Tevbelerin Bile Tevbeye Muhtaç Olması


Sabiha Ateş ALPAT, Tevbelerin Bile Tevbeye Muhtaç Olması

Sabiha Ateş ALPAT


A+ |Normal |A-


Lakin irade zayıflığına karşı akl etme  ve irade kuvveti.cahilliğine karşı öğrenme kaabiliyeti ve ilim kaynağı olan kitap. Unutma,hata etme,günaha sürüklenmesine karşı pişmanlık duygusu ve tevbe  yolunun açık bırakılması verilmiştir kendisine.Yaratılış gayesi imtihan olunca iki zıt özeliği bünyesinde taşıması da kulluk mücadelesi için elzemdir.

Sözün özü insan imtihan gereği iki zıt kabiliyeti bünyesinde barındırır;"Nefse ve onu şekillendirene.Sonra ona kötülüğü hem de on­dan sakınmayı ilham edene.Onu tertemiz yapan kişi muhak­kak umduğuna ermişti  Onu alabildiğine örten kişi ise elbette ziyana uğramıştır."(Şems:8-10).

Demek ki insanın günah işleme  yetisi olduğu gibi sevap işleme yetisi de var. Hangi yönünü kullanırsa o yönde karakteri oluşur.Yazımızın konusu Tevbe.Farz olan bu ibadetin varlığı için Allah'a sonsuz kere hamd olsun. Çünkü kul günahsız olmaz.Günahtan kurtulmanın yolu da tevbe ve istiğfardır.

Tevbe" sözlükte, kesin geri dönmek demektir. Bu anlam ile bağlantılı olarak ‘tevbe’ geçici olan günah halini terk edip günah öncesi duruma, düzgün hale (salah haline/fıtrata) dönmek olur. Dönmek  günah halini bırakmak,günahtan kesin dönüş yapmak,pişman olmak, nedamet duymak, yaptığı günahı bırakıp Cenab-ı Hakk'a yönelmek demektir. Bu nedenle kalp,dil ve eylem ile olmalıdır. Sadece dil ile "Tevbe,tevbe " demekle tevbe ibadeti gerçekleşmez.Tevbe günahlar söz konusu olduğunda gündeme gelen bir ibadettir. Hiç kuşkusuz kul günahsız olmaz. Önemli olan günahı bilip  hemen dönmektir.Neyin günah,neyin yanlış olduğu.neyin batıl neyin hak olduğu. Neyin güzel neyin çirkin olduğu  "Furkan" olan Kur'an da beyan edilmiştir.En ince ayrıntısına kadar hayatı bize öğreten Hz. Muhammed (sav) kaçınılması gereken hususların neler olduğu. Günahların neler olduğunu bizlere şerh etmiştir.

 Günahlar küçük ve büyük olmak üzere iki kısımdır. Küçük günahı önemsemeyerek küçük günaha devam etmek biriktiğinde büyük günah mesabesine ulaşır.Kaldı ki büyük günahtan samimi bir dönüş büyüklüğünü eritir.Kul ya Allah'ın kul üzerindeki hakkını ihlal ederek günaha sürüklenir. Ya da  diğer kulların kendi üzerindeki  haklarını ihlal ederek günaha sürüklenir. Allah'ın hakkı olan konularda işlenen günahlar için  günahın türüne göre varsa kefaretler  yerine getirilir. Ve tevbe istiğfar ile af istenir. Şayet kul hakkını ilgilendiren bir durum söz konusuysa bu defa  tevbe eder  hakkına girdiği kuldan helallik alır ve Allah'tan af ister.Kul hakkı iade edilmeden tevbe  ve istiğfar sahih olmaz.

Tevbenın kabulü için nasuh olması gerekir.Samimi,kesin kararlı, telafi edici ve asla bir daha aynı günaha dönmemeye azmedilmiş olması gerekmektedir.

 "Ey iman edenler! Nasûh/yürekten, samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, Peygamberi ve O'nunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar." (66/Tahrim, 8).

"Ey iman edenler! Bir nasuh tevbesi yaparak Allah'a dönün! Olur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar." Nasuh tevbesi, geçmişte yaptıklarına pişman olup ilerde aynısını bir daha yapmamak üzere karar verilerek samimiyetle yapılan tevbedir. Hz. Ali'ye tevbenin ne olduğu soruldu. O da "Şu altı şey tevbeyi oluşturur, dedi ve saydı: Geçmiş günahlara pişmanlık, farzların iadesi, hakların geri verilmesi, hak sahipleriyle helâllaşmak, bir daha yapmamaya kesin karar vermek, Allah'a itaat konusunda nefsi terbiye etmektir"demiştir. Tevbe geçmiş günahlardan pişmanlık duymak, dil ile af dilemek, fiilen günah olan şeyi terk etmek, bir daha o günahı tekrarlamamak üzere karar ver­mektir. Böyle yaparsanız belki Allah Tealâ, işlediğiniz amellerinizin günahlarını siler ve sizi köşklerinin ve ağaçlarının altından nehirler akan bahçelere koyar.

Yaptığı işin günah olduğunu bildiği halde ısrarla devam etmesi halinde kendisine ölüm gelen bir kişinin azraili gördükten sonra duyacağı pişmanlık asla işe yaramayacaktır.  Tevbeyi hangi hallerde ve zamanda  kabul ettiğini Allah (cc.) şöyle beyan etmiştir.

"Allah'ın tevbelerini kabul edeceği kimseler, kötülüğü ancak bilmeden ya­panlar, sonra da çarçabuk tevbe eden­lerdir. İşte Allah'ın tevbelerini kabul edeceği kimseler bunlardır. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.

Yoksa (makbul) tevbe kötülükleri işleyip durup da onlardan herhangi bi­rine ölüm çattığında, "Ben şimdi ger­çekten tevbe ettim" diyenlerin ye kâfir olarak öleceklerinki değildir. İşte biz onlar için çok acıklı bir azap hazırlamışızdır".(Nisa.17-18)

Âyet ve hadîslerin tamamından anlıyoruz ki, Allah kullarına karşı cok merhametlidir. Can boğaza gelinceye kadar kullarına tevbe etmeleri için fırsat tanımıştır. İnsan ruhunu günah ve kusurlardan temiz bir vaziyette gönderdiği gibi, onu yine tertemiz olarak kendine yükseltmek ister. Ancak tevbenin kabul olunması için dört şart vardır; onları gerçekleştirmek ge­rekir. Yoksa sadece dil ile «Tevbe ettim..» «Pişmanlık duydum..» gibi söz­lerle tevbe etmenin bir yararı yoktur.

1.  Günah   işledikten   sonra  vakit   kaybetmeden   gönülden   pişmanlık duymak,

2.  Derhal günahı bırakmak ve ona karşı nefret duymak,

3.  Bir daha günah işlemerneye azmetmek,

4.  Allah'tan utanarak günahı terketmek.. Buna bir beşincisini de ekliyenler olmuştur:

5.  Kime karşı günah işlediğinin şuurunda olup bağışlanmak için is­tiğfarda bulunarak göz yaşı akıtmak..

Din âlimlerimizin hemen hepsi tevbenin bu şartlar doğrultusunda va­cip olduğunu söylemişlerdir. Ölümün ne zaman ve nerede geleceği bilin­mediğinden her zaman günahtan kaçınmak vâcibdir. Ancak günah işlen­diğinde de hemen tevbe etmek vâcibdir. "İmandan sonra  fasıklık ne kötü bir addır! Artık  kim tevbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir."(Hucurat:11)..Hiç kuşkusuz ibadetle kulu mükellef tutan Allah ibadetleri nasıl yerine getireceğimizi de  öğretmiştir. Tevbe ibadeti de diğer tüm ibadetler gibi direk Allah'a sunulan bir ibadettir. Asla aracı ile gerçekleşmez. Tevbe birilerinden alınmaz. Tevbe "El almak" dedikleri  usulle  birilerini araya koyarak gerçekleşmez. Bu durum  ayrıca tevbe gerektirir.

«Allah'ın kabul edeceğini üzerine aldığı tevbe....»

İslâm'a göre, günah çıkarma yetkisi hic kimseye verilmemiştir. Gü­nahları ancak Allah dilerse bağışlar. Resûlüllah (A.S.) Efendimize de bu yetki verilmemiştir. O ancak günahkârlar için duâ etmiş ve insanlara doğ­ru yolu gösterirken nelerin günah ve nelerin sevap olduğunu söylemiştir. Çünkü Peygamberlerin görevi, acık bir tebliğdir. Hidâyet Allah'a aittir. Günah ve kusurları da ancak O bağışlar.

Hıristiyanlığa gelince, bu konuda İsâ Peygamberin bir sözünü yanlış yorumlamalarından günah çıkarma usulünü ortaya koymuşlar ve rahip­leri yetkili kılmışlardır. "Günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki!?" (Âl-i İmran, 135)

Tevbe kapısı ölünceye kadar acıktır. Bu, Allah'ın kullarına yakın mer­hametini belirtir. Ancak iki durumda tevbe kabul değildir:

1.  Ölümle yüzyüze gelip bütün  umutların tükendiği  anda  pişmanlık duyup yapılan  tevbe,

2.  Küfür  üzere  ölürken   hakikatleri  ayan-beyân  anlayınca   pişmanlık duymak..

Ümitsizlik halindeki tevbe, sağlam, köklü bir imânın ürünü olmaktan çok uzaktır.Tövbeyi geciktirmek doğru değildir. Zira “Her kul öldüğü hal (amel) üzere diriltilir.” Müslim diye buyrulmuştur.Azrail'in günah halindeyken gelmesi iman açısından büyük risktir. Ölümün nerede geleceği belli olmadığı için   tevbe ibadeti ve yapılacak olan hayırlar ertelenmemelidir.

 Allah bizden hiç günah işlemememizi istemiş olsaydı kimin gücü yetebilirdi ki?! İnsan için sıfır günahsız olmak mümkün değil  önemli olan günaht bilip,hatayı anlayıp tevbe ve istiğfarla Allah'tan af istemedisir ki Allah teveb eden kulunu sevdiğini  beyan etmiştir.

 "Hiç şüphesiz Allah, çok tevbe edenleri ve çok temizlenenleri sever." (2/Bakara, 222).

Ve tevbe edenleri bağışlayacağını vaad etmiştir."Sonra, şüphesiz Rabbin, câhillik sebebiyle bilmeyerek kötülük yapan, sonra da hemen ardından tevbe edip ıslah olanları, (durumunu) düzeltenleri (bağışlayacaktır). Çünkü onlar tevbe ettikten sonra Rabbin de elbet çok bağışlayan ve pek merhamet edendir." (Nahl, 119).

Çok günah işlense dahi Allah'ın affı büyüktür. Yeter ki hemen tevbe edilsin ve tevbenin şartları yerine getirilsin."De ki: «Ey kendilerine haksızlık edip ölçüyü aşan kullarım! Al­lah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah elbette bütün günah­ları bağışlar ve gerçekten O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.Size henüz azap gelmeden önce Rabbınıza yönelip tevbe şuuru içinde O'na gönül verin ve O'na teslim olun. Aksi halde yardım göremezsiniz.Farkında olmadığınız halde ansızın size azap gelmeden önce, Rabbinizden size İndirilen en güzel söze (Kur'ân'a) uyun.»"(Zümer:53-55). Zümer elli üçüncü ayette "Ey kendi nefislerini ( nefislerine haksızlık edip ölçüyü aşan kullarım) israf etmiş kullarım" diye geçmektedir.Ey kendilerine verilen nimetleri günah yolunda kullanıp, kendilerini israf edenler diye sesleniliyor.İsraf her türlüdür.Maddi ve manevi.Mal,vakit, hayat,ömür,gençlik vs.Zamanların günah,mekruh ve boş şeylerle ziyan olmasıdır israf.

Bağışlanmanın şartı ise şöyle zikredilmiştir; "Size henüz azap gelmeden önce Rabbınıza yönelip tevbe şuuru içinde O'na gönül verin ve O'na teslim olun" Emirlerine teslim olun O'na dönün. yaptığınız ömür israfına pişman olun.

Yoksa ne mi olur?.İşte cevabı " Aksi halde yardım göremezsiniz.".
Çünkü ömrünü israf edenle etmeyen. Günaha bilerek devam edenle  tevbe eden. Hayırlara koşan koşmayan bir değildir.Allah'ın emirlerini dikkate alan ile almayan bir değildir.O halde "Farkında olmadığınız halde ansızın size azap gelmeden önce, Rabbinizden size İndirilen en güzel söze (Kur'ân'a) uyun.".

Başka kurutuluş yolu yok çünkü. Çünkü Kur'an hayatı tanzim etsin diye gönderilmiştir.Çünkü Kur'an hayat için  doğruyu sunan tek kitaptır.

Tevbenin kabul alametlerini İbni kayyım şöyle sıralamıştır

1 - Kişinin tevbe ettikten sonraki halinin tevbe etmezden önceki halinden daha hayırlı olması.

2 - Devamlı bir korku duyması ve bir an bile Allah'ın mekrinden emin olmaması gerekir. Onun bu korkusu, ruhunu kabzetmeye gelen meleklerin,

"Korkmayın, mahzun olmayın! Va'd olunduğunuz cennetle neşelenin" (Fussilet 30) sözünü duyuncaya kadar devam etmelidir. Bu korku ancak bunu duyduğunda sona erer.

3 - Ruhun günahtan uzaklaşması ve kalbinin pişmanlık ve korkudan parça parça olması. Bu hal, işlediği günahın büyük ve küçüklüğüyle orantılıdır.

Değilse günlük pişman olup  ertesi gün aynı günaha devam etmek en hafif deyimle dine karşı lakaytlık olur. Öyle bir tevbe edilmelidir ki   edilen tevbe tevbeye muhtaç olmasın....

İstifade edilen eserler:

Tefsırı Munir vehbi Zuhayli

Asrın Kur'an tefsiri.Celal Yıldırım

Kavramlar:Ahmed kalkan

Medaricussalikin. İbni Kayyım

 

 (Misak dergisi)


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat