Prof. Dr. Zekeriya Kurşun: Türkiye’nin darbe yönetimini tanımaması ahlâki bir tavır


Prof. Dr. Zekeriya Kurşun: Türkiye’nin darbe yönetimini tanımaması ahlâki bir tavır

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 26 Ağustos 2013 Pazartesi 00:15


Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, Türkiye’nin Mısır’daki askeri darbeyi, darbe olarak nitelemesini ahlâki bir tavır olarak gördüğünü söyledi.

Küre Medya / Haber Merkezi
Arap halklarının uyanışı Tunus'ta başlayıp, Libya ve Mısır'da da diktatörlerin devrilmesine neden olmuştu. Mısır'daki süreçte diktatör Hüsnü Mübarek devrilip, İhvanı Müslimin temsilcisi Muhammed Mursi ülkenin ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı olurken, daha görevinin birinci yılı dolmadan Ordu tarafından darbe ile görevinden alındı. Darbenin ardından Mursi taraftarları meydanlarda barışçıl gösteriler yaparken, darbe yönetimi ise katliam üzerine katliam yapıyor. Mısır'da yaşanan bu süreci yıllardır Mısır ile ilgilenen ve bu konuda uzman olan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği (ORDAF) Başkanı Prof. Dr. Zekeriya Kurşun ile konuştuk. İşte Prof. Dr. Kurşun'un sorularımıza verdiği cevaplar...

Öncelikle Mısır'da 3 Temmuz'da gerçekleşen darbe hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?


Sizin de sorunuzda sorduğunuz gibi "darbe"dir. Türkiye'de ve hatta dünyanın birçok yerinde bile Mısır'daki olaya "darbe" deme konusunda tereddütler var ama çok net şekilde Mısır usulü, askeri bir darbedir. Muhammed Mursi'nin devlet başkanı seçilmesinden sonraki süreçte tam olarak İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) veya parti olarak Hürriyet ve Adalet, iktidar olamamıştı. Bunun nedeni Mısır'da ordunun kökleşmiş gücünün iktidarıdır. Bu gücü birkaç günde, ayda veya yılda ortadan kaldırmak mümkün değildir ama görünen o ki; bu güce karşı ciddi şekilde girişim olmuş ki, bu durum o güç boyutlarını rahatsız etti ve 3 Temmuz askeri darbesi gerçekleştirildi.

İHVAN, SİYASETEN VARLIKLARINI SÜRDÜREBİLME İMKÂNI KAZANDI

3 Temmuz darbesinden sonra halkın meydanlara inmesini ve evlerine geri dönmemelerini nasıl okumalıyız?

Darbe karşıtlarının sokaklara inmesi, İhvan-ı Müslimin'in doğrudan doğruya çok başarılı bir sonuç alacakları ve askeri darbeyi geri döndürecekleri anlamına gelmiyor; ama siyaseten varlıklarını sürdürebilme imkânı kazandılar. Mısır'da bundan sonra ne olursa olsun, uluslararası birtakım destek sağlamış olan gayrimeşru yönetime rağmen artık karşılarında kitlesel, farklı bir siyasi grup olacaktır. Mısır'daki darbenin ilk gününde İhvan-ı Müslimin mensupları geri durmuş olsalardı, bir daha siyasette var olma şansı bulamazlardı. Bu yüzden bu durum, siyasi safların belirginleşmesini sağlayan en önemli gelişmedir.

Amerika'nın Mısır'daki darbeye "darbe" bile diyememesi ve bir bakıma darbeyi destekler pozisyon almasını nasıl görmeliyiz?

Amerika'nın bölgesel, ülkesel menfaatleri söz konusu olduğunda, çok rahatlıkla kendi kanunları, iç tüzükleri, söylemleri ve demokrasi ile çelişebilecek tavırlar gösterebiliyor. Bu durumu Irak, Afganistan ve başka ülkelerde de göstermiştir. Amerika'nın Mısır'daki ikinci önemli hususu ise İsrail'dir. Dolayısıyla İsrail'in güvenliğini tehdit eden herhangi bir konuda, Amerika hiçbir zaman karşı taraf ne kadar haklı olursa olsun, karşı tarafın yanında yer almamıştır. Amerika'nın Mısır'daki menfaatleri askeri darbeden yana olmaktan geçiyordu ve askeri darbenin yanında yer almıştır. Amerika'nın askeri darbenin yanında yer almadığının tek bir ifadesi olabilir, bu da senatodan Amerika'nın Mısır Ordusu'na verdiği "1.3 milyar dolarlık yardımı vermiyorum" diye bir kararın çıkmasıdır. Bu karar çıkmadığı müddetçe, Amerika darbenin yanındadır.

İsrail'in Mısır'daki darbe yönetimi ile ortaklaşa olarak Sina bölgesine operasyon gerçekleştirmesini nasıl yorumlayabiliriz?

İsrail ile Mısır arasındaki Camp David anlaşması, Sina'da birtakım müşterek hareketleri yapmaya imkân tanıyordu. İsrail'in tehdit algılaması karşısında bölgede aktif olmasına imkân veriyordu. Aslında çok ilginçtir ki; Hüsnü Mübarek döneminde bile İsrail ile diplomatik ilişkiler oldukça iyi bir noktaya getirilmiş olmasına rağmen, böyle müşterek, çok açık ve belirgin bir askeri faaliyette bulunulması gündeme getirilemiyordu. Görünen o ki; Mısır darbe yönetimi, uluslararası sistemin, özellikle Amerika ve İsrail'in desteğini sağlama adına İsrail ile müşterek bir hareket yapmak suretiyle Sina'daki grupları ortadan kaldırmaya niyetleniyor.

Mısır cunta yönetiminin ilk iş olarak Gazze ile olan Refah Sınır Kapısı'nı kapatması ve tünelleri bombalamasının amacı nedir?

Şimdi Mısır'daki askeri yönetimin darbeden hemen sonra yaptığı ilk faaliyetlerinden birisinin de kapı ile tünelleri kapatması, İhvan-ı Müslimin ile Hamas arasındaki ilişki nedeniyledir. Darbe yönetimi; tünelleri kapatmak suretiyle İhvan-Hamas ilişkisini kesmek ve kendilerine göre Mısır içerisinde bulunan suçlu kabul ettikleri birtakım insanların, özellikle de birtakım verilerin toplanması adına kendisine engel teşkil etmeyecek bir yapının oluşturulmasını istiyor. Mısır'daki mevcut askeri yönetime göre Hamas, İhvan'ın bir parçası olarak telakki ediliyor. Zaten İhvan'a yapılan en büyük suçlama; milli bir devlet gayesi, ideali olmadığı, ümmet fikrine sahip, hatta hilafet tesisi amacında olmasıdır.

ABD, İHVAN GİBİ YAPILANMANIN SÜREKLİLİĞİNİ İSTEMİYOR

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt; Mısır'daki cunta yönetimini maddi ve manevi olarak niye destekliyor?

Bunun sebebi Amerika'nın darbe konusundaki tavrının net ve açık olmasıdır. Amerika; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt ile ilişkilerinde darbeye destek vermesini istemiştir. Kuveyt dediğimiz ülke, yarı Amerika işgalindedir. Kuveyt'teki siyaset, bir iç siyaset olarak artık yapılmamaktadır. Mısır'daki darbe, Suudi Arabistan'ın tarihinde ilk defa Türkiye ile dış politikada ihtilafa düştüğü konudur. Her ikisinin de Amerika ile stratejik müttefikliği vardır ama ilk defa farklı kulvarlarda olmaları, bölgedeki oyuncu değişikliği ile ilgilidir. Dolayısıyla Amerika'nın menfaatlerine uygun olan şey, bugün bölgede İhvan gibi bir yapılanmanın sürekliliğinin sağlanmamasıdır. Çünkü burada en büyük tehdit; İhvan başarılı olursa, Amerika en büyük müttefiklerini bölgede kaybedecektir. İhvan'ın başarılı olması, bu hareketin, bu durumun Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere yansımasına sebebiyet verecektir. Körfez İşbirliği Teşkilatı'nın en önemli üç gücü Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri, ittifakla kendilerine yönelmesi muhtemel olan bir tehdit korkusuyla bu sisteme karşı da birleştiler.

ULUSLARARASI KURULUŞLAR KENDİLERİNİ YENİLEYEMEDİ

Birleşmiş Milletler (BM), İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği gibi uluslararası kuruluşların Mısır'daki darbeyle ilgili neredeyse üç maymunu oynamalarının ve gerçekleşen katliamlara sessiz kalmalarının sebebi nedir?

Şimdi uluslararası kuruluşların bir kısmı 1. Dünya Savaşı'ndan, diğer kısmı ise 2. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulmuş ve aslında eski uluslararası sistemi temsil eden güçlerdir. Bu güçler statükocudur ve uluslararası sistemin mevcut haliyle devam etmesini isterler. Dünya değişiyor. Soğuk Savaş da bitti. Soğuk Savaş bittikten sonra bu cemiyetler, kuruluşlar kendilerini yenileyemediler ve hiçbir konuda etkin de olamadılar. Etkin olamadıkları için de olaylar karşısında bekle-gör politikası uygulamayı sürdürüyorlar. Bu durum, Birleşmiş Milletler için söyleyebileceğimiz en önemli husustur. İslâm İşbirliği Teşkilatı ise netice itibariyle her ne kadar İslâm ülkelerinden müteşekkir bir cemiyet gibi gözükse de; onun üzerinde de Suudi Arabistan'ın etkin bir nüfuzu var. Önümüzdeki dönemde genel sekreterinin de bir Suudi olacak olmasının, teşkilatın çok aktif şekilde Mısır'daki darbe konusunda, Suudi politikalarının dışında taraf olmasını beklemek imkânsızdır.

Türkiye, uluslararası sistemlerin tam tersine yeni yönetimi tanımadı, Başbakan Erdoğan telefonlara çıkmadı ve Mursi'yi desteklediler. Türkiye'nin, Mısır'da gerçekleşen darbede izlediği politikayı nasıl görüyorsunuz?

Türkiye, askeri darbelerin bugüne kadar etkisinde yaşamıştır. Türk demokrasisi, gelişmesine en büyük engel olarak gördüğü bir darbe tecrübesinden geçmiştir. Böyle bir yapı içerisindeki Türkiye'nin askeri bir darbeye olumlu bakması hem siyaseten, hem de ahlâken mümkün değildir. Bu açıdan elbette ki Türkiye hükümetinin meseleye bu çerçevede yaklaşması, Mısır'daki askeri darbeyi bir darbe olarak nitelemesi ve askeri darbe ile ilişkiye geçmeme gibi bir siyasi beyanda bulunmasını ahlâkî bir tavır olarak görüyorum.

İhvan-ı Müslimin, Mısır'da iktidarda kaldığı bir seneyi nasıl geçirdi?

İhvan-ı Müslimin aslında hukuk sistemi, güvenlik güçleri ve ekonomi olsun, tam olarak iktidar olamadı. Bir yıl boyunca Mısır'da en çok gündem edinen, manşetlere taşınan ve tenkit edilen İhvan hareketi ile Mursi hakkındaki kara mizah olmuştur. Benim kanaatimce Mursi çok önemli bazı karar aşamalarındaydı. Menfaat gruplarına zarar verecek, bu grupları büyük ölçüde etkileyecek birtakım karar aşamalarında idi ki; bu süreç hızlandırıldı. Yoksa belki birkaç sene daha bu karmaşayı sürdüreceklerdi ve belki de hakikaten karalama kampanyası ile tamamen İhvan'ı siyasetin dışına atacaklardı. Mursi, tabiri caizse birilerinin kovanına çomak sokmuş gibi gözüküyor.

MISIR KARANLIĞA GÖMÜLMÜŞTÜR

Peki, Mısır'daki gidişat bundan sonra ne olur?

Mısır toplumu bu tür karmaşalara alışkın bir toplumdur. Kaybedecek bir şeyi olmayan toplumlardan bir tanesidir. Fakat burada siyasal bir kültürün şekillenmesi söz konusudur. Önümüzdeki yıllar açısından baktığımızda Mısır'da ve bölgede büyük bir nüfus patlaması yaşanıyor. Bu nüfus patlaması karşısında menfaat gruplarının, eski güç sahiplerinin; güçlerini ve menfaatlerini aynı ölçüde sürdürmeleri mümkün değildir. Mutlaka büyük bir yön değişimi meydana getirecektir. Mısır darbeyle birlikte bir karanlığa gömülmüştür. Bu karanlıktan çıkabilmesi içinde çok büyük desteğe ve yardıma ihtiyacı vardır. Uluslararası sistem, Arap Baharı'nın kendi mecrasında gitmesini engellemiştir.

Hüseyin Kulaoğlu / Yeni Akit

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat