On numara seküler yaşayıp on numara cennet hayal ediyoruz


On numara seküler yaşayıp on numara cennet hayal ediyoruz

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 03 Mayıs 2015 Pazar 20:33


Moda kavramı hayatımızın tam ortasına oturdu. İşin kötüsü kalkmaya hiç niyeti yok. Süslüman olarak etiketlenen, modaya uygun giyinen bu kadınlar, her yönleri ile eleştiriliyor. Eleştirenlerin başında ise Müslüman erkekler geliyor. Yazdığı yazılarla bu erkeklere “önce dönüp kendinize bakın” diyen İsmail Kılıçarslan’a sorduk...

Küre Medya / Haber Merkezi
Lacivart Dergisi'nden Zeynep Bayramoğlu'nun Gazateci yazar İsmail Kılıçarslan'la yapmış olduğu okunası röportajı Küre Medya takipçilerinin ilgisine sunup paylaşıyoruz.



Türkiye'deki Müslümanların hali pür melali nedir?

İsmail Kılıçarslan: Türkiye'de Müslüman kesim sosyolojik olarak fena halde dönüşmüş durumda. Bunun olumlu etkilerini görmedik henüz ama olumsuz yönlerini gördük. Tamamen kapalı, kanaat ekonomisine inanan Türkiye'deki dindar insanlar şimdi, "Benim param benim kararım", diyor.

Müslümanlar bireyselleşiyor mu yani?

İsmail Kılıçarslan: Bireyselleşme sadece dindarların değil tüm dünyanın sorunu. Dindarlar bundan en az etkilenen kesimdi ama AK Parti iktidarı ile birlikte bireyselleşmeyi keşfettiler ve bu durum acıklı sonuçlara sebebiyet verdi. Diyorsun ki abla veya ağabey, neyse, "Sen 400 tl verip partiye gidemezsin". O da diyor ki "Sana ne benim param, ben kazanıyorum, zekâtımı da veriyorum". Bu inanılmaz bir sosyolojik dönüşüme işaret ediyor. Bunun şallı kızı, şallı erkeği yok yani.

'Emri bil maruf nehyi anil münker' ortadan mı kalktı?

İsmail Kılıçarslan: Sen hiç son zamanlarda'emri bil maruf nehyi anil münker' kavramını birbirine tavsiye eden iki Müslüman gördün mü? Yok ki. Birtakım cemaatler bu işleri yürütmeye çalışıyorlar.

Tesettürlü kadınların durumu...

İsmail Kılıçarslan: Ben bir sahur programının yapımcısıyım. Ortaköy'de dört beş tane örtülü kız gördüm. Yönetmen arkadaşım dedi ki, kızlar keşke başınızı örtmeseydiniz. Şöyle bir manzara düşün, dardan daha dar bir kıyafet ve bütün hatlar ortada. Ben, tesettürü sadece başörtüsünden ibaret sanan anlayış sadece laiklerde olur sanıyordum ama bizim kızlara da sirayet etmiş gibi. Dünyevilikle uhrevilik arasında sıkışıp kalan Müslüman gençler savrulup duruyorlar. Topbaş hocanın, Menzilin veya İsmail Ağa'nın sohbetine gidiyorlar, sohbet dinliyorlar ama oradan çıktıklarında dünya, bütün taraflarıyla onları çağırıyor. Mesela Ramazan programı sunuyorum, reklam arası diyorum, ilk reklam faiz reklamı. Seccadeyi ser namazı kıl, sonra en yakın banka şubesine git ve işlerini hallet. Etrafında beş vakit namazını kıldığı halde bankadan faizle kredi alan kimse yok mu? Ya da namazına ve duasına acayip düşkün ama aynı zamanda süsüne de düşkün bir Müslüman genç kız görmedin mi? Dünyevileşmenin abartılı örnekleri bunlar. Bu bizi içinden çıkılamaz bir noktaya götürüyor. Namaz seccadede, oruç ramazanda sadece. Bugün AK Parti'nin memlekette oluşturduğu yeni muhafazakâr dalga ile geleneksel İslami kodlar arasında sıkıştık kaldık bence. Meselenin özeti bu.

Peki bu sıkışıklıktan kurtulmanın bir yolu var mı? Yoksa sıkışıklık doğası içinde yaşamaya alıştık mı?

İsmail Kılıçarslan: On numara sekülerler gibi yaşayıp on numara cenneti hayal ediyoruz. Böyle bir dünya yok. Faizli banka reklamı almayan TV kanalı var mı? Ama Başbakan faiz lobisi diyor değil mi? Ama ne kadar inandırıcı. Yani bizatihi Başbakanın faiz lobisi dediği şeye televizyon inanmıyor.

Hepimiz bu sistemin parçası haline getirildik. Ve sıkıştık kaldık. Şimdi sen diyeceksin ki, ama senin yayın yaptığın televizyon da yayınlıyor, ben de onu diyorum işte. Bu Ramazan programını ben yapmasam gelip başkası yapacak. Ben biraz da bu nedenle kabul ediyorum programları. Kim derse ki bana ben tamamen sistem dışıyım, gidip ona mürit olmaya hazırım.

Şunu biliyorum; sistem kendisine benzemeyen her şeyi AK Parti iktidarı ile kendi içine almayı başardı. Bu kötü bir şey mi? Bence kötü bir şey. Çünkü ben bu sistemden nefret eden bir insanım. Hali hazırda Milli Eğitim Bakanlığına bize yakın bir personel atandığında sevinen ve zafer ilan eden, borsa yükseldiğinde gurur duyan insanlara döndük. N'oluyoruz ya? Ben mesela bir yayında Ziraat Bankamız demişim. Ziraat Bankası işte. Faiz alıp faiz satan bir yer. Bana ne Ziraat Bankası'ndan? Ama işte sistem seni böyle ele geçiriyor.

İşte böyle olunca dini hayatı fanusa koyuyoruz ve benim sosyal Müslümanlık dediğim hikâye yaşanıyor. Burada otururken hepimiz yüzde yüz Müslümanız ama Huqqa'ya giderken üçümüz birden Müslümanlığımızı kapıda bırakabiliyoruz. Çünkü bir adam hem Müslüman olup hem de 40 liraya çorba içemez. Müslümanken içemez, başka bir zihnin insanı olması lazım. Birçoğumuz iş yerlerimize Müslümanlığımızı bir ceket gibi kapıya asarak giriyoruz. Geçen gün Allah Resulünün borç alıp vermekle ilgili hadislerini okudum. "Kim alacağını ötelerse ona cennet vadediliyor" diyor. "Kim iyilik için iyi borç verirse ona cennet var" diyor.



'Şallı erkekler' yazınızda muhafazakâr erkekleri yerden yere vurmuştunuz. Hiç tepki aldınız mı mesela? Arkadaşlarınız "Ya İsmail amma vurdun bize, biz de o kadar değiliz, bu kızlar hepten çığırından çıktı" demiyorlar mı?

İsmail Kılıçarslan: Ağabey eksik yazmışsın diyen oldu, ama fazla yazmışsın diyen olmadı. Siz başörtülü kadınlar gene de son tahlilde başörtünüzle bir belirginlik oluşturup duracağınız yeri seçebiliyorsunuz. 90'lardan beri yani başörtüsü meselesi konuşulmaya başlandığından beri, İslamcılık ve sisteme direniş meselesini sadece başörtüsüne indirdik. Aslında bu bizim kızlara yapabileceğimiz en büyük haksızlıktı. Kızlar başörtüsü ile okula giremezken erkekler de girmemeliydi. Ama girdi. Mesela vizelere kadar erkekler ve kızlar bir arada direniyordu ama vizelerde erkekler sınava girip derslerini paşa paşa veriyordu. Yani kızlar sınavın büyüğüne girerken, küçük sınavlardan erkeklerin sorumlu olması durumu giderek alışkanlığa dönüştü. Eskiden okuma grupları, tefsir, hadis dersleri olurdu ve genellikle erkekler organize ederdi bunları. Şimdi tefsir hadis okumaları da, yardımseverlik ve infak da sadece kadınlar üzerinden yürüyor. Sanki erkekler evin parasını kazanan seküler yaratıklara dönüştü. Sonra bu seküler yaratıklar "Hey başörtülü kız, sen onu giydin ama böyle olmuyor" demeye başladı. Ama bunu demeden yarım saat önce bir macchiatoya 30 lira bayılmıştır, karşı masadaki frapan seküler kıza da bir gülücük atmıştır.

Muhafazakâr erkekler için üç cins var gibi. Kadın, erkek ve bacı. Bu başörtülü kızları eleştiren erkeğin önüne hiç eleştiremeyeceği bir kadını getirsek, kaşları alınmamış, hiç makyaj yapmayan, ferace veya çarşaf giyen... Onu kendi yanına yakıştırır mı?

İsmail Kılıçarslan: Bu tam bir ikiyüzlülük. Müslüman erkeklerin ikiyüzlülüğünü anlatmak konusunda en iyi örnek işte bu. Bizim güzellik anlayışımızı önce Allah belirler, yani kodlar. Sonra kadınlarla şu şu bakımdan evlenilir, siz ahlakça en güzel olanı tercih edin der. Allah'ın kodladığı güzelliği biz şöyle pratize ettik: Biz doğulular güzeli sevmeyiz, bizim sevdiğimiz güzel olur. Ama şimdi Amerika, İngiltere veya Fransa'da bir merkezde dünyanın genel güzellik kuralları bize vaaz ediliyor. Bizim ağır İslamcı delikanlı zihnini güzellik konusunda batı sekülerizmine olduğu gibi teslim etmiş. Adam Charlize Theron'u Angelina Jolie'yi güzel buluyor. Zihni o güzelliğe alışmış ama benim evleneceğim kadın çok takva olmalı falan diyor. Sonra diyorsun ki gel sana takvalı bir kız buldum, bak kaşlarını almıyor, makyaj yapmıyor, çarşaf giyiyor. "Ağabey, şimdi tam olarak..." falan deyip kıvırmaya başlıyor.

Bir bahane de şu; benim kariyer hedefim var, sosyal ortamlara giriyorum, ben yanımda böyle bir kadın taşıyamam. Yani sosyal ortamlara girerken de erkekler, dindar kadından kaçıyorlar. Ancak modaya uyarsa yanlarında taşımak istiyorlar.

İsmail Kılıçarslan: Asıl soru şu: Bir Müslüman erkek başörtülü karısının çarşafa girmesini mi tercih eder, başını açmasını mı? Hangisine daha kolay katlanabilir? Ben buna cevap vermiyorum.

Güzellik anlayışımız, tesettür anlayışımız değişmiş durumda. Ama bütün bunlar değişmiş olmasına rağmen bütün suçu şal takıp makyaj yapan kızda buluyoruz. Bu üzücü, ama bu aynı zamanda şal takıp makyaj yapan,'süslüman' diye tabir edilen sosyolojik kitleyi de araştırmamız veya eleştirmemizi engellemez.

Sadece bu mahalle değil, karşı mahalle de başörtülü kadını eleştiriyor. Eleştiri ve dönüşüm kadın üzerinden yürüyor.

İsmail Kılıçarslan: Evet, karşı mahalle bu konuda sadece kadınlara yükleniyor çünkü Müslüman erkeklerin ne yaptığını bilmiyor. Mesela bir delikanlı başörtülü bir kıza sarılmış, buna bir gençlik hatası demek yerine, "işte bunlar böyle ahlaksız" deyip eleştiriyor. İyi de senin ahlak kurallarının içinde bunu yapmanın ayıp olduğu bile yok ki.

Yani kendi ahlak kuralları ile beni yargılamıyor. Yine benim ahlak kurallarımla yargılıyor.

İsmail Kılıçarslan: Maalesef sadece kıskançlıkları ile hırsları ile hareket ediyorlar. Ellerinden kayıp giden sadece siyasi iktidarı değil, toplumsal iktidarı da geri alabilmek için canhıraş şekilde saldırıyorlar. Beyaz Türklük böyle bir şey. Ben Ayşe Arman'ın başörtülüler hakkında ne düşündüğünü hiç umursamadım. Giysin mini eteğini İsmail Ağa'ya gitsin, sosyolojik deney hayvanı ya oradakiler. Kobay faresi...



Kızınız ile ilgili endişeleriniz var mı?'Tesettüre girer mi? Nasıl bir tesettürlü olur?' gibi…

İsmail Kılıçarslan: 6,5 yaşında bir kızım var. Baba bana barbi alır mısın diyor bazen. Güzellik tanımını batılı kodlarla yapmaktan alıkoymaya çalışıyoruz. Bak kızım Japonlar da güzel, esmerler de güzel, şişman olanlar da güzel gibi... Onun örtünmesini isterim ve emrederim de. Kızım örtüneceksin derim, ben liberal değilim. Velayeti bende olduğu sürece bunu yaparım. Nasıl örtünür? Muhtemelen Türkiye sosyolojisine göre örtünür.

Müslümanın modası olur mu?

İsmail Kılıçarslan: Müslüman güzeldir ve o güzelliğini kendi hayat kalitesine yansıtır. Müslümanlar sefere çıkarken elden geldiği kadar beyaz ve temiz giyinirlerdi ve o tertemizlik, "Siz kimsiniz?" sorusunu sordururdu. Onlar da "Biz Müslümanız" derlerdi. Giydiği elbisenin temizliğine ve İslami kalitesine çok dikkat edecek Müslüman. İslami kalite ne demek? İki gömlekten fazlasını zarar kabul etmek demek. İslam'da değişmeyen bir kural vardır; kıyafetin temiz olacak. İslam'ın bunun dışında herhangi bir moda tanımı yoktur. Havluya sarılan Müslümanlar, bir parça kumaşa sarılan Müslümanlar, üstünde sadece bir parça kumaşı olduğu için onu yıkadığı gün mescide gelemeyen Müslümanlar. Bunlar bugünün Müslümanı için sadece birer hikâyeden ibaret. Ayakkabıma çok uyuyor diye, 600 liraya aldığı ayakkabıya 700 liralık çanta alıyor. Nereye götürüyor onu? Benim param benim kararım noktasına. Çünkü başka türlü hesabını veremez. Aslında ne demeye çalışıyor? Benim nefsim benim köleliğim. Benim param benim kararım demek, benim nefsim benim köleliğim demek.

İslam'da asrısaadette fakir kavramı şu; o gün geceyi aç geçirmeyecek kadar yemeğin varsa fakir değilsin. Yani aç uyumayan fakir değil. O ayakkabıyı, o gömleği, o çantayı alamadığı için yoksunluk çeken yoksullarla dolu bu dünya. "O çantayı alamazsam krize girerim". "Oha ayakkabıya âşık oldum." Bu kelimelere dikkat… Bir ayakkabıya âşık olmak, bir ayakkabıyı alamazsak krize girmek pompalanıyor. Televizyondaki mankenlere benzemeye çalışarak sadece bedenini değil psikolojisini de mahveden bir sürü genç kızımız var ve bunların arasında aynı zamanda başörtülü olanlar var.

Zeynep Bayramoğlu/Lacivert Dergisi  

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat