Algı Koçları


Yakup DÖĞER, Algı Koçları

Yakup DÖĞER


A+ |Normal |A-


Modern hayatın her şeyi parçaladığı, yeniden tanımladığı, kendi paradigmasına göre varlık alemini yeniden tanımladığını ve bildiğimiz bütün doğruların içini boşaltarak kendi hayat anlayışına göre doldurduğunu bilmekteyiz.

Cemaat anlayışını sivil topluma, sivil toplumu oluşturan insanları bireye dönüştürüp hayatı ortasından ikiye bölerek sivil alan-kamusal alan olarak yeniden dizayn etmiştir. Her iki alan içinde yeniden ilkeler üreterek, ikisini birbirinden bağımsız bir hale getirmiş, aynı insan iki alanda iki farklı kimlikle davranmak zorunda kalarak iki kimlikli (iki yüzlü) bir yapıya bürünmüştür.

Bir bütünün parçalanması sonucunda yalnız ve kimsesiz kalan insanın ihtiyaçları, önemsedikleri, önceledikleri, hobileri, izlediği tv dizileri, yemek tarifleri, okumaları, sporu ve daha onlarcası da, yine modern anlayışın ortaya çıkardığı yaşam koçları tarafından belirlenir olmuştur. Dinin direktiflerinden kopan ve muallakta kalan şaşkın insanın imdadına(!), kendisini bu çıkmaza sokan modernizm yetişmiştir(!) ve hayatın pratik yüzüne dair ne yapılacaksa yaşam koçları müdahale etmiştir. Yaşam koçları, seküler düşüncenin ilkeleri doğrultusunda insanın nasıl başarılı olacağını, nasıl mutlu olacağını, nasıl çok kazanacağını, nasıl sağlıklı kalacağını, nelerle besleneceğini, neleri yemesi gerektiğini, nelerden uzak duracağını, yoganın ve meditasyonun("kişinin iç huzuru, sükûnet, değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına olanak veren, zihnini denetleme teknikleri ve deneyimleri) nasıl yapılacağını ve daha aklımıza gelebilecek, insanın ahretle bağını koparan bütün telkinleri ve yöntemleri yalnız olan insana sunmaktadır.

İlerleyen zaman da gördük ki, insanın hayatına sadece yaşam koçları girmekle kalmadı, neredeyse her dalın bir koçu ortaya çıkmaya başladı, spor için ayrı, yemek tarifleri için, futbol için ayrı, insanın nefsini şımartanlar ayrı olarak, boşluk olan her noktaya birer koç girdi ve dünyevileşme yolunda insanı ateş çukurunun kenarına var gücüyle itmeye başladı.

Yeni koçlardan biri de, algı koçları olarak ortaya çıktı. Algı koçlarının görevi bireysel olarak insanları yönlendirmenin çok ötesinde rol aldılar. Onların görevi topluma kendi istedikleri bilgiyi ve bu bilgi doğrultusunda oluşması gereken algıyı sunmak, toplumu ikna etmekti. Özellikle son yirmi yılda bu konuda çok başarılı olduklarını söyleyebiliriz.

Emperyalistler, önce kendi amaçlarına uygun bir sömürü projesi oluşturarak plan yapıyor ve bu planın uygulanması içinde, algı koçlarını devreye sokuyorlar. Bir ekip olarak çalışan algı koçları, aydın kesimden, yazarlardan, yorumculardan, medyadan oluşan kalabalık bir ordunun ahenkle çalışan birer parçası olarak rollerini icra ediyorlar.

Artık, algı koçlarının piyasaya sunduğu bilgiler, değerlendirmeler, analizler, yorumlar, haberler tolumun düşüncesini, kanaatini, tavrını ve tarafını belirleyerek Müslümanların bile ilkeleri bazında düşünmesinin, değerlendirmesinin önüne geçmeyi başarmıştır. Algı koçlarının sevdikleri sevilir, kınadıkları nefret edilir, söyledikleri doğru kabul edilir olmuştur. Önce zihinlerde oluşturulan kargaşa, düşüncelere, ardından söze, kaleme ve satırlara yansıyarak, kurgulanan ve oynanan kirli bir oyunun farkında olmadan aktif destekçisi olunarak biçilen rolün jönü olunmuştur.

Algı koçlarının olağan üstü bir gayretle çalıştıklarını ve bütün ümmeti nasıl da etkilediklerini hepimiz bütün açıklığıyla görmekteyiz. Yaptıkları propaganda çalışmaları, bireyden topluma, toplumdan devletlere insanları nasıl yönlendirdikleri, istedikleri sonucu nasıl elde ettikleri gözlerimizin önünde cereyan etmektedir.

Bakış açısını yitiren toplumlar, ideallerinin peşinden koşmayı bırakanlardır. Kendine has yaşam tarzının gözlüğü ile hayata ve olaylara bakmayı bırakanlar, düşmanım dediklerinin algı operasyonlarına yenik düşerler; farkında olarak ya da olmayarak.

İslam Coğrafyasında gelişen son dönem olayları, olağan üstü gelişmelerdir. Tarihin tekerrür ettiğini ifade edenlerin yanıldığı yerler vardır. İki yüz yıl ya da beş yüz yıl önce olan hadiseler Müslümanların kendi içinde olan hadiselerdi ve bir şekilde kendi aralarında çözüyorlardı. Meydana gelen olayları gavurların lehine yönlendirecek çok fazla etken ya da günümüz tabiriyle algı koçları yoktu. Günümüzde ise Müslüman iki insanın arasındaki problemi bile yönlendirecek algı koçları vardır, üzerlerine vazife olmasa da olaylara dışarıdan müdahale etmektedirler.

Müslümanlar kendi içlerindeki sorunları kendi aralarında konuşmalıdır, çözüme dair çalışmaları, tartışmaları kendi içlerinde olmalıdır. Gavurları sevindirecek eleştirilerden, yazılardan makalelerden, yorumlardan uzak durmalı, Müslümanları medyada, internette, bütün dünyanın gözü önünde alenen eleştirmemelidir.

Biz Müslüman insanlarız, bir birimizin hatalarını ve kusurlarını kendi aramızda düzeltmek, kardeşlerimizin olumsuzluklarını örtmekle mükellefiz. Bu dünyada bir kardeşinin kusurunu örtenin, Allah’ta(c.c.) ahrette kusurlarını örtecektir. Tabi bu bir birimizi eleştirmeyeceğiz, birbirimize hatalarımızı söylemeyeceğiz anlamına gelmemektedir. Sadece kendi aramızda ki sorunları kendimiz çözelim demektir. Öyle inanıyorum ki bunu yakaladığımızda, bizim düşmanımız olanlar bizim sırlarımızı da, zaaflarımızı da, eksikliklerimizi de, sorunlarımızı da, korkularımızı da hiçbir zaman öğrenemeyeceklerdir. Bilmedikleri bir yapıyı çözmeleri de mümkün olmayacaktır.

İskender Ele geçirdiğim topraklarda yaşayanları kontrol altında tutabilmek için neler yapmalıyım? Diye Aristo’ya fikrini sorar. Aristo’da ona şöyle der:

       "İnsanların arasına nifak tohumu ekeceksin, birbirleriyle savaşınca hakem olarak kendini kabul ettireceksin, ama anlaşmaya giden bütün yolları da tıkayacaksın.”

Yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce yaşamış bir filozofun tavsiye ettiği yöntem, günümüz emperyalistlerinin kitleleri yönetmek için harfiyen uyguladığı yöntemdir. Gavurlar tarafından modern anlayışın ürettiği algı koçları da bu tavsiyenin uygulanmasında başat rol oynamaktadır.  

Ama ne yazık ki, bugün Müslümanlar bir birlerinin ipliğini pazara çıkarırcasına, hatalarını gündemleştirircesine adeta yarışmaktadır. Kardeşlerime tavsiyem, hatalarımızı, yanlışlarımızı, eksikliklerimizi, kusurlarımızı kendi iç dünyamızda çözelim. Zaten yerlerde sürünen karizmamızı daha da acınası hale getirmeyelim.

Allah resulü(s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah'u Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir.”


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Yakup Döğer
20.10.2014 23:41
Ve aleyküm selam
Haklısın Kemal abim.
Hataları alenen işleyenlerin alenen eleştirilmesinde mahsur yoktur.
İslam adına açıkça işlenen cürümlerin eleştirilmesi gerekmektedir.

Katkıların için Allah razı olsun.
Selam ve dua ile kalın.
Kemal Songür
20.10.2014 12:13
selam ile.
''algı koçları'' düşündüren bir başlık olmuş. Aristo'nun İskender'e verdiği tavsiyenin arkaplanı (28/4) Firavun'a daha doğrusu bütün Firavuni zihinlere dayanır. Çok eski ama işlevselliği her daim cari olan Firavuni stratejilerdir, algı koçluğu da öyledir.
Makalenin sonunda alıntıladığın hadis çokça tüyler ürperticidir, bu hadis kişisel ve deklare olunmayan hatalar, ayıplar, kusurlar içindir, düşüncelerini/inançlarını ve eylemlerini kendi iradeleriyle deklare eden ve de müslümanları yönlendirenlerin/etkileyenlerin yanlışlarını usulünce dile getirmek bu hadisin kapsama alanının dışındadır.
Örneğin; Işid'in söylem ve pratiklerini ve de ''islam adına!'' işlediği cürümleri dillendirmek ve bu cürümlerden beraatimizi ilan etmek, sufizmin sahih din tasavvurunu dinamitlemesini, omurgasız/eklektik yaklaşımların tevhid dinine yamadığı iftiralardan beri olduğumuzu haykırmak, tekfirciliğin ümmet için bir bela olduğunu ve emperyalistler tarafından çokça kullanışlı bir araç olduğunu söylemek zorunluluğu vardır. Tabi bütün bunların önüne/öncesine lanet olası batı zihnini/hegemonyasını ve fasılasız fitne ve zulümlerini büyük harflerle dillendirerek başlamamız gerekmektedir.
Yüreğine sağlık Yakup kardeşim, selam ve dua ile.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat