Piyangoya haram diyen Diyanet ne kadar meşru?


Piyangoya haram diyen Diyanet ne kadar meşru?

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 04 Aralık 2014 Perşembe 19:16


Devletin teşvik ederek adeta bir gelir kapısı olarak gördüğü Milli Piyango ile ilgili Diyanetin açıklamaları tartışma konusu oldu.

Küre Medya / Haber Merkezi
Yılbaşı yaklaşırken Milli Piyango'nun 50 milyonluk ikramiyesi ile zengin olma hayali kuranlar Diyaneti soru yağmuruna tuttu. Alo Fetva hattına gelen piyango sorularını cevaplayan "fetva uzmanları" "Loto, Toto, İddia, Yılbaşı çekilişi haramdır. Bilet almak da caiz değildir. Kuran'da bunların hepsi kumar hükmündedir" açıklaması yaparak özetle'Piyango biletinden kazanılan para haramdır' dedi.

Diyanet'in Bütçesinde Milli Piyango'nun Haram Parası Var mı?

Bir süredir tartışılan bütçe konusunda diyanet yetkilileri bir gazeteye yaptıkları açıklamada; Milli Piyango İdaresi'nden kendilerine herhangi bir kaynak aktarımının olmadığını belirtti. Sözkonusu açıklamada,'Diyanet'in bütçesi genel bütçeden gelen kaynaklara dayanmaktadır' denildi. Oysa Milli Piyango kendi sitesinde kamuya doğrudan kaynak sağladığı alanları belirtirken aynı miktarda bir oranı (şans oyunları vergisi, kdv vb.) hazineye aktardığı görülebiliyor.

Diyanet kimin yetki ve denetiminde?

Anayasanın 136. Maddesi ile yetki ve sorumlulukları düzenlenen diyanet için yapılan tarif şöyle: "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe daanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir."

Mustafa Kemal'in emriyle kurularak Cumhurbaşkanlığına bağlı bir teşkilat olarak oluşturulan Diyanet İşleri aslında devletin resmi laisizm politikasının bir sonucu olarak ortaya çıkmış. Toplumun din algısını, dini kurumlarını ve inanç reflekslerini kontrol etmeyi amaçlayan bir işleve de sahip olan Diyanet İşleri aynı zamanda devletin modernleşme politikalarıyla paralel olarak dizayn edilmiş.

Prof. Bülent Tanör, Diyanet'in nasıl bir politika izleyeceğini şu şekilde anlatıyor: "Diyanet İşleri Başkanlığı, teknik bir kamu hizmeti kuruluşu olarak çalışıyor, rejimin talepleri doğrultusunda dinin kişiselleşmesine katkıda bulunuyordu.Yetkileri sınırlıydı, ruhani bir otoritesi yoktu. İslami kurallar öneremez, teolojik araştırma yapamazdı, dinsel mülk sahibi değildi. Kısacası Diyanet, laikleştirme politikasına dinsel meşruluk kazandırma görevini yüklenmişti. Devlet, dinin siyasal ve toplumsal alana karışması olasılığına karşı Diyanet'i kullanmaktaydı" (Tanör, Kuruluş Üzerine 10 Konfarans, Der Yay. 1996)

Sicili Kirli Bir Kurum

Darbelere karşı sessiz kalan zaman zamanda açıkça destekleyen Diyanet devletin rengine göre değişmiş ve tahakkümü altında tuttuğu camileri bu amaçla kullanmaktan da çekinmemişti. Nitekim 27 Mayıs darbesinin ardından 4 Haziran 1960 tarihli 11467 sayılı genelgede de, 27 Mayıs ihtilalinin faziletleri olduğu ve bunun halka anlatılması vaizlerden istenecekti. Aynı istek, 28 Temmuz 1960 tarihli 15811 sayılı ve 29 Haziran 1961 tarih ve 16190 tamimlerle de tekrar edilecekti.

Ömer Nasuhi Bilmen'in ardından Diyanet Başkanı olan Hasan Hüsnü Erdem, kendisine yardımcı yapılan emekli general Sadettin Evrin'in hazırlayıp, başkanın adı ve imzasıyla yayınlanmasını istediği, Nurcular aleyhindeki metne karşı çıktığı için, Başkan re'sen emekliye sevkedilecekti. Yine, bir sonraki Başkan İbrahim Elmalı, Devlet Bakanı Refet Sezgin'in, bir tayinle ilgili isteğini geri çevirdiği için jet hızıyla görevden alınacaktı.

Müdahale elbette başkanlarla sınırlı kalmayacak, hutbe ve vaazlara da yansıyacaktı. Örneğin, 1960'lı yıllarda dahi halktan gelen binlerce "faiz haram mı" sorusuna Diyanet yıllarca cevap veremeyecekti.

Devlet kontrolünde bir din dayatmasını, Diyanet'in görevini ve konumunu anlatan anayasa maddeleri açıkça ortaya koymaktaydı. Bu; 1961 Anayasasının 154. maddesinde, "Genel İdare İçinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir" ifadesi ile, 1982 anayasasında ise "Diyanet İşleri Başkanlığı laiklik ilkesi doğrultusunda... özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir" şeklinde belirlenmişti.

Kemalist hutbe irad etmek, dualara bile Kemalizmi sıkıştırmak, Türkiye toplumunun Diyanet hocalarında gördüğü olağan hallerden olmuştu. Resmi din hizmeti dışında hizmet verenler hakkında hazırladıkları şikayet raporları da hiç şüphesiz ayrı bir tartışma konusudur. Diyanet İşleri eski Başkanlarından Tayyar Altıkulaç'ın,  Necmettin Erbakan'la değil de,'laik sistemi korumak' için darbe yapan Kenan Evren'le daha iyi anlaşıyorduk" sözü Diyanet'in sistem içindeki yerini anlatması bakımından önemlidir. 

Dolayısıyla Diyanet, devletin resmi politikalarıyla örtüşen, devlet milliyetçi söylemini artırdığında milliyetçi olan oportünist duruşa sahip bir kurum olarak tarihteki yerini alacaktır.

Diyanet müslüman şahsiyet için nerede duruyor?

Kemalist hutbeler irad edebilen, devletin yasama yöntemini ve meşruiyetini Kendisini hiçbir dini kimlikle birlikte anmayan, yasama sürecini Allah'ın belirlediği esasların dışında sürdüren bir sistemin kurumu olan Diyanetin, bugün müslümanlar arasında da meşruiyeti tartışılmaya başlandı. Kur'an eğitimini ve camileri tekeline alan Diyanet kurumu aslında devletin resmi din algısını yansıtan bir kurum olarak müslümanların yaşam alanlarını işgal etmeye ve "devlet onaylı" din vaz etmeye devam ediyor.

KÜREMEDYA

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat