Sünnet ve Hadis Tasavvurumuz


Sünnet ve Hadis Tasavvurumuz

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 10 Kasım 2015 Salı 17:00


İzmir Özgün-Der'de yapılan "Sünnet ve Hadis Tasavvurum" konulu sunumun tam metni

Küre Medya / Haber Merkezi
SÜNNET VE HADİS TASAVVURUMUZ
    
Sünnet: sözlükte; alışılmış yol, izlenen örnek, takip edilen davranış şekli ve adet şeklinde tanımlanmıştır. Araplar; mecrasında akan suyu ifade ederlerken "su yatağında akıyor/senne'l-mâ'u" ibaresini kullanırlar. Sünnetin genel kullanımı; "iyi bir yol çizdi/senne sünneten haseneten" ve "onun sünnetine sarıldı/istenne bi sünnetihi" gibi.
 
    Sünnet lügatte; "iyi ya da kötü" yoldur, "Gerçek şu ki, sizden önce nice sünnetler gelip-geçmiştir. Bundan dolayı yeryüzünde gezip-dolaşın da yalanlayanların sonu (akıbeti) nasıl oldu bir görün." (3/137) ayetinde olduğu gibi kötü yol/sünnet olabileceği.
 
   Allah'ın sünneti/sünnetullah ise; bazan hikmetinin tecelli biçimini, bazan da O'na itaat şeklini ifade etmek için kullanılır. "(Bu,) Daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın." (33/62) Sünnetullah; kevni ve toplumsal yasalardır, 13/11 ayeti toplumsal yasaya örnektir.
 
    Istılahı anlamı ise; rasulullah'ın sünneti, O'nun davranışları ve sahabenin izleyerek hayatlarına taşıdıkları/yansıttıkları hareket/fiilleridir. Bu tip sünnet sahabe kanalından ya ameli/yaşayan pratik ya da "şu sünnet'tendir" v.b gibi ifadelerde kendini gösteren haber verme (ihbar) yoluyla öğrenilir. Bilahere Muhaddisler, Rasulün sözlerini tanımlamak için "hadis=sünnet" terimini kullanmışlardır. Muhaddisler; Rasul'e fiil, söz, ve uygun görme (tagrir) olarak isnad edilen herşey için genelde sünnet ifadelerini kullanmışlardır.
 
    Sünnet: Kur'an'ı rasulün şahsında etekemiğe bürünmesi/pratize edilerek hayata yansıtılılarak örneklendirilmesidir. Ahlak; bilmenin değil yapmanın/davranışın karşılığıdır kabulünden hareketle; Hz. Aişe'ye "rasulullah'ın ahlakı" nasıldı(r) şeklinde gelen soruya karşılık "siz Kur'an okumuyor musunuz?" ya da "O'nun ahlakı/davranışı Kur'an'dır" diyerek cevap vermesi "sünnet" tanımını özetlemektedir.
 
    Hadis: Peygamberin söylediğini söyleyenlerin sözüdür denilebilir. Çünkü hadislerin Rasule nisbetinde kat'iyetlikten ziyade zannilik sözkonusudur. Yaşadığımız zaman diliminden geriye dönük hadis değerlendirmesinin en doğru yolu hadislerin Kur'an'nın süzgeçinden geçirilerek yaklaşılmasıdır.
 
   Hadis kritiği: Kur'an'a ve onu önceleyen ilme, aklıselime, tarihi gerçeklere, fıtrata ters düşmemesi ve bu eleklerin işletilmesidir. Zira, meşhur hadis kitaplarında Hz. Aişe'nin peygamber ile altı yaşında nikahlandığı ve dokuz yaşında zifafa girdiği, başka anlatılarda yedi-sekiz yaşında iken evlendiği rivayetlerinin kabulü halinde problemlerin çıkacağı tartışmadan varestedir. Hâşâ hem rasulü sübyancı konumuna düşürmek hem de vahyin tanımladığı rasul portresine gölge düşürmek hem de tarihi gerçeklerin ışığında Hz. Aişe'nin evlenme yaşının 18-19 olduğu gerçeğine kör-sağır olmak ve dahi rasulün yirmibeş yaşında iken kırk yaşındaki dul kalmış Hz Hatice ile evlenip onun vefatına kadar başka bir kadınla evlenmemesi ve sonrasında yaptığı evliliklerin siyasi/sosyal ve davete mebni olduğu gerçeğini perdelemek olacaktır. Yani, bütün eleklerden geçemeyen bu nevi hadisleri salt meşhurlarda geçiyor diye kabullenilmesi asla doğru olmayacaktır.  
 
   Sünnet; ya kitap/Kur'an için bir açıklamadır ya da bir fazlalıktır. eğer açıklama ise derece itibariyle açıklanan/kitaptan sonra gelir, zira; açıklananın yokluğu açıklamanın yokluğunu gerektirir, buna mukabil açıklamanın yokluğu açıklananın yokluğunu gerektirmez. Durum böyle olunca açıklananın açıklamaya tercih edilmesi zorunluluk arzeder. Eğer açıklama değil de Kitap'ta olmayan bir fazlalık ise, ancak kitapta bulunmamak ya da muarız olmamak kaydıyla nazari itibara alınır. Her halukârda Kitab'ın önceliği tartışılamaz bir hakikattir. Çünkü, Kitap/Kur'an katiyet ifade eder, sünnet ise zannidir. Kitap hem varlığı hem bütünlüğü hem de tafsilatı itibariyle korunmuş olduğundan katiyet ifade eder, sünnetin varlığı söz konusu olmasına rağmen hem tafsilatı yönüyle hem de korunmuşluğu olmadığından dolayı katiyet ifade etmez. Katiyet ifade eden kitabın,  zanniliği olan sünnete göre öncelenmesi tartışmadan vareste olan bir hakikattir.
 
    Meşhur Mu'az hadisi bu gerçeği resmetmektedir: Rasulullah'ın "neyle hükmedeceksin" sorusuna Mu'az: Allah'ın kitabıyla" Rasul: "eğer kitapda bulamazsan?" Mu'az: "Allah Rasulünün sünnetiyle" Rasul (s): "eğer sünnette de bulamazsan?" Mu'az: "o zaman kendi reyimle içtihad ederim" demektedir. 
 
    Kur'an'dan sonraki gelecek başvuru kaynağımız ameli sünnet/as-sunnatu'l-ameliyya ve sonrasında da sözlü sünnet/assunnetu'l-gavliyya ve dahi en sonunda tagrir/uygun görme'dir.
   Eş-Şatibi: sünnet; Kur'an'i hükümlerin manalarının açıklık kazanmasında yardımcı olan bir tefsir ve şerh mesabesindedir der ve 16/44 ayetini hatırlatır. Sünnet, değer ve öncelik açısından asla Kur'an'la bir tutulamayacağını da ilave eder. Sünnetin Kur'an'a raci oluşu ve ona arzedilme zorunluluğu tartışılamaz. Rasul; vahyi, davranışlarıyla açıklayan ve yorumlayan bir tebliğci idi.
    Rasulullah'ın vahyi alıp ayniyle yansıtması yönüyle masumiyeti sözkonusu iken (53/3,4), dünyevi olanda yani vahyin belirlemediği ya da müdahale etmediği alanlarda yanılabileceği veya hata yapabileceği gerçeğidir. Hurmaların aşılanması hususundaki yanılgısı ve "siz dünyevi işleri daha iyi bilirsiniz" demesi, bedir savaşındaki tutulacak yer olarak belirlediği stratejisinden/ kararından vazgeçip ashabının kararına uyması, ifk hadisesindeki üzüntüsü ve bir müddet tereddütü, gerçeği ayetlerin inmesine kadar bilememesi, sahabenin kimi savaş taktiklerinde ya da siyasal konularda "bu vahiy midir yoksa sizin görüşünüz müdür" şeklinde sorabilmesi v.b.
 
     Hadislerin yazılımı: Rasul; benden Kur'an dışında birşey yazmayın, kim benden Kur'an dışında birşey yazmışsa imha etsin. (müslim, darimi, hanbel)
    Rasulullah'ın hadis yazımını yasaklamasının hikmetlerinden biri de fıkhi hükümlerin çoğalmasını istemeyişi olabilir, Rasulullah (s.a.v) bundan korkuyor ve fazla soru sorulmasından hoşlanmıyordu. MAİDE 101 AYETİNİ HATIRLAYINIZ.
 
    Hz. Ebu Bekir: Rasulullah'ın (s) rihletinden sonra sizler farklı farklı rivayetler naklediyorsunuz, bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmazlıklara düşeceklerdir. Allah rasulünden hiçbir şey nakletmeyin! sizden hadis rivayet etmek isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah'ın kitabı ortamızda, onun helalini helal kılın haramını da haram görün. (Zehebi)
 
    Hz. Ömer: Hadisler kendi zamanında çoğalmaya başlamış ve Ömer; kimin yanında yazılı hadis varsa getirsin demiş ve yakılmasını emretmiş. Hz Ömer'in hadis yazımını bırakmazlarsa sizi sürerim dediği Ebu Hureyre'yi tartaklamış  ve  Kabu'l ahbar'ı da süreceğini söylemiştir. Ebu Hureyre'nin naklettiği hadisler Hz Ömer'in vefatından sonra çoğalmaya başlamıştır
    Hz. Ali'nin minberden seslenerek; kimin yanında hadis nushası varsa onu yaksın dediği rivayet edilir.
 
     Güzide sahabeleri korkutan, Rasulullah'ın "kim hakkımda yalan söylerse ateştedir" sözüdür. Mahmud Ebu Reyye/Muhammedi sünnetin aydınlatılması kitabında şuna dikkat çekmektedir: "Buhari ve Müslim'i karıştıracak olursanız; bu ümmetin emini olarak anılan Ebu Ubeyde b Cerrah'tan bir hadis bile bulamazsınız"
 
    Hadisin yazım iznine dair haberlerden çok daha kuvvetli haberler yazılmamasına yönelik güçlü delillerdir. Hadis yazımına izin verilmesi hususunda en güçlü nakil Ebu Hureyre'den yapılmıştır, acaba neden!? Fakat sahabenin hadisleri tedvin etmeyişi iznin olmadığı delilini tartışmasız yükseltmektedir. Sahabenin yazdıklarının tabiuna ulaşmamasıda ayrı bir delildir. Bundan dolayı sahabenin yazmadan çok rivayet/sözlü aktarım ile yetinmesi ve daha çok ameli sünneti öne almasıdır.
 
    Hadis kritiğini gözardı eden ve hadislerle Kur'an'ı yarıştırmaya/aynileştirmeye çalışan zihinlerin ürettiği/naklettiği "Bana Kur'an ve O'nunla beraber bir benzeri verildi" gibi hadislerdir.
     Güzide ve Rasulün has yoldaşları olan sahabeler hadis rivayet etmekten çok korkuyor ve eksiltme veya fazlalıkta bulunma endişesiyle çok az nakilde bulunuyordu. Çok sık işitmedikleri hadisi nakletmiyorlardı. Bizzat Rasulullah'tan duyduklarını belirtmiyor ve "ALLAH RASULÜ BUYURDU Kİ" demiyorlardı. (İbn Kayyım)
 
     Hadislerin toplanması: Ömer bin Abdülaziz'in talimatıyla hicri birinci asrın sonlarına doğru tedvin/derleme-toplama-biraraya getirme işine girişilmiş ve sonraları da konularına göre tasnif edilmeye devam edilmiştir.
 
    Ömer İbnu Abdilaziz'in mektubuna açık bir şekilde aksetmemiş olsa bile, tedvine sevkeden ikinci mühim âmil, siyasî ve mezhebi ihtilaflar sebebiyle hadîs uydurma faaliyetlerinin artmasıdır. Bu hususu, Zührî (rahimehullah)'in şu sözleri tevsik ve teyîd eder:
 
"Eğer şark cihetinden gelen ve nezdimizde meçhul ve merdûd olan hadîsler olmasaydı, ne tek hadîs yazardım ne de yazılmasına izin verirdim." 
 
   Tedvin sırasında, sadece Resulullah (s.a.v)'a nisbet edilen rivayetler değil, sahabeden ve tâbiin'den rivayet edilen âsâr da bâzı muhaddislerce "sünnet" mefhumuna dâhil edilerek yazılmıştır.
    Tedvin faaliyetlerinin öncelikli hususiyeti, hadislerin, sünen, sahîh veya müsned gibi herhangi bir tasnif tarzında yazılmamış olmasıdır. Burada hadisleri yazıya geçirmek, yazı ile tesbit etmek esas alınmıştır, şu veya bu tarzda şu veya bu maksada uygun olması değil. Bu sebeple, merfiı, mevkut ve maktu rivayetler sahihi, haseni ve zayıfıyla birlikte iç içe, yan yana yazılmıştır. Bunların temyiz ve tanzimi sonraki asırda tebvib devrinde ele alınacaktır.
 
     Özetle: Hadislerin yaklaşık yüz yıl sonra başlanılan tedvini ve hicri 2, ve 3. asırda yapılan tasnifi (zaman aralığının fazla oluşu ve siyasi çekişmelere çeşni yapılabildiği gerçeği ve dahi mezhebi kaygı kaynaklı üretimlerin varoluşu, dahası mistisizm ve gaybi alanlara yönelik hoyratça kullanılışı) ve dahası sıhhat derceleri ile ilgili ihtilaflar bize şu gerçeği hatırlatmaktadır.
 
    1- Ameli sünnete yönelik hususlarda ihtilafın aza inmesi, namaz kılınışı ve hac menasikleri vb. İbadetlere yönelik rivayetlerde ve bunların sayısal olarak fazla kişiler tarafından aktarılması, yaşanılarak günümüze taşınılması gerçeğidir.
 
    2- Sözlü/gavli sünnetin aktarılmasında ihtilafların artması.
 
    3- Gayba dair haberler veren hadislerin tamamıyla sorunlu ve uydurma yoğunluklu olduğu, tefrikayı tetiklediği gerçeğidir.
 
    Allah'ın kitabı ile ilgili herkes söz söyleyip yazarken Rasulü bundan muaf tutmak demeye gelen bütünsel hadis inkarcılığını da reddediyoruz ve dahi Kur'an'a arz edilmeden ve onay almadan rivayetlerin tümünü süpürüp alan hadisçiliği/rivayet sultacılığını da reddediyoruz.
 
     Hadislerin vahye arzı zorunlu ve vahiy eleğinden geçirilerek kabulü kaçınılmazdır.
 
Hadis literatürüne kısa bir bakış:
     
***Kütübü tis'a/dokuz kitap:
1. Buhârî (ö. 256/869): el-Câmiu’s-sahîh. Asıl adı el-Câmiu’s-sahîhu’l-muhtasar min umûr-i Rasûlillâh (s.a) ve sünenihî ve eyyâmih şeklindedir.
2.Müslim (ö. 261/874): Sahîh. Eserin asıl adı el-Müsnedü’s-sahîh’tir.
3.Tirmizî (ö. 279/892): Sünen. el-Câmiu’s-sahîh adıyla da bilinir.
4. Ebû Dâvud (ö. 275/888): Sünen.
5. Nesâî (ö. 303/915), Sünen. Kitap, el-Müctebâ adıyla bilinir.
6. İbn Mâce (ö. 273/886): Sünen. Bu altı kitap Kütüb-i sitte adını alır.
7. Mâlik (ö. 179/795): Muvatta’.
8. Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855): Müsned. 
9. Dârimî (ö. 255/868): Sünen.
 
    Bunlar Ehl-i sünnetin kabul ettiği ve diğer mezheplerin farklı hadis kaynaklarına sahip olduğu gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır.
 
    BUHÂRÎ'NİN SAHİH'İ:
 
    Kısaca müellifine nisbet ederek Buhârî diye bilinen Câmi'u's-Sahîh'in tam adı: El-Câmi'u's-Sahîh el-Müsned min Hadîsi Resûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem ve Sünenihî ve Eyyâmihi'dir.
    Hocası İshak İbnu Râhuye'nin: "Biriniz sahîh hadîsleri müstakil muhtasar bir kitapta cemetse." tavsiyesi üzerine yola çıkan Buhârî, Sahîh'ini 16 yılda; 600 bin hadîsten seçerek vücuda getirmiştir. Firebrî'nin rivâyetine göre, herhangi bir hadîsi Sahîh'e dahil etmezden önce yıkanıp iki rekat namaz kılan Buhârî, Allah'a istihârede bulunup mânevî bir işâret aramış, ondan sonra hadîsin sıhhatine hükmetmiştir. "Bu şekilde sıhhati nazarında sübût bulmayan hiçbir hadîsi Sahih'e almadım." der. Es-Sahîh'in bu şartlar altında tebyîz'i Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kabr-i şerifleriyle, minberi arasında gerçekleşir.
 
     Buhari'nin 600000 hadisi elediği ve 16 yılda tekrarlarıyla birlikte 8-9 bine indirdiği aktarımı vardır. (ki bu günde 102 hadis yapar ve her hadisi yazmadan önce yıkandığı, iki rekat namaz kıldığı, hadis toplamak için anlatılagelen yolculukları ve titizliğiv.s).., 
 
    Sahîh-i Müslim: Kütüb-i sittenin ikincisi olup, içinde [7275] hadîs-i şerîf vardır. Bunları, bizzat kendisinin topladığı, 300 000 hadîs-i şerîf arasından seçmiştir.
 
    Ahmed bin Hanbel: Yaşadığı devir, yazılan hadîs-i şeriflerin toplandığı bir devirdi. Bu devirde yetişen meşhûr hadîs âlimlerinin en meşhûru Ahmed bin Hanbel’dir. Bütün hadîs-i şerifleri okudu, inceledi. Otuzbin hadîs-i şerîfi içine alan “Müsned” adlı eserini, 700 bin hadîs-i şerîf içinden seçerek yazmıştır. Rebî’ bin Süleymân, İmâm-ı Şafiî’nin şöyle buyurduğunu nakletmiştir.***
 
    Sahabenin büyükleri/güzideleri ve Rasulullah ile uzun yıllar arkadaşlık yapan yoldaşlarının rivayet ettikleri hadislerin sayısı ile, Rasulullah ile bir sene dokuz ay tanışlığı olan Ebu Hureyre'nin (ki Muaviyenin renkli sofralarında bulunmuş ve Muaviye/Şam "Allah vahyini üç kişiye emanet etti, ben, cebrail, muaviye" gibi faziletlerine yönelik uydurduğu hadislerle bilinen, Ka'bu'l Ahbar'ın gölgesinde/etkisinde kalan, ençok hadis rivayet eden/ya da alınan, şeyhül mazira lakabıyla anılan ve sonunda Muaviye'nin hediye ettiği köşkte ölen kişi olduğu aktarılmktadır)
 
    *Ebu Hureyre'den 5374 hadis nakledilmiş ve Buhari bunların 446'sını kitabına almıştır.
 
   Zeyt b Sabit: Buhari, sekiz hadisini rivayet etmiş, beş hadisi üzerinde de Müslim ile ittifak etmiş.
  Abdurrahman bin Avf: Buhari, dokuz hadisini rivayet etmiştir.
 
   Osman: Buhari, dokuz ve Müslim bir hadisini rivayet etmiştir.
 
    Selman el Farisi: Buhari dört, Müslim üç hadisini rivayet etmiştir.
 
    Ali b. Ebi Talip: Buhari ve Müslimde yirmi kadar hadisi vardır.
 
    Ömer b el-Hattab: İbni Hazm'ın kaydettiği elli kadar hadis nakledilmiştir.
 
    Ebu Bekir: en Nevevi "el tehzib" adlı eserinde şöyle der: Sıddık, Rasulden 142 hadis rivayet etmiştir. Buhari bunlardan yalnız 22'sini kitabına almıştır.* (Mahmud Ebu Reyye/Muhammedi Sünnetin aydınlatılması,sayfa 242)
 
   Sözün sonu: Bu aktarımlar bize şu gerçeği ifade eder; abartı, kutsama, yanılma, unutma, uydurma, kayırma, yönlendirme vesairenin  olduğu gerçeği ve bunun tek çözümünün bu günden geriye aktarılmış elimizde ne var ise Allah'ın kitabına arz ederek yararlanmaktır.
 
    Allah için cehd eden, ter döken ve halis niyetlerle mücadele eden bütün alimlerimizi/seleflerimizi hayırla yad ediyor ve onlardan yararlanmaya devam edilmesi gerektiğini ifade ediyor ve dahi yanılabileceklerini gözardı etmeden bütün aktarımların korunmuş/çelişkisiz olan Kur'an'a arzedilmesinin zorunluluğuna inanıyoruz.
      Kemal Songür 13/11/2015

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat