Şehir ehlileştirir…


Şehir ehlileştirir…

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 08 Mayıs 2015 Cuma 10:46


İstemeyecek kadar onurlu kalmayı başarabilen Suriyeli, Filistinli, Arakanlı, Doğu Türkistanlı ve hatta Anadolu’daki yetimler, ihtiyaç sahipleri…

Küre Medya / Haber Merkezi
Geçen Cuma Anadolu Platformu öncülüğünde Türkiye genelinde başlatılan Akademisyenler İnisiyatifinin nihai değerlendirme toplantısına katılmak üzere Ankara’daydık. Bir dostumuzla başka bir konuda değerlendirme yapmak üzere kahvaltıyı program dışında yapmamız gerekti. Beşevler Ankaray istasyonu girişine yakın bir simit kafeyi mekân olarak tercih ettik.

Ne olduysa o sırada oldu

Sağımızdaki masada tek başına kahvaltı yapan hanımefendinin masası üzerine dişi bir serçe kondu. Oldukça rahattı. Özgürlüğünden, ürkekliğinden neredeyse eser yoktu…

Talepkâr idi… Hanımefendi hemcinsinin niyetini anladı. Bir lokmacık simit uzattı…

O artık özgür değildi...

Hanımefendi veren el olmanın ayrıcalığıyla rahat ve mesrûr iken, hemcinsi serçe özgürlüğünü, minnet duymazlığını ayaklar altına almış şekilde, naifliğini kaybetmiş göründü gözüme…

Dostum, “Serçe bile şehre alışmışsa….” dedi ve devamını muhayyilemize bıraktı. “Şehir ehlileştirir” dedi, ilaveten…

Zihnimin derinliklerinde Bedirhan Gökçe’nin sesiyle, Ali Ulurasba’dan birkaç dize hızla yanıp söndü. Atış caddesinin üst kısımlarında Papazderesi’ne ve dahi Ankara’nın büyük kısmına nâzır yerden görünen şehrin ışıkları gibi hızlı hızlı göz kırptı:

“…Hey gidi Ankara hey!

Beni de benzettin ya kendine.

Yüzümde bürokrat gülümsemesi,

İçimde politik çıkmazlar…“

 

Serçe, hicretine izin verilmeyenlerdendi… En çetin kış soğuklarını aşabilenler, kuruldu kurulalı şehirlerin sakinleriydiler. Bunda şaşılacak bir durum yoktu.

Günler uzamıştı ve sünnetullah gereği, neslin devamı için, bir anne adayı olarak çabası kabul edilebilirdi. Lakin fıtratıyla tenakuz teşkil ettiğinden, yine de bu kadar kolay istememeliydi diye düşündüm.

Derken solumuzda oturan genç adama, bu kez bir erkek serçe yaklaştı. Daha ürkekti. Evet, onun talepkârlığı da hissediliyordu ama “bu yola yeni düşmüş” (!) olmalı ki, o da kendi hemcinsinden isterken sanki daha utangaçtı.

Zihnimde bu kez baba, lider, sorumluluk sahibi olmaya dair başka dizeler hızla belirdi. Yine Bedirhan Gökçe’nin sesinden, merhum Abdurrahim Karakoç ağabeyin yürek sızıları:

Güneş yükselmeden kuşluk yerine

Bir adam camiden döndü evine

Oturdu sessizce yer minderine

Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı

Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı…

Eli öpüldükçe içi burkuldu

Konuşmak istedi, dili tutuldu

Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu

Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı

Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..



Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını

Adam “evet” dedi, sıktı dişini…..

 

Hicret…

En sıkıntılı anların, ama ille de “metâ nasrullah?” diyecek kertedeki anların çıkış yolu…

Kimi zaman Necaşi yürekli adil insanlar ülkesine, kimi zaman Ensar gönüllü insanlar beldesine…

Bu satırları yazarken bir tenâkuz daha fark ettim…

Şehir ehlileştirir demiştik… Şehir yani “Medenî” hayat… Ensar gönüllü insanların şehri de “Medine”…

Huzura gelen bedevî de geldi aklıma... İman edip de beş vakit namaz, yılda bir ay oruç, zekât dışında nafile hiçbir şey yapmayacağını söyleyen kişi…

Sözünde durduğu takdirde felah bulacağı söylenen kişi…

Bedenim hilâfına, hiperaktif olduğuna artık neredeyse emin olduğum zihnimde peş peşe sorular, olgular sıralandı…

Riyayla hemhal himmet toplantıları…

Kirlenmişliğimiz bağlamında felahımıza kâfi gelmeyecek beş vakit namazımız, ramazan orucumuz…

İstemeyecek kadar onurlu kalmayı başarabilen Suriyeli, Filistinli, Arakanlı, Doğu Türkistanlı ve hatta Anadolu’daki yetimler, ihtiyaç sahipleri…

 

Şehir ehlileştirir, siyaset te, cemaatler gibi aidiyetlerimiz de…

Haksızlık etmeyeyim insan kendi kendini bile ehlileştirebilir… Ne de olsa seküler dünya ve modern zamanlar…

İnsan hicret edebilmeli… Kendinden, kirlenen benliğinden uzağa…

Etmelidir de…

Varsın hoyratça, bedevice olsun…

Varsın az olsun, ilkel olsun, basit olsun…

Medeni olmanın, fazlaca bilmenin, çok olmanın hakkını veremiyorsak, medenî/şehirli olmakla özgürlüğümüzden, kişiliğimizden ödün veriyorsak, değerlerimizi iğfal ediyorsak, alan el olmaya arsızca alışıyorsak, bilin ki va’d haktır:

“O dilerse, sizi ortadan kaldırır ve yeni bir topluluk getirir”.

Prof.Dr. Sedat Aktan/Haber 10 

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat