Şehadetinin 91. Yıldönümün de İskilipli Atıf Hoca


Şehadetinin 91. Yıldönümün de İskilipli Atıf Hoca

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 05 Şubat 2017 Pazar 13:06


4 Şubat 1926 Perşembe günü, şapka kanunun yürürlüğe girdiği dönem içerisinde idam edilen büyük İslam şahsiyetlerinden olan İskilipli Atıf Hoca’nın idam edilmesinin 91. yıldönümü olan 2017’te, bugün bu büyük şahsiyeti rahmetler anıyoruz.

Küre Medya / Haber Merkezi
Dönemin cuntacı rejimi tarafından büyük zulümler içerisindeki şapka kanunun uygulandığı zaman diliminde, batı özentisi veya batı taklitçiliği karşısında dik duran ve durmayı iyi bilen İskilipli Atıf Hoca, her türlü zorbalığa rağmen dini İslami Mübin için kendi canını hiçe sayarak adeta idam sehpasında cellâtlarına gülümseyerek şahadete ermiştir. İskilipli Atıf Hoca, aslında bir köşede sessiz kalıp bu durumdan uzak durabilirdi. Kanunun yürürlüğe girdiği dönem içerisinde, zalimane batı zihniyeti istilası durumunda Hoca kendi İslami kimliğini saklamamış hatta bunu her zaman dile getirmiş bunun bedelini canını teslim ederek kanıtlamıştır. İskilipli Atıf Hoca’nın İslam davasına oldukça bağımlı ve oldukça hassaslığı söz konusuydu. Batının oyunlarını iyi bilmekte ve bu oyunları da İslam ümmetine göstermek için kitap neşretmiştir.

Atıf Hoca o dönemde medreselerin ve müderrislerin eksikliklerini görüp bunu telafi edecek bir şeylerin yapılması için bir rapor hazırlar ve bu raporunu Maşihat-ı İslamiyye Dairesi'ne sunar. Fakat rapordaki değişiklikler bazı kişilerin menfaatlerine uymadığından dolayı hem raporu tanımazlar hem de onu Şeyhülislamlık makamına şikâyet edilir. Şeyhülislam Mehmet Cemalettin Efendi tarafından önce Bodrum'a daha sonra Kırım'a sürülür. Kırım'dan Varşova'ya geçen Atıf Hoca, sürgün cezası bittikten sonra İstanbul'a döner. Atıf Hoca, Beyanül'l hak, Sebilürreşad, dergilerde makaleler yazdı. Hayatı boyunca hep ümmetin aydınlanması ve uyanması üzerine çabalarla dolu olan bir hayat yaşayan Atıf Hoca tam bir İslam aşığı müstesna bir kişidir. Sürgünlerle geçen bir hayat Atıf Hoca için bir pes etmek olmaz ve Atıf Hoca devamlı irşat hareketlerine devam eder.

Atıf Hoca, 31 Mart olayından bir hafta önce yazdığı bir yazı nedeniyle tutuklanır. Fakat mahkeme suçsuz bulur ve serbest bırakır. İttihatçılar, Atıf Hoca'ya devlet dairesinde görev vermeyerek onu eğitimle iştigal etmesinden uzak tutmak istediler. Atıf Hoca medreselerde fahri olarak ders vermeye İttihatçılara karşı İttihad-i Muhammed-i içerisinde yer alır. Mebus seçilmesi ittihatçılar tarafından engellenir. Mahmut şevket Paşa'nın öldürülmesinde rolü olduğu gerekçesiyle İttihatçılar tarafından suçlanarak Divan-ı Harb'te yargılanır, suçlu bulunarak önce Sinop'a daha sonra Çorum-Sungurlu sonra da Boğazlayan'a sürgüne gönderilir. Sürgünde halka vaaz vermesi ve talebelere ders vermesi yasaklanır.

1,5 yıllık sürgün cezası sona erdikten sonra İstanbul'a gelir. Ebulula Mardin Huzur dersleri adlı eserinde suçsuzluğunun anlaşılmasına rağmen hiçbir görev verilmediğini söyler. Hayatı bu derece zorlu geçen Atıf Hoca, ülkede yeni başlayan kötü yapılanmanın bozukluğu ve Müslümanların şaşkın ve cahil kaldığı bir ortam içinde bu konuda üzerine düşen görev bilinci gereği, Müslümanları bu tehlike karşısında uyarmak ve aydınlatmak için Atıf Hoca 1924’te “Frenk Mukallitliği ve Şapka” isimli bir kitap yazar. Aradan geçen 1,5 yıl sonra yürürlüğe giren yeni kanun maddesi ise şapka kanunu idi, ne tezattır ki halkın savaş ile ülkeden kovdukları İtalyanlardan daha sonra 3 gemi dolusu şapka satın alınır ve bu şapkayı giymeyi de zorunlu kılan kanunlar yapılmıştı. Bu duruma halk ve ulemadan büyük tepki gelmesine rağmen bu karardan geri dönülmüyor ve uygulama kanlı bir şekilde devam ediyordu. Zaten bu uygulama içinde bazı kurbanlar verilecekti ve bu daha öncede dile getirilmişti Mustafa Kemal tarafından.

M. Kemal 24 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’ya gitmiş ve Kastamonululara hitaben şu konuşmayı yapmıştı: “Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere başta siper-i şemsli serpuş. Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız! İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim!”

(K. Z. Genç Osman, Atatürk Ansiklopedisi, İstanbul 1981, X, 67) Daha önceleri de hem Cumhuriyet rejimi tarafından hem de çıkarcılar tarafından damga yiyen Atıf Hoca, Müslüman halk tarafından sevilen sayılan ve saygı duyulan şahsiyet olmasına rağmen 1,5 yıl sonra yürürlüğe giren ve hala yürürlükte olan şapka kanununa muhalefet bahanesiyle tutuklanır. Giresun İstiklal mahkemesinde yargılanarak suç bulunamaması nedeni ile İstanbul’a gönderilir. Ancak bir süre sonra yeniden tutuklanan Atıf Hoca, 26 Aralık 1925’te arkadaşları ile beraber 13 kolluk kuvveti gözetiminde Ankara'ya gönderilir. 26 Ocak 1926 Salı günü Ankara istiklal mahkemesinde yargılanır.

Bayrakla muhteşem savunma.. Atıf Hoca’nın mahkemede konuşması zaten tarih için meşhur olmuş bir vakadır. Hoca, sakin ve vakur (ağırbaşlı) bir tavırla: “Evet efendim. Şapka Kanunu çıkmadan iki sene önce, şapkanın bir Müslüman kisvesi (giysisi) olmadığına dair bir risale yazmıştım” dedi. Kel Ali, “Şimdi ne yapıyorsun?” diye sordu. Hoca, “Kanunlara itaat ediyorum” cevabını verdi. Bunun üzerine Kel Ali hiddetle bağırarak, “Sen bilmiyor musun ki şapka da bezdir, fes de bezdir?” deyince hoca sükûnetle, “Evet biliyorum, ancak hey’et-i hakimin (hakim heyetinin) arkasındaki bayrak da bezdir, lütfen o bezi kaldırınız da yerine bir İngiliz bayrağı asınız” karşılığını verdi.

Kel Ali hiddetlenmişti. “Ne diyorsun?” diye bağırdı. Hoca, “Şapka bir alamettir; âdet ile alamet arasındaki farkı düşünerek o risaleyi yazmıştım” dedi. Bunun üzerine celse tatil olundu ve savunmasını yapmak için mahkeme bir gün sonraya ertelendi.   “Delil bulunamadı ama bu kitap bugünkü devrim ruhuna aykırı” Savcı, İskilipli Atıf Hoca için 3 yıl hapis cezası ister, mahkeme müdafaa için bir gün sonraya bırakılır, ertesi gün mahkeme reisi Kel Ali, müdafaa yapmaya gerek görmeyen İskilipli Atıf Hoca için alınan kararı açıklar. Kararı idam diye verilir. İskilipli Atıf Hoca, kendinden hiçbir şey kaybetmemiş imanın verdiği sorumluluk ve örneklik açısından idamında büyük bir heybetle cellâtlarına gülümseyerek şunları söylemiştir: “Zalim ve katillerle elbette mahşer günü hesaplaşacağız"

Ve Atıf Hoca idam edilerek şehit edilir. Atıf Hoca’nın şahadeti ile uyanış gösteren halk, karanlık zaman içinde yol gösteren bir kandil olan Atıf Hoca’yı, kendisine aydınlatıcı kandil olarak görür ve onun izinde yol sürür ve rejim bu aydınlanmayı bastırmak için Atıf Hoca’yı örnek alan herkesi idam ettirir. Yani şapka giymeyen herkes idam edilir ve birçok kişi şapka giymediği için idam edilir. Cumhuriyetin kuruluş döneminde bu şapka inkılabıyla başka bir travma yaşamıştır. Atıf Hoca, Cumhuriyet döneminde Müslümanlara yapılan baskıların ne derece zalimce ve hunharca olduğunu gösteren olaylardan sadece bir tanesidir.

Atıf Hoca’yı İngiliz Ajanı olduğu hezeyanı: Atıf Hoca, şapka kanunu için değil de İngiliz Ajanı olduğu için idam ettirilmiştir deme hezeyanını gösteren bugün ulusal çevreler, Atıf Hoca’nın hayatında vermiş olduğu mücadeleden yoksun çevrelerdir. Atıf Hoca, hep batının oyunlarını halka göstermiş ve Müslüman milletinin bu oyunlara gelmemesi için onları uyarmış bunun karşılında eziyetler cefalar ve sürgünler yaşamıştır. Şimdi Atıf Hoca’nın idam edilme sebebinin İngiliz ajanı olduğunu diyen kişiler, aslında atalarının yapmış olduğu zulümleri örtbas etmek ve topluma Atıf Hoca’yı kötü göstermekten başka bir şey olmadığını gösteriyor. Atıf Hoca İngiliz ajanı olmadığının en basit ispatı; Frenk Mukallitliği Ve Şapka adlı eseridir, bu eseri okuyan kişinin Atıf Hoca’nın ne derece İngiliz ve batı karşıtı olduğunu bilir. Bu şahsiyetin hayatını bilmeyenler veya geçmişi örtbas etmek isteyenlerin başvuracağı tek şey karalamaktır. Atıf Hoca İngiliz ajanı olduğuna dair somut olarak zerre kadar delil ispat getiremez. Bu söylemlerin tek amacı dediğimiz gibi bu büyük şahsiyeti karalamak ve o dönemde yapılmış olan zulümlerinin olmadığının yaygarasından başka bir şey değildir.   Aslında bunu en iyi yanıt Atıf Hoca’nın iddianamesinde mevcuttur. İddianame her şeyi ispatlar durumdadır. İşte o tutanaklara göre Atıf Hoca hakkında istenen cezanın nedeni ve karar:

  İDDİANAME: CELSE (2 ŞUBAT 1926 SALI) Reis Ali Çetinkaya (Kel Ali) Savcı Necip Ali (Küçüka) Azalar Kılıç Ali ve Reşid Galip Savcı Necip Ali: Mesela Rize’de çıkmış hadisede, Rizeli asileri tahrik etmek suçuyla yakalanmış kişilerin evleri arandığında Hoca Atıf Efendi’nin ‘Şapka ve Frenk Mukallitliği’ adındaki kitabı ortaya çıkarılmıştır. (...) Atıf Efendi gerçekten de o bilinen meşhur kitabını 1340’da (M.1924 ) yazdığını ve Maarif Vekâleti’nin özel izni ile neşrolunduğunu iddia etmektedir. Yaptığımız araştırmalara göre, bu beyanı doğrudur. Atıf Efendi’nin kitabı elden ele o kadar çok dolaşmış ve o kadar ehemmiyetle okunmuştur ki, mesela “Şapka emri çıktı, ne yapacağız?” denildiği zaman bazı mihraklar tarafından “Hoca Efendi’nin kitabını okuyunuz” diye telkinde bulunulmuştur. (..) Atıf Hoca Efendi’nin neşretmiş olduğu eserlerden, Neşr-i Şer’i, Terakkiyat-ı Diniyye, Şapka ve Frenk Mukallitliği kitapları incelendiğinde görülecektir ki; İnkılâp ruhuyla bugünün ruhuyla, TC ruhuyla hiçbir zaman bağdaştırılması mümkün değildir.” Bazı çevrelerin Atıf Hoca’nın İngiliz Ajanı olduğu için idam edildi demesi, istiklal Mahkemeleri’nin meşru olduğunun peşinde olanların iftirasıdır. İstiklal Mahkemeleri’nin yaptığı adaletsiz ve hukuksuz yargılama ve idamlarını hiçbir güç bize meşru olduğunu ispat edemez. 
 
Kaynak: ISLAH HABER

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat