Tevekkül


Ramazan YAZÇİÇEK, Tevekkül

Ramazan YAZÇİÇEK


A+ | Normal | A-


Tevekkül, Allah’a sonsuz güvenmek, O’nun takdirine rıza göstermek, işlerin idaresini mülkün gerçek sahibine havâle etmektir. Mütevekkil, Allah’ı mutlak vekîl bilen; vekîl olarak Allah’tan razı olan, O’na itimat edendir. Tevekkülün özü, kulluğu Allah’a has kılmaya ve yalnız O’ndan medet ummaya dayanır.

Kur'ân’da tevekkül emredilmiş; peygamberler, inançlarındaki kararlılıkları, tedbir ve tevekkülleriyle insanlığa örnek gösterilmiştir. “Allah’ım! Sana teslim oldum, sana inandım, sana tevekkül ettim, sana yöneldim.” Diye yakaran Rasûlullah (as), “Eğer sizler gereği gibi Allah’a tevekkül etseniz, muhakkak kuşların rızkını verdiği gibi sizin rızkınızı da verecektir. Kuş sabahleyin aç gider, akşamleyin tok olarak yuvasına döner!”1 buyurmuştur.

İslâm âlimleri tevekkülün tevhitle olan ilişkisine dikkat çekmişlerdir. Hasan-ı Basrî (rh), “Tevekkül rızadan ibarettir” derken, İmam Ahmed, “Tevekkül kalbin amelidir” der. Gazalî, “Tevekkül, imanın kapılarındandır ve temeli tevhittir” söyler. İbn Teymiyye ise tevekkülün “Kalbin yalnız Allah’a güvenmesi” anlamına geldiğini belirtirken bunun sebeplere başvurma ve tedbir almaya aykırı olmadığını vurgular. Tevekkülün tedbiri terk biçiminde yorumlanması cahillerin kuruntusudur. Sebeplerden imtina, Şerîat açısından noksanlıktır. Müsebbibü’l-esbabı yok sayarak sebepleri temel belirleyici etken kabul etmek ise sebebperestliktir.

Tevekkül gibi tedbir de zorunlu ibadettir. Bütün sebep ve tedbirlerin üzerinde nihaî takdirin Allah’a ait olduğu inancı, sorumluluğu ihmale, kâinatın işleyiş (Sünnetullah) yasalarını inkâra cevâz vermez. Sebepleri yaratan Allah, yakma istîdadıyla donattığı ateşe dilediğinde “Serin ol” buyurur. Tevekkül, tedbirsizlik, atâlet ve rehâvet değildir. İhmalkârlık, sebeplerin manasız yere yaratıldığı fikrini doğuracağı için reddedilmiştir. Tevekkül akleden kalbîn, tedbir ise cehdeden bedenin ibadetidir.

Tevekkülü kötüleyen imanı kötülemiş, sebepleri erteleyen de Sünnet’i kötülemiş olur. “Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde şeytanın bir hâkimiyeti yoktur.” buyuran Rabbimiz aynı zamanda, "Ey iman edenler! Korunma tedbirinizi alın; bölük bölük veya hep birlikte savaşa gidin."2 uyarısında bulunur. Peygamberimiz, ‘hastalık gibi devânın da yaratılmış olduğunu beyan ile tedâvi olmayı’ emreder. Hırsıza karşı kapıyı kilitlemek, hastalığa karşı devâya başvurmak tevekküle mâni değildir. Allah'ın takdir ettiğinden başkası kişiye asla erişmez. Kişi, takdir olunmuş ölümden, sarp ve sağlam kalelerde dahi olsa kaçamaz. Mûcid-i hakîkî, Kadir-i Mutlak olan sadece Allah’tır! Ancak algı dünyamızdaki tashihe muhtaç tevekkül anlayışı, yere tohum serpmeden ekinin yeşermesini bekleme beyhûdeliğiyle mâlûldür. “Önce deve bağlanır, sonra tevekkül edilir.” Deveyi bağlamak tevekküle, tevekkül ise deveyi bağlama mes’ûliyetine muhalif değildir. Tevekkül, taakkul ve tefekkürle sıhhatini bulur.

Hayata seküler bakış en mütedeyyin insanlarda bile Allah’a sonsuz güvenmenin iman olduğunu unutturmuştur. Oysa Allah’a tevekkül etmeyen insan istinatgâhtan yoksundur. Sadece Allah’a muhtaç olduğuna inanan insanı Rabbi başkasına muhtaç etmez. “Kullarla aziz olmayı talep edeni Allah zelil eder.”‘Salt insanları hoşnut etmeye çalışanın sonunda yenik düşeceği ancak Allah’a tevekkül durumunda ise kuvvetle muhtemel insanların da hoşnut olacağı’ bilinmelidir. “İnsandan istenirse verdiği minnet, vermediği zillet iken; Allah'tan istendiğinde verdiğinin nimet, kıstığının ise hikmet” olduğu unutulmamalıdır. Musîbetler karşısında Allah’a sığınmak ve şikâyeti yalnızca Allah’a yapmak… Kuluna kâfi olan Allah, kesinlikle unutkan değildir! İmtihanla olgunlaşan insan tevekkülle terakkî eder. Tevekkül, umutsuzluğa karşı direnmektir.

Yaşam sabretmeyi gerektiren uzun soluklu bir imtihandır. Çetin imtihanlardan geçerken tevekkül, yol azığı; yaşamın görünmeyen yanlarına farkındalıkla bakma bilinci, hayatı anlamsızlıktan kurtarma imkânıdır. Mütevekkil, verilen nimetlere karşı ‘farkında olma’ duyarlılığıyla her dem yenilenir. Allah’ın verdiklerini bir hak ediş sanan insan ise, nimeti verene karşı müstağni, nankör davranır. Oysaki şükrünü edâ etmediğimiz nice nimetlere mazhar olmuşuz da farkında bile değiliz. Unutulmamalıdır! Gökten suyu indiren Allah, suyu tutmaya da Kadir’dir.

Hayırlı âkıbete tevekkülle ulaşılabilir ancak. Ya’kub (as)’ın içli intizârı tevekkülün en açıklayıcı hallerindendir. O, geçmek bilmeyen günlerine gözyaşlarını katık yaparken, “Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah'tır.” diyordu. “Sonra şöyle dedi: Oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm Allah'tan başkasının değildir. (Onun için) ben yalnız O'na dayandım. Tevekkül edenler yalnız O'na dayansınlar.”3

Hâsılı tedbir takdiri değiştirmez. İlâhî takdir ise tedbiri gereksiz kılmaz. Tevekkülün özü tevhittir. ‘Hasbuna Allâhu ve ni’me-lvekîl.’ “Allah bize yeter. O ne güzel Vekîl’dir!”4

 

Dipnotlar:

1- Buhârî, Müslim; Tirmizî, İbn-i Mâce.

2- Nahl, 16/99; Nisâ, 4/71.

3- Yûsuf, 12/18, 67.

4- Âl-i İmrân, 3/173.

Nida, Bursa 2019, s: 193


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat