"Senide vururlar bir gün ey acı"


"Senide vururlar bir gün ey acı"

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 02 Aralık 2016 Cuma 20:41


Seni de vururlar bir gün ey acı, Uçuşup durduğun kanatlarından. Sazın, sözün, türkülerin tükenir Ellerin koynunda kalakalırsın.

Küre Medya / Haber Merkezi
Yeryüzü Müslümanları dünya tarihinin en vahşi saldırılarıyla karşı karşıya... Her yer kan, her yer göz yaşı, her yer zulüm. Hangisinden bahset ki! Yanıbaşımızda Suriye, Irak... Uzak diyarlar, Arakan, Afganistan, Keşmir, Doğu Türkistan, Pakistan, Bangladeş, Cezayir, Libya, Tunus ve dahi adını sayamayacağımız kadar çok yer... Her yerimiz acı, her yerimiz kanu revan... Her yanımız yetim, her yanımız dul, mazlum mustazaf... Bize bunca acıyı yaşatanlar... Unutmayın bu acılar bir gün sizi de vurur.

Senide vururlar bir gün ey acı!

Seni de vururlar bir gün ey acı

Uçuşup durduğun kanatlarından

Sazın, sözün, türkülerin tükenir

Ellerin koynunda kalakalırsın

 

Şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı

Gül açan yüzlerimizde göveriyor rengin senin de 

 

Biz seni ta eskiden tanırız

Hani göğüslerimize taş olur inerdin

Avuçlarımızda Hira dağıydın

Al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde

Akdeniz rüzgarlarına karışan sendin 

 

Biliyorum hiçbir tarih yazmayacak ve bir sır gibi kalacak yakılan kitaplarda

Göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize

Mitralyözlerin Washington’dan ayarlandığını

 Seni de yakarlar bir gün ey acı

Bir taptuk kul gözlerinden vurursa

Parmakların eğri ağaç tutmaz çığlıkların çağlar aşar duymazsın 

 

Ve ben biliyorum örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı

Ve İbrahim'in baltasını biliyorum

 Nereden başladı bu kesik dans

ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü insanlar kim? 

 


Kim kimin yanında kim kimin karşısında

Meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim

 Üsküdar kız lisesinde okuyan genç kız

Çantasında kimin fotoğrafını taşıyor?

 Kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar

Neden gülüyorlar ki? 

 


Seni de vururlar bir gün ey acı

Filistin'de sapan taşlı çocuklar

Dalın, kolun, fidelerin budanır

Kuru bir kütükle kalakalırsın

 
Öyle bakmayın balkonlarınızdan

Fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,

Damarlarımızı yırtıyor

Tuna nehri, onulmaz Boşnak sızıları

Pompalıyor yüreğimize 

 

Plevne türküleri ağıtlara dönüşürken, Çeçenya’da yiğitler

İnancın emeğin / ve aşk'ın kılcal damarlarına ulanıp sustular...

 
Ve ne Bağdat'tan ne Şam'dan ne Mekke'den ne Diyarıbekir'den

Ne İstanbul'dan ne Buhara'dan bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi duymuyor.

 Seni de vururlar bir gün ey acı

Halepçe'de soldurulmuş gül gibi

Bu sevdaya düşsen, sen de yanarsın

Suskun, sıcak, uzun yaz geceleri 

 


Ve siz ey analar,

hani siz, gecelerinizi böler, çocuklarınıza ninniler söylerdiniz.

Hani siz, Fatihler doğururdunuz...

 Gelin kızların giysileri kirletildi çocuklar hep yetim kaldı.

'elem yecidke yetimen feava'

 Ve ben biliyorum ben biliyorum

İstanbul'un Bağdat'ın Diyarıbekir'in Mekke'nin Buhara'nın

Birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü; sonra

Ey insan, ey insanlık ayağa kalk

 Kolları ve bacakları budanmış delikanlıları

Boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları

Gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu çocukları

 
Gelişmiş laboratuvarlarınızda dikkatle inceleyin

Ve bir gün bu dünya gül bahçesine dönecek

 Bunu böyle bilin; ve unutmayın..

Ferman Karaçam

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat