Şeyh Haris ed-Dari gözüyle Irak işgali ve direniş


Şeyh Haris ed-Dari gözüyle Irak işgali ve direniş

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 23 Nisan 2009 Perşembe 16:49


İşgal sürecinden sonra gerçekleşen tüm siyasi kurumları reddeden, anayasayı, hükümeti ve yapılan tüm anlaşmaları gayri meşru kabul eden Irak Müslüman Alimler Heyeti genel sekreteri Şeyh Haris ed-Dari ile Irak’ı, işgali ve direnişi konuşma fırsatı bulduk.

Küre Medya / Haber Merkezi
Irak’ta yaşanan işgalin engellenmesi için bazı alimlerin bir araya gelerek oluşturduğu Irak Müslüman Alimler Heyeti, ilk olarak mescidlerin sorumluluklarını üstlenerek aktif bir şekilde faaliyet göstermelerini amaç edinmişti. Daha sonra Irak’ın siyasetini ilgilendiren konularda da söz sahibi olmaya başlayan HEYET, kendisine tek hedef olarak işgalcilerin Irak’ı terk etmesini koymuştur.

 Irak’ın bir İslam coğrafyası olduğunu ve bu toprakların işgaline karşı direnişi Allah yolunda Cihad olarak tanımlayan HEYET, işgal sürecinden sonra gerçekleşen tüm siyasi kurumları reddetmekte, anayasayı, hükümeti ve yapılan tüm anlaşmaları gayri meşru kabul etmektedir.

  İstanbul’da bir toplantı için bulunan Heyetin genel sekreteri Şeyh Haris ed-Dari ile Irak’ı, işgali ve direnişi konuşma fırsatı bulduk.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



- Irak’ın işgalini, halkın uğradığı zulmü, sebepler ve yaşananlar penceresinden nasıl değerlendiriyorsunuz?


Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla, Hamd âlemlerin Rabbinedir. Salât ve selamda, Allah’ın Resulüne olsun.

Amerika, Irak’ın işgali için çeşitli sebepler gösterdi. Irak’ı kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiası ile bölge ülkelerine karşı büyük bir tehdit olarak gösterdi. Irak’ın, El-Kaide örgütünü, başkalarına karşı kendi ülkesinde barındırması gibi sebepleri de işgalin gerçek sebepleri olarak açıkladı. İşgalden sonra ise Amerika, bahsettiği kitlesel imha silahlarını bulamadığı gibi, eski hükümetin El-Kaide örgütü ile bir bağı olduğunu da ispat edemedi. Bütün bunlarla beraber Amerika, Irak’ı işgal etmeyi, toprak bütünlüğünü parçalamayı, tarih ve mukaddesatını yok ederek halkını öldürmeyi sürdürdü. 2003 yılında başlayan işgal, bugün hala devam ediyor.

 - İşgal’in Irak halkına, sosyal hayata yönelik etkileri nelerdir? 

Irak halkı, artık sosyal hayat gibi terimlere yabancıdır. Irak’ta sosyal hayatın ne olduğunu artık kimse hatırlamıyor. İçler acısı bir durum Irak’ta hüküm sürmektedir. Irak halkı bir taraftan kendisinden olmayan işgale karşı direnirken, bir taraftan da kendisinden gibi görünen hükümetin siyasi oyunlarına karşı direnmektedir.


Irak halkı hakkında size söylediklerim sakın garibinize gitmesin. Şu anda halkın % 60-70’i görevinden atılmış, işsiz, atıl olarak yaşam mücadelesi veriyor. İşgalden dolayı 1 milyon insan zarara uğradı. Bunların 250–300 bini şehid edildi. Yarım milyon insan evlerinden oldu. 2 milyon kadar bayan eşinden haber alamadığı gibi, anne ve babasını kaybeden yetim çocuk sayısının yaklaşık 5 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Halkın yaklaşık olarak 7 milyonu başka şehirlere ve başka ülkelere hicret etmek zorunda kaldı. Eğitim ve sağlık işleri ise ya tamamen durmuş ya da zor şartlarda birçok imkânsızlıklarla devam etmeye çalışıyor. Bu durumda Irak’lılar kendilerini hayata bağlayan değerlerini kaybetmişleridir. Yayılan salgın hastalıklar, can emniyetinin olmadığı bölgeler, Irak’ın bugünkü içler acısı halini anlatmaktadır.


Önemli bir şey daha söylemek istiyorum, Irak ve işgal kuvvetlerinin gizli hapishanelerinde 300–400 bin tutuklu bulunmaktadır. Zor şartlarda, her türlü insani hak ve hürriyetten uzak yaşam mücadelesi vermektedirler. Bugüne kadar işgal kuvvetlerine ait 11 adet gizli hapishane olduğu bilinmektedir.
Irak’ın bu durumdan kurtulması, bize ve tüm Irak halkına göre işgal kuvvetlerinin bir an önce ülkeyi terk etmesine bağlıdır.

 



 Irak Iraklıların Olana Kadar Muhalefetimiz Sürecek

- ABD İşgalinden sonra Irak’ta yönetim konseyi oluşturuldu. Daha sonra geçici hükümet kuruldu ve aradan geçen sürede iki seçim yapıldı. İMAH’ın, işgal sonrası oluşan, oluşturulan bu hükümetlere karşı tutumu nedir?

Elbette ki biz tavır olarak, bu hükümet meclisine de, sonradan oluşturulacak hükümetlere ve devlet idaresindeki anayasaya da karşıyız. Aynı zamanda, son olarak Irak’ta gerçekleşen hâkim güçlerin, Irak’ı satan ‘İttifak Hükümetine’ de karşıyız. Amerika’ya Irak’ı, hiçbir karşılık olmaksızın sadece kendi konumlarını korumak uğruna ve halk arasında fitne oluşturacak anayasayı korumak uğruna altın bir tepside sundular. Bu yönü ile Irak’ın ve halkının parçalanmasına, haklarının gasp edilmesine göz yumdular.


Hükümet meclis konseyi, milliyetçi akımları, ya da mezhepçilik üzerinden siyaset yapan ve Irak halkına kasteden akımları yumuşatmalı iken, onlar çoğunluğun hükmünü, işgal kuvvetleri ile beraber olan, kendilerini Irak halkından sayan ve aslen Irak’lı dahi olmayan heyetlere ve onların işbirlikçilerine teslim ettiler. İşte bugün bu insanlar Irak halkına hükmediyorlar. İşte biz heyet olarak bu hükümetlere karşıyız. İdare, işgalle gelip bölgesel projeler için çalışanların elinden çıkıncaya kadar da karşı olacağız. Bu işgalin gölgesi altında ki siyasi hareketler değişip, Irak, Iraklıların olana kadar muhalefet edeceğiz.

Irak’ı Parçalayıp Üçe Bölmek İstiyorlar

- 2005 yılında bir türbede gerçekleşen patlamalar sonunda başlayan çatışmalar, ajanslardan bize mezhep çatışmaları, kardeş kavgası olarak yansıdı. Bu bilgilerin doğruluk ölçüsü nedir?

İşgal kuvvetleri, Irak’a girdiklerinden beri halk arasında fitneler çıkarıyorlar. Mezhep ve grup çatışmalarını bu yönde kullandılar. Irak yönetimine getirdiklerini de bu fitne uğrunda kullandılar. Bu fitnelerin uygulanması için içişleri bakanı Jabr Sulagh’ın getirildiği bir Caferi hükümeti kurdular. Komşu devletlerin gizli baskısı ve işgal güçlerinin de onayı ile,  Irak halkı arasında fitnelerin baş göstermesi için türbelerin bombalanması iç savaşın başlama sebebi seçildi. Bu şekilde birbirine düşürülen Irak halkı işgali unuttu, direnişi ise terk etti. İşte Irak’ta ki fitnelerin arkasında bulunan sebepler bunlardır.


Türbelerin bombalanması olaylarında duyduğunuz gibi büyük bir fitne yaşandı. Fakat olay Şii ve Sünniler arasında mezhepçilik kışkırtması olarak tanımlandığı halde gerçek böyle değildir. O vakitler bunun siyasi bir fitne olduğunu, yaşananların işgal kuvvetlerinin ve onların Irak’lı ortakları tarafından bir takım hedefler için ortaya atıldığını söyledik.
İşgal kuvvetleri ilk baştan beri kendi egemenliklerini uygulayabilmek için, Irak’lıların birbirine düşürülüp direnişi bırakmalarını istiyorlardı. Kendi yandaşları olanlar ise, Irak’ı parçalayarak iç karışıklık çıkarıp, Irak’ı üç devlet için üç ayrı parçaya bölmek gibi büyük  bir fitneyi hedefliyorlardı.


Fakat Irak’lılar sabırla bu fitneye karşı direndiler. Kendilerine hâkim olup, birçoğunun yaptığının aksine fitnelere karışmayarak, bir ülkeyi ülke yapan öz değerlerine tutundular. İşte bu insanlara önderlik yapan Irak İslam Âlimleri Birliği Heyeti ile, Şii âlimlerden olan Şeyh Cevad El-Halisi, Şeyh Ahmed Hasen El-Bağdadi, Şeyh Hasen Es-Sarfi gibi Irak halkının sevgisini kazanmış âlimler, bu fitnenin mezhebi bir fitne değil,  arkasında işgal güçlerinin ve Irak’ı ancak kendi çıkarları için düşünen siyasi güçlerin bir oyunu olduğuna itibar etmektedir. 
  
- Sürekli işgalcilerin çekilmesini önceliyorsunuz. İşgal kuvvetlerinin Irak’tan çıkmasından sonra bölgede iç karışıklık ve çatışmaların artmasından endişe etmiyor musunuz?


İşgalci güçlerin Irak’tan çekilmesinden sonra bölgede bir iç karışıklık yaşanacağına dair bir korkumuz yok, hiç de olmadı. Çünkü Irak halkının büyük çoğunluğu zaten bunu bekliyor. Irak halkı barış ve anlaşmadan yana olduğu gibi, geçmişi de unutmaya hazırdır. İşgal kuvvetleri halk arasında ‘Eğer biz buradan çekilirsek, daha fazla iç karışıklık olur’ propagandası yapıyor.

Irak’lı işbirlikçiler ise onların bu sözlerine destek vererek, güya tehlikeden halkı sakındırıyor. Çünkü onlar, kendi mevcudiyetlerinin işgal güçlerinin bulunmasına bağlı olduğunu ve işgalci güçlerin çekilmesi halinde Irak halkına hesap vermeleri gerektiğini çok iyi biliyorlar.

Bazı Arap ülkeleri ve Müslüman komşu ülkelerde, böylesi bir fitnenin zuhur edeceğine maalesef inanmışlardır. Ben ise, işgal güçlerinin çekilmesiyle hiçbir fitnenin zuhur etmeyeceğine dair bütün Müslümanlara güvence veriyorum. Irak’ta asıl sorun işgalciler olduğu gibi, sorunu çıkaranlarda yine kendileridir. Bugün Irak’ta devam eden tüm patlamalardan, onlar, işbirlikçileri ve MOSSAD sorumludur.

Dolayısıyla bizler, işgal kuvvetlerinin Irak’ta bulunmasını tek sorun olarak görürken, ülkeden ayrılmasından sonra ise uzun yıllar bir arada, birbirini seven, emniyet içinde ve tek başına müstakil bir devlet olarak yaşayan Irak halkının, yeniden yaşayabileceğine inanıyoruz.

- Geçtiğimiz günlerde Maliki hükümeti ile Amerika arasında güvenlik işbirliği anlaşması imzalandı. Bu anlaşma Amerikan askerlerinin üç yıl daha Irak’ta kalmasına olanak sağlıyor. Sistani ve Mukteda El-Sadr, bu anlaşmayı zillet anlaşması olarak tanımladı. Siz bu anlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

  Evet, bu utanç verici bir zillet anlaşmasıdır. Bu anlaşma ile Irak, Amerika’ya bir zaman daha rehine olarak verilmiştir. Bu yönüyle aynı zamanda bir ihanet anlaşmasıdır. Bu anlaşma, Amerika’nın Irak’tan almak istediği ve bize açıklanmayan her şeyin kendisine hibe edilmesi anlamına geldiği gibi, Irak’taki bütün fitne olaylarından sorumlu olan Bush ve onun hükümetine karşı iyi niyetin göstergesidir.

Bunun karşılığında ise Bush, hükümleri altında bulunan işbirlikçilerinin Irak’ta ki tüm siyasi işlerine kefil oldu. Yine bunun karşılığında, adil olmayan bir grup azınlığın çıkarları doğrultusunda hazırlanmış anayasanın değişmemesi, Irak’ta istikrarın sağlanmaması ve halkı sadece istedikleri bir zamanda patlamaya hazır bomba konumuna getirmeye de kefil olundu.
    
- Irak’ta son dönem yapılan yerel seçimlere %50 katılım sağlandı ve Maliki’nin partisi kazandı. Katılım oranını ve seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

  Bu seçimler, Irak’taki siyasi parti gelişmelerini tam olarak yansıtmayan seçimlerdir. Fakat bu seçimlerdeki olumlu işaretlere bakarsak bazı sonuçlar yakalayabiliriz. Bunlardan bir tanesi Irak halkının bu seçimleri kabul etmediğidir. Bu, halkın seçimleri ihanetle kazananları, işgal kuvvetlerine hizmetçilik yapanları kabul etmediğinin en büyük delilidir. Aynı zamanda seçime katılan insanların oranı  %50 değil, %20-25 arasında değişmektedir. Bazı şehirlerde ise %30’a ulaşmaktadır. Denildiği gibi katılımın yüksek gösterilmesi doğru değildir. Seçmenlerin katılım sayısını çoğaltmak, sadece insanların gözünde kendi partilerinin daha doğru ve siyasal adımlar attıklarına ikna etmek içindir. İşte olumlu işaretlerden bir tanesi de budur.

Diğer bir işaret ise, hükümete aday olan ve hükümet diye gösterilen, Irak’a hâkim olmak ve parçalamak için fırsat kollayan birçok partilerin gerilemesidir. Hiçbir varlık gösteremeyen bu partiler, kazanmasında hiç ümit olmayan partiler karşısında büyük bir hezimete uğradılar. Gerileyen bu partiler arasında Hizbu’d-Dava, Hizb-i İslami gibi partiler sayılabilir. İşte bu sonuçlar işgal kuvvetleri ile beraber siyasetlerini sürdürenleri, Irak halkının reddettiğinin en açık delilidir.

 



Sahve(Uyanış) Grupları Direnişe Engel Teşkil Etmiştir

- Irak’taki, ‘Sahve’ (Uyanış) gruplarının oluşum sebebi nedir? Bu grupların, Irak’taki direnişe engel olduklarına inanıyor musunuz?

Evet, ‘Sahve’ (Uyanış) grupları değişik şekillerde işgalle beraber olmuşlardır. Mesela El-Kaide’ye ve diğer Irak’lı direniş gruplarına karşı casusluk yaparak, işgal kuvvetlerinin ve onun hali hazırdaki hükümetinin nefes almalarını sağlamışlardır. Irak direniş kuvvetlerine karşı oldukları gibi, işgal kuvvetlerine gösteri ve tepkide bulunan Irak halkına da karşı gelmişlerdir. Geçen bir buçuk sene içerisinde Sahve grupları direnişe engel teşkil etmiştir.

Bu gruplar görevlerini tamamlayıp kendilerine ihtiyaç hissedilmediğinde dağıtıldı. Irak direniş hareketi tekrar eski güç ve kuvvetine ulaşmaya başladı. Bugün, -haberlerde yansıtılmasa bile- işgal güçlerine karşı yapılan isabetli operasyonlar direnişin gücünü göstermektedir.
   
- Irak El-Kaidesi’nin, Sahve (Uyanış) gruplarının oluşum sürecinde hatalar yaptığını düşünüyor musunuz?

Elbette, bu hatalar Sahve gruplarının ortaya çıkmasında ki en büyük sebeplerden birisidir. El-Kaide, direniş grupları ve Ortadoğu’daki işgal karşıtı gruplar, sahve grupları hakkında yanlışa düştükleri gibi, El-Kaide’de kendisine katılmak isteyen direniş grupları hakkında hataya düştü. Bu noktada her iki grup arasında çatışmalar yaşandı. İşgal kuvvetleri ise aralarındaki bu ihtilafı kullanarak çatışmaları arttırma, sorunları büyütme yoluna gitti. İşte işgal kuvvetleri, sahve gruplarını bu noktada ortaya çıkarıp kullandılar.
    
- Amerika’da Obama dönemi başladı. Obama, Irak’tan 16 ay içinde çekileceğini vaat etti ve bu vaadi seçimleri kazanmasında büyük rol oynadı. Yeni ABD başkanı Obama’yı ve stratejisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sizinde söylediğiniz gibi Obama’nın kazanmasının sebebi Irak’tır. Amerikan askerlerinin çekileceği vaadidir. Geçen seçimlerde bu ana tema üzerinden Amerikan halkından onay aldı. Bizlerde O’nun Amerikan işgal askerlerini Irak’tan çekmesini bekliyoruz. Amerika’da ikinci bir seçim daha kazanmak istiyorsa, verdiği sözü yerine getirmesini buradan kendisine tekrar hatırlatıyorum.

Fakat bugün kendisinden duyduğumuz demeçlerde, Amerikan askerlerinin büyük çoğunluğunun bu sene içerisinde çekileceğini açıklıyor, fakat geride kalan askerlerin ise ne zaman çekileceğini açıklamıyor. Aslında O’nun böyle konuşması sözünden döndüğüne bir işarettir.

Irak halkı ise, kendisinden önceki selefi Bush’a nasıl davranmışsa, yolunu sürdürmesi, ayıbını devam ettirmesi halinde Obama’ya da aynı şekilde davranacaktır. Eğer bu stratejiyi değiştirirlerse, bizlerde Irak halkının kendi stratejisini değiştireceğini müjdelemek isterim. Fakat bunun için Amerika’nın, siyasi, askeri, ekonomik işgalini sona erdirmesi gerekmektedir.

- ABD Başkanı Bush’a ayakkabı fırlatan Muntazar El-Zeydi, Irak’ın direniş sembolü oldu. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Evet, Muntazar El-Zeydi Irak halkı için direnişin sembolü oldu. Çünkü bu, şu ana kadar hiçbir kişinin yapamadığı bir kahramanlıktır. Bundan dolayı El-Zeydi Irak halkının saygı ve sevgisini hak etmiştir.

 Irak Âlimler Birliği Irak’lı olup, mezhepçi belli bir grup değildir

- Heyetin, Irak’ta Camilerde iç çatışmayı körükleyen el ilanları dağıttığı iddia edildi. Bu konuda bir açıklama yapar mısınız?

  Irak Âlimler Birliği Heyeti’nin bütün çalışma ve faaliyetleri ilan edilmiş, gizli ve saklısı olmayan faaliyetlerdir. Bu açıklık politikası, yapılan iddiaların aksini işaret etmektedir. Yönetimi ile Irak’ın sesi olan âlimler Irak’lı olup, mezhepçi belli bir grup değillerdir. Âlimler Birliği Heyeti olarak gerek işgale karşı bir bütün olarak duruşumuz, gerek Şii-Sünni mezhepleri arasındaki çatışmalara karşı duruşumuz ve gerekse Irak’ın bölünmesine karşı duruşumuz kesindir.

 Şii kardeşlerimizle olan ilişkilerimiz sağlam temellere dayanmaktadır. Bazı zamanlar birileri bizi şia aleyhine çekmeye çalışsa bile, Irak’ın ve Müslümanların maslahatı, ilişkilerimizin en güzel biçimde sürmesini gerektirmektedir. Irak içindeki Şii, Sünni, tüm Müslümanlarla ya da Hıristiyanlarla olan ilişkilerimiz son derece güzeldir. Onlar işgal kuvvetleri ile beraber değil, bir olan Irak ulusu ile beraber kaldıkları sürece ilişkilerimiz devam edecektir.

Samarra’daki türbe patlamalarından sonra, Âlimler Birliği Heyeti ve Şii-Sünni siyasi çevreler bu olayı, mezhebi çatışmalar çıkarmaya yönelik bir eylem olarak değerlendirdiler. Ayrıca saldırıyı mezhepçi bir saldırı olarak göstermek üzere işgal güçlerinin planladığını düşünmekteler.

Âlimler Birliği Heyeti bu saldırıya karşı olduğu gibi, bu saldırının arkasında olduğuna inandığı işgal güçlerine, İbrahim El-Caferi hükümetine, içişleri bakanı Jabr Sulagh’a, ve yine saldırıların arkasında olduğuna inandığı Irak’a komşu olan ülkelerin casuslarına da karşıdır. Bu saldırıda onlar, Âlimler Birliği Heyeti’nin güvenilirliğini hedef almışlardır.

- İşgal kuvvetlerinin çekilmesinden sonra, Irak için ne gibi plan ve hedefleriniz vardır?

İşgalcilerin gidişinden sonra biz, Irak’ın üzerine düşen, kendisinden beklenen görev ve sorumlulukları yerine getireceği temennisi içerisindeyiz. Bu sorumluluk içinde, Irak’ın özgürlüğü ile hak ve hürriyetine yeniden kavuşmasını, Irak’ın hem kendisi hem de İslam ümmeti için emin bir belde haline getirilmesini ilk görev olarak görüyoruz. Çünkü işgal güçleri Irak’ı İslam dünyasından çalmış, kendi malları gibi ya da Amerika’nın bir şehri gibi tasarruflarda bulunmuşlardır.


Röportaj: Hamza Er - Nisan/2009

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat