Seksenli Yıllarda Yaşamak ve Afganistan


Seksenli Yıllarda Yaşamak ve Afganistan

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 25 Mart 2017 Cumartesi 21:38


Seksenli yıllarda genç olmak… "O dönemde bir Müslüman’ın en çok gündeminde ne vardı?" diye geriye dönüp yokladığımda, ilk aklıma gelen kuşkusuz Afganistan cihadı oldu.

Küre Medya / Haber Merkezi
Seksenli yıllarda genç olmak… "O dönemde bir Müslüman’ın en çok gündeminde ne vardı?" diye geriye dönüp yokladığımda, ilk aklıma gelen kuşkusuz Afganistan cihadı oldu.


Haşim Akın / Seksenli Yıllarda Yaşamak ve Afganistan


Dünya hızla dönüyor. Her geçen asır, Müslümanlara yeni bir elem ve sızıyı sunar. Seksenli yıllarda genç olmak… “O dönemde bir Müslüman’ın en çok gündeminde ne vardı?” diye geriye dönüp yokladığımda, ilk aklıma gelen kuşkusuz Afganistan cihadı oldu. Çünkü kimsenin arabası yoktu. Bunu değiştirme ve model büyütme hevesi de yoktu. Politika bu kadar sıcak değildi. Dünya henüz bizi böylesine esir almamıştı. Ne erkeklerimiz ne de kızlarımız modern ve “süslüman” olma yoluna girmemişti. Kafeler yoktu. Varsa da biz orada yoktuk. Şark köşesi döşemeli odalarda çay demlenir, Afganistan derdi tazelenirdi. Bir gazete veya dergiden alınan taze bir haber, yüreklere can olurdu.

İnsanlar ve Soytarılar

Biz Afganistan dualarıyla büyüdük. Gidemediğimiz dağların heyecanı ve hayali olurdu. Ulvi Alacakaptan, “İnsanlar ve Soytarılar” adlı tiyatrosuyla bu çığlığa önder olmaya çalışmıştı. Onun için kaide; “Sanat, Allah içindir” cümlesinde yatıyordu. Gayet basit bir sahne dekorunu hatırlıyorum. En net hatırladığım, sahnede bir çatal merdiven vardı. Bütün turnelerde böyle miydi, Konya’da bunu mu bulmuşlardı bilmiyorum. Amaç Afgan cihadına ve Rus zulmüne dikkat çekmekti. Türkiye’de kaç yerde sahne aldılar tam bilmiyorum. Ama gündem gayet sıcaktı.

Bize uzun süre espri konusu olan cümleyi hâlâ hatırlarım: “Babrak rak rak rak rak…. Karmal mal mal mal mal… Nedir bu böyle? Sanki süper sonik ekolayzerli dalkavuk…” (Dönemi bilmeyenler bunu anlamakta zorlanacaktır. Babrak Karmal, Afganistan’ı Rusya’ya peşkeş çeken dönemin Afgan yöneticisidir.)



Romanlarımız da oraya çağırırdı

Merhum Hasan Nail Canat’ın “Nur Dağındaki Çocuk" ve "Yaralı Serçe” romanlarını hatırlarım. İçeriğini şimdi çok net canlandıramasam da küçük bir çocuğun dini ve vatanı için yaptığı mücadeleleri konu alırdı. Bir oturuşta bitirdiğimiz bu romanlar, bizi Hindikuş dağlarında kampa çağırırdı. Sanki Afganistan bizim köyün hemen yanındaydı da Kabil’i, Mezarışerif’i, Hindikuş’u iyi bilirdik. Gözyaşlarıyla okuduğumuz roman bizi hülyalar içinde karlı dağlara alıp götürdü. Zalim Rus askerinden hiç korkmazdık. Çünkü Allah’ın bize yardım edeceğine hep inanmıştık. Roman da bize bunu öğretirdi. Sözü dinlenen, halkın maddi ve manevi dertlerine derman olan bir hoca efendi karakterini hatırlarım. Yanılmıyorsam merhum yazar Hasan Ağabey de dünya gözüyle o toprakları görmemişti.

Marşlarımız ayrı bir heyecandır

Afgan dağlarında kar kucak kucak,

Ne evler kalmış ne de bir ocak,

Bizim evimizse yaz gibi sıcak,

Kalmak istesen de kalmazsın ki…

 

Afgan’da olanlar yürekler dağlar,

Cihat eden değil etmeyen ağlar,

İmanın bağı bizi oraya bağlar,

Kırmak istesen de kıramazsın ki…


Hele bir de yukarıya iki dörtlüğünü aldığım Afganistan kaseti vardı. Bir grup küçük kız çocuğunun söylediği marşlarla zenginleştirilmiş bir kaset... O dönemi yaşamış ama bunları duymammış birisi olamazdı. Ben kaç yüz kez dinlediğimi hatırlamıyorum.  HikmetyarRabbaniAhmet Şah Mesut… Uzakta yaşayan bizim adamlardı. Kimi Müslümanların harçlıkları, kimilerinin kıyafetleri gitti. Hatta mihrini adayan genç kızlar bilirim.

Dualar Afganistan mücahitlerine, rüyalar onlarlaydı

Elimize Arapça bir video kaseti gelmişti de onu Türkçeye tercüme edip yeniden seslendirmek için ne kadar uğraşmıştı ağabeyim Muhammed T… Dualar Afganistan mücahitlerine, rüyalar onlarlaydı. Haber akışının şimdiki kadar hızlı olmadığı dönemde oradan gelecek bir haber yüreklerimize su serperdi. İmkânların çok kısıtlı olduğu bir dönemde kurulan Ajans 1400’ü, merhum Adil Erdem Bayazıt ve Afganistan belgeselini de unutmamak lazım. Bir Kartal taksi ile altı kişilik bir ekibin uzun ve tehlikeli yolculuğu, ümmetin gündemine daha net ve birinci ağızdan haber ulaştırmayı amaçlamaktaydı.

Sonra ne mi oldu? Sonra gene dualarımız devam etti tüm Müslüman kardeşlerimize. Ancak içimizdeki düşmanı kovmanın, dışımızdaki düşmanı kovmak kadar kolay olmadığını anladık. O gün şahadet şerbetini içenlerin gayretleri Allah katında bakidir. Yapılan yardımlar, gözyaşları eşliğinde yüce dergâha gönderilen dualar da…

 

Hayallerimizin gezdiği şehirler


Geçen yıllarda umreye gitmek nasip olmuştu. Genç bir tezgâhtarla tanıştık. Afganistanlı olduğunu öğrendim. “Hangi şehirdensin?” diye sordum. Türk olduğumu anlayınca, “sen nereden bileceksin ki sorarsın?” der gibi baktı. Ben de ona bildiğim şehirleri sayınca çocuk donup kaldı. Açıkça sordu: “Nereden biliyorsun bu şehirleri; sen hiç Afganistan’a gittin mi?” Cevabımı anlayamasa da ben sebebini söyledim; “Sen henüz dünyada yoktun. Biz o zaman hayallerimizi Afgan dağlarına göndermiştik. Onlar bizim yerimize Rus tuzaklarını bozar, bir yetimin başını okşardı…” dedim. Biliyorum hiç bir şey anlamadı. İlahiyat fakültesinde derse gittiğim yıllarda Afganistan asıllı öğrencilerime de anlatamamıştım Afganistan aşkımızı.

Dünyadaki Afganistan algısını kendi lehine çevirmek için Amerika’nın Rambo filmi de çevirdiğini ben kaydedeyim ama siz çok da önemsemeyin. Zalimlerin kendi aralarındaki bölüşümüydü bu… Lakin film dünyası buna da burnunu sokup kahraman olacaktı. Belki de birilerine göre oldu.

 Kaynak: Dünya Bizim 

Yukarı Dön

İlgili Videolar






Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat