Tayyar Tercan ya da bir zulüm hikayesi


Tayyar Tercan ya da bir zulüm hikayesi

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 11 Nisan 2016 Pazartesi 19:06


Tayyar Tercan, 28 Şubat sürecinin sayısız mağdurundan yalnızca biri. O günlerde 20 yaşında olan Tercan, düğününün ertesi günü, hakkındaki soruşturmayı öğrenmek için gittiği emniyette gözaltına alındı.'1 günlük eşime 'birazdan gelirim' diyerek evden çıktı ama 9 yıl sonra döndü.

Küre Medya / Haber Merkezi
Cuntacıların 'post-modern darbe' dediği 28 Şubat sürecinde, dönemin yargıdaki aktörleri birçok hukuksuzluğa imza attı. Ankara'da bilişim şirketinde çalışan 20 yaşındaki Tayyar Tercan da bu hukuksuzlukların mağdurlarından biri. 8 Mayıs 1996'daki nikahından bir gün sonra polisin kendisini aradığı bilgisini alan ve Ankara Emniyeti Müdürlüğü'ne 'Hakkımdaki dosya neymiş' demeye giden Tercan, 9 yıl boyunca bir daha dışarı çıkamadı. Ankara Emniyeti'nin kendisini İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne teslim ettiğini ifade eden Tercan, burada tam 17 gün boyunca Filistin askısı ve elektrikle işkence gördüğünü anlattı. 'Bir günlük eşime 'Birazdan gelirim' dedim. 9 yıl eve dönemedim' diyen Tercan'a, işkence sırasında polisler 'Senin karını da getiririz buraya...' şeklinde tehditler de savurmuş.

'KARINI DA GETİRİRİZ...'

İBDA-C üyesi olmak ve 7-8 kere bombalı eylem yapmakla suçlanan Tayyar Tercan, yaşadığı zor günleri şu ifadelerle anlattı: 'İstanbul Emniyeti'nde elektriğinden Filistin askısına kadar 17 gün işkence gördüm. Adli Tıp'a giderken krem sürdüler; elektrik izlerinin, morlukların gitmesi için, omuzlarıma ve edep yerlerime... Çoğu doktor kayış atardı ama beni muayene eden doktor atmadı, 'fiili olarak 3 gün iş göremez' raporu verdi. Sorguda bana 'tek tabanca' diye isim uydurdular. Başka isim bulamayınca 'sen bu eylemleri tek başına yaptın, tek tabancasın' dediler. Hem işkence görüyorum hem de adam, 'Senin karını getiririm buraya, bilmem ne yaparım' diyor. Ne yapabilirsiniz? 20 yaşındaydım. 15 yıl geçti hâlâ sol omzumda Filistin askısından kalan rahatsızlık var. Emniyet ifadem, eşimi getirip bilmem ne yapmakla tehdit edilerek zorla imzalatılmış ifadedir. O aşağılık zihniyetin neler yapabileceğini bildiğim için imzalamayı kabul ettim.'

HİÇBİR DELİL BULUNAMADI

İşkence altında zorla imzalatılan ifadesi dışında bomba atma iddialarına ilişkin başka hiçbir delil olmadığını dile getiren 28 Şubat mağduru Tercan, şunları söyledi: 'Kendimden bir şüphem olmadığı için Ankara Emniyet'ine kendim gidip teslim oldum. Bomba eylemlerini doğru bulmayan bir insanım. Hakkımdaki 7-8 adet bombalama iddiası gözaltında 6'ya düştü. Savcılığa geldik, bunlardan bir tanesinin hiç yapılmadığını belgeleriyle ispat ettim, 5'e düştü. Bir tanesinin de ben ifademde ses bombası demişim. Resmi olarak daha komplike parça tesirli bir bombaymış, onu belgeledim. Bana kabul ettirilen bir 'suç paketi' idi. Mahkeme örgüt üyeliğinden 12,5 yıl ceza verdi. Eylemlerle ilgili hiçbir şey bulamadı ancak zorlaya zorlaya bu cezayı verebildi. DGM'de 'Bu eylemleri yaptığına dair kanaat hasıl olmamıştır' denildi. Dosya Yargıtay'a gitti ve Sabih Kanadoğlu faktörü burada devreye girdi...'

Kimse '28 Şubat bitti' demesin

Sabih Kanadoğlu'nun başkanlığını yaptığı Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin, yerel mahkemenin verdiği 12,5 yıl hapis kararını bozduğunu söyleyen Tayyar Tercan, 'Emniyet ifadesinin dışında aleyhime hiçbir delil olmamasına rağmen 'Her birinden ayrı ayrı ceza isteyin' dendi ve ceza 36 yıla çıkarıldı. Sonra da 29,5 yıla bağlandı. 9 yıl hapis yattım' dedi. 'Sabih Kanadoğlu öncüsüydü bu işlerin' diyen Tercan, şunları kaydetti: 'Darbe döneminin yargı kararları halen fiilen uygulanıyor. Kimse '28 Şubat süreci bitti' demesin. 28 Şubat'a 'darbe' diyeceksin ama o adamların verdiği kararlar aynen kalacak. Böyle şey olmaz. 28 Şubat dönemi kararlarının tekrar ele alınması lazım. Darbe sürecinde bu hukuksuzlukları yapanların kesinlikle yargılanması gerekir. Eşim 9 yıl yolumu gözledi. Yolda gelip giderken ailelerimiz tacizlere uğradı. Ben 20 yaşındaydım, o 19... 500-1000 kilometre uzaktan gelip, kapıda göstermemeler, taciz etmeler... Her şey yaşandı. İnsanların hafızası zayıf, çabuk unutuyorlar. Allah fırsat vermesin bu insanlara, çok zalim insanlar.'

Tayyar Tezcan için kara günler hala devam ediyor. Hakkında az yattığı için tekrar soruşturma açılması gündemde. Konu ile ilgili Karar Gazetesi'nden Hakan Albayrak ve Yeni Şafak Gazetasi'nden İsmail Kılıçarslan birer yazı yazdı.

İlgili yazılar Şöyle:
 
Hakan Albayrak / Düşün Artık Tayyar'ın Yakasından

Eski Türkiye’de işkenceyle alınan ifadeler yeterli delil sayılıp insanlar ağır hapis cezalarına mahkûm edilebiliyordu. Yeni Türkiye’de “İşkenceye sıfır tolerans” var; fakat geçmişten tevarüs edilen o türdeki mahkûmiyet kararları hâlâ muteber maalesef.

***

Yazar arkadaşımız Tayyar Tercan anlatıyor:

“1996 Mayıs ayının 8’inde Ankara Sincan Belediyesi’nde resmi nikahım kıyılarak evlendim. Bir gün sonra polis tarafından arandığımı duyarak normal bir vatandaşın yapacağını yapıp emniyete gittim ve ne olduysa kendi irademle emniyete gitmemle başladı. İBDA-C adlı örgütle alakalı olarak gözaltına alındığım söylenerek yakalanma tutanağı düzenlendi. Ankara’dan İstanbul’a sevk edildim. Günlerce askı, falaka, soğuk su, kaba dayak, elektrik, sapkın sadist fantazileriyle dolu ağır işkenceye maruz kaldım. Kabul etmemi istedikleri eylemleri kabul ettiremeyince eşimi getirip gözlerimin önünde tecavüz tehditleri sonucu önüme konan herşeyi kabul etmek zorunda kaldım. Bugün kırk yaşındayım  ve  aynı şeyi tekrar yaşasam başka yolumun olmadığını acı bir şekilde biliyorum. Önüme konulan her şeyi kabul ettim neticede. Önce dokuz eylemdi, sonra yedi eylem yaptın dediler. En son beşe düştü. Yakalama ve çözme primi için herşeyi yapacak polisler ve dönemin “İslami Terörist” avlama konjonktürü gereği Emniyet faslı bu şekilde geçti. Ve sorgulamamın hiç bir safhasında yanımda avukatım yoktu. O kadar yoğun işkence yapmışlardı ki, izleri silmek için sürdükleri kremler ve savcılığa çıkmadan önce bir iki gün hücrede tutulmama rağmen savcılığa çıkartılmadan önce götürüldüğüm Adli Tıp 3 günlük darp-iş göremez raporu verdi. Dosyamda resmi işkence raporu var. Savcılıktaki ifademde isnat edilen hiçbir suçlamayı kabul etmedim. İşkence ile alındığını savcıya söyledim fakat dikkate almadı ve ‘İşkence belgesini değerlendirmek sadece mahkemenin takdirinde. Bizim işimiz değil.’ diyerek tutuklama talebiyle hakime yolladı. Hakim de aynı şekilde bir tutumla isnat edilen eylemleri yaptığıma dair hiçbir belge olmamasına ragmen sadece polis ifadesine dayanarak ve işkence raporunu gözardı ederek ‘Mahkeme başlasın; evraklar gelir!’ deyip tutuklama kararı verdi…”

***

Yargı süreci devam ederken 28 Şubat darbesi gerçekleşti. O atmosferde, sadece ve sadece “Emniyette alınan ifadesi, yer gösterme tutanağı ve yazılı beyanı”na istinaden 29.5 sene hapis cezası verildi Tercan’a. İşkence raporunu ve avukat yokluğunu, Sabih Kanadoğlu’nun başını çektiği ilgili Yatgıtay Dairesi de mesele edinmedi.

Tercan’a isnat edilen bir suçun aslında hiç işlenmediği, başka bir suçun ise isnat edilen şekilde işlenmediği, yani soruşturma faslının tam bir fecaat olduğu daha yargı süreci devam ederken ortaya çıktı, fakat hakimler bunu da umursamadılar.

***

Tayyar Tercan yok yere 9 sene hapis yattı. 2005’de “uyum yasaları”na istinaden tahliye edildi. Şimdi ise “eksik yattığı” gerekçesiyle tekrar hapse atılmak isteniyor.

Yeniden yargılanmak için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne müracaat etti, fakat “yeni delil sunulmadığı” gerekçesiyle red cevabı aldı.

Yeni delil mi? Eski delillerin suyu mu çıktı? Adli Tıp Kurumu’nun verdiği işkence raporu var, sorguda avukatın bulunmadığı gerçeği var; daha ne delili istiyor bu mahkeme?

Bir şey daha var: Tercan, hakkındaki davadaki usulsüzlükler sabit görüldüğünden, 28 Şubat darbecilerinin yargılandığı davaya müşteki sıfatıyla katılabilmişti.

Bir taraftan “Evet, bu adam yanlış yargılandı” diye itirafta bulunuyor, öbür taraftan “Yeniden yargılanmasına gerek yok” diye kestirip atıyorlar! Bu nasıl bir adalet anlayışıdır Allah aşkına?

***

Tercan, aldığı ret cevabına bir üst mahkeme nezdinde itiraz etti.

Nihai karar için süre bu hafta doluyor.

Verilecek karar, sadece Tercan’ın akıbeti bakımından değil, bu ülkede işkencecilerin hükümranlığının devam edip etmediğini gösterecek olması bakımından da çok önemli.

İsmail Kılıçarslan / Tayyar Tercan ya da bir zulüm hikayesi

Gelin, bu zulüm hikayesini kahramanının ağzından, Tayyar Tercan'dan okuyalım:

8 Mayıs 1996 günü Sincan'da evlendim. Düğünümden bir gün sonra polis tarafından arandığımı duydum ve emniyete gittim. Karakolda bana İBDA-C adlı örgütle alakalı olarak gözaltına alındığım söylendi. Ankara emniyetinde geçen iki gün sonrasında İstanbul emniyet mensuplarına teslim edilip İstanbul'a getirildim. Burada sebebini bilmeksizin günlerce ağır fiziki işkenceye maruz kaldım.

Size günlerce süren askı, falaka, soğuk su, kaba dayak, elektrik, sapkın sadist fantezileriyle dolu işkence faslını teferruatıyla anlatabilirim. Fakat bu ülkenin meselelerine kafa yoran herkesin az veya çok bunları zaten biliyor olduğunu düşünerek girmeyeceğim.

Günler süren işkence sonrasında kabul etmemi istedikleri eylemleri kabul ettiremeyince eşimi getirip gözlerimin önünde tecavüzle tehdit ettiler. Elbette önüme konan her şeyi kabul ettim, her kağıdı imzaladım. Bugün kırk yaşındayım ve aynı şeyi tekrar yaşasam başka yolumun olmadığını acı bir şekilde biliyorum...

Önce dokuz eylem yıkıldı üzerime. Sonra 'yedi eylem yaptın' dediler. En son beşe düştü. Yakalama ve çözme primi için her şeyi yapacak polisler ve dönemin “İslami Terörist” avlama konjonktürü gereği emniyet faslı bu şekilde geçti. Ve sorgulamamın hiç bir safhasında yanımda avukatım yoktu.

O kadar yoğun işkence yapmışlardı ki, izleri silmek için sürdükleri kremler ve savcılığa çıkmadan önce bir iki gün hücrede tutulmama rağmen savcılığa çıkartılmadan önce götürüldüğüm Adli Tıp bana 'ağır darp raporu' verdi.

Elbette savcılık ifademde hiçbir suçlamayı kabul etmediğimi, bütün beyanlarımın işkence ile alındığını söyledim; ancak aldığım cevap 'o belgeyi değerlendirmek sadece mahkemenin takdirinde, bizim işimiz değil' oldu. İşkence raporuna rağmen hâkimin de kararında bir değişiklik olmadı ve tutuklandım.

Size mahkemeyi nasıl anlatsam bilmem ki? Yaptığımı düşündükleri eylemlerin hiçbirinin aslında hiçbir şekilde yapılmadığını resmi emniyet belgeleri ile ispat ettim. Ortada hiçbir delil olmadığını, bir tane bile şahidin beni herhangi bir eylem yaparken görmediğini beyan ettim. 32,5 yılla yargılandığım davanın tek delili bana işkence altında verdirilen ifadelerdi. Sonuç: 12,5 yıla mahkûm edildim.

Yargıtay 9. Dairesi ve elbette o dairenin haşmetli başkanı Sabih Kanadoğlu Yargıtay itirazımı reddetti. Üstüne, 'sadece örgüt üyeliği yetmez, her eylemden ayrı ayrı ve en üst sınırdan ceza almalı' diyerek dosyamı tekrar yerel mahkemeye yolladı. Sonuç: Cezam 29,5 yıla çıkarıldı.

9 yılın sonunda, 2005 yılında hapisten çıktım. Hatta süreçte, 28 Şubat darbecilerinin yargılandığı mahkemede müşteki olarak yer aldım.

Fakat ne oldu biliyor musunuz? 'Uyarlama davası' adı altında dosyam yeniden ele alındı ve yeniden hapis cezası aldım.

Doğru duydunuz. 28 Şubat darbecileri değil, ben ceza aldım.

Tam 3 yıl oldu ceza verileli. Ve ben 3 yıldır hakkımdaki cezadan dolayı yurtdışında, ailemden ve çocuklarımdan uzakta firari olarak yaşıyorum.

Uzun uğraşlar ve beklemeler sonunda yeniden yargılanmak için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurdum, fakat oradan da aldığım cevap 'yeni delil olmadığı için yeniden yargılanmanın reddine' şeklinde oldu. Yahu zaten delili olmayan, işkence altında alınan ifadelerimden oluşan bir ceza verilmişti bana. Kaldı ki benim durumumla ilgili çok sayıda emsal karar vardı. Kaldı ki elimde 'işkencenin delili' vardı yahu. Daha ne olsun?

Şimdi son bir umudum kaldı. Bir üst mahkemeye itiraz ettik. Ve o mahkeme birkaç gün içerisinde kararını verecek. Bu mahkemenin kararına göre ya yirmi yıldır kesintisiz olarak gördüğüm 28 Şubat zulmü son bulacak ya da 28 Şubatçılar hayatımı karartmaya devam edecekler.

Evet. Tayyar Tercan'ın anlattıkları böyle… Bir 28 Şubat mağduru, hala 'hayatını kurtarmak için' didinip duruyor.

Bense birkaç soru sormak istiyorum izninizle.

Hani 28 Şubat süreci bitmişti? Devletin verdiği resmi işkence raporu ortada olmasına rağmen savcılarımız niçin bu konuda harekete geçmez? Resmi işkence raporunun değerlendirilmesi niçin hakimlerin takdirine bırakılır? Bu raporu yok sayan hakimler ve savcılar konusunda niçin gereği yapılmaz?

En önemli soru ise Tayyar Tercan'ın kendisinden gelsin: '28 Şubat darbe hukukunun verdiği kararlarla hayatları heder edilen insanlara yapılan zulüm bir gün biter mi?'

Efendiler. Ya bu işin gereğini yapın ya da artık lütfen '28 Şubat tarih oldu' diyerek bizim duygularımızla oynamayın. Yazıktır.

Yukarı Dön

İlgili Videolar






Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat