Oy'mu istiyorsunuz?


Oy'mu istiyorsunuz?

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 01 Haziran 2015 Pazartesi 22:30


Köklü Değişim Dergisinden Mahmut Kar, yaklaşan demokratik seçimlerle ilgili bir makale kalem aldı. Mahmut Kar'ın makalesini paylaşıyoruz.

Küre Medya / Haber Merkezi
Oy'mu istiyorsunuz?

Müslümanları demokratik seçimlerde sandıklara mı çağırıyorsunuz?

Sorunun cevabı Evet mi, Hayır mı?

Evet…

Peki, hangi gerekçe ile?

Müslümanlar yöneticilerini tarihsel süreçte de seçimle belirlemişler deyip, demokrasiyi bir seçim sistemi olarak gösteriyorsunuz?

Ey Müslümanlar! 7 Haziran seçimlerinde oy kullanmak insani ve İslami bir sorumluluktur, “aman ha ona göre” diyorsunuz?

Hatta oy kullanmak ibadettir dedikten sonra cümlenin sonuna “tabi ama kime vereceğinize bağlı” şerhini düşmeyi de unutmuyorsunuz.

Eğer oyunuzu kullanmazsanız büyük bir vebal altına girersiniz diyorsunuz.

Oy kullanmak farzdır-vaciptir, terki ise külliyen haramdır fetvasını veriyorsunuz.

Oy vermekle bugüne kadar yapılanlara şükretmiş olacaksınız, besmele çekerek oyunuzu verin ve şükrünüzü ifa edin, nankörlük yapmayın diyerek Müslümanları vicdanla tehdit ediyorsunuz.

Demokrasi İslami değildir küfürdür ama orada bizim adamlarımız olsa güzel olmaz mı diyorsunuz.

Bu devlet laik ve demokratik esaslara göre kurulmuş ve öyle yönetiliyor, dolayısıyla bu ülkede yaşıyoruz ve başka çaremiz de yoksa, seçimlerde oy kullanmayalım da ne yapalım diyorsunuz.

Tamam kardeşim, kuruluş esasları İslami değil ama bu parti kötünün iyisi (ehven-i şer) diyorsunuz ve oy vermeye davet ediyorsunuz.

Tağutun yönetiminde Müslüman’ın ne işi olur, Müslüman nasıl tağutun yönetimine oy verir diyenlere “ama Yusuf Aleyhisselam’ da İslami olmayan bir yönetimde idarecilik yapmadı mı” diye delil sunuyorsunuz.

Mesele oy vermek ya da vermemek meselesi değil, mesele tavır meselesidir. Tavrınızı ortaya koyun ki “İslami iktidar” ile “uluslar arası şebeke” arasındaki “hak-batıl” hesaplaşmasında nerede durduğunuz görülsün diyorsunuz.

Vahiy dışı sistemlerle Müslümanların ilişkisi şartlara ve durumlara göre değişir, şu anki şartlar “İslami iktidarı” desteklemeyi gerektirir diyorsunuz ve oy için zımnen adres gösteriyorsunuz.

Demokrasi Batılı bir düşünce olabilir ama onu İslam ile ehlileştirebiliriz diyorsunuz.

Daha neler diyorsunuz neler…

Demokratik seçimlerde Müslümanların sorumluluğu hakkında yukarıda sıralanmış söylemlerin sahiplerine, oy kullanma konusunun şer-i boyutlarına değinerek bu makalede herhangi bir cevap vermeyeceğim. Hiçbir kural ve kaidesi olmayan ve altı boş gerekçelerle ortaya atılan yorum ve hükümlerin İslami olmadığını o söylemlerin sahipleri de aslında çok iyi biliyorlar. Onun için âlimlerden, yazarlardan, kanat önderlerinden, cemaat liderlerinden bu söyleri sarfı nazar eyleyenlere şunu söylemekle yetiniyorum.

“Bu söylediklerinize bugüne kadar elle tutulur, gözle görülür İslami tek bir delil getirmediniz, getiremediniz ve bundan sonra da getiremeyeceksiniz. Bunu sizde çok iyi biliyorsunuz, Müslümanlar da çok iyi biliyorlar. Tarih bir gün her şeyi apaçık ortaya koyacaktır. Bu sebeple oy kullanmanın şer-i hükmü konusuna bu makalede değinmeyeceğiz. Zira bu konuda okunmayı bekleyen ve anlamaya değer bir sürü kaynak yazı, kitap ve izahlı açıklama bulunmaktadır.”

Bu makalede, demokratik seçimlere katılma konusunda ortaya konulan akli ve mantıki gerekçeler üzerinden konuşacağız. Şer-i nazariye ile değil, akli nazariyeler ile oy kullanmanın gerekli (farz-vacip) olduğunu söyleyenlere aynı şekilde akli nazariyeler ile sualler yönelteceğiz.

En son sorulacak soruyu ilk başta sorarak başlamak istiyorum.

“İslamcıların” iktidarı ile elde edildiğini düşündüğünüz İslami kazanımlar nelerdir?

Yolları, tünelleri, köprüleri, hastaneleri ve metropol şehirleri İslami manada bir kazanım olarak görmediğinizi düşünüyorum.

Peki, İslami yaşantı noktasında 15 yıl öncesine nazaran Müslümanlar genel olarak daha mı takvalılar yoksa daha mı yozlaştılar? Helalleri ve haramları gözetme konusunda Müslümanlar için dün ile bugün arasında bir mukayese yapsanız ne gibi bir istatistik ile karşılaşırsınız?

Vakıası bizatihi hissedilen bir şey soruyorum. Müslümanlar daha önce kredi ve faizli sözleşmelere-alışverişe nasıl bakıyorlardı, şimdi ne kadar bu bataklığın içindeler? Ha diyebilirsiniz ki bu durum kişilerin bireysel tercihi ile alakalıdır. Devlet ve iktidar kimseyi kredi almaya zorlamadı. Ama bu söz kendi düşünce mantığınızla (gerçekçilik) çeliştiğinizi göstermez mi?   

Mesela İslami vakıf ve STK’lar 1990lı yıllarda sahip oldukları cemaatsel tabanın üzerine kemiyyet açısından ne koydular? Ne kadar büyüdüler? Yarın İslam ve peygamber düşmanı batılılar yine kutsalımıza hakaret etseler, İslami hareket kaç meydanı doldurabilecek potansiyel tabana sahip? Üzerine bir şey koymak bir yana dursun ben o günkü potansiyelden son 15 yılda çok çok geriye gidildiğini düşünüyorum. Hatalı düşünüyorsam uyarın.

Gelelim kazanım elde ettiğini söyleyen İslami hareketin keyfiyetine… 1990lı yıllarda Beyazıt meydanını dolduran gençliğin heyecanı nerede? Nerede soruyorum? Ben söyleyeyim, o gün Beyazıt meydanında La ilahe İllallah diyen gençlik şimdi Yenikapı meydanında kurtuluşu ve yeniden dirilişi ulus bayrakların gölgesinde arıyor. Üzüntü verici olan şey ise bunu Fetih kutlamasında yapıyor olması.

Açık söylüyorum o gençliğin zihni son 15 yılda karartıldı. Öyle ki Yenikapı meydanında İstanbul’un fethinin 562. yılı kutlamasında Başbakan Ahmet Davutoğlu şöyle bir vaatte bulundu: “Cumhuriyetin 100. yılında kendi uçağımızı kendimiz yapacağız.”

Evet, İstanbul’un fethi ve cumhuriyet rejimi… Bu ikisini ve farkını algılayamayacak hale gelmiş İslami gençlik… Keyfiyyet bu mu? Kimin eseri peki? Son 15 yılın eseri değil mi?

Belki o gün Beyazıt meydanında İslami şuur ve duygu ile kenetlenmiş gençlikte bir fikir, bir ideolojik bakış yoktu ama ruh vardı, heyecan ve atmosfer vardı. O meydan da Afganistan ve Bosna’nın kokusu vardı. Şimdi demokrasinin iğrenç kokusundan seçim meydanların yanından geçilmez oldu. Belki o gün gençliğin heyecan ve duygularını bazı şer güçler istismar etti, ama şimdi meydanlar o duyguya bile hasret kaldı öyle değil mi?

Peki, bu hasret nasıl bitecek? “Biz son on yılda Müslümanların gazını aldık, adeta paratonerlik görevi gördük” diyen Erdoğan’ın reisliğinde mi?

Maalesef İslami gençliğin duygu ve ruhu kalmadı. Meydanları dolduran o gençlik şimdilerde Cafe salonlarında kızlı erkekli masalarda ruhsuz muhabbetlere daldılar. Hatta dediğiniz gibi Sayın Hakan Albayrak, maalesef İslami gençlik gezi gençliğine bile öykünür oldu.

Şimdi, kalkın ve yeniden dirilin diyerek onları masalarından sandığa, oy vermeye çağırıyorsunuz. Keşke sorun oy vermekle çözülecek kadar basit olsaydı. Sorun İslamcı gençliğin üzerindeki solcu gençliğin mahalle baskısı değil. Çünkü gençlik baskıyı hissedecek duyulardan yoksun, gençlik ölüm uykusunda… Ona uyku ilacını verenler sorumlu, gençlik değil…

Birde İslami hareketin son 15 yılda ortaya koyduğu fikri, ilmi ve akademik açılıma bakalım. Ne görüyorsunuz? Demokrasi ve çoğulculuk üzerine yazılmış yüzlerce binlerce eser. Bundan daha fazla diyalog ve etkileşim üzerine kaleme alınmış kitap. Ergenekon’u darbecilik ve vesayet rejimlerini en derinlemesine inceleyen kitaplar. Vizelerin kalkmasının bir artısı olarak gezi/seyahat yazıları ve kitapları… Yeni açılmış üniversiteler, ama cilt cilt kitaplarla dolu odalarında hayattan elini eteğini çekmiş ve müfredatlar içine adeta hapsolmuş akademisyenler.

Eskiden de zaten farklı bir şey yoktu, biz tercüme eserler ile büyüdük diyeceksiniz. Doğru evet, ama o tercüme eserlerin bıraktığı izler de silinmiş maalesef. Hal bu ki onlar Yoldaki İşaretlerdi? Şimdi yolda işaret falan da kalmadı.

Öyle ama özgürleştik, zincirleri kırdık ve aşılmaz duvarları aştık diyorsunuz.

15 yılda İslami hareketin önünü açtığını söylediğiniz ak parti, İslami hareketi hangi anlamda özgürleştirdi?

Soruyorum, “Son 10 yılda İslami hareketlerin önü açıldı, oy vermezseniz bunu kaybederiz” sözünüzün mahiyeti nedir?

Büyük, ferah, manzaralı ve tarihi dokusu olan binalarda vakıf çalışmaları yapmak mı? Yoksa iktidarı, demokrasiyi, özgürlükleri ve milli iradeyi destekleyen tam sayfa gazete ilanlarına koro halinde destek vermek mi? Evet eskiden ulusal bir gazetede tam sayfa ilan veren bir İslami vakıf zor bulunurdu, şimdi yüzlercesi var. Önümüz maşallah çok açılmış.

Önünüzün açılması, vakıf bünyesindeki kardeşlerimizi devletin kritik noktalarında kadrolu memur yapabilmek mi? Biraz dil birazda gezmişliği olan İslamcı kardeşlerin devlet yöneticilerine danışman olması mı? Eli kalem tutan birkaç yazarımızın ulusal gazete köşelerinde yazı yazması mı?

Bu söylediklerimin hepsini bugün kavgalı olduğunuz Cemaat kadroları yaptı ve başarıda zirveye de ulaştı. Şimdi onlar sizin deyiminizle var olma ya da yok olma kavgasında karşı tarafta kendilerini konumlandırdılar.

Onlarda tertemiz gençliğimizi yok edip gittiler. Askeriye’de kadrolaşacağız diye öğrencisini annesini başı açık fotoğraf çektirmeye zorlayan zihniyet… Askeri okullarda namaz kılmayı, oruç tutmayı, eşinin başını açmayı sırf kadro için yaptıran zihniyet… Gizli ve derinden devletin kadrolarını ele geçirince hedefine ulaşacağını zanneden ve bunun için her şeyi mubah gören zavallı zihniyet. Sonuç, Fiyasko…

Aynı olmasa da benzer mantıkla hareket edildiğinde yıllar sonra aynı hüsranı yaşayacağınızı ne zaman anlayacaksınız? Bu mantık ile aslında siz bilmeden sistemin, rejimin bekasına hizmet ettiğinizin, aracılık ettiğinizin farkına ne zaman varacaksınız. Aynı fiyasko ile karşılaşınca mı?

Peki, ne yapalım diyeceksiniz, bende gelin bırakın bu demokratik araçları, yolları ve zeminleri… Gelin İslami bir metod üzere İslami devlet için çalışalım diyeceğim. Ve siz beni hayalcilikle, realist-gerçekçi olmamakla itham edeceksiniz. Bende size soracağım: Devlet kanalında yayınlanan “Diriliş Ertuğrul” dizileri mi gerçekçi? One Munite mi gerçekçi? Sultan ve Halife Erdoğan mı gerçekçi? Keşke bizde buna inanabilsek, keşke birazcık olsun bunda gerçeklik payı olsa… Niye mi inanmıyoruz? Çünkü yol işaretleri öyle göstermiyor.

Son olarak şunu söylüyorum: Biz, demokratik seçimlere katılmamayı ve oy kullanmamayı haram olmasından ötürü şer-i bir sorumluluk olarak görüyoruz. Bu düşüncemizden dolayı oy kullanmayı hiçbir şey yapmamak olarak görebilir ve bundan dolayı da herhangi bir varlık alanını doldurmadığımızı düşünebilirsiniz. Müslümanların oy kullanmamasını hayattan soyutlanma olarak görüyor olabilirsiniz. Buna karşılık ne söylenebilir bilmiyorum. Herkes dünyevi ve zaruri bir maslahat için haram olan bir işe mesela kredi ile ev almaya banka sıralarına kuyruk yaparken bir Müslüman bundan beri dursa ve evsiz kalsa, o kişi hayatın gerçeğinden soyutlanmış mı olur diye sormadan edemeyeceğim. 

Ben yine ve bir kez daha “karşılıklı” tüm bu konuşmalarımızdan sonra size bir çağrı yapacağım. Gelin hep birlikte oy vermeyelim diyeceğim. Sizde oy vermeyelim de CHP mi yönetime gelsin diyeceksiniz. –korkum odur ki, Müslümanların sisteme bu kadar eklemlenmiş olması, şer-i zaruretlerle değil de akli zaruretler ile sandığa koşması, onları bir gün CHP’ye bile oy verme sorumluluğuna itebilir- Bu durum sizi hiç endişelendirmiyor mu?

 Oy vermeyelim de HDP mi ülkeyi yönetsin diyeceksiniz. -Hoş HDP’nin bu güce ulaşmasında desteklediğiniz iktidarın son 5 yıldaki katkısı inkâr edilemez bir gerçek ama neyse-

Diyorum ki gelin hep birlikte İslam’ın hükmü gereği oy vermeme çağrısı yapalım. Ve 8 Haziran sabahı uyandığımızda televizyonlar halkın çok büyük bir ekseriyetinin sandık başına gitmediğini son dakika haberi olarak geçsin. Gazeteler manşetlerinde Demokrasi kan kaybediyor başlıklarını atsın. Bugüne kadarki tüm seçimler sonrasında balkon konuşmalarında demokrasi kazandı diyerek seçim sonuç açıklaması yapan liderler, bu kez demokrasimiz can çekişiyor korkusu ile yanıp tutuşsun. Sonra Müslümanlar ceht ve gayretlerini demokratik seçimlerde değil İslami hayatı hâkim kılmak için harcasınlar. Ümmetle beraber İslami devlet olan Raşid-i Hilafet için çalışsınlar

Mahmut Kar 

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat