Şehit Bilal'in cihatta iken ailesine yazdığı mektup


Şehit Bilal'in cihatta iken ailesine yazdığı mektup

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 25 Nisan 2016 Pazartesi 17:43


Bilal Yaldızcı 28 Ekim 1987’de Ruslara karşı gerçekleştirilen bir operasyonda şehit olmuştu. Bilal Yaldızcı Afganistan'da verilen cihadın Türkiyeli ilk şehidiydi.

Küre Medya / Haber Merkezi
Bilal Yaldızcı 28 Ekim 1987'de Ruslara karşı gerçekleştirilen bir operasyonda şehit olmuştu. Bilal Yaldızcı Afganistan'da verilen cihadın Türkiyeli ilk şehidiydi.Taarruza çıkmadan önce ailesine bir mektup yazmış, şehit olursa mektubu ailesine ulaştırmalarını mücahitlerden istemişti. Bilal şehit oldu, mücahitler Biall'in ailesine yazdığı duygu yüklü mektubu yerine ulaştırdılar.

İşte Şehit Bilal'in ailesine yazmış olduğu mektup

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

 Muhterem babacığım,sevgili anneciğim ve kardeşlerim!

 Allah'ın(c.c)selamı,rahmetive bereketi üzerinize olsun der ellerinizden,kardeşlerim Nihal ve Zuhal'in gözlerinden doya doya,hasretle öperim.Nasılsınız? Rabbime her an duacıyım.İnşaallah iyisinizdir.Beni sorarsanız diyerek gelelim ben günahkara...Şu anda sıhhaten iyiyim,elhamdülillah.

Bildiğiniz gibi şu anda Afganistandayım. Bulunduğum bölge "Tahhar"vlayeti. Buraya yirmi dört günde yürüyerek gelebildik.Gelirken geçtiğimiz yollarda 4 defa Ruslar'ın pususuna düştük. İlki Logar vilayetindeydi. En zorlusu da buydu.Yüz metre mesafeden yağmur gibi mermi yağıyordu üzerimize.O gün on altı saat durmaksızın yol yürüdük.İkinci pusuya Kandehar yolunu geçerken düştük ve yol değiştirerek kurtulduk.Üçüncüsüne Mezar-ı Şerif yolunda yakalandık.Bir tanka yakalanmıştık.Ondan sıyrıldık fakat,yola devam cesaretimiz kırılmıştı.İndiğimiz dağı tedbir için geri çıktık.Yağmur yağıyordu.Açtık.Susuzluğumuzu başımızdan süzülen yağmur suyunu emerek gideriyorduk. Bağlan'daki pusuda iki mücahimidimiz şehit oldu. Beş gün bir köyde mahsur kaldık,taşıdığımız malzemenin bir kısmını,benim çantam da dahil Ruslara kaptırdık.

Lafı uzatmayalım sevgili büyüklerim ve kardeşlerim,şu an da bir garnizona saldırı için bütün hazırlıklar tamamlandı.Her an saldırabiliriz.Ben taaruz grubundayım.Yani şehadete en yakın nokta...Allah'tan gazilik diliyorum.Çünkü türkiye'de yapılacak çok iş var.

Anacığım,babacığım ve kardeşlerim!Eğer şehit olursam İslamın çizgisinin dışına çıkıp,kendinizi bilmeden laf etmeyin.İşte ne vardıgidecek,ölecek vs.gibi..şu ayeti kendinize düstur edinin:"Ey inanlar!Yolculuğa çıkan veya savaşa giren kardeşleri hakkında-onlar yanımızda olsalardı ölmezdi ve öldürmezlerdi-diyen inkarcılar gibi olmayın."Diğer bir ayeti kerime de:"Hiç bir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez,o bir vakte bağlanmıştır.."

Şehadetin nimetleri çok sevgili anacığım.Şu anda aklıma gelenler:

-Ölüm anında acı çekmeyecek

-sorgusuz sualsiz cennet

-kabir azabı yok

-Aileden bir çok kişiye şefaat.

Aklımaşu anda gelenler bunlar.Doğrusu kaçırılacak fırsat değil!

Muhterem baba!Pakistana bir mektup bıraktım.Dönmek nasip olmazsa o mektup sana ulaştırılacak.Bu mektubu başlayacağını beklediğimiz savaş öncesi yazıyorum.Cebime koyacağım.Mücahidlere söyledim,şehid olursam cebimden alıp size ulaştıracaklar.Benim senden istediğim babacığım:Borcum yok,lakin İstanbul'daki.............ağabeya para ver.Allah için istediği yere harcasın.İkincisi istanbuldan bana Ümit nesline dergileri geliyordu.Onları bul ve borcum varsa öde.Haklarını helal etsinler.Kuran kursu derneğine benim için bağışta bulun,yarısına makbuz kestir.Yarısını talebelere dağıt.Son olarak beni tanıyanlardan haklarını helal etmelerini iste.

Sizleri çok özledim.

Neyi hatırladım biliyor musun anacığım? Çocukluğumu.Senin anlattığın kaçırılışımı,telaşlanmanı.Tirede bulunuşumu.İlk okul günlerimi,imam hatip günlerimi..Hayat ne çabuk geçiyor diyorum kendi kendime.İşte canım anacığım bir gün gelecek kaçınılmaz olan ölüme kendimizi teslim edeceğiz.Hayatı dünya hayatını kendine hayat edinmiş olanlara zor gelir ölüm.Ama bizim için böyle bir şey yok.Biz inanıyoruz ki gerçek hayat diğeri,bu değil.Ve yine inanıyoruzki ahirette insan sevdikleriyle birlikte haşrolacak.Ben sizleri seviyorum.Eğer şehit olursam,öbür dünya da Resullullah'ın sancağı altında beraber olacağız inşaalah.Allah'U tealadan dileğim bu.Senden istediğim anacığım,islamı öğrenebildiğin kadar öğrenmen tatbik etmen.Namazlarına dikkat et ana.Bilerek veya bilmeyrek işlediğin günahlarına tevbe et.Kocana,yani babama itaat et.Sabret.Dünya işleri için canını sıkma.Kafir düzene çok beddua et ana.Onun yüzünden çok insan islamı tanımdı.Öğrenenler tam amel etmedi.Beddua et ana,bedduan tüm kafir düzenlere olsun.

Ve sevgili kardeşleri,Nihal'im,iki gözüm.Sizleri sözü edilemeyecek kadar özledim.Yukarıda yazdığım gibi Allh'tan dileğim gazi olmak.Eğer gazi olursam allah nasip ederse görüşürüz.Özlem gideririz.Eğer allah bana lütfedip,daha büyük rütbe olan şehadeti verirse yine görüşürüz.Böylece ben diğer tarafta inşaalah,sizlere şefaat ederim.Aynı yere,cennete gideriz.Namazlarını aksatma benim canım kardeşim.Günahların ve ben günahkar ağabeyin için dua et.Rabbimiz affetsin.Ve en önemlisi,öleceğini aklından çıkarma.İslamı öğren,dünyaya değer verme.Seninle olan anılarımız hatırlıyorum.Bıçakla başını yarışımı..Seninle yaptığımız kavgalarımızı.İlkokul günlerini.Kalem yetmiyor duygularımı anlatmaya.

Zuhal'ciğim,Sarem benim için dua et emi?İslami harekette yerini al.Şehadeti anlat anana,babana,ablana ve onlara üzülmemelerini söyle.

Artık yazamayacağım

BİLAL

 Şehid Bilal Yaldızcı Kimdir?

12 Eylül 1980 darbesi, İran devrimi ve Afganistan'ın Sovyet Rusya tarafından işgal edilmesi 80′li yılların en önemli üç olayıydı. Bu üç olay gençliği oldukça etkilemişti. Özellikle Afgan cihadı, gençliğin birinci gündem maddesiydi. Cepheden gelen iyi haberler dalga dalga yayılır, gönlümüz coşar, yerimizde duramazdık. Çok iyi hatırlıyorum, arkadaşlar arasında küçük harçlıklarımızla biriktirerektopladığımız yardımları Afganistan'la irtibatı olan büyüklerimize büyük bir heyecanla teslim ederdik. Dönemin ruhuna uygun marşlar ezberler, söylediğimiz marşlarla adeta Afganistan'da devam eden cihada tempo tutardık. Panşir Vadisi'nde Ruslara karşı fırtına gibi esen ve Panşir Aslanı olarak ün yapan mücahit komutanlardan Ahmet Şah Mesut, gönlümüzün gizli kahramanıydı. Ahmet Şah Mesut'un başarıları dilden dile dolaşır, aramızda bir efsaneye dönüşürdü. Gülbeddin Hikmetyar, Burhaneddin Rabbani gibi Afgan liderleri, isimlerini en çok andığımız liderlerdi. Rusya'nın üstünlüğü ile devam eden savaş, zaman ilerledikçe mücahitlerin lehine dönmeye başladı. Özellikle cihadı sürdüren dört mücahit grubun birlik ve beraberliği zaferi de, kaçınılmaz olarak mücahitlerin kazanmasını sağladı.

Afganistan cihadına maddi-manevi yardımların yanında, aramızdan bizzat cepheye giderek, Sovyet Rusya'ya karşı savaşan arkadaşlarımız da oldu. Türkiye Müslümanlarını temsilen, Afganistan'da şehid olarak cihadına katkı yaptılar. Afgan cihadının ilk Türk şehidi, İzmir Ödemişli Bilal Yaldızcı (Yıldız)'dır. Daha sonra Tekiner Tayfur (Hüseyin Akın Ağabey, Şehit Tekiner Tayfur'la ilgili güzel bir yazı yazdı) ve Recep Şahin bu yolu takip eden şehidler oldu.

1967′de İzmir'in Ödemiş ilçesinde dünyaya gelen Bilal Yaldızcı, ailenin tek erkek çocuğuydu. İki de kız kardeşi vardı. Ailesi, tek erkek çocuk olması sebebiyle üzerine çok düşüyordu. Lise yıllarında Afganistan cihadıyla yakından ilgilenen her genç gibi Bilal'ın de yüreğinde fırtınalar kopuyordu. Kafasına koymuştu, Afganistan'a gidip mücahitlerin yanında Ruslara karşı savaşacaktı. Lise yılları hep mücadele ile geçti. Yaptıklarıyla, arkadaş çevresini ve ailesini oldukça şaşırtıyordu. Bu konuda kardeşi Zuhal Yaldızcı'nın söylediklerine kula verelim: "Bir gün eve gece yarısı geldi. Hepimiz merak içinde onu bekliyorduk. O ise gayet rahatlıkla içeriye girdi. Zaten meraktan iyice yorgun düşen annem, ağabeyimi sorularla boğdu. Biz, başına bir şey gelmesinden korkuyorduk. Fakat hiç ummadığımız bir cevapla karşılaştık. Diyor ki, anneciğim şu anda kabristandan geliyorum. Bu yaptığım şeyi, altı aydır sürekli yapıyorum. Amacım içimdeki ölüm korkusunu yenebilmekti. Gördüm ki, doktoru, avukatı, zengini, fakiri hepsi orada ses çıkarmadan yatıyor. Ağabeyimin şehid olduğu haberi geldikten sonra, müdürlük yaptığı kursun masasında küçük bir not bulundu: 'Allah'a şükür ölüm korkusunu yendim' diye..."

Bilal arkadaşlarıyla birlikte sürekli Bozdağ'a tırmanır, bunu yapmasındaki amacı, Afganistan'a gittiğinde Hindikuş dağlarında zorluk çekmemek içindi. Liseden sonra Afganistan'a gitmeye karar veren Bilal, evden ayrılırken ailesine Pakistan'a üniversite okumaya gidiyorum, demişti. Bilal önce Pakistan'a, oradan da cepheye katılmak için Afganistan'a geçti. Penşir Vadisi'nde Ahmet Şah Mesut'un birliklerine dahil oldu. Ahmet Şah Mesut, kendisini çok sever ve 'Abdullah misafir' diye hitap ederdi. Hindikuş dağlarında Ruslara karşı yürütülen amansız mücadelenin her safhasında yer aldı. Dönüş vakti gelip çattığında, takvimler 24 Ekim 1987′i gösteriyordu. Bilal, hazırlığını yapmış, silahını teslim etmiş, arkadaşlarıyla vedalaşmaya hazırlanıyordu. Ahmet Şah Mesut'tan haber geldi. Bütün mücahit gruplar, Pakistan sınırına yirmi beş kilometre mesafedeki Rus garnizonunu kuşatacaktı. Bilal'ın içi bir tuhaf oldu. Bir türlü dönmek istemiyordu ve o kuşatmada bende olmalıyım diyerek, mücahit grupların arasına karıştı. 29 Ekim 1987 sabahı Bilal, Hz. Bilal'dan muştu almışçasına sabah ezanını okudu. Bilal'ın yanık sesi Panşir Vadisi'nde dalga dalga yayıldı. Sabah namazı eda edildikten sonra harekete geçildi. İkindiye doğru Rus garnizonu kuşatıldı. Yoğun çatışmalar başladı. Silah sesleri, tekbirlerle birbirine karıştı. Kendinden geçen mücahitler, şehadete koşmak için adeta birbiriyle yarışıyordu. Bunların arasında Bozdağ'ın heybetli delikanlısı Bilal de vardı. Birkaç saat süren çatışmada Rus garnizonu ele geçirildi. Pakistan'la Afganistan arasındaki en büyük engel de ortadan kaldırılmış oldu. Şehit Bilal, Afgan toprağına kanını akıtarak, bu başarının mimarlarından biri olmuştu.

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat