Seküler sistemin dönüştürme gücü ve becerisi


Seküler sistemin dönüştürme gücü ve becerisi

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 09 Haziran 2015 Salı 11:39


Mevcut egemen güç, kendisine muhalif bütün düşünce ve hayat tasavvurlarını bir şekilde dönüştürüp kendi yapısına entegre etmeyi başarıyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
Seçimden sonra HDP mitinginden ilginç kareler ortaya çıktı, öyle karelere ki bundan 30 yıl önce söylense kimse böyle bir kompozisyonun ortaya çıkacağını, çıkmasını bir tarafa bırakın çıkma ihtimalini bile o günlerde yaşanan mevcut toplumsal ve siyasal ortam gereği düşünemezdi.

Mevcut egemen gücün üst aklı, kendine muhalif olan kim ve hangi akım varsa, uzun soluklu ve sabırlı bir plan program dahilinde kendisiyle barıştırıyor, dönüştürüyor, kendi kutsallarının karşısında hedef kitleyi tazimle durduruyor.

Egemen gücün Bunu nasıl yaptığını, insanlarınsa yıllarca arasına mesafe koyduğu bir düzenle zaman içerisinde, düzenin lehine dönüştüğünü, düzene entegre olduğunu, bir zamanlar yakıp yıktıkları değerlerin ve sembollerin karşısında nasıl tazim eğildikleri, toplumsal psikolojini derinlemesine araştırması gereken bir konu.

Değişik görüş ve düşünceye ve belli bir ideale sahip çeşitli halk kesimleri, bir zamlar yegane hasmı olan bir ideolojiye ya da egemenlere, bu düşüncelerinin ve hayat tasavvurlarının üstünden kendi sülplerine ait iki nesil bile geçmeden nasıl bu kadar yakınlaşıp, nerdeyse, ilkesel olmasa bile maslahaten nerdeyse yekvücut olabiliyorlar?

Dünya genelinden öte, özellikle Türkiye kısa tarihinde, muhtemelen 1970-2005 arası diyebiliriz, mevcut sistem, kendisine ideolojik olarak, temel ilkesel olarak hiçbir rakip bırakmadı.

Bir zamanlar hayatının düzenini ve beşeri ideolojilere olan duruşunu, temel Kur’ani Kavramlar üzerine inşa eden Müslümanlar, İslami bilgi seviyesi avamın ve orta tabakanın üstünde olan ulema tarafından “ehven-i şer”, entelektüel Müslümanlar tarafından da “maslahat” merkezli fikir ve düşüncelerle yanlış yönlendirildi.

Zaman içerisinde egemen gücün bütün kutsalları, ehven-i şer ve maslahat adı altında, kalben olmasa da, kutsanmaya, kutsama da zamanla yerini kanıksanmaya bıraktı. Şimdi Halkı Müslüman ve bilgili olan bir ülkede, Müslümanların maslahaten uyum sağladığı laik seküler bir yapı köklerini fikirlerin en derinine kadar salmış durumda.

Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ortadoğu’da Arap Baharı başladığında, bir kanala verdiği demeçte, “Bizim ülkemizde böyle ayaklanmalar olmaz, biz zaman içerisinde bütün sivri tepeleri törpüledik, bütün vatandaşlarımızı sistemle uyumlu hale getirdik” demesi manidar bir o kadar da üzerinde düşünülmesi gereken sözlerdir.

Müslümanların yaklaşık on yıl önce sisteme entegreye hazır olduklarını gören egemen güçler, bu kez Kürtlerin üzerine hesaplar yapmaya ve tabiri yerindeyse Kürtler arasındaki Radikal görüşleri ve talepleri ele aldı. Zaman içerisinde, bütün idealleri Müslümanlarınki gibi törpülenen Kürtler, siyasi oluşum fikrine siyasi mücadeleye ikna edildiler.

Siteme entegrasyonu sağlanan Kürtler, bir zamanlar okullarında büstlerini kırdıkları, gönderden aşağı indirdikleri bayraklar altında, Atatürk posterleri ellerinde halaylar çekerek seçim zaferini kutluyor.

 

Laik seküler sistemin üst aklı, normal bir düşüncenin çok üstünde çalışan, sabırlı, planlı programlı, uzu vadeli hesapları olan bir strateji güdüyor. Kendisine hasım olan ve olabilecek olan kim varsa, bir şekilde onu kendisiyle ama kendi ilkeleri doğrultusunda dönüştürüp barıştırıyor.

Bütün hesaplar kazanmanın üstüne yapılırsa…

Görünen o ki, gerek mevcut iktidardaki siyasi parti gerekse ona destek verenlerin bir tek hesabı vardı, o da kazanmak üzerine yapılan hesaptı. Seçimden önce bunun aksini düşünen, kaybetme ihtimalinin olabileceğini hesaplayan olmadığı gibi, aksine göre bir gelecek planı olan da yoktu.

İşte sıradan akılla seküler düşüncenin üst aklı burada aralarındaki farkı ortaya koyuyor, biri her ihtimali göz önüne alarak gelecek tasavvuru yaparken, diğeri sadece içinde bulunduğu anla ilgili bir planın uygulamacısı oluyor.

Siyasi iktidar ne yapar diye düşünmek bizim işimiz değil, sistem kendi içerisinde kendi sorunlarını çözüyor. Bizim için önemli olan, sisteme maslahaten destek veren İslami STK’ların bundan sonrası için  bir b planı var mı, bundan sonra ne yapacaklar?

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat