Cihad Sorumluluğu


Sabiha Ateş ALPAT, Cihad Sorumluluğu

Sabiha Ateş ALPAT


A+ |Normal |A-


İnsanı yaratan Allah, yer yüzünde halife kıldığını  kitabı keriminde beyan etmiştir. İman edenlerin Allah yolunda,iman etmeyenlerin ise tağut yolunda mücadele edeceğini, bir insanın hayatının ya Allah yolunda, ya da tağut yolunda  çabalamaktan ibaret olduğunu  aşağıdaki ayette beyan etmiştir;


 "İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Küfredenler de Tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın velileri ile savaşın. Şeytanın hilesi zayıftır."(Nisa:76)...
    
Yer yüzünün imarından sorumlu olan muvvahid müminlerin görev alanlarını  Allah şöyle beyan etmiştir;


"Hiçbir fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın" (Enfal, 39)..

Hedef yer yüzü gösterilirken fitne  sokağı, çarşıyı  kısacası her alanda  toplumu kuşatmış bir durumda. Hal böyle iken  müminler işe gereken şekilde el atmadıkça  yer yüzünden fitnenin kalkması imkansızdır... Bu nedenle "Cihad" ibadetinin hakkı verilmek zorundadır... Bu sorumluluk hiç kuşkusuz çağa şahitlik etmek zorunda olan Müminlerindir.
Şirk, zulüm, fitne, bidat, hurafenin yaygın olduğu, İslam'ın hakim olmadığı yerlerde yer yüzünde Allah'ın davasının savunucusu olan  kadın ve erkek tüm müminler, bu uğurda sefere çağrılmıştır.


"Ey imân edenler! Size ne oldu ki, «Allah yolunda seferber olun!» denildiği zaman (bulunduğunuz) yerde ağırlaşıp kalıyorsunuz?! Yoksa âhireten (yüz çevirip) Dünya hayatına mı razı oldunuz? Dünya hayatının yarar ve geçimliği Âhiret'e oranla pek azdır."(Tövbe:38)...

Yine başka bir ayeti kerimede şöyle buyrulmuştur;

"Eğer seferber olup çıkmazsınız, o sizi elem verici  bir azapla azâplandırır ve yerinize başka bir millet getirip koyar da siz O'na hiç bir zarar veremezsiniz. Allah'ın kudreti her şeye yeter".(Tevbe:39)...
   
Bu uğurda tembellik yapılmasının bedeli ağırdır. İslam tarihinde sadece bir kez ağır davranarak sefere çıkmayan Kab.Bin.Malik ve arkadaşlarının elli gün  veto edildikleri  siyere muttali olanların malumudur. Kur'an,Allah'ın kullarına gönderdiği son mesaj olduğu için, vahyin indiği dönemlerde ayetlerin nüzulüne sebep olan olayların kıyamete kadar tüm müminler için birer delil olduğu bilinmelidir. Vuku bulan bu olaylar ve buna binaen inen ayetler bu ve ya benzer harekette bulunanların durumunu  açıklamaktadır. Şirk hakim ve fuhşuyat her geçen gün yayılırken!. Ahlaksızlık diz boyu mazlumlar   zalimin zulmü altında inim inim inlerken!. Nesiller beşer ideolojilerin kıskacında, modernist, kapitalist, demokrat fikirlerle manen ölürken!. Aileler seküler algılarla Tevhidin kalesi olmaktan uzaklaşmışken!. Ve Müslümanlar  tefrika illetiyle   parça parça olmuşken  "Neden çakılıp kaldınız" uyarısını bir kez daha gözden geçirmek, bir kez daha düşünmek zorundadır iman eden erkekler ve kadınlar!... Bu seferberlik/ cihaad iyiliğin hakim kılınması, kötülüklerin  kalkması için, meşruiyetini Allah ve Resulü'nden alan her türlü çabadır...


Bu çabanın/savaşın bir parçası olan kıtal  en son aşama ve  aynı zamanda bu yazının kastı değildir. Bir takım klavye mücahidleri buradan  kıtal  konusunda bir reddiye çıkarmasınlar, kastımız o  değildir...


Cihad  çok yönlü bir ibadet olup, bulunulan hale göre fıkhı hükmü değişmektedir... Ama hayatın her alanında mutlaka Allah'ın dini için mücadele etmek vardır.
Peygamberimiz bir hadisi şerifinde  şöyle buyuruyor;

"Sizden biri bir kötülük gördüğünde, gücü yetiyorsa eliyle düzeltsin. Yetmezse diliyle düzeltsin. Onu da yapamazsa, hiç olmazsa kalbiyle buğz etsin. Fakat bu, imanın en zayıf mertebesidir." (Tirmizi, Fiten, 11)...
  
  "De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, bağlı bulunduğunuz oymak ve kabile; kazandığınız mallar, sürümsüzlüğünden korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız konaklar size Allah ve Peygamberinden ve Allah yolunda cihattan daha sevgili ve sevimli ise, Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin!. Allah fâsık (ilâhî sınırları aşan) bir topluluğu doğru yola eriştirmez."(Tevbe:24)...

Ayeti kerime dünyalık  insanı ne cezb ediyorsa hepsini sıralamış bu cazibelere kapılmadan Allah yolunda gereken mücadeleyi vermek gerektiğini öğreterek, yapmayanlar ilahi emirle  ikaz edilmiş. Allah yolunda cihadı kerih görenlerin/istemeyenlerin/ ağırdan alanların vasıflarının fasık olduğu da ayrıca ayetin sonunda zikredilmiştir.sıralanan sevgilerin insanı nasıl oyalayıp  ahirette de hüsrana uğrattığı açık bir şekilde  beyan edilmiştir.


"İnsanı Sürükleyen Sevgiler
«De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, bağlı bulunduğunuz kabile ve oymak, kazandığınız mallar, sürümsüzlüğünden korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız konaklar size Allah ve Peygamberinden ve Allah yolunda cihattan daha sevgili ve sevimli ise, Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin!.» 

Kur'ân ilgili âyetlerle insan kalbini kendine doğru çeken dünya hayatının birtakım aldatıcı zevklerini ve nesnelerini sıralıyor. Böylece hayat için bir bakıma lüzumlu olan bu nesnelerle insan ilgisinin ne nisbette tutulmasına işarette bulunarak asıl kalıcı olan zevk ve değerlere dikkatleri çekiyor.


Bu zevk ve nesneleri sekiz madde halinde özetleyebiliriz:
1—  Evlât sevgisi,
2—  Ana-baba sevgisi,( ayette anne zikredilememiştir.ve bazı alimler annenin bu kapsama dahil olmadığını söylerler)
3—  Eş sevgisi,
4—  Kabile ve aile sevgisi,
5—  Kardeş sevgisi,
6—  Kazanılan mal ve servet sevgisi,
7—  Ticaret sevgisi,
8—  Hoşlanılan ev-konak sevgisi, makam ve şöhret cazibesi..


İnsanı birçok kutsal değerlerden, yüce amaçlardan, kalıcı hayırlardan alıkoyan sekiz sevgi" ( C.Yıldırım tefsiri)...
 
Şimdi bakıyoruz her duyarlı mümin tekrar hak hakim olsun diye   gereken yerde durmak yerine, bir çoğumuz savrulmalara kılıf bulmakla günü kurtarmaya bakarak sorumluluktan kurtulduğumuzu sanıyoruz... Şu soruyu sormak zorundayız;  Tekrar hakkın hakimiyetinden  kim sorumlu?. Kim  sokak çocuklarını vahiyle  buluşturacak?. Ümmetin yetimlerine kim umut olacak?. Demokratik yolların çıkmaz sokak olduğunu, kurtuluş yolunun  ancak fatiha suresinde ki "Sırat el mustakim"   olduğunu kim haykıracak!.


 
Hanımların  yaratılış görevleri sadece evde  bir evin sorumluluğumudur?. Mümin hanım topluma karşı sorumluluklarını yerine getirme noktasında düştüğü zaafların farkına varmak ve  neslimize   yön verme konusunda   görevini  yapmalıdır... Sadece kendimiz için hafta da bir güne sıkıştırılmış derslerle cihad  ibadeti ifa edilmiş olur mu?!.  
Ya mümin erkeklere düşen görevler nelerdir?.


"Allah (yolunda O'nun) için nasıl gerekiyorsa öylece cihâd edin"(Hac:78). Ayetin orijinalinde; (Hakka cihadihi) Cihadın hakkını verin,diye buyrulmaktadır...Elbette ki hakkını verebilmek belli bir güce ihtiyaç duymaktadır. beraberlik gerekmektedir. Topluca saf bağlanılması elzemdir... STK kültürünün getirdiği bir anlayışla on kişi olan ikiye bölünüp kendisine bir dernek kuruyor. Sonra sonuç ortada, derneğimizde  kurduğumuz küçük dünyamızla oyalanırken toplumda    her hangi bir yaranın merhemi olamıyoruz. 
 
Sahi, vahdeti sağlamak kimin görevidir?. İslam davasının yer yüzünde tek bir toprak parçasına dahi hakim olmaması  acaba tefrikanın sonucu olmasın?!... Hani Allah(Cc) "Ayrılmayın gücünüz gider" diye uyarmıştı bizleri!. Hesap günü her  türlü ameller  mizana geldiğinde bugünkü  hallerimize bulunan kılıfların geçerli bir yanı olacak mı acaba?.
 
Bir kardeşim dedi ki; Asrın Müslümanlarından biri olarak veda hutbesini her okuduğumda,  bırakılan emanetin zayi edilip, hakkın hakimiyetinin ifa edilememesinden dolayı   

"Bırakılan emanete sahip çıkılamayışının utancını yaşıyorum"...  
   
 Son olarak Peygamberimiz buyurdu ki;


 "Kim cihad etmeden cihad etmeyi aklından  geçirmeden ölürse nifak üzere ölür"


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat