Sabra ve Şatilla katliamı 33. yılında


Sabra ve Şatilla katliamı 33. yılında

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 16 Eylül 2015 Çarşamba 17:31


33 yıl önce bugün yapılan ve Şaron'a 'Beyrut kasabı' denmesine sebep olan Sabra ve Şatilla katliamı, halen bir yara olarak dururken katliamın yıldönümünde İsrail askerleri Mescid-i Aksa'da zulmünü sürdürüyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
16 Eylül tarihi ünlü Sabra ve Şatilla katliamının yıldönümüdür. 16 Eylül 1982 tarihinde gerçekleştirilen ve üzerinden 33 yıl geçen Sabra ve Şatilla katliamı Siyonist vahşetin ilk katliamı değildi.
Sonuncusu da olmadı. Ama insanlık tarihine geçmiş önemli bir kara lekedir.

Siyonist vahşeti daha önceki katliamlarından yeterince tanıyamayan insanlığın bu korkunç katliamla tanıması gerekiyordu. Onun tanınması karşısına geçilip tavır alınmasını, yeni katliamlar gerçekleştirmeye fırsat bulamaması için önünün kesilmesini gerektiriyordu. Ama bu yapılmadı.



Dünyanın suskunluğu onu daha da cesaretlendirdi ve kara siciline yeni büyük katliamları yazmaktan çekinmedi. Ama bizim o kara sicili önümüze koymamız, Siyonist vahşeti tanımamız gerekiyor. Tanımaz ve insanlık olarak önüne geçmezsek daha kim bilir kaç Sabra ve Şatilla katliamı gerçekleştirmenin planlarını yapacak, kadınları, çocukları boğazlamanın hayallerini kuracaktır.
Sabra ve Şatilla katliamının baş sorumlusu olduğu için "Beyrut kasabı" olarak tarihe geçen Ariel Şaron göstermelik bir cezalandırmayla ordudaki görevinden azledildi. Ama o sonraki yıllarda işgal devletinin siyaset sahnesinin yıldızı haline geldi. Filistin topraklarını işgal altında tutabilmek için şiddetin her tarzına başvurmakta hiçbir sakınca görmeyen Siyonist işgalcilerin siyasi karizmalarından biri oldu. Dışişleri Bakanlığı’ndan Başbakanlığa kadar çok farklı makamları elde etmeyi başardı. Bu da Siyonist işgalcilerin gözünde itibar kazanmak, onların nazarında yükselmek için elini insanların kanına bulamanın, katliamlar gerçekleştirerek boğazına kadar kanlara gömülmenin ne kadar önem arz ettiğini görmemiz açısından ibret verici. Ama Siyonist teröristlerin gözünde bu derece itibar kazanan Şaron’un yıllardan beri yatağa mahkûm bir şekilde hırlamak zorunda kalması, ölmek isteyip bir türlü ölememesi de bir başka yönden ibret verici. 

 



Şaron insanların adeta koyun gibi doğrandığı vahşi saldırılarda ve katliamlarda kendi rolünü gizleyebilmek için perde arkasından işi kumanda etmeyi tercih etmiştir. Sabra ve Şatilla katliamında da öyle yapmıştır. Bu katliamda kendisi Lübnan'daki İsrail işgal kuvvetlerinin başkomutanıydı. Katliamı planlaması için IDF adlı Siyonist terör mekanizmasının şefi olan General Rafael Eitan'ı görevlendirmişti. Bu General Şaron'un emrinde ve güdümündeydi. Ama Şaron'la direkt irtibatını gizlemeye çalışıyordu.

General Eitan katliamın yürütülmesi ve organize edilmesi işini Lübnan'daki Hıristiyan Falanjistler adlı terör örgütüne ihale etti. O zaman bu terör örgütünün liderliğini Dr. Semir Ca'ca yapıyordu ve bu kişi İsrail işgal kuvvetlerinden alacağı siyasi ve maddi desteğin hatırına katliamı infaz işini kabul etti. Böyle bir vahşete imza atmış Ca’a’ın bugün Lübnan siyaset sahnesinde boy gösterebilmesi ise insanlık adına yüz karasıdır. O da katliamda görevlendirilecek Hıristiyan Falanjist militanları organize etme ve başlarında durarak katliam işini bizzat komuta etme görevini Falanjist gaddar Eli Hubeyka'ya verdi. Eli Hubeyka adlı gaddar da etrafına topladığı Falanjist militanlarla katliam işini gerçekleştirdi.




Ne kadar ilginçtir ki katliamın gözcülüğünü yapan Eli Hubeyka daha sonra bildiği bazı gerçekleri açıklayacağını söylemesi üzerine kendisini Sabra ve Şatilla katliamında insan doğrama gözcüsü olarak görevlendiren Siyonist katillerin düzenlediği bir suikast ile öldürülmüştür.

Sabra ve Şatilla katliamında her ne kadar infaz işi Lübnanlı Falanjist militanlara yaptırılmış olsa da yukarıda da ifade ettiğimiz üzere o dönemde Lübnan'ı işgal altında tutan Siyonist işgal güçlerinin gözetiminde ve istekleri doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bu husus Lübnan yönetiminin olayla ilgili tüm araştırmalarında belgelendiği gibi İsrail işgal devleti tarafından da zımnen itiraf edilmiştir.
Fakat işgal devleti Şaron'un katliamdaki sorumluluğunu doğrudan bir sorumluluk olarak değil de "ihmal" olarak nitelemiştir. Oysa Şaron'un sorumluluğu sadece bir ihmal değil doğrudan katliamı planlama ve Falanjist militanlara ihale ederek gerçekleştirilmesini sağlama sorumluluğuydu. Eğer öyle olmasaydı o zaman katliamın gerçekleştirildiği mülteci kamplarını sıkı bir gözetim ve denetim altında tutan İsrail işgal kuvvetlerinin haberi ve bilgisi olmadan böyle bir şeyin gerçekleştirilmesi mümkün olamazdı. 

 


Sabra ve Şatilla katliamının insanlık tarihinin şahit olduğu katliamların en vahşilerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Katliamın gerçekleştirilmesi işe şöyle oldu: İşgalci Siyonist askerler 16 Eylül 1982 tarihinde Filistinli mültecilerin kaldığı ve Lübnan'ın başkenti Beyrut'un güneyinde bulunan Sabra, Şatilla ve Burc el-Beracine kamplarını buralarda ikamet edenlerin herhangi bir yere kaçmalarını önleyecek şekilde kuşatmaya aldılar. Arkasından Lübnanlı Falanjist milisler Siyonist askerlerin gözetimi altında kamplara girerek büyük bir katliam gerçekleştirdiler.

Lübnan hükümetinin açıklamasına göre bu katliamda toplam 991 kişi öldürüldü. Bunlardan sadece 328 kişinin kimliği tespit edilebildi. Saldırganlar öldürdükleri kişilerin cesetlerini tanınmaz hale getirdiklerinden çoğunun kimliği tespit edilemedi.

Katliam sonrasında hazırlanan raporlarda ifade edildiğine göre 16 Eylül 1982 akşamı katliamı gerçekleştiren Falanjist milislerden biri söz konusu kampları kuşatma altında tutan Siyonist güçlerin subaylarından biriyle irtibat kurarak, yanında 45 kişinin olduğunu bunlar hakkında ne yapacağını sordu. Siyonist subay: "Tanrının istediğini yap" cevabını verdi. Raporda bildirildiğine göre Falanjist milis aynı soruyu ikinci kez sorduğunda Siyonist subay: "Onlar hakkında ne yapılması gerektiğini çok iyi biliyorsun. Bir daha bu hususu bana sorma" cevabını verdi. Bu cevap Siyonist askerlerin Falanjist milislerle önceden anlaştıklarını, onlara gerekli talimatı verdiklerini ve sadece dünya kamuoyu önünde kendilerini temize çıkarmak için bir gerekçelerinin olması amacıyla bu katliamı kendi elleriyle gerçekleştirmekten kaçındıklarını bütün açıklığıyla göstermektedir.



Siyonist güçlerin 1982 Lübnan işgali esnasında gerçekleştirdiği tek katliam Sabra ve Şatilla katliamı değildir. Başkent Beyrut'a havadan yağdırdıkları bombalarla bu şehirdeki yüksek binaları içinde kalanların üzerine yıktılar. Bu işgalin ve saldırının gayesi sözde, o zaman Lübnan'a üs kurmuş olan FKÖ militanlarını oradan çıkarmaktı. Ama Siyonist vahşet Lübnanlı - Filistinli, gerilla - sivil, kadın - erkek, çocuk - büyük, yaşlı - genç ayrımı yapmadan herkesi kuşattı.



1982'de Sabra ve Şatilla katliamını gerçekleştiren işgalci Siyonistler Lübnan'ı hiçbir zaman rahat bırakmadılar. Başta çoğu kadın ve çocuk 108 kişinin öldürüldüğü Kana katliamı olmak üzere daha birçok katliam da Siyonistlerin Lübnan topraklarında gerçekleştirdiği katliamlardandır.

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat