Peki, O Zaman Düşmanız


Bugün 27 Nisan e-muhtırası yıl dönümü


Peki, O Zaman Düşmanız

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 27 Nisan 2013 Cumartesi 17:58


"Ne mutlu Türküm diyene!" anlayışına karşı çıkan herkesi, düşman olarak tanımlayanlar bilsinler ki, tevhid davasının kutlu elçileri olan Resulleri de düşman olarak seçtiler. Allah'a ve elçilerinin yolunu takip eden tüm muvahhidleri düşman olarak seçtiler.

Küre Medya / Haber Merkezi
"Cumhuriyete sözde değil, özde bağlı olunması gerektiğini" iddia eden dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, ilerleyen yıllarda söz konusu bildiriyi kendisinin bizzat hazırladığını söylediği Laiklik vurgusunun yapıldığı bildiride, ülkedeki durumum TSK tarafından'endişe ile izlendiği' belirtilerek "Unutulmamalıdır ki, TSK bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur" ifadesine yer verildiği 27 Nisan 2007 tarihinde gece saat 23:20'de Genel kurmayın internet sitesinde yayınlanan ve tarihe 27 Nisan e-muhtırası olarak geçen bildirinin önce tam metnini ve ertesi gün kendi kişisel internet sitesinde kaleme aldığı Küremedya Genel Yayın Yönetmeni Hamza Er'in yazısını günün önemine ithafen sizlerle paylaşıyoruz.

Genelkurmay Başkanlığı'nın resmi internet sitesinde yayınladığı açıklamanın tam metni şöyle:

"Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle kadınların ve küçük çocukların bu tür faaliyetlerde ön plana çıkarılması, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.

Bu bağlamda;

Ankara'da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde kuran okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir.

22 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa'da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur.

Ayrıca, Ankara'nın Altındağ ilçesinde "Kutlu Doğum Şöleni" için ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım emri verildiği, Denizli'de İl Müftülüğü ile bir siyasi partinin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte ilköğretim okulu öğrencilerinin başları kapalı olarak ilahiler söylediği, Denizli'nin Tavas ilçesine bağlı Nikfer beldesinde dört cami bulunmasına rağmen, Atatürk İlköğretim Okulunda kadınlara yönelik vaaz ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler de kaygıyla izlenmiştir.

Okullarda kutlanacak etkinlikler, Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilgili yönergelerinde belirtilmiştir. Ancak, bu tür kutlamaların yönerge dışı talimatlarla yerine getirildiği tespit edilmiş ve Genelkurmay Başkanlığınca yetkili kurumlar bilgilendirilmesine rağmen herhangi bir önleyici tedbir alınmadığı gözlenmiştir.

Anılan faaliyetlerin önemli bir kısmının bu tür olaylara müdahale etmesi ve engel olması gereken mülki makamların müsaadesi ile ve bilgisi dahilinde yapılmış olması meseleyi daha da vahim hale getirmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.

Bölgemizdeki gelişmeler, din ile oynamanın ve inancın siyasi bir söyleme ve amaca alet edilmesinin yol açabileceği felaketlerin ibret alınması gereken örnekleri ile doludur. Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir. Malatya'da ortaya çıkan olayın bunun çarpıcı bir örneği olduğu ifade edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş bir demokrasi olarak, huzur ve istikrar içinde yaşamasının tek şartının, devletin Anayasamızda belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçtiği şüphesizdir.

Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı'nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği "Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak" ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.

Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.

Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm diyene!" anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur."

Genelkurmay Başkanlığı...
.................................................................................................

Peki, O Zaman Düşmanız

Hamza ER

Geçtiğimiz günlerde genelkurmay başkanlığı imzalı bir açıklamaya şahit olduk. Genelkurmay başkanlığı imzalı diyorum çünkü önceden hazırlanan bir metin olduğu ve sadece Tsk. tarafından tasdik edildiği ortaya çıktı.

Bu topraklarda yaşayan insanlara, bu tür şeyler pek garip gelmiyor artık. Çünkü kanla kurulan, dar ağaçları ile pekiştirilen, önce as sonra ifadesine başvur gibi garabetlerin yaşanması sonucu oluşan bir rejimin, bu sistemin kurumlarınca bir savunma mekanizması oluşturacağı zaten malumdur. Hiçbir rejimden, düzenden, kendisini ortadan kaldırma ve değerlerini değiştirme adına tehlikeli gördüklerine "buyurun gelin" demesi beklenemez.

Burada aslında, genelkurmay imzalı açıklamada kullanılan üsluba, hakaret edilen değerlere, tehlike ve düşman olarak tanımlanan anlayışa dikkat çekmek istiyorum.
Açıklamada; "Ankara'da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde kuran okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir." şeklinde kullanılan ifade de, Allah(c.c.) tarafından, Cebrail(a.s.) vasıtası ile Hz. Muhammed(s.a.v.)'e bildirilen ve kendisine tabi olmakla kurtuluşa erileceğine inandığımız Kur'an'ı Kerimin, yüzünden, güzel sesle okunması ve dinlemeleri üzere insanların davet edileceği bir organizasyonun oluşturulması, duyarsızlık ve tehlikeli görülen bir etkinlik olarak değerlendirilmiştir.

Tertil üzere, programlı bir şekilde, tefekkür ederek, hayata geçirilmesi amaçlanarak okunması gereken Kur'an'ın, sadece kulaklarda hoş bir seda bırakacak, gözleri birkaç damla yaşlandıracak şekilde okunmasına bile tahammül edilmediği görülmektedir. "Cenazede oku, camide oku ama salonlarda, hele milli bayramlara denk getirecek şekilde sakın okuma" denmektedir. Öyle ya, Kur'an'ın hayata müdahalesinin tamamen terk edildiği, o vahyin kaynağı olan Rabbimiz Allah(c.c.)'a ait egemenlik ve hakimiyetin, halka, halk çoğunluğuna devredildiği bir meclisin açılış yıldönümünde Kur'an gündeme gelmemeliydi. Figüran olan halkın, vekalet verdiklerinin çıkaracağı kanunlarla bir hayat anlayışına geçilirken, bu ve bunun gibi tüm tağuti anlayışları reddetmeyi Allah'a imanın ilk şartı olarak koyan bu dinin bilgi kaynağına, Kitab'a tabii ki tahammül edilmeyecekti.

Ayrıca, genelkurmayın muhtıra nitelikli bildirisinde tesettürlü, örtülü kıyafetler çağ dışı olarak tanımlanmış, açıkça İslam dininin önerdiği yaşam şekli hedef alınmıştır; "22 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa'da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş..."

İlk insandan bugüne çıplaklık ve örtünme iki yaşam tarzının birer kutupları olmuştur. İnsanı başıboş bırakmayan Allah(c.c.)'ın, Resulleri vasıtası ile bildirdiği örtünme emrine sadık olanlar, kişilik ve şahsiyeti ile varolabilmeyi ispatlamış, eti, bedeni için kullanılanlardan beri kalabilmiştir. Bu yüce ve erdemli konumu çağdışı olarak görmek, mühürlenmiş kalplerin, sadece dünya ile sınırladıkları hayat algısından kaynaklanmaktadır. Ama şu unutulmamalıdır ki bu toplumda, çocuklarına başörtülü bir şekilde Kur'an ve ilahi okutmayı, onları çıplak hale getirerek yağmurlu, güneşli,soğuk, sıcak havalarda stadyumlara doldurarak, topluma yabancı gürültüler eşliğinde dans etmelerine tercih edenler vardır.

Eğer dert edilecek bir sorun varsa, o da uyuşturucunun ilkokul kapılarına indiği, saygısız, alaylı, müstehcen konuşma üslubunun yaygınlaştığı, geri zekalı aklın ürünü olan şarkı sözlerine kendini kaptırmış, niteliksiz, bilgisiz, idealizmi tanımamış bir neslin yetişme tehlikesidir. Gece geç saatlere kadar, beyinleri uyuşturan TV dizilerinin büyüsüne terk edilen, sihir, şiddet ve erotizmin kuşatması ile karşı karşıya bırakılan çocuklarımız olmalıdır derdimiz.

Evet Kur'an hayat rehberidir. Yaratana karşı kulluk sorumluluklarımızı öğrendiğimiz ilahi bir kaynaktır. Ve, çocuklarının Allah(c.c.)'a karşı iyi bir kul olmasını, O'nun rızasına nail olmasını, bu sebeple erken yaşta Kur'an'la muhatap olmasını, dünya ve içindekilerden daha çok isteyen veliler vardır, hep de var olacaktır.

Bildiriyi hazırlayan zihniyet bunlarla kalmamış, Hz.Peygamberin(s.a.v.) doğumunun yıldönümü dolayısı ile gerçekleştirilen kutlu doğum şölenlerini kaygılanılması geren hadiseler olarak göstermiştir; "Ayrıca, Ankara'nın Altındağ ilçesinde "Kutlu Doğum Şöleni" için ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım emri verildiği, Denizli'de İl Müftülüğü ile bir siyasi partinin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte ilköğretim okulu öğrencilerinin başları kapalı olarak ilahiler söylediği, Denizli'nin Tavas ilçesine bağlı Nikfer beldesinde dört cami bulunmasına rağmen, Atatürk İlköğretim Okulunda kadınlara yönelik vaaz ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler de kaygıyla izlenmiştir."

Hz. Muhammed(s.a.v.)'in getirdiği nizama tahammül edemeyenlerin, O'nun vefatından yediyüz sene sonra icat edilmiş kutlu doğum etkinliklerinden bile rahatsızlık duyması, tehlike olarak değerlendirilen ölçünün ne kadar düşük bir hal aldığını bizlere göstermektedir. Şiirlerde kalan, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir dua olan "neredesin, seni bekliyoruz ey Resul" gibi yakarışlarla geçiştirilen bu şölenlerin bile, kaygı sebebi görülmesi düşündürücüdür.

Kelime-i Tevhidin ikinci yarısı Muhammedur Resulullah"'dır. Bu ifadeye sözde değil özde bağlı Müslümanlar, Hz. Muhammed(s.a.v.)'i tek mürşid, tek önder ve yegane örnek olarak kabul ederler. Tüm peygamberler gibi, Onunda insanları tağuta kulluktan sakındırıp Allah(c.c.)'a kulluğa sevk etmekle görevli olduğuna iman ederler.

İşte bu tür kutlamaların cumhuriyet rejimine özde bağlılıkla çeliştiğini ifade edenler, Resulullahın sunduğu hayat anlayışı ile bu rejimin insanlara sunduklarının birbiri ile uyuşmadığı, sürekli bir çatışma içerisinde olduğu gerçeğini bildiklerini de itiraf etmişleridir; "Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı'nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği "Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak" ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir."

Yayınlanan metnin son kısmında ise açık bir ifade ile düşman tanımlaması yapılmış, "Ne mutlu Türküm diyene!" anlayışına karşı çıkan herkesin düşman olarak görüldüğü tehdidi savrulmuştur; "Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm diyene!" anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır."

Ateşten yaratılan iblis, çamurdan yaratılan Adem'e karşı kıskançlık içerisine girmiş, kibirlenerek Allah'a isyan etmiştir. Tarih içerisinde ilk ırkçı iblistir dense bu ifade yanlış olmaz. Çünkü o, kendisinin belirlemediği, müdahalesinin olamadığı bir konuda üstün olduğuna inanıyor, adeta şu anlayışı dayatıyor gibiydi; "Ne mutlu ateşten yaratılmışlara demeyen benim düşmanımdır." (bkz.7/12)

Hz. Adem(a.s.) iblisin düşmanıydı, sonra gelen Resullerde... Cahiliye Arapçı zihniyet, Rasulullahı düşman olarak seçti. Ve Allah(c.c.)'ın tüm elçileri ile beraber muvahhidlerde bu cahiliye davranışının müdavimleri tarafından düşman olarak görüldü.

Onlar ise zamanlarının ırkçı, faşizan anlayışlarına karşı, mü'min, muvahhid, müslüman kimliğini üst kimlik olarak haykırmışlar, insanların Hak ve Batıl olarak iki kutup olduğu tespitini yaparak "Ne mutlu o iman edenlere" düsturunu tebliğ etmişlerdir. (bkz.9/20)

"Ne mutlu Türküm diyene!" anlayışına karşı çıkan herkesi, düşman olarak tanımlayanlar bilsinler ki, tevhid davasının kutlu elçileri olan Resulleri de düşman olarak seçtiler. Allah'a ve elçilerinin yolunu takip eden tüm muvahhidleri düşman olarak seçtiler. Birbirlerine iman bağı ile kenetlenmiş, İslam kardeşliğini her şeyden üstün tutan, mü'min kardeşini sevmeyi iman etmenin ve cennete girmenin şartı olarak kabul eden tüm salihleri düşman olarak seçtiler.

Evet "Ne mutlu Türküm diyene!" anlayışına karşı çıkan herkesi, düşman olarak mı tanımlamıştınız; Ne yapalım, Peki o zaman düşmanız...

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat