Sicilya


Sicilya

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 01 Nisan 2016 Cuma 19:48


Türkiye’de “Sicilya İslam Medeniyeti” üzerine akademik çalışma yapmış birkaç kişiden biri olan Mehmet Azimli'nin Sicilya üzerine yapmış olduğu önemli araştırmasını paylaşıyoruz.

Küre Medya / Haber Merkezi
Nusaybinli coğrafyacımız İbn Havkal şöyle diyor; “(miladi 950’lerde) Sicilya’nın başkenti Palermo’da esnaf grubunun olduğu bir camiye gittim. Camide 36 saf, hersafta 200 kişi vardı.”[1] Bu bilgiye göre; 7 bin kadar kişi, bu şehirdeki sadece bir camideki cemaatin sayısı olmaktadır.

Soru şu; bu insanlar neredeler? Cevabı bir Hıristiyan kökenli yazar Amin Maalof’tan alalım; “…….. Sicilya Müslümanları neredeler? Tek kişi kalmamacasına katledildiler veya cebren Hıristiyanlaştırıldılar.”[2]

Giriş

Türkiye’de “Sicilya İslam Medeniyeti” üzerine akademik çalışma yapmış birkaç kişiden biriyim.[3] İlim hayatımda çok büyük haz duyarak çalıştığım bir konudur. Ancak incelediğim olduğum dört asırlık dönemi kapsayan “İslam Medeniyeti Döneminde Sicilya” konusunu teorik olarak bilsem de, bu büyük medeniyet birikiminden neyin kaldığını merak da etmiyor değildim. Yıllarca içimde oraya bir yolculuk hayali taşıdım.

İşte bu hayalimi gerçeğe çeviren kişi bir çok seyahatımda aynı odayı paylaştığım yoldaşım olmuş arkadaşım Doç. Dr. Fatih Erkoçoğlu oldu. Karar vererek yola düştük. Yanımda Ortaçağ tarihi alanında çalışma yapmak için hazırlanan oğlum Musa Kazım da vardı.

İstahri’nin, “Müslümanların deniz sınırındaki Sicilya, Akdeniz’in en büyük adalarından olup, geniş arazisi, tarıma elverişli toprağı vardır. Köle ve hayvancılık ticareti çokça yapılmakta”[4] dediği bu yere uçaktan bakarken söylediklerinin doğruluğunu anlıyorum. Tarih kaynaklarının bahsettiği; sulak ve verimli bir ada, ıslah edilmiş araziler üzerinde havuz sistemli sulama yöntemleri uygulanmış topraklar. Gezimiz boyunca da bunu teyit ettik.

İslam coğrafyacılarının dediğine göre; O dönemde bu verimli topraklardaki ürünler dünya pazarlarıyla yarışıyordu. Örneğin Müslüman coğrafyasında kağıt üretimi için kullanılan papirüs üretiminde Mısır ile yarışabilen tek yer Sicilya idi.[5] Bu sebeple olmalı ki Avrupa’nın ilk kağıt fabrikasını Müslümanlar Palermo’da kurdular.[6] Yani Batı’yı Aydınlık çağa götüren en önemli araç olan kağıdın Avrupa’ya girişi, Palermo’daki Müslümanlar tarafından gerçekleştirilmiştir. İlk Ronesans ve Reform hareketlerinin İtalya’dan başlaması da bu anlamda tesadüf değildir.


 

Palermo

Medeniyetin en önemli göstergelerini adaya hediye eden Müslümanların izlerini aramak için çıkmıştık yola. Ama tam bir hayal kırıklığı içindeyim. Endülüs, Balkanlar dahil bir eskiden Müslümanların yaşadığı belde gördüm. Ancak bu kadar keskin bir yok edilme hiçbir yerde rastlamadım. Bu kadarını da beklemiyordum. Müslümanlardan kalan medeniyet göstergelerini adeta kazımışlar.

Amin Maalof, maalesef doğru söylüyor. İbn Havkal’ın, “Bu şehir kadar camisi bol başka bir yer görmedim. 300 kadar camisi var” [7] dediği şehir burası mı? Tek camisinde 7200 kişinin aynı anda ibadet ettiği yer gerçekten Palermo mu? İnsan şaşkınlıktan ne yapacağını bilemiyor.

 

Ulu Cami(Katedral)

Eski bir Grek tapınağı olup kiliseye sonra camiye sonra tekrar kiliseye dönüştürülmüş. [8] Şu anda İslam dönemi bütün izleri kazınsa da biraz aşina olan bunları farkedebiliyor. Özellikle kıble duvarı kendini ele veriyor. II. Roger’in tavana yazdırttığı kufi yazılar ve İslami desenler ise yok edilmiş. İdrisi’nin “Kitabu Rucar” adlı eserini hediye ettiği II. Roger ve Müslümanlara hakimiyet kurmuş ve Müslümanların medeniyet ürünlerinden azami ölçüde faydalanmış II. Frederik gibi Norman krallarının mezarları burada bulunuyor.

Ulucami’nin yani katedralin arka sokaklarına fakir mahallelere daldık. Bir anda şaşırdım. Takkeli, sakallı, uzun beyaz elbiseli, her hallerinden Müslüman oldukları belli insanlar bir yere giriyorlardı. Sonradan öğrendiğime göre; buralar Bangladeşlilerin mahallesiymiş. Yani on asır önceki bu Müslüman mahallesinde yine onların ruhu dolaşıyor gibi.

Gece Via Maqueda(mescit yolu) caddesinde yürürken üç pembe kubbesiyle bir yapı karşıma çıkıverdi.[9] Ertesi gün ziyaret ettiğimde kiliseleştirilmiş bu yapının içindeki suva ve boyaların tamamen kazındığını gördüm. Böylece buranın eski bir mescit olduğu izlenimi silinmeye çalışılmış. Yani; suvaları kazınmış duvarlarında tuğlalar gözüken bir kilise olabilir mi? Bu durum bile açıkça ele veriyor.

Buralarda gördüğüm ve tesbit edebildiğim şu; kiliseleştirilmiş bütün mescit ve eski Müslüman varlıklarının tarihini anlatan tanıtım yazılarında; Bizans döneminden sonra doğrudan Norman dönemine atlanılıyor. Özellikle İslam dönemi gizlenmeye çalışılıyor. Ama bazı kelimeleri sekiz asırdır halkın dilinden sökememişler. Örneğin bir dükkana girince “selam” diyorlar.

Saraya doğru yürürken tesadüfen yolun solunda yine bir kırmızı kubbe gördüm. Grubuma “buraya bir gidelim” dedim. Gittik müze olduğunu söylediler.[10] Binanın içeriğini anlatan krokiyi incelerken bir bölümde “Moschda-Mescit” yazısını görüverdim ve tahminim doğru çıktı.

Yeşillikler içinde bahçeler, kemerler, kuyular, huzurlu bir ortam ve kaybolmuş dinleri değiştirilmiş nesiller. Bu yerin sokağındaki çocukları izledim ve bunları düşündüm. İbn Havkal derki; “Bu bölge halkı Rum(Avrupa) sınırında oturur. 300 kadar müderris var. Ancak cihattan ve mücadeleden kaçtılar. Cihadı tembelliğe tercih ettiler.” [11]

Kur’an yasayı şöyle koyar; “Onlar geride nice bahçeler, çeşmeler, ekinler, güzel konaklar, zevkü sefa sürdükleri nice nimetler bıraktılar! İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık. Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.”[12]

 

Norman Sarayı

Müslüman mimarların inşa ettiği Norman sarayı halen Sicilya özerk bölgesinin parlementosu olarak görev yapıyor. Yani yaklaşık sekiz asır önceki mimari yapı kullanılıyor. Tam bir Arap-Mağrip tarzını yansıtıyor. Yapının Arapça kitabesi duruyor.

Ayrıca Sicilya’da bütün camilerde Arapça yazılar silinse de saray içinde Müslüman mimarlara inşa ettirilen “Palatine Kilisesi” tavan yazılarındaki Arapça yazıtlar duruyor ve bu bilebildiğim kadarıyla Sicilya’da tek örnek olmalı. Muhtemelen saray içinde olunca dokunulmamış.

 

Zisa(Aziz) Sarayı[13]

Sarayın isminin “Aziz-şerefli” olduğunu, oradaki bilgilendirmeden öğrenebildik. Müslüman ustaların Norman döneminde inşa ettiği bu sarayın duvarlarındaki bütün işlemeler kazınmış. Muhtemelen duvarlarındaki Arapça yazı ve İslamî motifler olmasından dolayıdır. II. Roger’in yaptırdığı bu saraya ve kompleksine “Genoard(cennetu’l-arz)” deniliyor. Yani gerçekten bir yeryüzü cenneti gibi yapılmış. Özellikle bir eyvanla bahçeye bağlanan ve halen “Selsebil” denilen dünya-ahiret hayatını özetleyen (cennet metaforu) yapılanma Mardin Kasım Bey Medresesindeki ile hemen hemen aynı.

Kompleksin iki yanında bulunan kiliselerin yapıları bir cami yapısına çok benziyor. Özellikle biri pembe kubbesindeki kasnak ve mukarnaslarıyla sanki kiliseye dönüştürüldüğünü belli ediyor. Müzeye dönüştürülmüş sarayda sergilenen 4 dilli mezar taşı ilginç. İbranice, Latince, Grekçe ve Arapça.

Sicilya’da karşılaştığımız en ilginç problemlerden birisi İngilizcenin yaygın olmamasıydı. Otel görevlileri bile İngilizce bilmiyor. Dahası müzede İngilizce bilen yok. Çoğu zaman onlar İtalyanca biz de İngilizce konuştuk. Ne kadar anlaşabildiysekJ))) Bu durum özerk bu cumhuriyetin İtalya tarafından biraz ötelendiğini de göstermiş olmalı. Turizm gelişmemiş. İtalya’nın aldığı turist sayısının bir kısmı buraya gelse bu durum böyle olmazdı diye düşünüyorum.

Ayrı bir problem de taksi bulma zorluğu. Turizm gelişmediği için her an taksi bulamıyorsunuz. Messina’da taksi tutmak için İstasyon’a kadar uzun bir yürüyüş yapmak zorunda kaldık. Orada da sadece iki taksi vardı.

Heyye Mola

İbn Havkal’ın bahsettiği yüksek surlar yok olmuş. Liman tarafında sultanların oturduğu “Halisa-özel”[14] şehrin kalıntıları pek kalmamış.[15] Onlardan “Via cala(kale caddesi)” ve “La Cala(el-Kale)” diye adlandırılan körfez kalmıştır diyebiliriz. Bir de Sicilyalı denizcilerin dillerinde ve hala şarkılara konu olmuş balık veya kürek çekerken söyledikleri “heyye mola”[16] “hayyen mevlaye-haydin Allah için” şeklindeki coşturma terimleri kalmış.

 

İç Palermo

Palermo ara sokaklarına girdiğinizde kendinizi bazen Tarlabaşı veya Balat’ta kimi zaman ise Diyarbakır’ın dar küçelerinde bazen de Mardin’in Abbaralı sokaklarında zannediyorsunuz. Sokak levhalarında üç dil kullanılmış. İbranice, İtalyanca ve Arapça. Örneğin;  Palermo’daki bir sokak ismi olan “Via Meschita(mescit yolu)” levhasında aynı ibarenin Arapça ve İbranicesi de yazılı. Bu bölgelerde oturanların yoğunluğunun Arap ve Yahudi kökenli olmasından olmalı.

Sokaklarda gezerken tanıdık mimarileri zaten anlıyorsunuz. Bir de örtülmüş, gizlenmiş mimariler var. 17. Yüzyılda yapılmış görüntüsü veren bazı binaların içine girince Müslüman döneminden kalmış binalar olduğunu hemen farkediyorsunuz. Palermo yazma-eserler kütüphanesi bunun en tipik örneği olmalı.

 

Messina

Bu gezimde asıl hedefim Palermo idi ve bu kısacık zamanda epey yol katettiğimi düşünüyorum. Bu bölgenin tarihini çalıştırmayı düşündüğüm öğrencilerime de yardımcı olabileceğim kanaatine vardım. Doğrusu bu şehrin dışındaki şehirlerden çok bir şey çıkacağını beklemiyordum. Ama Messina beni yanılttı.

Turizmin gelişmemesi sebebiyle bir şehir haritası bile bulamadığımız kentte tesadüfen bir Türk’e rastladık.[17] Buraya 40 yıl önce gelmiş. Tarih konusunda hiçbir bilgisi yoksa da eski camilerden bahsetti ve tarifi üzere yola düştük. Bir tanesi mahalle mescidi idi ve duvarları dışında bir şey kalmamış ve kiliseleştirilmiş.

Asıl beni çarpan ise arkadaşın “Fatih cami” diye tarif ettiği(muhtemelen fetih camii olmalı) kiliseye çevrilmiş cami oldu. İçindeki süslemeler tamamen kazınsa da kıbleye doğru olan yönünden buranın eski bir mescit olduğunu hemen anlıyorsunuz. Dış duvarındaki İslami figürler ise elden geldiğince yok edilse de Palermo Ulu camiinde olduğu gibi kıble tarafındaki duvara bakınca herşey açıkça gözüküyor.

Esas şaşırdığım ise kilisenin içinde sergilenen eski resimlerin arasında bulunan tahminen yüzyıl önceki bir resim oldu. Yapının kapısının resmiydi ve kenar mermerlerinde Arapça ibareler vardı. Derhal dışarı çıktım, kapıya baktım. O Arapça ibareli mermerler değiştirilmiş.

Messina büyük kilisesi olan Katedralin binası ve özellikle tavan işleme ve yapılanması,  Şam Emevi Cami ve Kudüs kıble mescidine çok benziyor. Sanki aynı ustanın elinden çıkmış gibi bir görüntü veriyor. Katedralin çan kulesinden panaromik izleme yaptık. Ancak inerken çanların çalınma vaktine rastgelince merdivenler boyunca kulaklarımızı tıkamak zorunda kaldık. Kilometreler boyunca duyulan bir sesi hemen dibinde dinlemek kadar eziyetli bir şey olamaz.

Messina’da içimde kalan ukde, Müslüman mezarlığı idi ve göremedim. Buradaki Türk arkadaşın anlattığına göre burası Türk askerlerinin şehitliği imiş. Acaba eski bir Müslüman mezarlığı mı var? Değilse burada Türk şehitliği neden bulunsun ki? Aynı bilgiyi Messinalı taksiciden de teyit ettik. Ancak gittiğimizde kapanmıştı ve bizim dönmemiz gerekiyordu. Oradaki NATO üssünde bizim komutanlarımızın bu işi takip ettiklerini ummak istiyorum.

Üç şehir arasındaki trenle yaptığımız yolculuklarda bir çok liman kalesi ve dağ başlarında ribatlar gördük. Ama bunlara gidip inceleme fırsatı bulamadık. Messina’dan İtalya’nın çizme şeklindeki topraklarının bir kısmını izleyebiliyorsunuz. Arada küçük bir boğaz bulunsa da Sicilya halkının yaşayışı, sıcaklığı, hayat tarzı Avrupa ile çok farlı bir görüntü ortaya çıkarıyor.

Akdeniz insanının sıcaklığı bütün adada hissediliyor. Kuzey Avrupa’nın soğuk ve don bakışlı insanları yerine tipleri de bize benzeyen bu canlı, neşeli ve fakir insanların Avrupa ile ilgisi doğrusu sadece aradaki iki km’lik Messina boğazıdır denilebilir.

Mukaddesi, şöyle der; “Müslüman coğrafyasında beş yer vardır ki yaşamaya ve Ramazan ve Kurban bayramlarını geçirmeye değerdir, bunlardan biri de Sicilya’dır.” Yine onun tabiriyle burası “nimetler adasıdır, tahıl anbarıdır.”[18]  Dedikleri aynen doğrudur ve burası yaşanabilecek bir bölgedir. Adanın güzelliği insana burada yaşama isteği doğuruyor. Bu yüzden olsa gerek o günkü ölçümlerde eni 12 boyu 4 günlük yol olan bu ada “o dönemde yoğun bir nüfusa sahip olup, Müslüman adaları içinde en müreffeh yer” olarak tanımlanmıştır.[19]

 

Catania

Catania Sicilya şehirleri içinde şu an en yoğun turizm kenti denilebilir. Gelenler hala aktif olan Etna yanardağına görmeye gidiyorlar. Buraya yakın Dünya Mafya liderlerinin doğdukları köylere gezdirmeyi teklif ettiler. Vaktimiz yoktu.

Mafya mı? İslam Tepkisi mi?

Eskiden beri şu soruyu kendime hep sormuşumdur. Dünyanın en büyük mafyası neden Sicilya ve Orta Amerika’dan çıkar? Kesin olmamakla beraber bu tepkinin zorla Müslümanlığı elinden alınmış nesillerin tepkisi olduğu tezi konusunda ısrarlıyım.

İnsanları baskıyla ülkelerinden sürer veya zorla Hıristiyan yaparsanız onlar da merkeze(Batıya ve onun şahsında Kapitalizme) olan tepkilerini farklı açılardan  verirler. Endülüs ve Sicilya göçmenleriyle doldurulmuş, dinleri ellerinden alınmış Orta Amerikalı insanlar neden Avrupa şahsında Kapitalizme, sömürgeciliğe karşı mafyavari yöntemleri benimserler? Dünyanın en önemli kominist gerilla lideri CHE’nin bütün derdi adaleti hakim kılmaktı. Eşinin adı da “Cemilo” idi. Yine bu bölgeden çıkan ve İslam’ı hiç duymamış kominist gerilla liderinin adı “Omar Catanes” idi. Sonradan İslam’ı seçen dünya mafya lideri “Çakal Carlos”un da bu bölgeden olması dikkat çekicidir.

Bunlar tesadüf olamaz. Nesilden nesile aktarılmış ve genlerine işlemiş sömürgeci batı düşmanlığı şeklinde ortaya çıkmış olan bu tepkiselliğin anatomisini araştırmak lazım.

Kelimeler

İtalya’da kullanıldığından daha fazla nisbet ya’lı kelime kullanımları yaygın. Bizde Konevi, Dımeşki kullanımlarında olduğu gibi orada da şahıs isimlerinde bu daha ön plana çıkıyor; Trappanî, Mazeronni, Berlusconi, Del Boski vs… Ayrıca günlük kullanımdaki Rudini, Bologni, Kalderai, Garibaldi, Lungarini, Archirafi, Mazzini …

Yine okuduğunuzda bir anda tanıdık gelen bir çok isim ve yer adına rastlayabilirsiniz; Via Camillo(cemile cad), Ali bus(hava otobüsü), Alkantaro, Alcamo, Ali Terme(şehir ismi), Madina(şehir merkezi), Hammam(hamam), Alcott(kot markası) vs….    

[1] İbn Havkal, İslam Coğrafyası, çev. Ramazan Şeşen, İstanbul 2014, 112.

[2] Amin Maalouf, Ölümcül Kimlikler, çev. Aysel Bora, İstanbul 2000, 50.

[3] Bkz. Mehmet Azimli, Tarih Okumaları, Ankara 2016, 81-106.

[4] İstahri, Ülkelerin Yolları, çev. Murat Ağarı, İstanbul 2015, 77.

[5] İbn Havkal, Hav 115

[6] Emin Tevfik Et-Tîbî,” Devru’s-Sakaliyye fi İntikali’l-Ulum ve’l-Mearif el-Arabiyye ila Avrupa”, Tarihu’l Ulum İnde’l-Arab,  byy. 1987, II, 11.

[7] İbn Havkal, 112.

[8] İbn Havkal, Aristo’nun burada bir sutun içinde defnedildiği için bölge halkı tarafından itibar gördüğünü belirtir, bkz, sh. 111.

[9] Chiesa Capitolare di S. Cataldo.

[10] Chiesa di Giovanni degli Eremiti.

[11] İbn Havkal, 118.

[12] Duhan, 25-29

[13] Guardino della Zisa.

[14] Castello a Mare.

[15] İbn Havkal, 111-112.

[16] Türkiye’de de bir şarkı sözü.

[17] “İş başka dostluk başka” tabirinin doğruluğunu burada bir kere daha teyit ettim. Bizi bulunca büyük sevgi gösterileri yapıp yıllardır özlediği Türkçe’yi sürekli konuşan bu arkadaş, kıyak olsun adına kendisinden yaptığımız alış-verişte kalitesiz malını yüksek fiyatla sattı. Ses çıkarmadık ama bir tecrübe olarak kaydettik. 

[18] Mukaddesi, Ahsenü’t-Tekasim, çev. Ahsen Batur, İstanbul 2015, 196, 243

[19] Mukaddesi, 246.s

Yukarı Dön



Etiketler:

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songur
02.04.2016 12:41
imkan dahilinde tarihe yolculuk etmek güzeldir..
Mehmet Azimli kardeşimize teşekkür ediyoruz, bize hem tarih hem sicilya gezisi yaptırdığı için, gidemesek de gitmiş gibi olduk.
selam ve dua ile.
Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat