Röportaj: Doğu Türkistan'da neler oluyor?


Röportaj: Doğu Türkistan'da neler oluyor?

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 03 Temmuz 2015 Cuma 19:30


Çin tarafından işgal edildiğinden bu yana zulüm, baskı, kan ve gözyaşının hiç eksik olmadığı, adeta bir ulusun toptan imhasına karar kıllndığı bir coğrafya olan Doğu Türkistan adeta kapalı bir kutu gibi. Gelen bilgiler, olanların cüzi bir kısmı.

Küre Medya / Haber Merkezi
Doğu Türkistan Maarif Derneği Başkan Vekili Abdurreşid Abdulhamid ile Hamza Er'in 2009 yılında gerçekleştirdiği söyleşiyi bu günün gündem olmasından dolayı, ilginize sunuyoruz.

Olayların içinden birinin ağzından, bire bir yaşamış, yaşayanlarla beraber olmuş birinin ağzından dökülen sözcüklerin etkisiyle, sanki sizde orada yer almışsınız hissine kapılacaksınız. Okuduklarınızdan dehşete düşeceksiniz, tüyleriniz diken diken olurken, Çinli zalimlere lanetin en ağırını edeceksiniz.

Röportaj 2009 yılında gerçekleştirilmiştir ama okuduğunuzda o günden bu güne değişen hiçbir şeyin olmadığını görülmekte.

Hamza Er’in, Doğu Türkistan Maarif Derneği Başkan Vekili Abdurreşit Abdulhamit ile yapmış olduğu röportajın ilk bölümünü paylaşıyoruz.  

-Hocam öncelikle Doğu Türkistan’ı bir tanıyalım, Doğu Türkistan’ın geçmişiyle ve tarihiyle ilgili bir giriş yaparsak bu güne geliriz inşallah.

-Şu an Doğu Türkistan Toprakları Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuzey doğusunda Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırdığı topraklardır. Bu topraklar 1 milyon 800 bin kilo metre kareden daha büyük bir yüz ölçümüne sahiptir, burada 35 milyon Müslüman Türk halkı yaşamaktadır ve ayriyeten Çin işgalcilerinin mecburi olarak oraya göç ettirdikleri Han Çinlilerinden olan 10 milyondan fazla Han Çinlisi de orada yaşamaktadır. Şu an Doğu Türkistan Topraklarında, tarihte Hun, Göktürk imparatorlukları toprakları içerisinde yer almış bu topraklar, daha sonra Karluk hanlığı, Kari Hanlılar Hanlığı, İdukut Uygur Devleti ve en son 1933 tarihinde kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti. Ne yazık ki, bu kurulan İslam Cumhuriyeti fazla uzun ömürlü olamamış, zamanın egemen güçleri İngiliz, Rus, Çin, bu üçlü emperyal gücün işbirliğiyle yıkılmıştır. Bundan sonra 1944 ve 1949 seneleri arasında Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulmuştur bu topraklarda. 1949 yıllarında Çin Komünist hakimiyeti bu toprakları işgal etmiş ve 60 yıldan bu yana bu topraklar Çin komünistlerinin işgali altındadır.

-60 senedir işgal devam ediyor.

-Evet

-Demin Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti vurgusunu yaptınız, devletin ismi bizzat bu şekilde miydi?

-Evet, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, bizim Uygur dilinde, “Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti”

-Çok uzun bir süreç değil yakın bir tarihten bahsediyoruz

-Evet yakın bir tarih, 1933 senesinden bahsediyoruz, ondan sonra 1944 senesinde kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti. Bu cumhuriyetimizde 5 sene yaşadı. Çinliler işgal edene kadar bu cumhuriyetimiz yaşıyordu.

-Peki hemen yeri gelmişken şunu söyleyelim, biz özellikle Uygur Türkleri, Doğu Türkistan vurgusunun özellikle altını çizmek istiyoruz. Bu gün medyada, özellikle Çin’in işgalinden sonra, o bölgenin ismi değiştirildi, şimdi yeri gelmişken bununla alakalı da bir açıklama yapalım. Sincan ismi kullanılıyor basında medyada, bunun doğrusu nedir, sizin ağzınızdan duyalım, öbürünün kullanılmamasının bir art niyete dayandığı malum, planlı bir medyatik propaganda amaçlı olduğu malum. Biz o toprakları ne diye tanıyacağız, hangi ismi anacağız?

-Toprakların adı Türkistan’ın doğusundaki toprakların bir parçasıdır, adı Doğu Türkistan’dır. Çinlilerin verdiği isim Şincan. “Şin” demek Çince de “yeni” demek, “can” demek “sınır” demek, bu iki sözü birleştirdiğinizde, “Yeni Sınır” demek, yani yeni işgal edilmiş toprak ya da yeniden kazanılmış toprak manasına geliyor. Adı üstünde bu toprakların işgal edilmiş olduğu isminden de belli.

-Kendileri bu isimlendirmeyle, bu isimle anmayla suçlarını bir şekilde deşifre etmiş oluyorlar adeta. Yani o toprakların daha sonradan zorla işgal edildiği ortaya çıkıyor burada. Bu işgal sürecinden sonra, çok fazla tarihe boğmak da istemiyorum, Çin o toprakları neden elinden çıkarmak istemiyor, doğal kaynaklar mı, siyasi emeller mi? Biraz bundan bahseder misiniz?

-Çin bu toprakları 1949 da işgal etti, işgal eden Çin komünist Çin, bizim orada yaşayan insanlar Müslüman insanlar, Müslüman Türk insanları, komünizmle Müslümanlık hiçbir zaman bir arada olamayacak tamamen bir birine zıttır, yani iki farklı düşüncedir, ideolojidir diyelim. Komünist ideoloji tamamen ateist bir ideolojidir, Allah’ı ret eden bir ideolojidir. Hal böyleyken burada yaşayan insanlara bu ideolojiyi empoze etmek o kadar kolay olmayacaktır. Ama Çin 60 senedir, oradaki insanlara baskıyla ve zorlayarak empoze etmeye çalışıyor. 1949 da işgal etti, işgal ettiği zaman oradaki Çinli nüfusu aşağı yukarı 200 bin civarındaydı, bu nüfusun çoğu da askerlerden oluşan bir nüfustu.

-1949 da değil mi? Yani 1949 da orada 200 bin Çinli var

 -Evet, 200 bin Çinli var, geri kalan nüfus orada Müslüman nüfus, yani Doğu Türkistan nüfusu. Uygur Türkleri çoğunluktadır, onun dışında diğerleri azınlıktır. Şimdi Çin nüfusu 200 bin iken, bundan sonraki süreç içerisinde Çin Doğu Türkistan’a, sürekli Çin’den göçmen yerleştirme politikası uyguladı. Çinin diğer bölgelerinden mecburi, gönüllü olarak da değil, diğer insanları mecbur olarak Doğu Türkistan’a yerleştirdiler. Bunun dışında, 1970’lerin sonundan başlayıp, Çin’de uygulanan doğum kontrolü politikası bahanesiyle, Doğu Türkistanlıların ikiden fazla çocuk yapmasına müsaade edilmezken, bu politikayı uygularken sürekli Çin’in diğer bölgelerinden göçmen yerleştiriyor.

-Doğu Türkistanlıların çocuk yapması yasaklanırken, aynı zamanda Çinli nüfusun o bölgeye aktarılması var.

-Evet, öyle yapıyorlar. Bu nüfus planlaması sadece Doğu Türkistan’da değil Çin’in genelinde var ama Çin’in diğer bölgelerinde uygulanan Doğu Türkistan da uygulanan kadar katı değil. Doğu Türkistan’da çok katı bir şekilde uygulanıyor bu politika. Hal böyleyken Doğu Türkistan Halkı bu zaman zarfında bu politikalara karşı koya geldi.

-Nüfus ne oldu bu süreç içerisinde, 200 bin nüfus ne oldu Çini nüfusu?

-Şu an 10 milyonu geçti.

-200 binden 10 milyonu geçti öylemi?

-Evet, Doğu Türkistan’da Çinli nüfusu 10 milyonu geçti. Şimdi bu 1949’dan sonra neler yaşandı bunun dışında ona değinelim.

-Tabi buyurun.

-Dini olarak, din adamları, tamamen tecrit edildi toplumdan, sakalları, bıyıkları, sarıkları her şeyi alındı, analarımızın saçları kısaltıldı, başlarını açmaya zorlandılar. Bunların dışında camiler kapatıldı, camilerde domuz beslenmeye başladı, bu bir gerçek yani abartı değil, gerçek bunlar.

-Afedersiniz, şurada araya girmek istiyorum ben, bunları aslında daha detaylı konuşmamız gerekiyor da, şu nüfus planlaması kısmında kaldık. Geçtiğimiz hafta bir tanıtım toplantısı yapıldı Doğu Türkistan’da ki kardeşlerimiz tarafından, bizlerde ordaydık, o toplantıda kürtajla alakalı çok dehşet bilgiler, çok dehşet görüntüler vardı. Hatta bir kardeşimiz, Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı bir kardeşimiz yaşanmış bir olayı anlattı, bir bayan hamile kalmış, doğumuna çok az bir süre kalıyor ve bunlar kürtaj yapılmasın diye boşanıyorlar. Çin istihbaratı bu kadını gittiği yere kadar takip ediyor, kadın sürekli bölge değiştiriyor doğumunu gerçekleştirmek için. En sonunda doğuma bir hafta kala çocuk doğuyor, çocuğu öldürmeye çalışıyorlar ama çocuk ölmüyor, daha sonra çocuğu iğneyle öldürüyorlar. O toplantıda tüylerimiz diken diken olmuştu ve bize bu bir bilgi olarak aktarılmıştı. Burada kürtaj zulmüyle alakalı bir şeylerden bahsedersek diğer tarafa öyle geçelim inşallah. Kürtajın boyutları bu kadar vahşi safhada mı, hamile kalan kadın zoraki kürtaja mı zorlanıyor?

-Evet evet, mahallelerde sadece sırf bu hamile kalmış kadınları takip etmeleri için görevlendirilmiş görevliler vardı.

-Subhanallah, çok dehşet bir şey bu durum.

-Bu görevliler sürekli aileleri gezerek kontrol ediyor, onlar o mahallede kaç aile olduğunu biliyor. Kim kimin karısı olduğunu biliyor, sürekli geziyor dolaşıyor. Birinin hamile kaldığını öğrendiler mi hemen yetkililere bildiriyorlar. Eğer o mahalleden biri başka bir yere gittiyse, başka bir şehre gittiyse, oradaki kendi insanlarıyla irtibata geçiyor, şu şahıs şuraya gitmiştir, sen bunu takip et, hamilelik durumu var mı bak deniyor. Şimdi bu görevlilere öyle sıkı bir tembih yapılmış ki, eğer bu görevliler görevlerini yerine getirmezse bunlarda çok büyük cezalara çarptırılıyorlar. Diyorlar ki, sen bu vazifeyi yerine getiremedin, sen görevini yapmadığın için falanca kişinin fazladan bir çocuğu oldu diye onları cezalandırıyorlar. Hal böyleyken, bunlar 6 aylık, 7 aylık hatta az önce sizin de verdiğiniz örnekte doğmuş çocuğu bile öldürüyorlar. Doktorları tembihliyor, diyor ki; bu şahsın daha önce çocuğu olmuş mu, olmuşsa kayıtlarda vardır, bir ya da iki çocuğu olmuşsa doğan çocuk yasal çocuk değildir diyor. Bu yasal olmayan çocuk diyelim ki doğdu; nüfus kaydı yapılmıyor,  okullara alınmıyor, öyle bir insan yokmuş gibi, orada yaşamamış gibi muamele ediyor. Yani durum bu, gerçekten bu kürtaj olayı insanların kanını donduracak kadar vahim. Bu kürtajla ilgili görüntüler var, oradaki doktorların çektiği görüntüleri var. Yani insanlık olarak, bunun için Müslüman olmak gerekmez, böyle bir vahşeti bir insan nasıl yapabilir?

-Kadınlarda kalıcı hastalıklara sebep olduğu da söyleniyor, yani yapılan kürtajın sağlıksız ortamlarda yapılmasından dolayı, bayanlarda ciddi rahatsızlıklara kalıcı hastalıklara sebep olduğu da bir gerçek olduğu da raporlarda geçmişti.

-Doğrudur, bunlar bir gerçek.

-Bunun dışında eğitimle alakalı kısımdan bahsediyordunuz, dini eğitim tamamen yasaklanmıştı, biraz da bundan bahsedelim.

-Dini eğitim zaten 1949 dan 1980 e kadar dini eğitim diye bir şey yoktu. Yani dini eğitim yapan ya da bir çocuğu Kur’an öğreten veya işte bir yere toplayıp tebliğ yapan diyelim, hatta kendi torunlarına kendi çocuklarına böyle bir şey yapan insan direkmen cezalandırılıyordu, 1980’lere kadar çok katı kurallar vardı. 80’den önce Mao dönemiydi, o zaman Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mao’nun yaşadığı dönemlerdi. Bu dönemlerde, Doğu Türkistan Halkına da, Çin Halkına da inanılmaz derecede zulümler yapıldı. Doğu Türkistan Halkına yapılan zulüm, Çinli bir insana yapılandan kat kat fazlasıydı. Diğer bölgelerdeki insanlar, Doğu Türkistan Halkına nazaran daha rahattılar. Doğu Türkistan Halkı Müslüman insanlar, bu Müslüman insanlar komünist ideolojiyi nasıl empoze edeceksiniz?

-Bunu bilgiyle ilimle ikna edemeyince bu sefer baskı yoluna, sindirme yoluna ve asimile yoluna başvuruyor. Bir de, başkenti Urumçi’de ki İslam Enstitüsünden bahsetmiştik, bunu okuyucularımızın bilmesi gerekir, çok önemli çünkü. Buradaki Enstitüde, temel akide olarak, “Sen önce komünist partisine iman edeceksin, komünist partisini ilahların ilahı kabul edeceksin” denmekte olduğu söyleniyor. Buradaki işleyişi de sizin ağzınızdan duyalım okuyucularımıza aktarır mısınız?

-Mao’nun ölümünden sonra Çin’de bir dışa açılım politikası başladı, reform süreci gibi. Akabinde bazı konularda biraz gevşeme oldu, çok sıkı politikalarda biraz gevşeme oldu. Şimdi bu gevşeme olduğu zaman Çin Devleti Urumçi’de bir İslam Enstitüsü kuralım, dini konuda insanları burada yetiştirelim, bunlar hem komünist partiye hizmet etsin, hem de oradaki insanları daha iyi kontrol etmemiz için gözümüz kulağımız olsun amacıyla kurulan bir enstitüdür. Bu enstitüye giden öğrenciler, Çin Komünist partisinin düşündüğü gibi çıkmadılar, sonuçta orada bir İslam Dini eğitimi alıyorlar. Yani bu eğitim komünist partisinin düşündüğüyle tamamen farklı şeyler ve çoğu komünist partinin dediğini tersini yapmaya başladılar. Ondan sonra bu enstitüye alınan öğrencileri azalttılar, dış dünyadan gelen, Müslüman ülkelerden gelenlere liderlere göstermelik olarak orada duruyor. Bu enstitünün oradaki Doğu Türkistan Halkına faydası olabilecek bir fonksiyonu yok. Oradaki eğitimin temeli şu: Diyor ki; Tanrıların tanrısı, ilahların ilahı ve budaların budası olarak komünist partisini kabul edeceksiniz, ondan sonra kendi ilahınızı, kendi tanrınıza inanabilirsiniz. İstediğiniz bir inancı seçebilirsiniz ama temel olarak komünist partisini kabul edeceksiniz. En büyük ilahınız budur, diğer ilahlarınızı bu inancın alt kademelerinde kabul edebilirsiniz. Ama bu da şuna bağlı, oradaki camilere 18 yaşından küçüklerin gitmesi kesinlikle yasak, bu kural camilerin kapılarına bildiri olarak asılı. 18Yaşından küçükle giremez, komünist parti üyeleri giremez, devlet memurları giremez…

 -Devlet memurlarının namaz kılmaları yasak camilerde öylemi? Subhanallah!

-Evet yasak, devlet memurları giremez, devletle ilgili herhangi bir kurumda çalışan kimseler giremez, oraya sadece çiftçi esnaf girebilir, bunlarda ancak 18 yaşından büyük olmak kaydıyla. Bir mahallenin camisine başka bir mahalleden birilerinin gelmesi de yasak, sen kendi mahalleden deki camiye git diyorlar. Eğer çiftçi ya da esnaf başka bir camiye gitmişse, o camilerde kontrol mekanizması oluşturulmuş, bu mahallede kaç kişi var kimler camiye gidiyor belli, onları sürekli gözetiyorlar orada.

-Sürgünde çok Doğu Türkistanlı var mı, o dönemde Mao döneminde sürgün edilen, mülteci olmak zorunda kalan bir nüfus var mı, yekün olarak nedir mesela?

-Evet var, yekün olarak çoğunluğu bize komşu olan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan Pakistan’da az bir miktar var, Afganistan’da az bir miktar var, çoğunluğu Orta Asya’da bu saydığımız Türki Cumhuriyetlerdedir. Onlar buradan oralara kaçtılar ama oralardaki rejimlerde Çin’deki rejimden çok faklı değillerdi. Yani nüfus olarak Çin gibi kalabalık olmadığı için o bölgelere oradaki halkı tamamen yok edecek şekilde, asimile edecek şekilde Rus nüfusu yerleştirerek oradaki nüfusu bozacak şekilde bir politika sergileyemediler. Çin daha farklı, Çin’de 1 milyar 400 milyon nüfus var, Doğu Türkistan’ı oradaki cumhuriyetlerle kıyasla, çok daha vahim durumda. Oradaki kardeşlerimize baktığımızda senelerce bu komünist zulmüne maruz kaldığı için, dini bakımdan çok bilinçli değildir. Bunları bilinçlendirmek, bunlara yardımcı olmak için Türkiye Cumhuriyeti, son zamanlarda orada bazı camiler yaptılar, oradan gelen öğrencileri burada bazı üniversitelerde okuttular, İlahiyat Fakültelerinde okuttular. Ama bu insanların oralara gidip de oradaki insanları bilinçlendirme süreçleri hemen bu günden yarına olacak bir süreç değil, bunlar 90 sen komünist rejimin etkisinde yaşadığı için, bunu oradan temizlemekte belli bir süreç alacaktır.   

- Şu da var, bildiğimiz kadarıyla Çin o topraklarda bir korku imparatorluğu oluşturmaya çalışıyor ve üç kişi yan yana geldiği zaman hemen müdahale etmekte bir baskı uygulamakta. Böyle bir ortamda da halka tebliğ etme, davet toplantıları yapmak, insanları bilinçlendirmenin mümkünatı daha da zor gözüküyor. Bir de kamuoyuna yansıyan fotoğraflar var, Çinli askerler dizilmişler, silahlarını Doğu Türkistanlıların kafasına dayamışlar…

-Şimdi yavaş yavaş şu anki gündeme gelen olaylara yavaş yavaş geleceğim, buna gelmeden önce kısa bir özetle, Doğu Türkistan’daki diğer bazı olaylara da kısaca değineceğim. Şimdi Doğu Türkistan’da, Çin’de yapılan bütün atom denemeleri, nükleer silah denemelerinin tamamı Doğu Türkistan topraklarında yapıldı. Yaklaşık olarak kırkın üzerinde deneme yapıldı, bunların yarısı yer altı yarısı yer üstü olan denemelerdi, bunların hepsi Doğu Türkistan topraklarında yapıldı. Bu denemeler sonucunda binlerce çocuğumuz sakat doğdu, binlerce insanımız bu radyasyonun etkisiyle hayatını kaybetti. Bunun dışında Doğu Türkistan’ın yer altı, yer üstü zenginliklerini Çin’in iç bölgelerine sürekli götürülürken, Doğu Türkistan Halkı Çin’in en fakir halkı olarak kaldılar.

-Müsaadenizle tam burada araya girmek istiyorum, sizin bastığınız bir bülten var, rapor çok önemli, özellikle bilgilenme açısından önemsiyoruz. Burada petrol yataklarının, altın, kömür, uranyum gibi yer altı kaynaklarının çok zengin olduğu hatta Çin’i beslediğini, yer altı zenginliklerinin Çin topraklarından daha çok Doğu Türkistan Topraklarında olduğundan bahsediyor, doğal gaz yatakları milyarlarca ton rezervleri olan yer altı zenginlikleri ve bunlar 10 milyon tonunun her yıl Çine taşındığından bahsedilmekte. Doğu Türkistan kendi kaynaklarıyla Çin’i besliyor ama bu kaynaklardan kendisi istifade edemiyor. Buradan devam edelim buyurun.

-Doğu Türkistan dan 6 bin km kadar uzakta olan Hong Kong’a kadar doğal gaz boru hattı döşeniyor, Doğu Türkistan’dan doğal gaz Hong Kong’a gidiyor buna mukabil Doğu Türkistan Halkı yakacak odun kömür bulamıyor, yani bu topraklarda yaşayan halk yakacaksız kalıyor, yakacak bulamıyor…

-Doğu Türkistan Topraklarında çıkan doğal gaz, Çin’in en üst köşesine götürülüyor ama buradaki halk kendi topraklarından çıkan gazdan istifade edemiyor yani Doğu Türkistan Halkı evlerinde doğal gaz tesisatı yok…

-Evet, büyük şehirlerde bazı binalarda olsa bile küçük yerleşim yerlerinde yok, bunun dışında eğitim çok önemli. 1980’lerden önce 60’lı yıllara kadar Arap alfabesi kullanılıyordu, yani Karahanlılar döneminden oradaki Türklerin Müslüman olmasından sonra Arap alfabesini benimsemişler, Arap alfabesini bin seneye yakın kullanmışlar bütün eserler bu alfabeyle yazılmış, araştırmalar, tarih bu alfabeyle yazılmış. 1960’lara geldiği zaman diyorlar ki biz bunu değiştirelim bu halkın kökleriyle bağlarını tamamen keselim amacıyla latin alfabesine geçiliyor. Şimdi yaklaşık olarak 20 seneden fazladır latin alfabesiyle okutuluyor DT’da.

-Hangi yıllar arası tarih olarak?

-60’ların sonundan 82’ye kadar Ben ortaokulu bitirene kadar latin alfabesiyle eğitim gördüm, liseden başlayıp Arap alfabesine geçtik, biz her iki alfabeyi de biliyoruz. Bizden önce okuyan birçok insan Arap alfabesini bilmiyor, ondan öncekiler latin alfabesini bilmiyordu. Yani topluma öyle bir karmaşa yaşattılar ki, insanlar kendi toplumundan kopsunlar, kendi tarihlerini bilmesinler, bu şekilde bağlarını kopartalım, kendi kültürlerinden kaynaklarından uzaklaştıralım. Dil bakımından bu şekilde bir gelişme oldu. Bunun dışında kültürel bakımdan, mesela tarihi eserleri özellikle son zamanlarda tahrip etmeye başladılar, camileri yıkmışlardı, domuz yetiştirmek için ahır yapmışlardı, bunun dışında bizim tarihi eserlerimizi yıkıyorlardı nerde bulurlarsa yıkıyorlardı, bunların tarihine ait bir şey kalmasın diye. Son olarak da Kaşkar, Doğu Türkistan’ın ikinci büyük şehri, çok önemli bir şehri, tarih olarak da çok uzun bir tarihe sahip, 2500-3000 yıllık tarihi olan bir şehir, bu şehirdeki bütün tarihi evleri yıkma girişiminde bulundular şimdi de devam ediyor. Bahanesi de, alt yapı eksikmiş, depreme dayanıksızmış gibi uydurma bahaneleri sebep ederek yıkmak suretiyle buralara yerleşmiş Doğu Türkistan Halkını yerlerinden ederek şehrin dışına çıkararak buralara yüksek binalar, gökdelenler yaparak Han Çinlisini oraya yerleştirmek, amaç bu. Doğu Türkistan Halkı’na ait yüzlerce hatta binlerce senelik eserleri yıkarak sizin tarihiniz yok demeye çalışıyorlar ve özellikle de gelecek nesiller için görebilecek bir şey bırakmamaya çalışıyorlar.

-Bir topluluğun varlığını gösteren unsurlar tabi ki coğrafyası, dili, alfabesi, dini, örfü, geleneği, ananesi, bunların hepsine Çin anladığımız kadarıyla müdahale ediyor, oraya göçe zorladığı Han Çinlileriyle o topraklarda Çin yaşantısını empoze etmeye çaIışıyor. Doğu Türkistan Halkı’nı kendi yerel kültüründen uzaklaştırmaya çalışıyor. Elimdeki raporda, orada olan üniversitenin resmi ismi Sincan Üniversitesi olarak yazıyor.

-Evet, doğrudur

-Bu üniversitede son dönemde 2002 yılında çıkan bir yasa ile Uygur dilinde eğitim yasaklanmıştı Çin yönetimi tarafından, bu halen devam ediyor mu?

-Evet devam ediyor, o zaman üniversitede yasaklanmıştı Uygur dilinde eğitim, şimdi liselere, ortaokullara, ilkokullara hatta anaokullarına kadar yaydılar. Bir milleti yok etmek için ne gerekiyorsa yapıyorlar. Bir milleti yok etmek istiyorsanız ne yapacaksınız, dilini, kültürünü, örfünü, dinini ortadan kaldırırsanız ne kalır, hiçbir şey kalmaz. Çin şimdi bir millet için en önemli olan dili yok etmeye çalışıyor, dini yok etmeye çalışıyor. Şimdiki güncel konuya yavaş yavaş gelmeye başladık. Çin Hükümeti 1949’dan bu yana sürekli baskı, süreli zulüm Doğu Türkistan Halkı’na hiç eksiltilmeden yapılageldi, Doğu Türkistan Halkı buna defalarca karşılık verdi, her 5 senede, her 10 sene de bir büyük ayaklanma, 2-3 senede bir küçük çapta ayaklanmalar ola geldi, aslında bunlarda bir bakıma Çinlilerin işine geliyor. 80’li hatta 90’lı yıllara kadar Çin bir kapalı kutuydu, burada ayaklanma olduğu zaman Çinli Uygur aydınları, bazı dini önderleri ulemaları, vatanını milletini seven insanlara, sen Panislamistsin, sen Pantürkistsin, sen bölücüsün, yok sen teröristsin gibi çeşitli yaftalamalarla bunları öldürüyor hapse atıyor, aklınıza gelmeyecek her türlü işkenceyi yapıyorlar. Bu zaten devam ede gidiyordu, Çin en son dedi ki, bunları asimile etmede daha hızlı bir yöntem bulmamız lazım diyerek yeni bir şey icat ettiler, Çin’in diğer bölgelerinden milyonlarca Çinliyi Doğu Türkistan Topraklarına mecburi göç ettirerek onları oraya yerleştirdi ve her türlü imkanı onların rahat yaşaması için sağladı. Her şeyi bu göç ettirilen Çinlilere verdiler yani veriyorlar hem de bedava veriyorlar.

Bu topraklarda yaşayan Doğu Türkistanlı genç kızları da 2003’den sonra Çin’in iç bölgelerine meslek edindirme ve ailelerini zenginleştirme bahanesiyle zorla götürmekteydi. Son rakamlara göre 1 milyona yakın genç kızın 15-25 yaş arasındaki Uygur kızları Çin’in iç bölgelerine götürülmüştü, bu rakam son olarak 1 milyon civarındaydı. Şimdi bu genç kızlar DT dan Çin’in iç bölgelerine götürülüyorlar, oralarda bazıları pavyonlarda, barlarda, gece kulüplerinde, otellerde bazı askeri kışlalarda hizmet edecek şekilde çalıştırılıyorlar, yani her türlü ahlaksız işlerde çalıştırılıyorlar.

-Fuhuşa zorlanıyorlar  yani…?

-Evet fuhuşa zorlanıyorlar, geri döndüklerinde de bu kızlar geldikleri yerde hor görülüyorlar, kötüleniyorlar iyi muamele görmüyorlar, bu durumda psikolojik bunalıma girenler oluyor bazıları da intihar ediyor. Bu olaylar sürekli yaşanıyor, bu olaylara Doğu Türkistan’ın sürekli karşı koymasına rağmen Çinli görevliler tarafından bu kız çocukları tespit edilerek götürülüyorlar. Çin Hükümeti, her şehirdeki görevlilere kontenjan veriyor ve onlara şu kadar genç kızı toplayıp götüreceksin diyor. İşte bu götürülen genç kızlardan az bir miktar erkeklerde var içlerinde. Bu işçilerden 800 kadarı Doğu Türkistan’dan 4500 kilometre uzaklıkta olan Guandong eyaletine götürülmüştü ve bu şehirde bir oyuncak fabrikasında çalışıyorlardı. Bu çalışan genç kızlara oradaki Han Çinlileri sarkıntılık yapıyorlar, Uygur gençlerde onlarla kavga etmiş neden sarkıntılık yapıyorsunuz diye, daha sonra yetkililere gidiyorlar sarkıntılık ettiklerini söyleyip cezalanmalarını sağlamak için, bunları cezalandırın diyorlar. Gençler bu istekte bulununca geçtiğimiz günlerde 26 Haziran 2009, zannedersem sizin Cumhurbaşkanınız da Çin’e gitmişti, 26’sında gece saat iki de 5 bin kadar Çinli toplanıp Uygur işçilerin kaldığı yatakhaneye ellerinde satır, demir çubuk, sopa yani ellerine geçirdikleri her şeyle işçilerin uyumakta olduğu bir saatte, yatakhane binasına saldırıp onları dövüyorlar. İşçilerden 200 kadarı o an çalışıyorlarmış kaçmışlar diğer 600 işçinin de 4 yüzünden haber yok, bir daha da haber alınamadı.

Bu işçilerle yaşanan olayın birçok görüntüleri internette var, birçok sitede görülebilir. İşçileri dışarı çıkarıyorlar dışarda dövüyorlar, bir işçinin başına 20-30 Çinli yığılmış elinde ne varsa o şahsa vuruyorlar. Bu olay oradaki polis merkezine hemen bildiriliyor, polisler gelmiyor bir türlü. Olaylar gece 2 de başlamış sabah altıya kadar devam etmiş, tam 4 saat. Uygurların öldüklerinden emin olduktan sonra Çinliler zafer çığlıkları atarak bağırmaya başlıyorlar. Bu görüntüler oradaki işçiler tarafından kamerayla çekiliyor ve internet ortamında yayınlanıyor ama Çin Hükümeti bu konuyla ilgili hiçbir açıklama yapmıyor. Fabrika yetkilileri de açıklama yapmıyor, ölen Uygur işçilerin cesetlerini ailelerine teslim ediyor ve ölüm sebeplerini, içki, kavga gibi bahaneler olarak gösteriyor, soru sorulmasını işin ileri gitmesini engellemek içinde ailelerine baskı yapıyor.

Bu ailelerde sesini çıkaramıyor, sonra görüntüler internet ortamında öğrenilince, Urumçi’deki üniversite öğrencileri, öğretmenler toplanıyor diyorlar ki; “Zulümün bu kadarı da olmaz, hiç olmazsa biz gidelim yetkililerden soralım, bizim kızlarımızı çocuklarımızı götürüyorlar cesetlerini teslim ediyorlar” diyerek olayın nasıl olduğuna dair yetkililerden bir açıklama yapılmasını istiyorlar. Daha sonra öğrenciler öğretmenler ellerine Çin bayrağı alarak bu olayı aydınlatın, sorumlularını bulun, bize tatmin edici bir cevap verin diyorlar. Bir insanın istemesi gereken en doğal bir hakkı istiyorlar. Barışçıl bir şekilde yürüyorlar, ellerinde hiçbir şey yok üstüne üstlük ellerine Çin bayrağı da almış olarak adalet istiyoruz diyerek sokağa dökülüyorlar. Bunlar sokağa dökülünce, Çin polisi 4 bir taraftan gelerek hiçbir ayırım yapmadan, çokluk-çocuk-kadın bunların üstüne kurşun yağdırıyor. O anda 200 Uygur Türkü ölüyor, 8 yüze yakını aynı anda yaralanıyor.     

-Şimdi bu gösteride öldürülen ve yaralananları, sadece fabrikada öldürülen kardeşlerimizin sorumlularını bulun, bunlara hesabını sorun şeklinde bir talepte bulmak için gerçekleşen masumane bir yürüyüşün ardından gerçekleşen katliam. Ondan sonra ne oluyor?

2.Bölümü en kısa zamanda yayınlayacağız. 


Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat