek istemez buradan. çünkü rab ve ilahlık etmiştir burada. Hesaba çekilmeyi reddetmiştir.

Korkar ölümden insan, dizlerinin bağı çözülür. Geri dönmek isteği, süre talebi kabul edilmez. İnkar ettiği, yalanladığı gün gelip çatmıştır çünkü...

Kureyş süresini hatırlayalım mı? Allah bu iki korkudan bahsediyor, korkuları onaylıyor ama bunların çaresini de gösteriyor:

Rezzak benim diyor, ölümü ben taktir ederim diyor.

O halde ne gam? Allah'a güvenen bir kul için korkulacak ne kaldı? Seni aç bırakırım diyen işveren, valiler mi? Ya da seni asar keserim diyen liderler, yöneticiler mi?

Açlıktan ve ölümden korkmayan insanı kim tutar, nasıl tutar? Bu insana kim gelip gelebili
Kemal Songür
16.07.2014 03:21
selam ile -5-

Sığınmamız gereken Allah'ın emirlerini ve biz kullarına gösterdiği hayatın/imtihanın gerçekliğine dönük yürümemiz gereken yolları adımlamadan, yani üzerimize düşeni yapmadan Rahman'ın yardımını celbedemeyeceğimizi bilmeliyiz. Cahiller, gücü zulmetmek için ister, müslüman yüreklerde zulmü gidermek için ister ve istemelidir ve de buna ulaşmak için meşru yolları sonuna kadar kullanmalıdır. İlim (dini ve maddi ayrımına-ayrıştırmasına girmeden), iletişim, ekonomi, siyaset bilinci (politika değil), teknolojik edinim, edebiyat, sanat, tarih bilinci, kısaca gücü her ne temsil ediyorsa meşruiyet sınırları içinde kuşanmak durumundayız. Gazzeli kardeşlerimizin caydırıcı gücü olsaydı alçaklar sürüsü siyonistler bu kadar pervasızca saldırabilirlermiydi. Onlar, ellerinden geleni yürekleriyle yapmakta ve onurlarıyla savaşmaktadırlar. Tekraren kalemine sağlık Yakup kardeşim.
Kemal Songür
16.07.2014 03:20
selam ile -4-


Mutlak gücü Allah'a hasretmek ve O'na dayanmak, müslümanca girişilen mücadelenin sonunda ''görece yenilgiler dahi olsa'' zaferin ve de kazancın müslümana ait olduğuna iman etmek müslüman kalabilmemizin şartıdır. Yine, Allah'ın verdiği akılla ve emrettiği cehdi göstererek, düşmanı caydıracak (8/60) gücü/kuvveti temsil eden her ne varsa meşru sınırlar içinde edinmek de müslümanca akledişin ve amelin gereğidir. Kaderci-cebirci bir anlayışla bütün faturayı ''hâşâ'' ALLAH'A kesmek, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızın olumsuz sonuçlarının izalesi için ''Allah'a sığınma'' yüzsüzlüğünü göstermek, kısaca tembelliğimizin, miskinliğimizin olumsuz sonuçlarını giderebilmek için vahyin gölgesinde bir akledişle sorgulamadan vahyin sahibine sığınmak ''sığınmak'' değildir, bilakis sünnetullahı gözardı etmektir.
Kemal Songür
16.07.2014 03:19
selam ile -3-
Gelelim biz müslümanlara; Karıncayı dahi ezmekden beri olan ve adaletle hükmetmek için Rabbinden mülk/güç bağışlamasını dileyen Hz. Süleyman'ın arzusunu bize haber veren şu ayet; ''Rabbim beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye ulaşmayacak (nasib olmayacak) bir mülkü bana bağışla-armağan et. Şüphesiz ki Vehhab (karşılıksız bağışlayan, lutfeden) Sen'sin. (38-Sâd 35)'' ve yukarıda hatırlattığım ayetler eşliğinde güç mefhumunu değerlendirirsek meseleyi daha doğru anlarız diye düşünüyorum. İmtihanımızın gerçekleştiği alan bu dünya hayatıdır ve bu dünyayı zalimlerin at oynatmasına terk eden ya da rıza gösteren bir anlayış vahyin şiddetle reddettiği ve yazıklar olsun diye kınadığı anlayışlardır. Bir de ''sen ve rabbin gidin onlarla savaşın'' (5/24) diyen miskin/aciz/korkak israiloğulları tasavvurunu da hatırlayalım.
Kemal Songür
16.07.2014 03:17
selam ile -2-

Cahiller, gücü sınırsız/sorumsuz bir hayatı yaşamak için, hegemonik dürtülerini/hazlarını ihya! etme kaygısıyla güç edinerek sömürebilmek için ve buna engel olanları da zulmederek engellemek ister, yani bir güç tapıcılığıdır ve gücün iktidarı onlar için hayatidir. Tabi ki bunu elde etmek için hiçbir sınır/kural tanımazlar. Ayrıca, kendilerine bahşedilen aklı hevalarına amade ederek çalışırlar ve bu çalışmalarının karşılığını da (dünyada) alırlar. İmtihanın ve Rahman tarafından süre/mühlet verilmesinin hikmeti buradadır zaten. Müstekbirler/tağutlar/zalimler ve de cahiller için durum budur.
Kemal Songür
16.07.2014 03:16
selam ile -1-
Değerli Yakup kardeşim yüreğine sağlık, senin de katılacağını umduğum birkaç ilavem olacak.
''O, murdarlığı (pis iğrençliği) aklını kullanmayanların üzerine verir. (10-Yunus 100)''
''Gerçekten insan için çalıştığından (kendi çabasından) başkası yoktur. (53-Necm 39)''
''Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve bağlanıp-beslenen atlar hazırlayın. Bununla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah'ın bildiği daha başkalarını korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz (ne harcarsanız) size eksiksiz ödenir ve siz haksızlığa uğratılmazsınız. (8-Enfâl 60)''
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat