Saruhanlı Kültür Merkezinde"Ümmet Bilinci" konuşuldu


Saruhanlı Kültür Merkezinde"Ümmet Bilinci" konuşuldu

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 10 Ocak 2016 Pazar 14:40


Saruhanlı/Manisa İmam Hatip Lisesi tarafından "Ümmet Bilinci" konulu bir seminer yapıldı.

Küre Medya / Haber Merkezi
Saruhanlı/Manisa İmam Hatip Lisesi tarafından "Ümmet Bilinci" konulu bir seminer yapıldı. Seminer'in konuğu İzmir Özgün-Der'den sayın Kemal Songür'dü.

Program, Kur'an tilavetiyle başladı. Daha sonra okul öğrencileri, önceden hazırlandıkları şiir-marş-ezgileri davetlilere sergilediler.

Okul öğrencilerinin etkinliğinin ardından Okul Müdürü sayın Ahmet Gülhan davetlilere hoş geldiniz diyerek kısa bir konuşma yaptı.

 Okul Müdürü konuşmasının ardından Sayın Kemal Songür'ü sunumunu yapması için kürsüye davet etti, sayın Sogür sunumunu yapmak için mikrofon başıan geçerek konuyu davetlilere sohbet havasında sundu.

Sayın Songür, "Kavramların/kelimelerin hem hayata hem de akibete dönük işlevleri tartışılmaz. Hayat veren ve akıbetlerin hayır olmasına dönük işlevleri olan Kur'an'i kavramların doğru anlaşılması, doğru yaşanılmasını, doğru yaşanılması da akıbetlerin hayr olmasını sağlayacağından dolayı hayati öneme sahiptir." diyerek konuya giriş yaptı.

Songür Ümmet kavramının sözlük ve kavram olarak ne manaya geldiğini ifade ederek, "Ümmet’ kavram olarak, kendi iradeleriyle veya bir zorunluluk sonucunda aynı yerde ve zamanda veya aynı dine/yola/hayat tarzına uymak suretiyle bir arada yaşayan insan topluluğudur"  diyerek kavramsal manasını verdi.

Sayın Kemal Songür'ün sunumunun özetini sizlerle paylaşıyoruz:


 ÜMMET BİLİNCİ
 
     Gul/deki; hep beraber diyelim ki, demeliyiz ve sadakat göstermeliyiz ki; "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben müslüman olanların ilkiyim" (En'am 162,163)
 
     Vahyin inşa ettiği kavramların'doğru' anlaşılması, hayata taşınması ve ihata ettiği anlam sahasının dinamik kılınması ancak vahiy bütünlüğü dikkate alınarak sağlanabilir.
    Kavramların/kelimelerin hem hayata hem de akibete dönük işlevleri tartışılmaz. Hayat veren ve akıbetlerin hayır olmasına dönük işlevleri olan Kur'an'i kavramların doğru anlaşılması, doğru yaşanılmasını, doğru yaşanılması da akıbetlerin hayr olmasını sağlayacağından dolayı hayati öneme sahiptir.
 
    Kelimelerine dikkat et düşüncelerine dönüşür. Düşüncelerine dikkat et davranışlarına dönüşür. Davranışlarına dikkat et alışkanlıklarına dönüşür. Alışkanlıklarına dikkat et KADERİNE dönüşür.
    Kader demişken bu konu ile ilgili küçük bir parantez açalım, ümmetin bugünkü hali bir kader değildir gerçeğine vurgu yapmak adına;
    (Kur'an, kader kavramıyla varlığın yaratılmasının/oluşumunun tesadüflerin eseri değil, ölçü ve bilincin hakim olduğuna dikkat çekmektedir. Kader kökünden gelen ve ölçüye bağlamak anlamında olan "takdir" kelimesi de evren ve içindekilere ait kanunlar, değişmez ölçüler/sünnetullah anlamında kullanılmıştır. 
 
      Kur'an'i hakikati ortada olan "kader" meselesine, surumluluğu bütünüyle insana ait olan iradi eylemler sonradan (ya ihanetle ya da cehaletle) dahil edilmiştir. Kader kavramı anlam kaymasına maruz kalmış/bırakılmış ve Kur'ani anlamından uzaklaştırılmıştır.    
 
     Allah, insanın iradeli fiillerine dönük yasasını "Ve külle insenin elzemnehü tairahü fi unugıh/Biz her insanın kuşunu (kaderini) kendi çabasına bağlı kıldık" (17/13) ilahi hitabıyla şeytani/cahili "cebirci-kaderci" anlayışın batıl/sapkın olduğunu beyan ederek son noktayı son saate kadar koymuştur. Bizlere düşen iman edip teslim olmaktır ve kulluğumuzu kuşanmaktır.
 
     ÖZETLE: "Beni sen saptırdın"(7/16) diyerek isyanını/sapkınlığını Allah'a fatura eden cebirci-kaderci anlayışın ilk harcını atan şeytan ve onun sadık takipçileri olan "Şirk koşanlar diyecekler ki: Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne de atalarımız"(6/148)  müşriklerdir, cahili zihinlerdir.)
 
     Müslümanların kendi eli ürünü olan aymazlığından kaynaklanan sorunlar ve doğurduğu kötü sonuçlar asla kaderimiz değildir, Allah'ın dinine yardım ettiğimiz ve hayatımıza taşıdığımız oranda Rahman'dan yardım görüleceği gerçeğinin idrak edilmesi gerekmektedir.
    
     Konumuza "ÜMMET" kavramı tanımından başlayacak olursak;
 
    ‘Ümmet’ anne anlamına gelen ‘Ümm’ kelimesinden türetilmiştir, bir şeyin ortaya çıkışına, meydana gelmesine, yönlendirilerek terbiye edilmesine, ıslahına veya başlangıcına temel olan köküne verilen isimdir. Vahiyde geçen ‘ümmü’l kitap-kitabın anası’, ‘levh’i Mahfuz’ yerine kullanılmıştır. Bütün ilimlerin oluşumu ona nisbet edilir ve bilginin kaynağı/menşei odur. (43/4) Bütün nebilerle gönderilen mesajların/vahiylerin kendisinden alındığı asıl kitap’tır, onun bir adı ‘levh’i Mahfuz’, 85/22 diğer adı da ‘kitab-ı Meknun’dur, 56/78 saklanmış-korunmuş bir kitaptadır.
     ‘Ümmet’ sözlükte cemaat, nesil veya topluluk demektir.
 
    ‘Ümmet’ kavram olarak, kendi iradeleriyle veya bir zorunluluk sonucunda aynı yerde ve zamanda veya aynı dine/yola/hayat tarzına uymak suretiyle bir arada yaşayan insan topluluğudur. Vahiy, yaşayan diğer canlılar için de ümmet nitelemesi yapar. ‘’Yerde debelenen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın.’’ (6/38)
 
     ‘Ümmet’ bazı yerlerde ‘topluluk’ olarak ifade edilmiştir, ‘’Sizden, hayra çağıran, ma’rufu (iyiliği) emreden, münkeri (kötülüğü) önleyen bir ‘ümmet’ (topluluk-cemaat) bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.’’ 3/104 Aynı kullanılışı için 3/113,114, 5/66, 7/159,164,181, 28/23 v.b.
    Ümmet-i İslam insanlığın her daim hidayet önderidir-rehberidir.
 
    ‘Ümmet’ kavramı bir boyutuyla ‘imam’ sözünden alınmış çoğul bir isimdir ki, çeşitli insan gruplarına  önder  olan ve kendisine uyulan cemaat demektir. Bir imamın (önderin) başkanlığı altında sağlam bir topluluk oluşturup, derli-toplu-düzenli bir şekilde faaliyette bulunan ve diğer insanlara önderlik/kılavuzluk yapabilen bir topluluktur. Bu topluluk iman-islam üzere olduğu gibi, küfür-şirk üzere de olabilir. Yani yönelişler hayır ve salih amel de olabilir, fitne-fesat-sapkınlık da olabilir.
 
    Topluluklara önderlik edenler nebiler ve takipçileri olan salih imamlar olduğu gibi, Firavun (Biz, onları ateşe çağıran önderler/imamlar kıldık, kıyamet günü yardım görmezler. Bu dünya hayatında arkanıza lanet düşürdük; kıyamet gününde de, kendilerinden nefret edilen ve çirkinleştirilmiş olanlardır. 28/41,42)ve takipçileri olan sapkınlar da olabilir.
    Kıyamet gününde de bütün insanlar kendi imamlarıyla (önderleriyle-kılavuzlarıyla) çağrılacaklardır. 17/71 Sapkın olan çağırıcılar ve onların peşinden gidenlerden asla özür-mazeret kabul edilmeyecektir. 16/84 
 
    Istılahta; ‘ÜMMET’ kuvvetli-dirayetli-basiretli-ferasetli  bir önderlik kurumunun yönetimi altında bir araya gelen topluluktur. O topluluk rengi-dili-ırkı-aşireti-kabilesi-coğrafyası-sınıfı-cinsiyeti-soyu öncelenmeksizin inanç-gaye-hedef yönünden bir köke, bir asıla bağlıdırlar.   
 
    ‘Ümmet’ kavramı aynı zamanda bir aidiyettir ve başlı başına vahyin inşa ettiği dine/yola atıftır. ‘’Gerçek şu ki,  İbrahim başlı başına (tek başına) bir ümmet idi, Allah’a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi.’’16/120
 
    Rabbimiz dileseydi yeryüzünde bütün insanları bir ümmet kılardı 5/48, ancak insanların denenmesini murad ettiğinden dolayı kullarına irade bahşederek kendi (benliklerine ilham edilen fücur ve takvalarıyla şems/7,8) seçimleriyle ya İslam ümmetine ya da küfür/inkâr ümmetine tabi olurlar.
 
   Her ümmete uyarıcı gönderilmiştir, "Andolsun ki biz her ümmete, "Allah'a ibadet edin ve tağuttan sakının diye tebliğ eden bir peygamber gönderdik. Allah, bu ümmetlerden bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık hak olmuştur. Şimdi yer yüzünde bir gezip dolaşın da bakın ki, peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu bir görün?" 16/36  
    Ümmet-i İslam'a dahil olan müslümanların sabitelerde ayrışması söz konusu olamaz iken, değişkenlerde/füruata ait konularda ihtilafların olabileceğini kabul etmek ve bunların eşyanın tabiatından olduğunu bilmek ve dahi ihtilafları tefrikaya dönüştürmemek için bazı kavramlar üzrinden şu nasihatler dile getirebilir;
 
   İHTİLAF: Lügatte; ayrılık, uymayış, uymama, anlaşmazlıklar, ayrılıklar gibi manalara ge­lir. Istılahta ise, herhangi bir konunun varlığı kabul edildikten sonra, muhteva ve mahiyeti üze­rinde idrak ve anlayış yeteneğine göre değişik sonuçlar çıkarmak şeklinde tanımlamak müm­kündür.
 
    İHTİLAF: İslami literatürde kazanılmış/kesbi ve gayrı kesbi/tabii olmak üzere ikiye ayrılmaktadır, biri kavrayış, yetenek, cehd, eğilim gibi farklılıklardan kaynaklanan "görüşler ihtilafı"dır, diğeri de iki şeyden birinin diğerinin yerini tutmasının imkansızlığı olan "cinsler ihtilafı"dır. İhtilaf, bilmenin ve bilinmenin gereğidir. Dünyadaki her şey zıddıyla/muhalifiyle bilinir, gece-gündüz, dişi-erkek, renklerin-dillerin ayrı oluşu ve benzeri ihtilaflar O'nun ayetlerindendir ve gayri kesbidir.
 
    TEFRİKA: Tevhidin ve ondan neşet eden vahdetin zıddı tefrikadır. Tefrika, iki varlığı birbirinden ayırmak ve parçalamaktır. Tefrika; birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık/ay(kı)rılık demektir. Kur'ân-ı Kerîm'de değişik türevleriyle birlikte "tefrika" kelimesinin geçtiği yaklaşık 77 ayet vardır. Kur'ân'a göre "açık hükümler karşısında ayrılığa düşmek"(3/105), "Allah ve elçilerini birbirine rakip iki güç olarak karşı karşıya getirmek"(4/150), "peygamberler arasında ayrımcılık yapmak"(2/136,285; 3/84), "dini parçalamak"(6/159) gibi davranışların her biri dinde tefrika çı­karmaktır. Tefrikanın sonu rahmet değil, azap getirir.
 
    NİZA: “çatışma/kapışma”, “birbirine düşme/düşürme”, “ötekinin varlığını/var olma hakkını meşru görmeme”, “onu hedef tahtasına koyup düşman bilme”, "üzüm yeme değil bağcıyı dövme kastı ile hareket etme", “polemik yapma”dır. Bu kelime kök olarak, “kanırtarak ve acı çektirerek çekip alma”, “zorla/zorbalıkla sıyırma”, “soyup alma” anlamlarına gelir. Ölüm anında canın insandan çekilip alınmasına nez’ denir.
 
    Niza; görüşünü, çıkarımını, üretimini, tezini karşıdakine dayatmadır. Kalkış noktasında bencillik ve zorbalık vardır. “Allah’a itaat edin, O’nun elçisine itaat edin” ilahi uyarısından sonra “nizalaşmayın” talimatının gelmesi şu demektir; Allah bir konuda sözünü söylemişse, Rasul onu hayatına geçirmişse, 33/36 ilahi uyarısında da belirtildiği gibi artık iman eden müminin seçim/tercih hakkı yoktur, kesin olarak bildirilen hükümden sonra “falanca şöyle dedi”, şu veya bu kitapta şöyle yazıyor, filanca zatın görüşü/bakışı şudur diye diretmek, bu âyete göre nizalaşmaktır. Vahyin korunmuşluğuna iman eden bir mü’min Allah’ın hakkında hüküm verdiği ve Rasulün da onu hayatıyla beyan ettiği bir konuda zaten ihtilafa düşmez. Bunun dışında kalan her konuda ihtilaf doğaldır.
 
    İctihada açık olan her ne varsa ihtilafa da açık demektir, ihtilafı niza gibi gösterip yasaklamak nizalaşmayı meşrulaştırmak demektir. Nizayı meslek edinenler her ihtilafı tefrikaya dönüştürürler ve bunun sonucu olarak da her muhalifi düşman, her uyarıyı-eleştiriyi düşmanlık sayarlar.
 
   Niza; içinde sevgi, merhamet, adalet ve empati olmayan şeydir, niza sınırların tarumar edilmesi ve iletişim köprüsünün dinamitlenmesidir.
 
    CEDEL: Olumsuzlanmıştır, ilk cedelci şeytan aleyhillanedir, cedel polemiçiliktir, kalkış noktası doğruyu bulmak/aramak değil haklı çıkmayı öne almaktır, aslında polemik galip gelenin kaybettiği şeydir.
 
    Bu kısa özetten hareketle "aidiyet boyutuyla"yeryüzünde dili-rengi-ırkı-aşireti-kabilesi-coğrafyası-sosyal sınıfı-soyu-cinsiyeti ne olursa olsun İslam’a teslim olmuş, düşünsel ve eylemsel yönelişlerini bu dine göre tanzim edenler İslam ümmetindendir ve vahyin beyanıyla (‘’Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.’’49/10) kelimenin tam anlamıyla KARDEŞTİRLER. Kardeşliği inşa edenler ve titizlikle koruyanlar mü’minlerdir.
 
    Bu ümmetin parçası olan mü’minlerin öncesini,  sonrasını ve mü’minlerin "ümmetin" olması gereken halini bildiren Kur’an’ın şu ayeti ne kadar muhteşem özetlemektedir.
 
    ‘’Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun  nimetiyle KARDEŞLER olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete eresiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.’’ (Ali İmran 3/103)  (evs ve hazrec kabilesini kışkırtan şas bin kays'ın tuzağına düşülmesi ve Ali İmran 3/99..106 ayetlerin inzali)
 
      "Allah'a ve Resulüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir." 8/46
    Enfal 63'deki kardeşliğin imandan ve buradan hareketle Rahmanın lutfu olduğu gerçeğini bilerek kardeşlik nimetine sahip çıkmak.
 
    İşte ümmetin kurtuluş reçetesini, izzetin-şerefin kuşanılabilmesi için yapılması gerekenleri, nelerden sakınıp neleri öncelemesi gerektiğini Rabbimiz bizlere bildirmektedir.
    Allah’ın ipine ‘Kur’an’a sımsıkı sarılmak ve mü’minlerin dağılıp ayrılmasına neden olan her türlü cahili pisliklerden şiddetle uzaklaşmak, Allah için sevmek ve sahip olunan her şeyle yardımlaşmak.
    Reçete belli olmasına rağmen, ümmetin bu bölünmüşlük/parçalanmışlık ve hatta birbirlerine kin-nefret duyarak hasım olmalarının ve dahası (en kötüsü) birbirleriyle savaş halinin giderilebilmesi için önce kendi nefislerimizden başlayarak şu nasihatların çokça dillendirilmesi gerektiğine inanmaktayız.
     
     Vahdet: Tevhid kelimesiyle aynı köktendir, tevhid birlemek, vahdet de birleşmek/bütünleşmek demektir. Allah'ı birleyenlerin topluca O'nun ipine/kitabına/dinine sarılmalarıdır. 
   
    Korunmuş-korunaklı olan Allah’ın kitabına, şeytanın ve takipçilerinin bütün vesveselerine, yönlendirmelerine, ayartılarına, tuzaklarına karşı Allah’a sığınarak vahye yaklaşmak ve içtenlikle-teslimiyetle ‘’festaiz billah’’ diyerek yönelmek. ‘’Öyleyse Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş olan şeytandan Allah’a sığın.’’ 16/98 Ümmetin dirilişi/kurtuluşu ancak; Kur'an'a önyargısız-amasız-fakatsız-hesapsız-bagajsız ve teslim olmuş bir zihinle yaklaşılmasıyla ve vahyin önerisine-öğretisine-rehberliğine sadakat gösterilmesiyle şahsiyetlerin ve onların oluşturduğu toplulukların ve onların da oluşturacağı büyük-izzetli ümmetin inşası mümkün olsun-olabilsin.
 
      Ümmet bilinci-kardeşlik bilinci kuşanıldığında ve bu bilinçle mü'minler arasında iletişim-yardımlaşma tesis edildiğinde Rabbimizin yardımının hemen yanı başımızda olduğu görülecektir.
     Mü'minlerin vahdeti ve izzetli ümmeti oluşturabilmeleri için,  ümmet kavramının türediği "ümm" kelimesinin anlam köküne, ortaya çıkışına, meydana gelmesine, yönlendirilerek terbiye edilmesine, ıslahına veya başlangıcına temel olan köküne yani VAHYE dönmesi gerekmektedir ve bu dönüş bütünüyle teslim olmuş, hesapsız-amasız-bagajsız bir dönüş olmak zorundadır.
    Mü'minlerin buluşabilecekleri ve bu buluşmanın getireceği hayırla dünyada izzet-şeref ve ahirette de felaha ulaşabilmeleri için, öncelikle başka tercihlerinin (33/36) olmadığını bilmek, idrak etmek durumundadırlar.
 
     Yaşadığımız bu zaman diliminde müslümanların bu günden geriye dönük muazzam tarihi tecrübeleri vardır. Tarihi tecrübelerin içinde nice ayrışmalar, nice savaşlar, nice boğuşmalar yaşanmıştır. Yaşanılan her türlü (zihinsel/eylemsel) olumsuz yönelişlerin ibretlik sonuçları dikkate alınarak, çarenin yegane adresi olan vahye yönelmek-yönlendirmek olduğunu her daim dillendirilmesi gerekmektedir.
 
     Özetle; Müslümanların koyduğu tuğlalarla oluşan ümmet duvarına, söylemlerimizle-eylemlerimizle ve kardeşler arası gösterilen merhametli yaklaşımlarla, hayra/doğruya davet eden bir kardeşlik ruhuyla bir tuğla da biz koymalıyız, nefsi çıkışlarımızla, ben merkezci enaniyetlerimizle, mezhep-meşrep-kavim-bölge ve benzeri asabiyetlerle ümmet duvarından bir tuğlanın eksilmesine-eksitilmesine neden olmaktan kaçınmalıyız.
 
         Ümmetin düştüğü kötü durumun başlıca nedenleri: 
 
    1- Kur'an'ı mehcur bırakması, 25/30, şeref-izzet bahşeden kitabın gözardı edilmesi, 21/10, Kur'an'dan sorguya çekileceği gerçeğinin unutulması, 43/44
 
    2- Kur'an'ın tanımladığı rasulullah'ı ve mücadelesini doğru okuyamamak. 
 
    3- Mezhepcilik, meşrebçilik, gelenekçilik ve selefler üzerinden ayrışmaların tetiklenmesi,  "Onlar bir ümmetti; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz." 2/134
 
    4- Kavmiyetcilik/ulusculuk 30/22 49/13
 
    5- Sekülerizm-dünyevileşme-modernizm. 
 
    6- Vahyin inşa ettiği mümeyyiz aklın işletilememesi, din dilinin yenilenememesi, durağan-durgun-şabloncu-hayata müdahil olmayan bir din tasavvurunun DİN/İSLAM zanedilmesi, çağın nesnesi olunması ve çağa meydan okuyabilecek-öznesi olabilecek bilgi-birikim ve yetkinliğe dair gerekli cehdlerin gösterilememesi.
 
    7- Sabiteler ile değişkenlerin yer değiştirmesi ya da tersyüz edilmesi
 
    8- İçtihada açık olanın ihtilafa da açık olacağı gerçeğinin gözardı edilmesi ve ihtilafların nizaya/tefrikaya dönüştürülmesi.
 
    9- Tekfircilik belası ve emperyalistlerin bunu adeta bir ingiliz anahtarı gibi kullanarak tefrikayı kolaylıkla tetiklemesi, dahası kör asabiyetin şiddete evrilerek müslüman kanının akmasına neden olunması. Mü'minler arası şiddeti ve katli amasız-fakatsız-hesapsız-mazeretsiz bir yaklaşımla şiddetle reddetmek ve buna kapı aralayabilecek her türlü söylem ve yönelişten ateşten sakınır gibi sakınmak. "Kim bir mü'mini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azab hazırlamıştır." 4/93
 
    10- Batıl-batılı-ayartıcı modern kavramların ya da izmlerin rüzgarına kapılmak ya da onlardan meded ummak.
 
    11- Vasatı gözardı etmek ve ifrat ve tefrit'e savrulmak, "Böylece Biz sizi insanlara şahid (ve örnek) olmanız için vasat bir ümmet kıldık, Resul de üzerinizde bir şahid olsun." 2/143
 
    12- İyiliği emir ve kötülükten sakındırma vazifesini/ibadetini gözardı etmek, "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır." 3/110 
 
    13- Zulmü meslek edinmiş zalimlerin fasılasız düşman olacakları gerçeğini gözardı etmek 
 
(25/31) ve onlarla dost olun(a)mayacağı gerçeğini görememek.
 
     Özetle:
 

     Şirk zulme gebedir (31/13), şirki zihinler zulum üretir. 
 
     Adalet Tevhidden neşet eder, vahdet Tevhidin/Furkan'ın gölgesindedir, müslüman'ın/ümmetin izzeti (21/10) Kur'an'dadır ve usvetun hasanetün olan Rasulullah'ın izini takip etmede vedahi buradaya taşımadadır.
 
      Allah'ın selamı ümmet-i islam'ın üzerine olsun dualarımızla.

Yukarı Dön

İlgili Fotoğraflar





Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat