Sisteme entegre olanlar çürümeden şikayetçi olamazlar


Sisteme entegre olanlar çürümeden şikayetçi olamazlar

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 21 Nisan 2016 Perşembe 16:35


Yeni Şafak yazarı Akif Emre, kaleme aldığı yazısında, Müslüman-muhafazakâr yazar, şair ve sanatçıların ahlaki yozlaşmayı bireysel savrulma boyutuyla sınırlayarak sistem sorununu görmezden gelmelerini eleştiriyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
Yeni Şafak yazarı Akif Emre, Müslüman-muhafazakâr yazar, şair ve sanatçıların ahlaki yozlaşmayı bireysel savrulma boyutuyla sınırlayarak sistem sorununu görmezden gelmelerini eleştirdiği yazısında, “Dünya sistemine entegre olmaya ve bunun kısa vadeli getirisinin hazzını yaşamaya razı olanların ahlak ve toplumsal çözülmeden şikâyet etmeye peşinen hakları olamaz” tespitinde bulundu.

Akif Emren'in yazısı şöyle:

Toplumsal çözülme, anomi, ahlak ilişkisi genelde birbirine karıştırılır. Dar anlamda bireyin ahlaki tutumu toplum ilişkilerinden bağımsız olmadığı gibi her anomi halinin zorunlu olarak ahlaki nedene dayanması gerekmez.

Modernleşmenin getirdiği ahlaki sorunları içe kıvrık birjavascript:mctmp(0);eyin uyum sorununa indirgeyen, bir tür melankoli halin olarak resmeden eleştirel tavrın yaşanmakta olan dönüşümü açıklamaya yetmediği ortada. Kaldı ki bu eleştirel, daha doğrusu bir tür uyumsuzluk hali modernliğin anlaşılması önündeki en büyük engel.

Son zamanlarda toplumda yaşanan ahlaki çürüme ve toplumsal çözülmeye bakarak bireysel düzeyde davranış kodları üzerinden sıklıkla yapılan eleştiriler, Müslüman -muhafazakâr şair, sanatçılarda görülen içe kıvrık melankolinin farklı bir boyutudur. Olayı bireysel ahlak, savrulma boyutuna indirgeyen ve bununla sınırlayan ama sistem sorununu görmezden gelen eleştirel bakış açısı bir tür muhafazakâr ahlakçılıkla malul kalmaya mahkum.

Oysa yaşamakta olduğumuz çözülme her şeyden önce bireysel boyutu olmakla beraber, sistem eleştirisine odaklanmadıkça yaşananları anlama ve çözüm önermede yetersiz kalacaktır. Bununla her şeyin sorumluluğunu soyut bir sisteme yükleyip ferdi düzlemde iradesini, tercih ve yönelimlerini devre dışı bıraktığımız anlaşılmamalı. Hangi toplumda, hangi zaman aralığında, hangi sosyal kültürel ortamda bulunursa bulunsun insan kendi ile baş başadır ve hep sınanacaktır.

Türkiye son dönemde çok hızlı bir değişim yaşıyor. Belki de modernleşme tarihimizin en hızlandırılmış dönemlerinden birinden geçiyoruz. Bunun sonuçları olarak yerleşik değerlerin, ilişkilerin, toplumsal hiyerarşinin hızla değişmesine hatta çökmesine tanık oluyoruz. Toplumsal değer yargıları, kültürel kodlar, ahlak ölçüleri de hem değişiyor, hem de çözülüyor. Yaşanmakta olan sosyolojinin konusuna giren bir toplumsal değişim meselesine indirgenemeyecek kadar derin ve çok boyutlu.

Her değişim her dönem için eski yeni çatışmasını, dejenerasyonu beraberinde getirse de sonuçta kendi geleneğini de üretir ve yeni bir ilişkiler ağı kurulur. Ancak yaşanmakta olan; toplumsalı aşan insan tekinin varoluşuna anlam katan değerlerin sarsılması, çözülmesi ve yerine ikame edilecek bir değerlerin olmamasıdır. İlahi ölçüye uygun ahlakın toplumsalın üstünde oluşu, tanıklık ettiğimiz sürecin tezahürleriyle en çarpıcı biçimde karşımıza çıkıyor.

Batılılaşmayla ilk karşılaştığında İslam dünyasının temel problematiklerinden biri, Batının bilim ve tekniği karşısında takınılacak tavırdı. Bunun pragmatist tezahürü, “bilim ve tekniğini alalım, ahlakını almayalım” formülasyonundaki pratik görünen çıkıştı. 


YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ>>>>>

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat