Saygıyı hak eden bir geçmiş


Saygıyı hak eden bir geçmiş

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 08 Ocak 2015 Perşembe 18:02


İhvan-ı Müslimin ve Filistin Meselesi: Saygıyı Hak Eden Bir Geçmiş

Küre Medya / Haber Merkezi
Muhammed Mursi’nin 30 Haziran 2011’de devrilmesinden ve ülkenin şahit olduğu dramatik gelişmelerden sonra İhvan-ı Müslimin, bir İslami hareket olarak takip ve tacize uğradı. Bunun yanında Arap dünyasındaki ılımlı İslam ana akımını şeytanlaştırma hamlesi içerisinde terör örgütü diye suçlandı.

Garip olan şey, bu hamlenin Körfez ülkelerinden başlamış olmasıydı. Hâlbuki Körfez ülkeleri, İhvan-ı Müslimin’in en yakın müttefikleri ve güvenli limanı konumundaydı. Bu da bizi İhvan-ı Müslimin hareketinin bu ülkelerle olan tarihini sunmaya, bu büyük ve korkutucu değişimin arkasındaki sebepleri ortaya çıkarmaya sevk ediyor. Bu değişim, İslamcıların Arap baharı ve bütün göstergelerinin onların geleceğini gösterdiği demokratik seçimlerle birlikte iktidara ulaşma hedeflerine ulaştıklarını zannettiğimiz bir zamanda gerçekleşti.

İhvan-ı Müslimin ve Körfez ülkeleri: Bağış ve ittifakla dolu bir tarih

Aslında İhvan-ı Müslimin’in bir terör örgütü olarak suçlanmasındaki süreç, sürprizlerle dolu ve sorgulamaya iten bir süreçti. Çünkü Körfez ülkelerinin İhvan-ı Müslimin ile olan ilişkileri, güven ve karşılıklı menfaatler üzerine kuruluydu ve bölgenin istikrarına uzun yıllar boyunca hizmet etmişti. Bu ülkelerden özellikle Suudi Arabistan, İhvan için sıcak kucak ve yardımsever el konumundaydı.

Suudi Arabistan, o dönemde binlerce İhvan mensubunu topraklarında barındırmıştı. Bu da altmışlı yıllarda dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır ile siyasi bir çatışmaya sebep olmuştu. Bu çatışmadan hemen önce de Yemen’deki yönetim konusunda da bir ihtilaf çıkmıştı. Kral Faysal, Yemen’de krallık taraftarı iken, Abdunnasır, oradaki devrimin yanında yer aldı.

Seksenli yıllarda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), birçok Suriye İhvanı yöneticisine kapılarını açtı. Bunlar, o dönemde özellikle de Hama kentinde yaşanan kanlı trajik olayların ardından oraya sığınmışlardı. Hama şehri, yıkılmış ve 25 binden fazla sivil ölmüştü. Hafız Esed’in zulmünden kaçan binlerce kişi de, BAE'ye sığınmıştı.

BAE'deki eğitim ve tebliğ alanlarında, hatta ticaret ve imar alanlarındaki gelişim, büyük ölçüde bu ihvan yöneticileri sayesinde gerçekleşmişti.

İnsaflı olmak gerekirse İhvan-ı Müslimin'in bu hicretlerinde çok sayıda sığınacak yer bulduklarını itiraf etmek lazım. Aynı şekilde birçok genç de eğitim bursları alarak Körfez ülkeleri üniversitelerinde ve bazı batı ülkelerinde yüksek öğrenim tahsil ettiler.

Körfez ülkeleri, aynı zamanda dışarıya eğitim için gönderdiği gruplar ve petrol zengini hayırsever işadamlarının paraları vasıtasıyla, Amerika ve Avrupa'da İslam’ın yayılmasına yardım ettiler. Bu işleri yapan kurumların başında da İhvan yöneticileri vardı.

Yaşadığımız gerçeğe ve tarihi emanete sahip çıkarak, Avrupa ve Amerika’daki İslami uyanışın Körfez ülkelerinin zenginliği ve bu paralar ile İslami kurum ve faaliyetleri finanse etmeleri sebebiyle olduğunu teslim etmek gerekir. ABD ve Avrupa’da birçok cami ve İslami merkez bu şekilde açıldı. Bunların sayısı binleri geçti. Aynı zamanda İslam’ı yayma faaliyetleri de çoğaldı. Çünkü Körfez ülkeleri, özellikle de Suudi Arabistan, kesesinin ağzını açarak İslami faaliyetleri destekledi. Aynı şekilde batı ülkelerindeki matbaalar, harekete geçip Kur’an-ı Kerim ve İslami kitaplar basmaya başladı. Bu kitapların tercüme paralarını Suudi Arabistan karşıladı. Bu şekilde İslam’ı yaymaya çalışan herkese, onların Amerikalılara ulaşmalarına ve onları İslam’a davet etmelerine yardımcı oldular.

İhvan-ı Müslimin hareketinin fikri ve körfezin paraları ile batıda İslam yayıldı. Yardım, tebliğ ve faaliyet merkezleri çoğaldı. Aynı zamanda batıda yaşayan Arapların çocukları arasında İslami yaşayışa hassasiyet de arttı. Bu şekilde İslam, birçok batı ülkesinde ve ABD’de kültürel ve siyasi olarak o devletin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Seksenli yıllar, Afganistan hakkında İhvan ile Suudi Arabistan arasındaki ittifaka da şahitlik etti. Her iki taraf da komünizmin, büyük petrol servetlerinin bulunduğu doğu tarafına yani Körfeze yayılmasının önüne geçmek gerektiği üzerinde anlaştı.

……

Suudi unsurların suçlandığı ve terör faaliyetlerinden sorumlu tutulduğu 11 Eylül 2001 olaylarından sonra İhvan ve Suudi yönetimi arasındaki ilişkiler, rehavet üzere devam etti. O tarihten bu yana bir iyileşme görülmedi. Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Nayif’in Kuveyt'te yayınlanan “Siyaset” gazetesine 23 Kasım 2002'de yaptığı açıklama bir darbe mahiyetindeydi ve iki taraf arasındaki kopuşun işaretiydi. Prens Nayif sürpriz açıklamasında “İhvan, belanın kaynağı. Bizim bütün problemlerimiz, onların yüzünden. Onlar, bu grupları çıkardılar ve bu tür fikirleri yaydılar” dedi. Bu, Müslüman gençlere yöneltilen aşırıcı ve terörist fikirlerden Vahhabiliği değil, İhvan-ı Müslimin'i sorumlu tutmak şeklinde kurnazca bir hamleydi.

İhvan ve Filistin: Özgeçmiş ve yürüyüş

İhvan-ı Müslimin hareketi, otuzlu yıllardan beri Filistin meselesi ile ilişkilendirildi. Hareket ve yöneticileri, Filistin halkının mücadelesini destekledi. Hatta bundan da öte Mısır ve Ürdün’deki ihvandan binlerce gönüllü, Filistin topraklarını savunmak için 1948 senesinde meydana gelen savaşa katıldılar. İsrail, bunların kahramanlıklarını itiraf etti ve “gördüğümüz en iyi düşman” diye niteledi.

Bu konuda Hasan el-Benna, alimleri ve tebliğcileri dini şuuru uyandırmak için Filistin topraklarına gönderdi. Hasan el-Benna şöyle diyordu: "Filistin, bizim kalbimizde ruhani ve mukaddes bir yer işgal ediyor. Onun yeri sadece bir vatan toprağı değildir. O taraflardan Beytü’l-Makdisin rüzgarı, peygamberler ve sıdıkların bereketi bize doğru esiyor. Orası Hz. İsa’nın beşiğidir. Bütün bunlar, ruhumuzu doyuruyor ve nefislerimize canlılık veriyor."

İhvan-ı Müslimin hareketi, El-Benna'nın öğretileri yolunda devam ederek Müslümanların kayıp cevheri olan Filistin topraklarının özgürlüğüne kavuşması için çalışmaya ve toplanmaya davet etti. İhvan-ı Müslimin, ellili yılların ortalarında Sina’da yerleşim yeri inşasına karşı Gazze'de düzenlenen gösterilere katıldı. Sol güçlerle birlikte bu planı engellemeyi başardılar.

1967 senesindeki hezimetten sonra Arap dünyasında ve Filistin topraklarında büyük bir değişim gerçekleşti. Liberal ve sol fikirler geriledi. Buna mukabil İslami uyanış hareketleri başladı. İhvan hareketi de büyük bir canlılık yaşadı. Öyle ki hezimetten sonra ümitsizlik ve hayal kırıklığına uğrayan gençlerin gücünü kapsayacak ve ümmeti eski gücüne kavuşturmayı hedefleyen büyük İslam projesi bağlamında Filistin’in özgürlüğüne kavuşması için onları düzene sokma adına en iyi seçenek haline geldi.

Yetmişli yıllarda binlerce İslami Hareket mensubu, Mısır üniversitelerinde okumak için geldi. Burada Hamas’ın İhvan ile ilişkileri derinleşti ve Müslümanların birinci meselesi olması hasebiyle Filistin’in zihinlerdeki yeri yüceldi. Burada okuyan gençler, Gazze'de değişik kurumların oluşturulmasında ve fikri uyanışın başlamasında öncülük ettiler. Bu dönem, seksenli yılların ortasına kadar devam etti.

1987 senesinin aralık ayında Filistin intifadası ile birlikte İslami hareket, İslami bir vizyona sahip “Hamas” adı altında milli bir hareket olarak görünmeye başladı. Hamas, diğer gruplarla birlikte düşmana karşı mücadele etmeye başladı.

Her iki tarafın da katıldığı gerçek şu: İhvan-ı Müslimin'in Arap dünyası ve batı ülkelerindeki bütün şubeleri ile verdiği destek, intifadanın başarılı olmasını ve on beş yıl devam etmesini sağladı. Öyle ki İslami hareket liderleri, birçok bölgede intifadaya destek, yaralıları tedavi etmek, esirlerin ve şehitlerin bakımı için özel bütçeler oluşturdular. Hatta sivil toplum kuruluşları ve yardım kurumları kuruldu. Bunların hedefi, bağışları toplamak ve olabilecek bütün şekillerde Batı Yaka ve Gazze’deki Filistinlilere yardım ulaştırabilmekti.

İhvan-ı Müslimin hareketi sahip olduğu medya ve tebliğ kanalları vasıtasıyla Filistin meselesini uluslararası arenaya ve batılı ülkelerde yaşayan Arap nesillerine taşımayı başardı. Böylece Filistin meselesi, Amerika ve Avrupa’daki İslami gündemin en önemli birinci maddesi haline geldi. Müslümanları bir araya getirmek için her sene sempozyumlar yapılır oldu. Bu sempozyumlara Filistin topraklarındaki İslami faaliyet alanlarında ön plana çıkan kişiler davet ediliyor, Müslümanlarla tanışması ve bağışların toplanması sağlanıyordu.

İhvan’ın hedef gösterilmesi: Direnişe darbe vurmak ve Hamas’ı zayıflatmak

Bu bağlamda Filistinli yöneticiler ve grupların dilinde tekrar edilen ve Hamas’ın “İhvan-ı Müslimin'in ortaya koyduğu projenin bir parçası olduğu ve bununla da dini fikriyle bölgeyi siyasi olarak ele geçirme hedefinde olduğu” şeklindeki açıklamalar ortalıkta geziyor. Bu açıklamalar, bir raporda bir tutum olarak geçiyor. Filistinli emniyet birimleri tarafından hazırlanan ve Hamas ve İhvan’a karşı hareket planı olan bu raporda şunlara dikkat çekiliyor: "İhvan-ı Müslimin hareketi, fiili olarak kurulduğu tarihten bu yana, karanlıklarda ve kulis arkalarında çalışan bir harekettir. Bu hareketin faaliyet alanı Mısır ile sınırlı değildir. Bilakis bütün bölgeyi özellikle de Filistin’i kapsayacak şekilde çalışmaktadır. Hâlbuki Filistin, ne geçmişte ne de şimdi öncelikleri arasında yer almıyor. Onlar için önemli olan, Filistin’de uluslararası İhvan tarafından gerçekleştirilmesi istenen şeylerin ele geçirilmesi. Ta ki siyasal İslam, bütün bölgede yayılsın.” Rapor, maalesef, İhvan’ın imajını zedelemek, tarihi hakkında şüpheye düşürmek için gerekli olan şeyleri içeriyor. Bu kampanyalar, insanları hareketten uzaklaştırmayı ve ona duyulan sempatiyi kırmayı hedefliyor.

(Abbas liderliğindeki) Filistin Yönetimi'ne bağlı güvenlik birimleri tarafından hazırlanan bu raporlar, odaklanılması istenen konu ve meselelere işaret ediyor. Bundan maksat, hareketi şeytanlaştırmak ve onun aşırıcı ve terör listelerine girmesini sağlamak.

Uluslararası nitelikteki İhvan'ı, Filistin ile ilişkili halde gösteren programlı süreç, kendi içerisinde pis yönlendirmeleri, açıklamaları ve tutumları iki hareketi olumsuz bir şekilde birleştirme hedefinde olan taraflardan oluşan şüpheli boyutları içeriyor.

Filistin sokaklarının sorduğu soru şu: "Bazı güvenlik birimlerinin, kendi halkıyla ve uluslararası kamuoyu ile problemler yaşayan bazı Arap devletleri ile ittifak kurup İhvan’ın imajını kötüleme; Hamas’ı hedefe koyup onu İhvan'ın elinde bir oyuncak gibi göstermenin hareketimiz ve davamıza ne faydası var?"

Her Filistinli mücahidin zihnini kurcalayan soru şu: "Biz Filistinliler; bölgede ve dünyada en fazla yayılmış olan, tarihi bağış ve fedakarlıklar ile dolu, ümmeti inşa etmek için sürekli çalışan, Filistin meselesini birinci önceliği haline getirmiş ve onu sadece merkezi bir mesele olarak değil, bunun yanında teorik ve pratik alanda gündeminin ilk sıralarına koyan en büyük bir İslami hareketi düşman olarak görmekten ne elde edeceğiz?"

Mısır'da darbeyle yönetimden uzaklaştırılan Muhammed Mursi için söylenenler de beni hüzünlendirdi. Halbuki Mursi, Başkan Abbas’a şöyle diyordu: "Eğer Mısır, ekonomik olarak iyi durumda olsaydı, seni bu dünyada baka devlete muhtaç etmezdim." Biz Filistinliler sürekli olarak şöyle diyorduk: "Başka devletlerin işine karışmayacağız. Çünkü biz, herkesin yardımını istiyoruz.” Peki niçin bugün önüne gelen herkesin uluslararası arenada faaliyet gösteren büyük bir İslami harekete laf etmesine izin veriyoruz. Halbuki o hareket, bize yardım ediyor; bize yardım eli uzatmaktan ve yanımızda durmaktan çekinmiyor.

Filistin Yönetimi ve basınımızın, bu tehlikeli oyundan uzak durmasını ve herkesle iyi ilişki içerisinde dengeli bir siyaset takip etmesini temenni ediyorum. Çünkü bizim meselemiz, bütün Arap ve Müslüman ümmetinin birinci meselesidir. Farklı gruplar için İslami hareketlere düşmanlık etmek, özgürlük ve vatan topraklarına geri dönüş davamıza hizmet etmeyecek ve İsrail ile olan stratejik mücadelemizi zayıflatacaktır.

Hamas’ın siyasi birim üyesi Dr. Musa Ebu Merzuk da Filistin Yönetimi'ndeki bazı yetkililerin yaptığı açıklamaları kınamış ve şöyle demişti: "Filistin halkına ne demek istiyorlar?"

Dr. Ebu Merzuk, 12 Aralık 2014'te Fetih hareketindeki kardeşlerine ve Filistin Yönetimi'ne hitaben facebook sayfasına şöyle yazmıştı: "Ziyad Ebu Ayn’ın şehit edilmesiyle hepimizin hedefte olduğu haberi size ulaşmadı mı? Toprağımız, halkımız, kimliğimiz hedefte. Bazıları, Rafah sınır kapısının kapatılma sebebinin, Hamas’ın Mısır’ın içişlerine karışması olduğu açıklaması yapıyor. Bazıları da Mısır’ın Hamas’ın terör unsurlarını takip etme hakkına sahip olduğunu söylerken, diğer bir kısım insanlar da Hamas’a tavsiyelerde bulunduklarını fakat Hamas’ın dinlemediğini ve İhvancı olmakta ısrar ettiğini iddia ediyorlar. Bunlara göre Refah sınır kapısının kapatılma sebebi budur."

Birleşik Arap Emirlikleri'nin terör listesi: Trajikomik

Birleşik Arap Emirlikleri, Şeyh Zayed Al Nahyan döneminde bir merhamet sığınağıydı. Allah da onlara hiç ummadıkları bir şekilde o çorak topraklarda büyük servetler nasip etti. Şeyh Zayed de bu zenginliği ve cömertliği aralarında Filistin’in de bulunduğu birçok Arap ülkesine gönderdi. BAE, kendi ülkelerinde zulüm gören ve kovulan İslami hareketlerin yöneticilerine kapılarını açtı. Allah da ona her tarafa yayılan temiz bir ömür verdi.

Hiç kimse BAE'nin siyasetini 180 derece değiştirmesini ve İhvan’ın temsil ettiği İslami harekete düşman tavrı takınmasını beklemiyordu. Öncelikle ülkedeki İslami kadroları tutukladı ve hapse attı. Daha sonra kendisine gelen bazı Suriyeli, Mısırlı ve Filistinli İslamcıları, uzaklaştırdı. Bugün ise batılı ülkelerde Filistin meselesine destek olan kişi ve kurumların peşine düşmüş durumda.

Birleşik Arap Emirlikleri içerisinde “Toplumsal Islah ve Yönlendirme Vakfı” adı altında çalışan İhvan-ı Müslimin hareketi, bu ülkedeki siyasi rejime bir gün olsun bir tehlike oluşturmadı. Bilakis rejimin müttefiki olup hükümetin dini ve eğitim alanlarındaki kurumlarının ayrılmaz bir parçasıydı. Aynı zamanda yöneticilere büyük bir sevgi ve saygı besliyordu. Bizler, bu ülkede çalışırken hep bunu gördük. Buradaki İslami hareketin yöneticileri, yönetim konusunda siyasi rejime bağlıydılar ve ona yardım ediyorlardı.

İhvan kadrolarından birçok kişiyi hayrete sevk eden soru şu: "Niçin Birleşik Arap Emirlikleri, İslamcılara sırtını döndü? Niçin rızkı her yerden bolca gelen güvenli bir devlet, İhvan gibi uluslararası İslami bir harekete savaş ilan eder? İki taraf arasında uzun yıllardır devam eden ilişki, herhangi bir muhalefete şahit olmadı. Aynı İhvan hareketi de ülke içerisinde yönetime ya da krala karşı çıkmadı. Niçin BAE gibi küçük bir devlet, batılı ülkelerde yer alan ve sicilleri emin ve temiz olduklarını gösteren İslami kurumları, ABD bile bu sınıflandırmayı reddetmişken, onları terör listesine almak için harekete geçer?"

Bu soruyu tekrar sormak lazım: "Bu kişi ve kurumların özellikle de Hamas’ın, Birleşik Arap Emirlikleri'nin terör listesine alınmasının, onların Filistin meselesine yardım ediyor olmaları ile bir ilgisi var mı?"

Filistin Enformasyon Merkezi

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat