Olivier Roy, Kayıp Şarkın Peşinde


Olivier Roy, Kayıp Şarkın Peşinde

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 23 Eylül 2015 Çarşamba 10:55


Dünyanın önde gelen siyasal İslam uzmanlarından Olivier Roy'un ilk gençlik yıllarında tanıştığı şarkı, yani Avrupa'nın doğusunu yazdığı kitabı Kayıp Şarkın Peşinde Türkçe okuruyla buluştu.

Küre Medya / Haber Merkezi
Dünyanın önde gelen siyasal İslam uzmanlarından Olivier Roy'un ilk gençlik yıllarında tanıştığı şarkı, yani Avrupa'nın doğusunu yazdığı kitabı Kayıp Şarkın Peşinde Türkçe okuruyla buluştu.

Kitapta Roy, 20 yıl aradan sonra döndüğü eşinin Şırnak'taki köyünü, "Köye vardığımızda bütün genç kuzenlerinin düşük belli jean pantolonlar giydiğini, komşu kasabadaki küçük markette Fransa'yla aynı ürünlerin bulunduğunu, banka kartının her yerde kabul edildiğini, bankamatikler olduğunu ve kısa süre önce köye hızlı erişimli internet bağlantısı gelmiş olduğunu gördük; gençler Skype'ta, Facebook'ta ya da cep telefonlarıyla Almanya, İsveç ya da İsviçre'deki yeğenleriyle saatlerce konuşuyorlardı. Şark yoktu artık" diye betimliyor.


Olivier Roy dünyanın önde gelen İslam toplumları uzmanlarından biri. Kendisini tanımayanlar da kullanıma soktuğu kavramları kesinlikle kullanıyor ya da biliyordur. Günümüzde sıklıkla başvurulanlarından ikisi: Siyasal İslam ve Ilımlı İslam kavramları.

Siyasal İslamın İflası, İran: Bir Devrimin Tükenişi, Yeni Orta Asya ya da Ulusların İmal Edilişi ve Küreselleşen İslam kitaplarının ardından Roy'un anlatımlarına dayalı bir kitap daha Türkçe okuruyla buluştu. Roy'un önceki kitaplarını basan Metis Yayınları, din sosyoloğu ve Fransa'daki yayıncısı Jean-Louis Schelegel'in Roy ile nehir söyleşisi tarzındaki kitabı Kayıp Şarkın Peşinde'yi de yayınladı. Roy'un Küreselleşen İslam adlı kitabının da çevirmeni olan Haldun Bayrı'nın Türkçeleştirdiği kitap, okuru 68'in Fransasından 80'lerin Afganistanına 90'ların Orta Asyasına, İran'a, Türkiye'ye, Suriye'ye, Lübnan'a, Sudan'a uzanan bir coğrafyada dolaştırıyor.

"Asya'nın sınırı Üsküp"

Bu söyleşi-kitapta "şark", hem bir kavram hem de Roy'un deneyimlerinin coğrafyası olarak bulunuyor. Şark kavramının Batılının (Avrupa) zihnindeki karşılığı üzerine kapsamlı bir tartışmaya giren Roy'un, kendisinin şarkı tanıma süreci de oldukça maceralı bir süreç. Roy'un, Bismarck'ın "Asya'nın sınırı Belgrad'da başlar" sözünden alıntıyla tanımladığı şarkla ilk tanışması, 18 yaşındayken "Osmanlı minareleriyle karşılaştığı" Üsküp'te olur. Roy'u da şarka yönlendiren, şarka dair Batılının egzotiklik algısıdır. Çocukluğunda okuduğu bir kitabın etkisiyle hayal ettiği şarkın peşinde, Afganistan yolundadır. Duraklarından biri de İstanbul... Hindistan, Nepal ve Afganistan yolundaki Hippilerin konakladığı bir otelde kalır, onların buluşma noktası Pudding Shop'u yolculuğunun üssü edinir ve okura o yılların İstanbul'unu tasvir eder. Sonra ver elini İran, ardından da Afganistan'la tanışma. Sonraki yıllar boyunca defalarca tekrarlanacak bu güzergah, üzerindeki insanlar, onların kültürleri, siyaset etme biçimleri, inanışları ve inanışlarının günlük yaşamlarını, düşünce dünyalarını biçimlendirme biçimleri Roy'un uzmanlaşacağı alanlar olacaktır.

Şarkın peşine düşmeden önce


Olivier Roy kitabın başında bir girizgah yaptığı şarkın peşine düşmeden önce okura Fransa'da epeyce bir vakit geçirtiyor, 68 Fransasını da etraflıca tartışıyor. Hakim anlayışlar ve totaliter aygıtlara karşı dizginlerinden boşalan ve eyleme geçen özgürlük arzusunu, politik, kültürel ve en başta da cinsel tabuların yerle bir edilmesini ve bunun aktörlerini tasvir eder. Sonrasında gelen durulma, kendisinin de bir parçası olduğu sol gençlik örgütlerinin, sonrasında bu çevreden uzaklaşmasına yol açacak olan seyrine ilişkin Roy, eleştirel bir analizde bulunuyor. Roy, sonrasında solun yerelde iktidara gelişini ve iktidarın solu nasıl biçimlendirdiğini ve Fransa siyasetine hakim olan zihinsel kodları ve kökenlerini, bunun güncel yansımalarını da başta Mağripliler ve laiklik-İslam sorunu çerçevesinde tezahür edişini tartışıyor.

Kitapta Roy'un kişisel tecrübesi üzerinden Fransa'nın entelektüel çehresini oluşturan önemli isimlerin yetiştiği ve akımların yeşerdiği eğitim kurumları, özellikle de École Normale Supérieure (Yüksek Öğrenim Okulu) ve oraya kabul ediliş süreci ile dönemin düşünce dünyasını ve akademik çatışmalarını şekillendiren gelişmeleri de okura aktarıyor.

Afganistan'a ilk ziyaret

Ardından Roy, örtük bir şekilde ifade ettiği kürenin öteki yanına geçer. İlk kez 1969'da gittiği ve ardından da neredeyse her yıl ziyaret ettiği Afganistan'ı ve bu ülkeyi 11 Eylül'den sonra dünya gündeminin merkezine oturtacak değişim sürecini aktarır. Burada bir antrparantez açarak, Batılı bir uzmanın/akademisyenin yöneldiği konuyu ele alışındaki ciddiyetinin göstergesi olarak, ilk iş dil öğrendiğine dikkat çekmek gerekiyor. Roy da yıllar boyunca altını üstüne getireceği Afganistan'a daha ilk yolculuğu öncesinde Farsça öğrenir ve süreç içinde bu dile hakimiyetini mükemmelleştirir. 1979'da Sovyetler Birliği Afganistan'ı işgal edince, dünyanın gözü bu bölgeye çevrilir ve bu gelişmeler de Roy'un uzmanlığını iktidar sahipleri nezdinde o ya da bu ölçüde kıymetli hale getirir. Ülkesi Fransa, Afganistan'da olanlara bigane kalsa da bakanlıklara danışmanlık yapar, uluslararası örgütlerle ilişkiye geçer, bazen görevler üstlenir. Akademide bilgi verir, politik karar vericilere etkide bulunmaya çalışır.

Uzmanlık etiki - entelektüelin işlevi

Olivier Roy'un kitabının odak noktası tam da budur. Roy tabii ki profesyonel bir merakla tanıdığı şarkı, politika, kültür, inanç, toplumsal failler, kadınlar vs. türlü bağlamlarla anlatsa ve onu uzmanlığının nesnesi haline getirse de burada araştırmacı olarak kendi konumunu açıklamak endişesini yansıtır. Roy, kitap boyunca anlattıklarına eşlik eden bir uzmanlık etiki ve entelektüelin işlevi tartışmasını sürdürür.

"Herkesle konuşup herkese aynı şeyi söylemek"

Roy, öncelikle sosyal bilimlerdeki kültüralist kalıplara ve yerleşik başkaca yaklaşımlara karşı çıkar. Etnografik yöntemleri, sahayı inceleyerek şarka dair bir kuram oluşturmayı savunur, sıklıkla Pierre Bourdieu'ya referans verir. Roy'un kuramını inşa ediş biçimi budur. Ama endişesini taşıdığı hissedilen konunun bu olmadığı açıktır. Roy, sahada deneyim kazandığı süre boyunca Afgan kabilelerini, savaşçılarını ve diğer yerel unsurları tanımakla ya da Siyasal İslam'ın, küresel cihadın, El Kaide'nin orada doğuşunu gözlemlemekle kalmamış, bir yandan da türlü istihbarat örgütlerinin teklifleriyle karşılaşmıştır. Bunları okura sakınımsız anlatır ve elbette reddetmiştir. Ancak devletlerle ilişkisi olmuş, hatta BM adına, AGİT adına görev üstlenmiştir.

Elçiliklerle, bakanlıklarla bağlar kurmuş hatta düzenleyicisi CIA olan bir konferansa da katılmıştır. İşte bu örnek üzerinden entelektüelin işlevi üzerine tartışmalara değinir; entelektüeli, iktidardan bağımsız ve ona karşı tavrı üzerinden tanımlayan hakim görüşe fiilen ters düşen Roy, pragramatik birkaç gerekçesini sayar ve bu anlayışlı uzun boylu bir tartışmaya girmez. Ama Roy kendini bir uzman olarak konumlar ve buna ilişkin sadık kaldığı etik çerçeveyi de net olarak çizer: "Herkesle konuşup herkese aynı şeyi söylemek; düşündüğümüz her şeyi yazmak ve yayımlamak; kısacası, görüştüklerimizde sözümona bir saflık aramaksızın düşüncemizi kamusal kılmak -çünkü görüşülenin kim olduğunu asla bilemeyiz. Ve gözünü budaktan sakınmamak. Bu yalın kural kariyerim boyunca benim için yol gösterici olmuştur."

 "Şark yoktu artık"

Roy tabii ki, Afganistan'da nasıl çatışmaların ortasında kaldığını, savaşın toplumda ve yerel liderliklerde yarattığı dönüşümleri, Sovyet işgaline karşı savaşan Afganlara verilen dış destekleri, silah dağıtımının "huzur bozucu" rolünü, kavimlerin ve kabilelerin yeniden şekillenişini, savaşın zorunlu kıldığı tekrar şekillenmeleri de anlatıyor. Elbette aradan geçen onlarca yılda ilk tanıştığı şarktan eser kalmamış, şark da küreselleşen kapitalizmin düzenine meşrebince dahil olmuştur. Roy, bunu da karısının Şırnak'ta doğduğu köye 2005'teki ziyaretleri üzerinden betimler: 

"Karım akrabalarının 20 sene önce yaptıklarını anlattı. Bol giysiler, uzun kollu entariler hazırladı, dolarlar satın aldı ve bir valizi'modern' ürünlerle doldurdu. Ama köye vardığımızda bütün genç kuzenlerinin düşük belli jean pantolonlar giydiğini, komşu kasabadaki küçük markette Fransa'yla aynı ürünlerin bulunduğunu, banka kartının her yerde kabul edildiğini, bankamatikler olduğunu ve kısa süre önce köye hızlı erişimli internet bağlantısı gelmiş olduğunu gördük; gençler Skype'ta, Facebook'ta ya da cep telefonlarıyla Almanya, İsveç ya da İsviçre'deki yeğenleriyle saatlerce konuşuyorlardı. Şark yoktu artık. (...) Bilet fiyatları düştükçe, görünüşe göre dünya daraldı; oysa bir noktadan diğerine uçakla gidebiliyorsak da yol, hakiki yol; bir sonraki arabayı, bir sonraki otobüsü, bir sonraki treni beklemek gereken yol; kenarlarında yaşayanlarla konuşmayı gerektiren yol; dil, yemek, koku, alfabe, davranış ve bilgelik değişimlerini takdir etme zamanını bize tanıyan yol; o yol artık yok işte. Ve benim için Kayıp Şark, o intisap yolculuklarının mecazıdır. Küreselleşme zamanı öldürdü; geçen zamanı, bir hikaye anlatma zamanını, olgunlaşma zamanını, aylaklık etme zamanını ve zamanın havasını içine çekme zamanını... Burada bundan, ve sadece bundan söz etmek istiyorum."

 CNN TÜRK

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat