Tiranların Çıkarlarına Hizmet Eden Sözcükler-Tanımlar


Tiranların Çıkarlarına Hizmet Eden Sözcükler-Tanımlar

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 27 Temmuz 2015 Pazartesi 00:23


İnsan hakları, özgürlük, demokrasi gibi tanımlar daha çok zamanın tiranlarının, tiranlıklarının çıkarları doğrultusunda kullanılıyor. Bütün bu tanımları meşruiyet kaynağı olarak ilahi/ahlaki yasaların/değerlerin reddini/inkârını esas alıyor. Böylece, modern insan, her tür otoriteden, her tür bağdan, her tür değerden bağımsız hale getiriliyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
Atasoy Müftüoğlu, Zamanın Tiranlarının Çıkarlarına Hizmet Eden Sözcüklere ve Tanımlara değiniyor.

Modern-seküler zamanlar güç felsefesinin ve güç ihtiraslarının tayin edici olduğu, ahlaksız zamanlardır. Bu felsefe ve bu felsefeye dayalı ihtiraslar ancak yıkarak/yakarak, şiddeti/işkenceyi evrenselleştirerek amacına ulaşabiliyor. Burada, yalnızca, modern-seküler ve emperyal iradenin megalomanyaklığından söz edilebilir. Modern-seküler zamanlarda ekonomik yasalar geçersiz ve değersiz kılındı. Maddi başarı, ekonomik başarı büyük bir put haline getirildi. Bugünün dünyasında, ahlaki sorunlar, sorun olarak görülmüyor.

Avrupamerkezli bir kültür, pek çok yıkıcı sözcüğü, tanımı, klişeyi, sloganı, kavramı, modernlik etiketi adı altında dokunulmaz kılarak pazarlayabiliyor. Sözünü ettiğimiz yıkıcı sözcükler/tanımlar/normlar, ideolojik propaganda yoluyla evrenselleştirilebiliyor. Bu yıkıcı sözcükleri sorgulayanlar tarihinin kıyısına sürgün ediliyor. İnsan hakları, özgürlük, demokrasi gibi tanımlar daha çok zamanın tiranlarının, tiranlıklarının çıkarları doğrultusunda kullanılıyor. Bütün bu tanımları meşruiyet kaynağı olarak ilahi/ahlaki yasaların/değerlerin reddini/inkârını esas alıyor. Böylece, modern insan, her tür otoriteden, her tür bağdan, her tür değerden bağımsız hale getiriliyor.

Günümüzde, özellikle, İslam dünyası toplumlarında kültürel anlamda bir tiranlık uygulaması var. Ekonomik zenginliğin her derde deva olabileceği yolunda büyük bir yanılsama içerisindeyiz. Müslüman kadroların siyasal arayışları, mücadeleleri, çözümlemeleri, başarıları söz konusu olduğunda emperyal tiranlık hemen ideolojik savaş alanına geçiyor. Kolonyalist ideolojik yapılar, Müslüman kadroların, kolonyalist düşüncenin zihinsel-kültürel önerileri, yaklaşımları, tarzları doğrultusunda koşulsuz bir teslimiyet halinde olmalarını istiyor. Kültürel tiranlık her yerde, Türkiye’de de, Müslümanlara yönelik olarak sürekli bir kuşatma hali uyguluyor. İslam toplumlarında siyasal süreçler hep kesintiye uğruyor, uğratılabiliyor. Kimi zaman inişler çıkışlar, kimi zaman geri çekilmeler, kimi zaman beklenmedik adımlar, kimi zaman uzlaşmalar vb. yaşayarak pek çok deneyim biriktiriyoruz. Hamaset-romantizm temelinde temsil ettiğimiz bir gelenek sebebiyle, gözümüzün önünde cereyan eden apaçık gerçekleri görmüyoruz. Yaşadığımız pek çok trajik deneyime rağmen, kültürel iktidarın, entelektüel iktidarın, felsefi iktidarın önemini maalesef kavrayabilmiş değiliz. Akıldışı, idrakdışı parçalanmalar, karşıtlıklar ve rekabetler İslami bünyeyi savunmasız kılıyor. İslami bünye; bağnazlık, fanatizm, bencillik vb. nedenlerle, emperyalist dünyadan görmediği ölçüde büyük kötülükleri Müslümanlardan görüyor. Müslümanlar olarak hepimiz, çok tehlikeli tutarsızlıklar içerisinde bulunuyoruz.

Müslümanlar, seküler parametreler doğrultusunda konumlandırılmış, yönlendirilmiş olmaktan rahatsız değiller. Maddi hayatla manevi hayatı, tefekkür ve eylemi, düşünce ile pratiği, fikir ve hayatı, ilhamla deneyimi, ebediyet ve zaman bütünlüğünü, din ile siyaseti eksiksiz bir bütünlük içerisinde temsil eden İslam’ı, tek boyuta, tek yoruma indirgeyen bir yaklaşım kadar ilkel bir yaklaşım olamaz. Nostaljik bağlılıklarımız, ilgilerimiz sebebiyle, temel sorunlarımızı hiç konuşmadan hayatlarımızı duygusallıklar içerisinde tüketiyoruz.

Geleneksel/muhafazakâr toplumlar duygusal anlamda her tür yönlendirilmeye, manipülasyona açık oldukları için, zihinsel bir istikrarsızlık içerisindedir. İslam toplumları küreselleşmenin yeni bir ideoloji olduğunu, dünyanın bu ideoloji doğrultusunda biçimlendirildiğini, bu ideolojinin Avro-Amerikan çıkarlara hizmet ettiğini, küreselleştirici iradenin ürettiği seküler kültürün bütün toplumların, İslam toplumlarının da ortak malı haline geldiğini, bu ideoloji doğrultusunda toplumlarımızın siyasal ve kültürel kontrole tabi tutulduğunu görmüyor. Dünya nüfusunun yüzde 20’si küreselleşmenin nimetlerinden yararlanırken, geri kalan yüzde 80 gerçek sorunların farkında olmadan yaşıyor.

Günümüz dünyasında Müslüman varoluşlar yersiz yurtsuzlaştırılmış varoluşlara dönüştürülüyor. Küresel çapta etki-yankı uyandırabilecek zihinsel-kültürel-siyasal üretim yapamayan toplumlarımız, yerelliklere, mezhepçiliklere, tek boyutlu dünyalara, ucuz-bayağı karşıtlıklara kolaylıkla sürüklenerek çatıştırılabiliyor. Değerler dünyasında yoğun bir bunalım yaşanıyor. Manevi ilgiler/çabalar/yaklaşımlar sebebiyle, sosyal, toplumsal, siyasal ilgilere ve çabalara ihtiyaç duymuyoruz. Düşünme biçimlerimizi, inanma biçimlerimizi, tercihlerimizi gözden geçirmeye cesaret edebilmeliyiz. Her tür iktidarın, para'nın, makam ve mevkiinin büyüsüne kapıldığımızda, ihtiraslarımızın büyüsüne kapıldığımızda, ahlaki iklimden uzaklaştığımızı fark etmeliyiz. İhtiraslar, her tür ölçünün kaybı ile ilgilidir.  

Aziz İslam’ı dar görüşlü çerçevelere mahkûm etmek, zillete mahkûm olmakla sonuçlanmıştır. İslamî bünyenin karşı karşıya bulunduğu güçsüzlük, idraksizlik, basiretsizlik, parçalanmışlık, çatışma vb. durumu, bu duruma müdahale edebilecek bir otoriteden yoksunluk çok derin bir yozlaşmaya işaret eder. Bu yozlaşma, bilinç ve kültür alanlarını ısrarla ihmal eden bir gelenekle ilgilidir.  

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat