Subhanallah-Hüseyin Alan yazdı


Subhanallah-Hüseyin Alan yazdı

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 17 Haziran 2016 Cuma 02:44


İslam ikmal edilmiş son dindir, başından beri Allah’dan gelen tek dinin tamamlanmış son halidir dolayısıyla kendinden önce gelenlerden sahih olarak elde her ne var idiyse onlar Kuran’da tekrarlanmıştır.

Küre Medya / Haber Merkezi
Tevhid dini İslam’ın Müminleri en temelde sahih bir Allah anlayışına ve inancına sahiptir. Kalpte, gönülde, zihinde, hissiyatta ve düşüncede Allah’a iman ederek bir değişiklik yaşar, Allah’ın güvenlik alanına girer, onu veli edinir, başka bir insan tipi olurlar. İçte başlayan bu itminan, tasdik ve değişim dışarıya, fiiliyata, toplumsal alana ve ilişkilere salih amel olarak çıkar.

Hüseyin Alan'ın kaleminden, toplumsal yapılar ve Hz. Muhammed ne yaptı?

 İslam ikmal edilmiş son dindir, başından beri Allah’dan gelen tek dinin tamamlanmış son halidir dolayısıyla kendinden önce gelenlerden sahih olarak elde her ne var idiyse onlar Kuran’da tekrarlanmıştır.

 Duyarak, okuyarak, yaşayanlardan görerek ve doğrusunu bularak kendisinden dini anladığımız ve öğrendiğimiz son elçi Hz. Muhammed’e selam olsun, bize onun öğrettiği ve gösterdiği dini din edinmek, onun davasını destekleyenlerden olmak yakışır ki bu Kuran’ın sözüdür.   

 Tevhid dini İslam’ın Müminleri en temelde sahih bir Allah anlayışına ve inancına sahiptir. Kalpte, gönülde, zihinde, hissiyatta ve düşüncede Allah’a iman ederek bir değişiklik yaşar, Allah’ın güvenlik alanına girer, onu veli edinir, başka bir insan tipi olurlar. İçte başlayan bu itminan, tasdik ve değişim dışarıya, fiiliyata, toplumsal alana ve ilişkilere salih amel olarak çıkar.

 Salih amel, imani unsurların dünya hayatında, toplumda, doğada, çevrede, kentte, siyasette, ekonomide, mesleki hayatta, örgütlenmede, sanatta, mimaride, müzikte, evde, sokakta, işyerinde vs olduğu gibi kâr ve zarar hesabında, sevgi ve buğuzda, izzet ve alçaklıkta da hakim olmasıdır. Allah’ın bildirdiği ölçüler ve değerlerin üstün tutulması, uygulanmasıdır. Nuh(s)’un diliyle ‘bize gelen ayetler kavmimizle aramızı açtı’ çünkü gelen ölçü ve değerler, terkedilenleri uygulayanlarla doğal olarak ayrıştırır, farklılaştırır. Bizi onlara değil onları bize hasım kılar. 

 Tevhid en genel manada Allah’ı bir’lemektir. Allah’ı bir’lemek, sayısal olarak iki ya da üç değil de bir saymak değildir. İnançta ve pratikte Rablik ve İlahlıkta ona eş, ortak ve yardımcı koşmamak,  ebeveyn ve evlat isnat etmemektir. Ondan gelenleri doğrulamaktır. Dinde eksiltme yapmamaktır. Uluhiyet ve Rububiyetin Allah’a, ubudiyetin insana ait olduğunu bilmektir. Bu içsel olarak tasdik, his ve düşünce tarafında olduğu kadar, dışsal olarak vücut ile yapılan fiiliyatın toplumsal her alanda, işte ve ilişkide de sadece Allah’ın sözünü dinlemek, bildirdiği ölçülere uymaktır. Sadece ona itaat etmekte budur. İman edenler bu sebeple Allah’ı eksiklik ve acizlikten arındırır, onu yüceltir ve tenzih ederler: ‘Subhanallah.’

 İslam’ın Müminleri, diğer dinlerin ve ideolojilerin ‘Mümin’lerinden en temelde bu inançları nedeniyle, ardından da bu inanç unsurlarının toplumsal alandaki ilişki biçimlerinin ve  uyguladıkları değerler sisteminin farklılığı nedeniyle ayrışırlar. Böylece insanlar arasından ‘seçilmişlik’ vasfını kazanırlar.

 Her namazda tekrarladığı Fatiha suresinde ‘bizi dosdoğru yola ilet’ diyenler, ‘ancak sana itaat eder, ancak senden bekleriz’ diyerek Allah ile ahit tazeleyenlerdir. ‘Gazaba uğrayanlar’ ve ‘dalalette olanlar’la yollarının ayrışacağını taahhüt edenlerdir.

 TOPLUMSAL YAPILAR

İnsan kalabalıkları bir değer temelinde birlik olur, tarihsel referansa, geleneksel ya da rasyonel hukuka dayalı siyasi bir irade eliyle toplumsal bütünlüğünü sağlar. Rastgele bir kalabalık olmaktan çıkıp bir toplum olma bilinci ve hissi bu sayede oluşur. Toplumu bir yapan, aynı ideal üzerinde bütünleştiren ve ortak bir geleceği paylaştıran temel değer her ne ise, toplumsal işler de o değere referansla yürütülür. Bir toplumu toplum yapan değer klasik dönemde genelde kan bağı, inanç bağı, bir krala bağlılık iken çağdaş dönemde bu, ulus bağına dönüşmüştür. 

 Son elçi Hz. Muhammed’in zamanında insanlık toplumsal olarak iki genel kategoride biçimlenmiş, toplumsal işlerini de o kategorik değerler sistemine göre yapıyorlardı. İlki, ellerinde okudukları, işlerini görürken müracaat ettikleri ‘kutsal’ bir kitabı olmayan, kendilerine gelen kitap ve elçilerle aralarında uzunca bir zaman geçmiş, dolayısıyla hanif tevhid inancı bidat, hurafe ve şirk unsurlarıyla karışmış bir dini anlayış ve uygulama üzerinde olan ‘Müşrik toplum.’ Tarihsel referans ya da atalar yolu, kabile değer sistemine dayalı hukuk, toplumsal ideolojidir.

 Diğeri, ellerinde bir kutsal kitabı olduğu halde aralarından bir ruhban sınıfı çıkartmış, ayetleri ve kelimeleri değiştiren Ruhbanların anlayış ve yorumlarını ‘din’ bellemiş, onları ilahlar ve rabler edinmiş, Allah’a ebeveyn ve oğul isnat etmiş ‘Kitap ehli toplum.’ Bunların kültürel birikimi, geçmişe dair anlatacakları hikayeleri, geleceğe dönük öngörüleri vardır. Toplumsal ve siyasal işler o ‘kitabi’ değerlere göre yürütülür.  

 A-MÜŞRİK TOPLUM

Müşrik toplumun en temel niteliği, dünya hayatında Allah’a eş, yardımcı ve ortak isnat etmesidir. Bu inanışta Allah yücedir, soyuttur, maddi dünya işlerine karışmaz. O işleri tayin ettiği ortakları ve yardımcıları eliyle yürütür. Allah’ın yardımcıları ve ortakları yaşayan yöneticiler ve azizlerdir veya bunlardan ölenlerinin putları, simgeleri ve ilkeleridir. İnsanlara bunların özel oldukları, Rab katında onların sözlerinin geçerli olduğu anlatılmış, nesiller boyu insanlar da buna inanmıştır.

 Müşrik toplum dediğimiz insanlar grubunu bir arada tutan, toplumsal olarak bunları birlik yapan değer, kan ve soy bağıdır. Kavim değer sistemi atalar ve azizler inancıyla birlikte toplumsal birliği ve siyasal bütünlüğü sağlıyor. Karya (site, kent, şehir, devlet) yerleşim yerini ve birimini, toplumsal bir düzeni ifade ediyor. Toplumsal birlik ve siyasal bütünlük şirk değerleri temelinde kurulduğu için toplumun diğer bütün işleri de şirk değerleri ve ölçüleri üzerinden yürütülüyor.

 Bu kategoride işlerin şirk değerleri üzerinde yürütülmesine örnek olsun diye şunları söyleyebiliriz: Burada hiyerarşi ve değerler skalası, ‘çokluk’ ve ‘asil kan’ üst değerine göre dizilir, iktidar ve itaat ilişkisi buna göre kurulur. Ticaret, mülk ve servet; nüfus, millet ve sayısal olarak çokluğa sahip olanlar, asil kan taşıyan aristokrat/kralla birlikte en üstte; savaşçılık tekeline sahip askerler ve din adamları ortada; esnaf, zanaatkar, köylü (serf veya köle) sınıfı en alttadır. Üsttekiler siyasi karar merkezini de ellerinde tutar. Hukuki sistemleri geleneksel ölçülerdir. Din, geleneksel ahlak ve töre içinde toplumsal unsurlardan bir unsur, atalardan devralınan bir mirastır. Burada insanlar dinsiz de, ibadetsiz de değildir.


YAZININ TAMAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ>>>>

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat